I know Tom didn't want to eat that. Tom'un onu yemek istemediğini biliyorum. Tom'un bunu yemek istemediğini biliyorum. Tom has made some bad decisions. Tom bazı kötü kararlar aldı. Tom bazı kötü kararlar verdi. You should spend some time thinking about that. Bunun hakkında düşünerek biraz zaman harcamalısın. Bunu düşünmek için biraz zaman harcamalısın. He can't stop her. O onu durduramaz. Onu durduramaz. Normally I take the bus to school. Normalde okul için otobüse binerim. Normalde okula otobüsle giderim. The villagers went in search of the missing child. Köylüler kayıp çocuğu aramaya gittiler. Köylüler kayıp çocuğu aramaya gittiler. The Ottoman Empire decriminalized homosexuality in 1858. Osmanlı Devleti eşcinselliği 1858 yılında suç olmaktan çıkarmıştır. Osmanlı İmparatorluğu 1858'de eşcinselliği suç olmaktan çıkardı. Vesuvius and Etna are the two most well-known volcanoes in Italy. Vezüv ve Etna, İtalya'daki en çok bilinen yanardağlardır. Vezüv ve Etna, İtalya'nın en çok bilinen iki volkanıdır. Tom is shutting the door. Tom kapıyı kapıyor. Tom kapıyı kapatıyor. What would you like to see happen now? Şimdi ne olmasını görmek istersin? Şimdi ne olacağını görmek ister misin? They say you've been ill. Hasta olduğunu söylüyorlar. Hasta olduğunu söylüyorlar. What happened at school yesterday? Dün okulda ne oldu? Dün okulda ne oldu? Who's not busy? Kim müsait? Kim meşgul değil? I'm happy that I was able to do that for you. Bunu senin için yapabildiğime sevindim. Bunu senin için yapabildiğim için mutluyum. Tom moved back to Australia with his kids. Tom çocuklarıyla birlikte Avustralya'ya geri taşındı. Tom çocuklarıyla birlikte Avustralya'ya geri döndü. He had gone there to help garbage workers strike peacefully for better pay and working conditions. Daha iyi maaş ve daha iyi çalışma koşulları için temizlik emekçileri grevine barış içinde yardım etmek için oraya gitmişti. Çöp işçilerinin daha iyi ücret ve çalışma koşulları için barışçıl bir şekilde grev yapmasına yardım etmek için oraya gitmişti. You should ask for permission first. Önce izin istemelisin. Önce izin istemelisiniz. Please let me know if you need anything. Bir şeye ihtiyacın olursa lütfen bana bildir. Bir şeye ihtiyacınız olursa lütfen haber verin. Do you remember what we used to say about Tom? Tom hakkında ne söylediğimizi hatırlıyor musun? Tom hakkında ne dediğimizi hatırlıyor musun? Tom is searching for a way out. Tom bir çıkış yolu arıyor. Tom bir çıkış yolu arıyor. You need to quit cold turkey. Şak diye bırakman gerekiyor. Soğuk hindiyi bırakmalısın. Do you think you're smarter than Tom? Tom'dan daha akıllı olduğunu düşünüyor musun? Sence Tom'dan daha mı zekisin? Have you experienced nausea recently? Bu aralar bulantınız oluyor mu? Son zamanlarda mide bulantısı yaşadınız mı? Have you left the state within the last 14 days? Son 14 gün içinde eyalet dışına çıktınız mı? Son 14 gün içinde eyaletten ayrıldınız mı? That isn't a smart thing to do. Bu yapılacak akıllıca bir şey değil. Bu akıllıca bir şey değil. No deal has been reached yet. Henüz bir anlaşmaya varılamadı. Henüz bir anlaşmaya varılmadı. I want to die. Ölmek istiyorum. Ölmek istiyorum. There are some performances that leave one breathless. Birini nefes nefese bırakan bazı performanslar vardır. Bazı performanslar vardır ki nefes nefese kalır. They shared glances. Onlar bakışları paylaştılar. Bakışlarını paylaştılar. Tom told me to look him up if I ever get to Boston. Tom, Boston'a yolum düşecek olursa kendisine uğramamı söyledi. Tom, Boston'a gidersem onu aramamı söyledi. Let me hear what you have to say. Söylemek zorunda olduğun şeyi duymama izin ver. Söyleyeceklerini duymama izin ver. This is another Tom. Bu başka bir Tom. Bu da başka bir Tom. I'll be here all morning. Bütün sabah burada olacağım. Bütün sabah burada olacağım. There's no evidence that ever happened. Bunun gerçekleştiğine dair hiçbir delil yok. Hiç böyle bir şey olduğuna dair bir kanıt yok. I lost my son about a decade ago. Yaklaşık on yıl önce oğlumu kaybettim. On yıl kadar önce oğlumu kaybettim. What frequency is Tatoeba FM on? Tatoeba FM hangi frekansta? Tatoeba FM hangi frekansta? Are you sure you don't want me to tell Tom? Tom'a söylememi istemediğine emin misin? Tom'a söylememi istemediğine emin misin? Tom's parents told Tom not to do that. Tom'un ailesi, Tom'a bunu yapmamasını söyledi. Tom'un ailesi Tom'a bunu yapmamasını söyledi. If I had known her address at the time, I would have visited her. Eğer o zaman onun adresini biliyor olsaydım ziyaretine gidecektim. O sırada adresini bilseydim onu ziyaret ederdim. The voters want change. Seçmenler değişim istiyor. Seçmenler değişim istiyor. We didn't quite do exactly what Tom wanted us to do. Tom'un yapmamızı istediği şeyi tam olarak yapmadık. Tom'un yapmamızı istediği şeyi tam olarak yapmadık. This should keep you busy. Bu seni eğleyecektir. Bu seni meşgul eder. Are you allergic to any foods? Gıda alerjin var mı? Herhangi bir yiyeceğe alerjiniz var mı? It is two miles from here to the park. Buradan parka iki mildir. Buradan parka 3 km uzaklıktadır. Why did you have the lights turned off? Neden ışıkları kapattırdın? Neden ışıkları kapattın? There are a lot to choose from. İçinden seçecek çok şey var. Seçilebilecek çok şey var. Tom seemed to be relaxed. Tom rahatlamış görünüyordu. Tom rahatlamış görünüyordu. We don't know who he is. Onun kim olduğunu bilmiyoruz. Kim olduğunu bilmiyoruz. In a game of chess, when the same position is repeated three times, the game ends without a winner. The result is therefore a tie. Satrançta tahta üzerinde aynı konum üç kez oluşursa oyun berabere biter. Bir satranç oyununda, aynı pozisyon üç kez tekrarlandığında, oyun kazanan olmadan sona erer. Sonuç bu nedenle bir beraberliktir. Why were you late for class? Derse neden geç kaldın? Derse neden geç kaldın? You'll have to wait until tomorrow for the results. Sonuçlar için yarına kadar beklemeniz gerekecek. Sonuçlar için yarına kadar beklemen gerekecek. The boy gave up his seat to the old man on the bus. Çocuk otobüste koltuğunu yaşlı adama verdi. Çocuk koltuğunu otobüsteki yaşlı adama verdi. As for me, I have no objection. Bana gelince, itirazım yok. Bana gelince, bir itirazım yok. I think I have what it takes to be a manager. Sanırım bir müdür olmak için gereken şeylere sahibim. Sanırım yönetici olmak için gerekenlere sahibim. How did you like the hotel you stayed at? Nasıl, kaldığınız oteli beğendiniz mi? Kaldığınız oteli beğendiniz mi? Why don't you want to do that today? Neden onu bugün yapmak istemiyorsun? Neden bugün bunu yapmak istemiyorsun? I'm from Kurdistan. Kürdistanlıyım. Ben Kürdistanlıyım. I wonder who put this here. Bunu buraya kimin koyduğunu merak ediyorum. Bunu buraya kimin koyduğunu merak ediyorum. Tom was worried about you. Tom senin için endişeliydi. Tom senin için endişelendi. He came to New York in search of work. New York'a iş aramak için geldi. New York'a iş aramaya geldi. I did enough for Tom. Tom için yeterince şey yaptım. Tom için yeterince yaptım. Tom wanted to hang out with Mary. Tom Mary ile takılmak istedi. Tom Mary ile takılmak istedi. Just watch and listen. Sadece izle ve dinle. Sadece izle ve dinle. What splendid houses they are! Ne müthiş ev bunlar! Ne muhteşem evler bunlar! I've been coaching three years. Ben üç yıldır antrenörlük yapıyorum. Üç yıldır koçluk yapıyorum. Tom told Mary that she must leave. Tom Mary'ye onun ayrılmak zorunda olduğunda söyledi. tom mary'ye gitmesi gerektiğini söyledi. Tom came to the meeting late. Tom toplantıya geç geldi. Tom toplantıya geç geldi. I have some questions to ask Tom. Tom'a sorulacak bazı sorularım var. Tom'a sormam gereken bazı sorular var. Sleeping is regarded as a waste of time by numerous people. Bazıları uyumayı vakit kaybı olarak görüyor. Uyku, birçok insan tarafından zaman kaybı olarak kabul edilir. It looks like you were right. Tom was the guy who stole Mary's violin. Haklıydın gibi görünüyor. Mary'nin kemanını çalan adam Tom'du. Tom, Mary'nin kemanını çalan adamdı. I know I can trust you to take good care of Tom. Tom'a iyi bakmak için sana güvenebileceğimi biliyorum. Tom'a iyi bakman için sana güvenebileceğimi biliyorum. Everyone knows you're crazy about him. Herkes ona bayıldığını biliyor. Herkes onun için deli olduğunu biliyor. Tom has his reasons for doing that. Tom'un onu yapmak için nedenleri var. Tom'un bunu yapmak için sebepleri var. Tom seems to be getting suspicious. Tom şüpheleniyor gibi görünüyor. Tom şüphelenmeye başladı. I can think of some situations in which a knife would come in handy. Bir bıçağın yararlı olabileceği bazı durumları düşünebiliyorum. Bir bıçağın işe yarayacağı bazı durumlar düşünebilirim. That isn't the only thing that Tom wanted. Tom'un istediği tek şey bu değil. Tom'un istediği tek şey bu değildi. Tom got locked out of his dormitory. Tom, yurdunun dışında kilitli kaldı. Tom yatakhanesinden kilitlendi. Tom was so terrified. Tom çok dehşete kapılmıştı. Tom çok korkmuştu. Tom was a typical teenager. Tom tipik bir gençti. Tom tipik bir gençti. Tom has been asking stupid questions all morning. Tom bütün sabah aptalca sorular soruyor. Tom sabahtan beri aptalca sorular soruyor. I hope Tom is safe. Umarım Tom güvendedir. Umarım Tom güvendedir. I don't do that as often as I used to. Onu eskisi kadar sık ​​yapmıyorum. Bunu eskisi kadar sık yapmam. Tom told me what was happening there. Tom bana orada neler olduğunu anlattı. Tom orada neler olduğunu anlattı. Do you have any lamb ribs? Sizde kuzu pirzola var mı? Kuzu kaburgan var mı? I'm not a celebrity. Ben bir şöhret değilim. Ben ünlü değilim. This is the place where the battle took place. Bu, savaşın olduğu yerdir. Burası savaşın gerçekleştiği yer. It'll be tonight. Bu gece olacak. Bu gece olacak. Do you really want this? Bunu gerçekten istiyor musun? Bunu gerçekten istiyor musun? Come in, please, the door is open. İçeri gir lütfen, kapı açık. İçeri gelin, lütfen, kapı açık. My grandfather comes from Osaka. Büyükbabam Osaka'lıdır. Büyükbabam Osaka'dan geliyor. I was able to pass the test. Ben testi geçebildim. Testi geçebildim. Tom got shot, but he survived. Tom vuruldu ama ölmedi. Tom vuruldu ama hayatta kaldı. Nobody knows just how many people died in the accident. Kazada kaç kişinin öldüğünü henüz kimse bilmiyor. Kazada kaç kişinin öldüğünü kimse bilmiyor. Would you like coffee or tea with your breakfast? Kahvaltının yanında çay ya da kahve ister misin? Kahvaltınızda kahve veya çay ister misiniz? Michael speaks Japanese, not to mention English. Michael İngilizcenin yanı sıra Japonca da konuşur. Michael Japonca biliyor, İngilizceden bahsetmiyorum bile. Who needs medical help? Kimin medikal yardıma ihtiyacı var? Tıbbi yardıma kimin ihtiyacı var? Is Tom famous? Tom ünlü mü? Tom ünlü mü? Switzerland hardened its immigration policy. İsviçre göç politikasını sertleştirdi. İsviçre göçmenlik politikasını sertleştirdi. Mothers are often not appreciated. Anneler çoğunlukla takdir edilmezler. Anneler genellikle takdir edilmez. How did you know where I lived? Nerede yaşadığımı nasıl bildin? Nerede yaşadığımı nasıl bildin? Tom wondered how Mary managed to win. Tom Mary'nin kazanmayı nasıl başardığını merak etti. tom mary'nin nasıl kazandığını merak etti. Tom doesn't seem to care about what might happen. Tom ne olabileceğini umursuyor gibi görünmüyor. Tom neler olabileceğini umursamıyor gibi görünüyor. I make my own luck. Ben kendi şansımı yaratıyorum. Kendi şansımı kendim yaratırım. I grew up with these TV shows. Bu dizilerle büyüdüm. Bu dizilerle büyüdüm. Tom is going to regret doing that. Tom onu yaptığına pişman olacak. Tom bunu yaptığına pişman olacak. We saw Mr. Sato leave the room. Bay Sato'nun odadan ayrıldığını gördük. Bay Sato'nun odadan çıktığını gördük. I heard a call for help. Bir yardım çağrısı duydum. Yardım çağrısı duydum. Tom didn't pay his phone bill. Tom telefon faturasını ödememiş. Tom telefon faturasını ödemedi. The Philippines is predominantly a Catholic country. Filipinler ağırlıklı olarak Katolik bir ülkedir. Filipinler ağırlıklı olarak Katolik bir ülkedir. There are about 460,000 millionaires in Tokyo. Tokyo'da yaklaşık 460.000 milyoner vardır. Tokyo'da yaklaşık 460.000 milyoner var. I think Tom will be coming back next week. Sanırım Tom gelecek hafta geri geliyor olacak. Tom'un gelecek hafta geleceğini düşünüyorum. How long was I unconscious? Ne kadar zaman bilinçsizdim? Ne zamandır baygınım? Come on, Rima. Let's dance all fucking night. Hadi Rima, yarınlar yokmuşçasına sabaha kadar dans edelim. Hadi Rima, bütün gece dans edelim. We want to hire someone to help Tom on the farm. Çiftlikte Tom'a yardım edecek birisini işe almak istiyoruz. Tom'a çiftlikte yardım etmesi için birini tutmak istiyoruz. That's all I wanted to say. Tüm söylemek istediğim bu. Tek söylemek istediğim buydu. It's been a good year. Bu iyi bir yıldı. İyi bir yıl oldu. Tom doesn't want to be last. Tom souncu olmak istemiyor. Tom sonuncu olmak istemiyor. The man built up a large fortune. Adam büyük bir servet yaptı. Adam büyük bir servet inşa etti. Her comments were distorted on social media. Sözleri sosyal medyada bağlamından koparıldı. Yorumları sosyal medyada çarpıtıldı. Yanni stopped by. Yanni uğradı. Yanni uğradı. Tom gasped. Tom nefes nefese kaldı. Tom bayıldı. I hate it when things like this happen. Böyle şeyler olduğunda bundan nefret ediyorum. Böyle şeylerin olmasından nefret ediyorum. Do you use bath salts? Banyo tuzu kullanıyor musunuz? Banyo tuzu kullanıyor musunuz? I'll get us some more wine. Bize biraz daha şarap getireyim. Biraz daha şarap getireyim. It doesn't hurt at all. O hiç incitmez. Hiç acıtmıyor. I haven't heard from Tom in quite some time. Uzun bir süredir Tom'dan haber almadım. Tom'dan uzun zamandır haber alamadım. There's no evidence that that ever happened. Bunun olduğuna dair hiç kanıt yok. Bunun olduğuna dair hiçbir kanıt yok. She bought eggs by the dozen. O düzineyle yumurta aldı. Bir düzine yumurta aldı. Last winter was very cold. Geçen kış çok soğuktu. Geçen kış çok soğuktu. I think we lost Tom. Sanırım Tom'u kaybettik. Sanırım Tom'u kaybettik. The minister was obliged to resign from the Cabinet. Bakan, kabineden istifa etmek zorunda kaldı. Bakan kabineden istifa etmek zorunda kaldı. I think we're just about finished. Sanırım bitirmek üzereyiz. Sanırım işimiz bitmek üzere. We should keep away from the poisonous plants. Zehirli bitkilerden uzak durmalıyız. Zehirli bitkilerden uzak durmalıyız. Finishing a book or movie you've started but don't like is a good example of the sunk cost fallacy. Başlanıp da beğenilmeyen bir kitap ya da filmi sonuna kadar okuyup izlemek, batık maliyet yanılgısına güzel bir örnektir. Başladığınız ancak sevmediğiniz bir kitabı veya filmi bitirmek, batmış maliyet yanılgısının iyi bir örneğidir. Maybe that's the reason why Tom isn't here today. Belki Tom'un bugün burada olmamasının nedeni budur. Belki de Tom'un bugün burada olmamasının nedeni budur. I love the way you dance. Dans etme şeklini seviyorum Dans tarzını seviyorum. We're having so much fun. Biz çok eğleniyoruz. Çok eğleniyoruz. Please don't go. Don't leave me alone here. Lütfen gitme. Beni burada yalnız bırakma. Lütfen gitme, beni burada yalnız bırakma. You still owe me last month's rent. Geçen ayın kirasını daha ödemedin bana. Bana hala geçen ayın kirasını borçlusun. There's no evidence that that ever happened. Bunun gerçekleştiğine dair hiçbir delil yok. Bunun olduğuna dair hiçbir kanıt yok. Tom dealt the cards. Tom kartları dağıttı. Tom kartları dağıttı. Getting rid of garbage has become a major headache for the authorities. Çöpten kurtulmak yetkililer için büyük bir baş belası haline gelmiştir. Çöplerden kurtulmak yetkililer için büyük bir baş ağrısı haline geldi. They're going to kill her. Onları onu öldürecekler. Onu öldürecekler. You should call your parents more often. Ebeveynlerini daha sık aramalısın. Aileni daha sık aramalısın. Tom got arrested and spent the night in jail. Tom tutuklandı ve geceyi hapishanede geçirdi. Tom tutuklandı ve geceyi hapiste geçirdi. I like curry rice. Köri pilavını severim. Köri pilavını severim. I have a car, but I hardly ever use it. Arabam var, ama çok nadir kullanıyorum. Arabam var ama neredeyse hiç kullanmıyorum. We know it's Tom. Tom olduğunu biliyoruz. Tom olduğunu biliyoruz. I know how to make her talk. Onu nasıl konuşturacağımı biliyorum. Onu nasıl konuşturacağımı biliyorum. Sami showed Layla Salima's e-mails. Sami, Leyla'ya Salima'nın e-postalarını gösterdi. Sami, Layla Salima'nın e-postalarını gösterdi. The president suddenly resigned. Devlet başkanı aniden istifa etti. Başkan aniden istifa etti. Get back here. Buraya geri gel. Buraya gel. He drives a light truck. O bir kamyonet kullanıyor. Hafif bir kamyon kullanıyor. That was a broad hint. O çok belirgin bir imaydı. Bu geniş bir ipucuydu. Tom wanted to stay with his mother. Tom annesiyle kalmak istedi. Tom annesiyle kalmak istedi. Tom isn't fooling anybody. Tom kimseyi kandırmıyor. Tom kimseyi kandırmıyor. They helped each other do homework. Onlar ev ödevlerini yapmakta birbirlerine yardım ettiler. Birbirlerine ödev yapmalarında yardımcı oldular. My son wants to be a professional golfer. Oğlum profesyonel bir golfçü olmak istiyor. Oğlum profesyonel bir golfçü olmak istiyor. The waiter will serve a soup. Garson çorba servis edecek. Garson bir çorba ikram eder. You know I don't mind. Umursamadığımı biliyorsun. Benim için sorun olmadığını biliyorsun. You bought me a gift?! Bana bir hediye mi aldın?! Bana hediye mi aldın?! Tom always wanted to be a doctor. Tom hep bir doktor olmayı istemişti. Tom her zaman doktor olmak istemiştir. Tom writes much better now than he used to. Tom şimdi eskisinden çok daha iyi yazar. Tom artık eskisinden çok daha iyi yazıyor. I need to find something to eat. Yiyecek bir şeyler bulmam lazım. Yiyecek bir şeyler bulmam lazım. I have a ton of stuff to do. Yapacak tonla işim var. Bir sürü işim var. Tom arrived just in time for dinner. Tom akşam yemeği için tam zamanında geldi. Tom akşam yemeği için tam zamanında geldi. I have four cats. Benim dört kedim var. Dört kedim var. He is working hard to pass the examination. Sınavı geçmek için çok çalışıyor. Sınavı geçmek için çok çalışıyor. The bill triggered a storm of outrage. Fatura şiddetli bir tartışmanın fitilini ateşledi. Tasarı bir öfke fırtınası tetikledi. Tom has his father's blue eyes. Tom'un gözünün maviliği babasına çekmiş. Tom'un babasının mavi gözleri var. Tom is going to be happy to see you. Tom seni gördüğüne sevinecek. Tom seni gördüğüne çok sevinecek. Tom doesn't expect anything from life anymore. Tom artık hayattan hiçbir şey beklemiyor. Tom artık hayattan bir şey beklemiyor. There are five World Heritage Sites in Maharashtra: Ellora Caves, Ajanta Caves, Elephanta caves, Chhatrapati Shivaji Terminus and the Western Ghats. Maharashtra'da beş Dünya Mirası Alanı vardır:Ellora Caves, Ajanta Caves, Elephanta caves, Chhatrapati Shivaji Terminus and the Western Ghats. Maharashtra'da beş Dünya Mirası Alanı vardır: Ellora Mağaraları, Ajanta Mağaraları, Elephatra mağaraları, Chhatrapati Shivaji Terminus ve Batı Ghats. You'll get used to the bumper-to-bumper traffic of this city. Bu şehrin trafik çilesine alışacaksın. Bu şehrin tampondan tampona trafiğine alışacaksınız. This material absorbs CO2. Bu malzeme CO₂ emer. Bu madde CO2'yi emer. I will write to you as soon as I can. Ben size yazabildiğim kadar kısa sürede yazacağım. Elimden geldiğince çabuk size yazacağım. Where do you live, exactly? Tam olarak nerede yaşıyorsun? Tam olarak nerede yaşıyorsun? The army was involved in a number of brilliant actions during the battle. Ordu savaş sırasında bir dizi görkemli eylemlerde yer aldı. Ordu, savaş sırasında bir takım parlak eylemlerde yer aldı. The mayor's daughter has been kidnapped. Belediye başkanının kızı kaçırıldı. Belediye başkanının kızı kaçırıldı. Do you have pain when urinating? İdrarınızı yaparken ağrı oluyor mu? İdrar yaparken ağrınız var mı? Eating habits in China have been rapidly becoming Americanized in recent years. Çin'de yemek yeme alışkanlıkları son yıllarda hızla Amerikanlaşmaya başlamıştır. Çin'de beslenme alışkanlıkları son yıllarda hızla Amerikanlaşmıştır. How do they manage to find time to do that? Onu yapmak için zaman bulmayı nasıl başarıyorlar? Bunu yapmak için zaman bulmayı nasıl başarırlar? Has he talked to you? O seninle konuştu mu? Seninle konuştu mu? Are these light bulbs harmful to the environment? Bu ampuller çevreye zararlı mı? Bu ampuller çevreye zararlı mı? I don't want to see her anymore. Artık onu görmek istemiyorum. Artık onu görmek istemiyorum. Tom and Mary talked about that. Tom ve Mary onun hakkında konuştu. Tom ve Mary bu konuda konuştular. Tom never goes to school by bus. Tom asla okula otobüsle gitmez. Tom asla okula otobüsle gitmez. I'm certain Tom will pass the exam. Tom'un sınavı geçeceğinden eminim. Tom'un sınavı geçeceğine eminim. Most of my friends are college graduates. Arkadaşlarımın çoğu üniversite mezunu. Arkadaşlarımın çoğu üniversite mezunu. If our prices are too high, people will spend their money elsewhere. Eğer fiyatlarımız çok yüksek olursa, insanlar parasını başka yerde harcar. Eğer fiyatlarımız çok yüksekse, insanlar paralarını başka bir yerde harcarlar. He will return within 3 hours. O, üç saat içinde dönecek. 3 saat içinde geri dönecek. It's going to be embarrassing. Bu utanç verici olacak. Utanç verici olacak. You don't speak Portuguese, right? Portekizce bilmiyorsun, değil mi? Portekizce bilmiyorsun, değil mi? Let's get wild. Hadi azıtalım. Hadi vahşileşelim. Teaching foreign languages at preschool level does not make much sense. Okul öncesi dönemde yabancı dil eğitimi çok anlamlı değil. Yabancı dillerin okul öncesi düzeyde öğretilmesi çok anlamlı değildir. Tom knew Mary had studied French for three years. Tom Mary'nin üç yıldır Fransızca eğitimi gördüğünü biliyordu. Tom, Mary'nin üç yıl boyunca Fransızca öğrendiğini biliyordu. I can't order Tom to do that. Tom'a bunu yapmasını söyleyemem. Tom'a bunu yapmasını emredemem. Tom guessed Mary's password. Tom Mary'nin parolasını tahmin etti. Tom Mary'nin şifresini tahmin etti. I like the Turkish way of drinking tea. Türk usulü çay içmeyi seviyorum. Türklerin çay içme tarzını seviyorum. Tom asked Mary to open the window, but she wouldn't. Tom Mary'den pencereyi açmasını rica etti, ama o açmadı. Tom Mary'den pencereyi açmasını istedi ama açmadı. Tom got here less than ten minutes ago. Tom on dakikadan daha az bir sürede buraya geldi. Tom on dakikadan az bir süre önce geldi. He cannot see anything without his glasses. Gözlükleri olmadan hiçbir şey göremez. Gözlüğü olmadan hiçbir şey göremez. Cats don't eat bananas. Kediler muz yemez. Kediler muz yemez. Tom spent the whole day at the mall. Tom tüm günü AVM'de geçirdi. Tom bütün gününü alışveriş merkezinde geçirdi. Dan wants to start his own radio station. Dan kendi radyo istasyonunu başlatmak istiyor. Dan kendi radyo istasyonunu kurmak istiyor. Mr. Wang learned German because he wanted to work in Germany. Bay Wang Almanca öğrendi çünkü o Almanya'da çalışmak istiyordu. Bay Wang, Almanya'da çalışmak istediği için Almanca öğrendi. The findings of this study were no surprise. Bu çalışmanın ortaya koyduğu bulgular sürpriz olmadı. Bu çalışmanın bulguları sürpriz değildi. Christmas is soon. Noel yakında. Noel çok yakında. How was lunch? Öğle yemeği nasıldı? Yemek nasıldı? Tom doesn't know who Mary went to the zoo with. Tom Mary'nin kimle hayvanat bahçesine gittiğini bilmiyor. Tom Mary'nin hayvanat bahçesine kiminle gittiğini bilmiyor. Jim entered the room quietly so he wouldn't wake the baby. Jim bebeği uyandırmamak için odaya sessizce girdi. Jim, bebeği uyandırmamak için sessizce odaya girdi. I'm a black belt in karate. Ben karatede siyah kuşağım. Karatede siyah kuşağım var. It's hard to find work in the US. ABD'de iş bulmak zordur. ABD'de iş bulmak çok zor. Tom went on a fishing trip. Tom bir balık tutma yolculuğuna gitti. Tom balık tutmaya gitti. Tom, with whom I often drive to work, is a salesman. Birlikte sık sık arabayla işe gittiğim Tom, bir satıcıdır. Sık sık işe gittiğim Tom bir satıcıdır. We spent the afternoon listening to music. Öğleden sonrayı müzik dinleyerek geçirdik. Öğleden sonrayı müzik dinleyerek geçirdik. Why don't you just leave me alone? Neden sadece beni yalnız bırakmıyorsun? Neden beni rahat bırakmıyorsun? Tom hasn't spent much time in Boston. Tom Boston'da çok zaman geçirmedi. Tom Boston'da fazla zaman geçirmedi. That isn't exactly true, is it? Bu tam olarak doğru değil, değil mi? Bu tam olarak doğru değil, değil mi? The wind still blows strongly. Rüzgar hala güçlü esiyor. Rüzgar hala şiddetle esiyor. Tom says you've never been to Boston. Tom Boston'da hiç bulunmadığını söylüyor. Tom Boston'a hiç gitmediğini söylüyor. The family received me very warmly. Aile beni çok sıcak bir biçimde karşıladı. Aile beni çok sıcak karşıladı. Tom wouldn't let me buy him a drink. Tom ona bir içki ısmarlamama izin vermedi. Tom ona içki ısmarlamama izin vermedi. I advise you not to borrow money from your friends. Arkadaşlarından borç para almamanı tavsiye ederim. Arkadaşlarından borç almamanı tavsiye ederim. Our house is the only one in this area that survived the earthquake. Bu civarda depremde ayakta kalan tek ev bizimki. Bu bölgede depremden kurtulan tek kişi bizim evimiz. That has nothing to do with us. Bunun bizimle hiç ilgisi yok. Bunun bizimle bir ilgisi yok. Aren't you going to kiss Tom? Tom'u öpmeyecek misin? Tom'u öpmeyecek misin? I can't keep myself from laughing anymore. Artık kendimi gülmekten alamıyorum. Artık kendimi gülmekten alıkoyamıyorum. Tom’s children were born in Australia. Tom’un çocukları Avustralya’da doğdu. Tom'un çocukları Avustralya'da doğdu. Keep your hands out of your pockets. Ellerini cebinden çıkar. Ellerini ceplerinden uzak tut. You look good in that dress. O elbiseyle iyi görünüyorsun. O elbisenin içinde iyi görünüyorsun. I will ask him where he went last Sunday. Geçen Pazar onun nereye gittiğini soracağım. Geçen pazar nereye gittiğini sorarım. Dan sent text messages to Linda. Dan Lind'ya metin mesajları gönderdi. Dan, Linda'ya mesaj gönderdi. Was it necessary? Gerekli miydi? Gerekli miydi? They want to start a family. Bir aile kurmak istiyorlar. Bir aile kurmak istiyorlar. Can you drive a truck? Bir kamyonu sürebilir misin? Kamyon kullanabilir misin? We won't call Tom. Tom'u aramayacağız. Tom'u aramayacağız. Read the book! Kitabı oku! Kitabı oku! When I hear this song, I think of Tom. Bu şarkıyı dinlerken Tom'u düşünüyorum. Bu şarkıyı duyduğumda Tom'u düşünüyorum. I heard a familiar voice. Tanıdık bir ses işittim. Tanıdık bir ses duydum. Tom is a journalist in Boston. Tom, Boston'da bir gazetecidir. Tom Boston'da bir gazetecidir. Even if you mess up, don't give up. Çuvallasan bile vazgeçme. Her şeyi berbat etsen bile pes etme. We're FBI agents. Biz FBI ajanıyız. Biz FBI ajanıyız. Give credit where credit's due. Yiğidi öldür, hakkını yeme. Kredinin vadesi geldiğinde kredi verin. How do you feel about what's happening to Tom? Tom'a neler olduğunu nasıl hissediyorsun? Tom'a olanlar hakkında ne düşünüyorsun? Everybody knows it wasn't Tom. Onun Tom olmadığını herkes biliyor. Tom olmadığını herkes biliyor. It's bad manners to speak with your mouth full. Ağzın doluyken konuşmak terbiyesizliktir. Ağzın doluyken konuşmak kötü bir davranış. Remember, patience and discipline. Unutma; sabır ve disiplin. Unutma, sabır ve disiplin. We thought you were untrustworthy. Sizin güvenilmez olduğunuzu sandık. Güvenilmez olduğunu düşünüyorduk. I wanted to go to college. Üniversiteye gitmek istedim. Üniversiteye gitmek istiyordum. Her book is very interesting. Onun kitabı çok ilginç. Kitabı çok ilginç. We have to get rid of her. Ondan kurtulmak zorundayız. Ondan kurtulmamız gerek. Daddy, i love you! Babacığım seni seviyorum! Baba, seni seviyorum! The kid was pretty good. Çocuk oldukça iyiydi. Çocuk oldukça iyiydi. Do you wear a hearing aid? İşitme cihazı kullanıyor musunuz? İşitme cihazı kullanıyor musunuz? I'm sorry about last night. Dün gece için üzgünüm. Dün gece için üzgünüm. It's been several years since I've been camping. Kamp yaptığımdan beri birkaç yıl oldu. Kamp yapmayalı birkaç yıl oldu. Tom should stay where he is. Tom olduğu yerde kalmalı. Tom olduğu yerde kalmalı. Tom tried not to look worried. Tom endişeli görünmemeye çalıştı. Tom endişeli görünmemeye çalıştı. I deciphered one. Bir şifreyi çözdüm. Bir tanesini deşifre ettim. Tom is bald. Tom kel. Tom kel. Have you ever been intubated because of an asthma attack? Geçirdiğiniz bir astım krizinden dolayı hiç entübe edildiniz mi? Astım krizi nedeniyle hiç entübe oldunuz mu? Does anyone have a torch? Meşalesi olan var mı? Meşalesi olan var mı? I'll put my passport back in the safe. Pasaportumu kasaya geri koyacağım. Pasaportumu tekrar kasaya koyarım. I wasn't very lonely. Ben çok yalnız değildim. Çok yalnız değildim. My dad said no. Babam hayır dedi. Babam hayır dedi. A hush fell over the room. Odaya sessizlik hâkim olmuştu. Odanın üzerine bir sessizlik düştü. That's not Tom's voice. Bu Tom'un sesi değil. Bu Tom'un sesi değil. Yanni just left. Yanni şimdi çıktı. Yanni az önce gitti. No one's stopping you. Kimse seni durdurmuyor. Kimse seni durdurmuyor. How many prefectures does Japan have? Japonya'nın kaç tane ili var? Japonya'nın kaç tane prefektörlüğü var? You don't want to spend the rest of your life in prison, do you? Hayatının geri kalanını hapishanede geçirmek istemezsin, değil mi? Hayatının geri kalanını hapiste geçirmek istemezsin, değil mi? I just got a weird message from Tom. Ben sadece Tom'dan garip bir mesaj aldım. Tom'dan garip bir mesaj aldım. Tom saw Mary again this morning. Tom bu sabah Mary'yi yine görmüş. tom mary'yi bu sabah tekrar gördü. I'd hoped to see Tom in Australia. Avustralya’da Tom’u görmeyi umuyordum. Tom'u Avustralya'da görmeyi umuyordum. Why don't we play basketball? Neden basketbol oynamıyoruz? Neden basketbol oynamıyoruz? What'll you do if it rains? Yağmur yağarsa ne yaparsın? Yağmur yağarsa ne yapacaksın? I must buy it, but it's too expensive. Bunu satın almalıyım ama çok pahalı. Satın almam lazım ama çok pahalı. Where do you think Tom will go to college? Tom'un üniversiteye nereye gideceğini düşünüyorsun? Tom'un üniversiteye nereye gideceğini düşünüyorsun? Sami first saw Layla in 2006. Sami, Leyla'yı ilk olarak 2006'da gördü. Sami, Layla'yı ilk kez 2006 yılında gördü. Why don't we stop wasting time? Neden zaman kaybetmeyi bırakmıyoruz? Neden zaman kaybetmeyi bırakmıyoruz? What else did you see? Başka ne gördün? Başka ne gördün? Tom looked really worried. Tom gerçekten endişeli görünüyordu. Tom çok endişeli görünüyordu. Tom used to be nice. Tom hoştu. Tom eskiden iyi biriydi. They decorated it. Onlar onu dekore etti. Onu dekore ettiler. Mary complained about her husband again - the same old story. Mary kocası hakkında yine yakındı - aynı eski hikaye. Mary kocası hakkında tekrar şikayet etti - aynı eski hikaye. I always read books out loud before sleeping. Yatmadan önce hep sesli kitap okurum. Uyumadan önce hep yüksek sesle kitap okurum. I am from Shikoku. Şikokuluyum. Ben Shikoku'luyum. Lead and iron must feed the coppersmith. Kurşun ve demir bakırcıyı beslemelidir. Kurşun ve demir bakırcıyı beslemelidir. Every Sunday they go to church. Her pazar kiliseye giderler. Her pazar kiliseye giderler. I'm hoping to do just that. Sadece onu yapmayı umuyorum. Sadece bunu yapmayı umuyorum. It's great that you're coming. Geliyor olman çok süper. Gelmen çok güzel. Tom can prove it. Tom bunu kanıtlayabilir. Tom bunu kanıtlayabilir. Have you recently had unexplained swelling of your arms or legs during periods of inactivity? Son zamanlarda hareketsiz kaldığınızda kol ve bacaklarınızda nedensiz şişlikler oluyor mu? Son zamanlarda hareketsizlik dönemlerinde kollarınızın veya bacaklarınızın açıklanamayan şişmesi oldu mu? Have you and Tom talked about what happened? Sen ve Tom ne olduğu hakkında konuştunuz mu? Tom'la olanlar hakkında konuştunuz mu? Explain me the rules. Bana kuralları açıklayın. Kuralları açıkla. You can call me anytime you want. Sen istediğiniz zaman beni arayabilirsin. Beni istediğin zaman arayabilirsin. I'm an outdoor person. Ben bir açık hava insanıyım. Ben açık hava insanıyım. I heard that the distance between Tokyo and Osaka is about 10 km. Tokyo ve Osaka arasındaki mesafenin yaklaşık on kilometre olduğunu duydum. Tokyo ve Osaka arasındaki mesafenin yaklaşık 10 km olduğunu duydum. This isn't like Tom. Bu Tom'a benzemiyor. Bu Tom gibi değil. I used to tell people I knew how to speak French. Fransızcayı nasıl konuşacağımı tanıdığım insanlara söylerdim. Eskiden insanlara Fransızca konuşmayı bildiğimi söylerdim. Marie prepared her own meal. Marie kendi yemeğini hazırladı. Marie kendi yemeğini hazırladı. That never made any sense to me. Onun bana göre hiç anlamı yoktu. Bu bana hiç mantıklı gelmedi. This song is vastly underrated. Bu az kişinin bildiği efsane bir şarkı. Bu şarkı çok küçümsendi. I mixed them up again! Onları yine karıştırdım! Yine karıştırdım! I've been thinking about starting a new business. Yeni bir iş kurmayı düşünüyorum. Yeni bir iş kurmayı düşünüyordum. I'll deal with it. Ben onunla ilgileneceğim. Bununla ben ilgilenirim. The soldier worries about spears. Asker mızraklarla ilgili endişeleniyor. Asker mızraklar için endişelenir. I missed you guys so much! Sizleri çok özledim beyler! Sizi çok özledim! Tom is sitting all day in his room accomplishing nothing. Tom bütün gün odasında hiçbir şey yapmadan oturuyor. Tom bütün gün odasında hiçbir şey yapmadan oturuyor. What were you two conspiring about? Siz ikiniz ne hakkında komplo kuruyordunuz? Siz ikiniz ne hakkında komplo kuruyordunuz? Do you use any illegal substances? Yasa dışı madde kullanıyor musunuz? Herhangi bir yasadışı madde kullanıyor musunuz? I think that I'm going to ask Tom to stop doing that. Sanırım Tom'un onu yapmayı durdurmasını isteyeceğim. Sanırım Tom'dan bunu yapmayı bırakmasını isteyeceğim. We will have guests tomorrow. Yarın misafirlerimiz olacak. Yarın misafirimiz olacak. I can definitely do that. Bunu kesinlikle yapabilirim. Bunu kesinlikle yapabilirim. It might have been Miss Satoh who sent these flowers. Bu çiçekleri gönderen Bayan Satoh olabilirdi. Bu çiçekleri gönderen Bayan Satoh olabilir. You got here late, didn't you? Buraya geç kaldın, değil mi? Buraya geç geldin, değil mi? This is a grave mistake. Bu büyük bir hata. Bu çok büyük bir hata. The eggplant was excellent. Patlıcan harikaydı. Patlıcan mükemmeldi. Tom thinks Mary was having fun. Tom, Mary'nin eğlendiğini düşünüyor. Tom Mary'nin eğlendiğini düşünüyor. Did you go to the art exhibition? Sanat sergisine gittin mi? Sanat sergisine gittin mi? Do you think we should abandon ship? Gemiyi terk etmemiz gerektiğini düşünüyor musun? Sence gemiyi terk etmeli miyiz? I don't think I'd like doing that at all. Bunu yapmaktan hoşlanacağımı hiç sanmıyorum. Bunu yapmak isteyeceğimi hiç sanmıyorum. I heard Tom talking on the phone. Tom'un telefonda konuştuğunu duydum. Tom'un telefonda konuştuğunu duydum. Tom is coming. We'd better go. Tom geliyor. Gitsek iyi olacak. Tom geliyor, gitsek iyi olur. They're being evacuated. Onlar tahliye ediliyor. Tahliye ediliyorlar. Tom wants me to go to another party after this one. Tom bundan sonra bir partiye daha gitmemi istiyor. Tom bundan sonra başka bir partiye gitmemi istiyor. Is Tom still with Mary? Tom hâlâ Mary ile birlikte mi? Tom hala Mary'nin yanında mı? Tom pushed hard. Tom epey zorladı. Tom sertçe itti. He can't feel his legs. Bacaklarını hissetmiyor. Bacaklarını hissedemiyor. Use light bulbs that don't contain mercury. Civa içermeyen ampulleri kullanın. Cıva içermeyen ampuller kullanın. Cover your eye like this please. Gözünüzü bu şekilde kapatın lütfen. Gözünü bu şekilde kapat lütfen. All he could do was resist laughing. Yapabileceği tek şey ısrarla gülmesiydi. Yapabildiği tek şey gülmeye direnmekti. Stars shine brighter in the darkness. Yıldızlar karanlıkta daha ışıltılı parlar. Yıldızlar karanlıkta daha parlak parlar. She solved the task in ten minutes. Görevi on dakikada çözdü. Görevi 10 dakikada çözdü. Not all of those books are useful. Bu kitapların hepsi kullanışlı değil. Bu kitapların hepsi faydalı değildir. It would be a pity if we weren't allowed to do that. Bunu yapmamıza izin verilmezse yazık olur. Bunu yapmamıza izin verilmeseydi yazık olurdu. I think that someone followed me. Birinin beni takip ettiğini düşünüyorum. Sanırım biri beni takip etti. You don't seem so busy. Sen çok meşgul görünmezsin. O kadar meşgul görünmüyorsun. I'm just a guy from Boston. Ben sadece Boston'lu bir adamım. Ben sadece Boston'lu bir adamım. "Can't you forgive me?" "No, Tom. What you have done is unforgivable." "Beni affedemez misin?" "Hayır, Tom. Yaptığın şey affedilemez." "Beni affedemez misin?" "Hayır Tom, yaptığın şey affedilemez." Mary is not jealous. Mary kıskanç değil. Mary kıskanç değil. I don't think they're teachers. Onların öğretmen olduğunu sanmıyorum. Onların öğretmen olduğunu sanmıyorum. Her kingdom is your hell. Onun krallığı senin cehennemindir. Onun krallığı senin cehennemin. He must have lost his marbles. O, aklını kaçırmış olmalı. Mermerlerini kaybetmiş olmalı. I, you, he, she, it, we, you, they are personal pronouns. Ben, sen, o, biz, siz, onlar kişi zamirleridir. Ben, sen, o, o, o, biz, sen, onlar kişisel zamirler. I was somewhat taken aback by her honesty. Dürüstlüğü beni biraz şaşırttı. Dürüstlüğü beni biraz şaşırttı. Walls have ears. Yerin kulağı var. Duvarların kulakları vardır. I took a 20-minute power nap. 20 dakikalık bir şekerleme yaptım. 20 dakikalık bir şekerleme yaptım. No additional information was available. Ek bilgi mevcut değildi. Herhangi bir ek bilgi mevcut değildi. I am very sad today. Bugün çok üzgünüm. Bugün çok üzgünüm. If a smartphone breaks, it cannot be repaired. Akıllı telefonlar bozulunca tamir edilemezler. Bir akıllı telefon kırılırsa, tamir edilemez. I still have friends in China. Hâlâ Çin'de arkadaşlarım var. Çin'de hala arkadaşlarım var. This will be my last week here. Buradaki son haftam olacak. Bu benim buradaki son haftam olacak. Tom tried to diffuse the situation. Tom durumu dağıtmaya çalıştı. Tom durumu dağıtmaya çalıştı. I think things are going well. İşlerin iyi gittiğini düşünüyorum. Bence işler iyi gidiyor. I think it's time for me to turn off the TV. Sanırım TV'i kapatmamın zamanıdır. Sanırım televizyonu kapatmamın zamanı geldi. We're trying to get to Boston. Boston'a varmaya çalışıyoruz. Boston'a gitmeye çalışıyoruz. Mary just saw Tom. Mary az önce Tom'u gördü. Mary az önce Tom'u gördü. There aren't only nice people in the world. Dünyada sadece güzel insanlar yoktur. Dünyada sadece iyi insanlar yok. You shouldn't go out after dark. Hava karardıktan sonra dışarı çıkmamalısın. Hava karardıktan sonra dışarı çıkmamalısın. This girl is not that girl. Bu kız o kız değildir. Bu kız o kız değil. Bolzano is the capital of South Tyrol, in Italy. Bolzano, İtalya'daki Güney Tirol'ün başkentidir. Bolzano, İtalya'nın Güney Tyrol eyaletinin başkentidir. This letter is the only key to the mystery. Bu mektup, gizemin tek anahtarıdır. Bu mektup gizemin tek anahtarı. I think I know everything I need to know about this. Bu konuda bilmem gereken her şeyi bildiğimi düşünüyorum. Sanırım bu konuda bilmem gereken her şeyi biliyorum. Have you come to save me? Beni kurtarmaya mı geldin? Beni kurtarmaya mı geldin? Can you make room for one more? Bir kişi için daha yer yapabilir misin? Bir kişilik daha yer açabilir misin? I can't get by with three children. Üç çocukla geçinemiyorum. Üç çocukla geçinemiyorum. I'm going to the concert tomorrow. Yarın konsere gidiyorum. Yarın konsere gidiyorum. Three of my toes were amputated. Ayak parmaklarımdan üçü kesildi. Ayak parmaklarımdan üçü kesildi. Are you in Australia? Avustralya'da mısın? Avustralya'da mısınız? A truck crashed into the flower shop near my house. Evimin yakınındaki çiçekçiye bir kamyon çarptı. Evimin yanındaki çiçekçiye bir kamyon çarptı. The bottle is made of glass. Şişe camdan yapılmıştır. Şişe camdan yapılmıştır. Would you like me to show you how to do that? Onu nasıl yapacağını sana göstermemi ister misin? Bunu nasıl yapacağını göstermemi ister misin? I think someone's in the basement. Sanırım bodrumda biri var. Sanırım bodrumda biri var. Have you ever changed a diaper before? Daha önce hiç bebek bezi değiştirdin mi? Daha önce hiç bez değiştirdin mi? Why don't we take a trip? Neden bir seyahate çıkmıyoruz? Neden bir geziye çıkmıyoruz? What do you want from them? Onlardan ne istiyorsun? Onlardan ne istiyorsun? Tom goes to our school. Tom bizim okulumuza gidiyor. Tom bizim okula gidiyor. Tom just woke up. Tom az önce uyandı. Tom yeni uyandı. I've learned never to borrow money from friends. Arkadaşlardan asla para ödünç almamayı öğrendim. Arkadaşlardan asla borç almamayı öğrendim. Fuck you! Öl! Canın cehenneme! After pouring drinks, Tom put the bottle down in front of Mary. İçkileri doldurduktan sonra, Tom şişeyi Mary'nin önüne koydu. İçkileri döktükten sonra Tom şişeyi Mary'nin önüne koydu. I don't remember much about Boston. Boston'la ilgili fazla şey hatırlamıyorum. Boston hakkında pek bir şey hatırlamıyorum. The bruises on Tom's face have faded. Tom'un yüzündeki morluklar geçti. Tom'un yüzündeki morluklar soldu. I helped Tom get back on his feet. Tom'un yeniden ayaklarının üstünde durmasına yardım ettim. Tom'un tekrar ayağa kalkmasına yardım ettim. Tom can't do a pull-up. Tom hiç barfiks çekemiyor. Tom çekemez. Tom said he was very upset. Tom çok üzgün olduğunu söyledi. Tom çok üzgün olduğunu söyledi. I have a great regard for Tom. Tom için büyük bir saygım var. Tom'a büyük bir saygım var. I gave him back his ring. Ben yüzüğünü ona geri verdim. Ona yüzüğünü geri verdim. After taking a bath, I drank juice. Banyo yaptıktan sonra meyve suyu içtim. Banyo yaptıktan sonra meyve suyu içtim. Isn't this the first time that that's happened? Bunun ilk oluşu değil mi? Bu ilk kez olmuyor mu? Tom isn't the lead vocalist. He's one of the backup singers. Tom baş vokalist değil, yardımcı vokalistlerden. Tom vokalist değil, vokalistlerden biri. They didn't forget us. Bizi unutmamışlar. Bizi unutmadılar. Why don't you go by foot to the book store? Kitapçıya neden yürüyerek gitmiyorsun? Neden kitap dükkanına yürüyerek gitmiyorsun? I went through to the quarter-finals in the chess tournament. Satranç turnuvasında çeyrek finale kadar yükseldim. Satranç turnuvasında çeyrek finale çıktım. China is the world's leading producer of rice. Çin dünyanın önde gelen pirinç üreticisidir. Çin dünyanın önde gelen pirinç üreticisidir. Tom's boss made a unilateral decision to close several small branches of the company. Tom'un patronu şirketin birkaç küçük şubesini kapatmak için tek taraflı bir karar aldı. Tom'un patronu, şirketin birkaç küçük şubesini kapatmak için tek taraflı bir karar aldı. On a scale of 0 to 10, where 10 is the worst, can you rate your pain? Ağrınızın şiddetinin, 10 en şiddetli olmak üzere, 0 ile 10 arasında hangi düzeyde olduğunu düşünüyorsunuz? 0'dan 10'a kadar olan bir ölçekte, 10'un en kötü olduğu yerde, acınızı değerlendirebilir misiniz? If they don't work, they don't get paid. Eğer onlar çalışmazlarsa onlara para verilmez. Eğer çalışmazlarsa, para almazlar. Tom's handwriting isn't very good, but it's easy to read. Tom'un el yazısı çok iyi değil ama okuması kolay. Tom'un el yazısı pek iyi değil ama okunması kolay. They buy these goods cheaply overseas and then mark them up to resell at home. Bu malları yurt dışından ucuza alıyorlar ve daha sonra yurtta satmak için zam yapıyorlar. Bu malları yurt dışında ucuza satın alırlar ve daha sonra evde satmak için işaretlerler. Institutionalised racism is a significant problem within the police force. Kurumsallaşmış ırkçılık polis gücü içinde önemli bir sorun. Kurumsallaşmış ırkçılık polis gücü içinde önemli bir sorundur. Layla taught Sami everything he knows about camels. Sami'ye develer hakkında bildiği her şeyi Leyla öğretti. Layla Sami'ye develer hakkında bildiği her şeyi öğretti. Now, Tom has a job. Artık Tom'un bir işi var. Tom'un bir işi var. Did Tom tell you why he didn't come to your party? Tom sana partine neden gelmediğini söyledi mi? Tom sana neden partine gelmediğini söyledi mi? They released a new album. Onlar yeni bir albüm çıkardı. Yeni bir albüm çıkardılar. Tom recommended that. Bunu Tom tavsiye etti. Tom bunu tavsiye etti. If you buy me an ice cream, I'll kiss you. Bana bir dondurma alırsan seni bir öperim. Bana dondurma ısmarlarsan, seni öperim. I hope this isn't the last time we see Tom. Umarım bu Tom'u son görüşümüz olmaz. Umarım Tom'u son görüşümüz değildir. I bet you work. Çalıştığına eminim. Eminim çalışıyorsundur. What is your favorite opening? En sevdiğiniz açılış nedir? En sevdiğiniz açılış hangisi? I have nothing to do now. Şu an yapacak bir şeyim yok. Şu an yapacak bir şeyim yok. This secret must stay between us. Bu sır ikimizin arasında kalmalı. Bu sır aramızda kalmalı. Tom felt anxious. Tom endişeli hissetti. Tom endişeli hissediyordu. I didn't think you'd want to do that by yourself. Bunu kendin yapmak istediğini düşünmedim. Bunu tek başına yapmak isteyeceğini düşünmemiştim. Tom's studio smells like turpentine. Tom'un stüdyo dairesi terebentin kokuyor. Tom'un stüdyosu terebentin gibi kokuyor. Tom has never been camping. Tom hiç kamp yapmadı. Tom hiç kamp yapmadı. I live in southern California. Güney Kaliforniya'da yaşıyorum. Güney Kaliforniya'da yaşıyorum. This cheese smells bad. Bu peynir kötü kokuyor. Bu peynir kötü kokuyor. He might not be happy. O mutlu olmayabilir. Mutlu olmayabilir. It's hard to tell you anything. Sana bir şey söylemek zor. Sana bir şey söylemek zor. That was our biggest problem. Bu bizim en büyük sorunumuzdu. Bu bizim en büyük problemimizdi. Bats hunt at night. Yarasalar gece avlanır. Yarasalar gece avlanır. Tom's father is older than mine. Tom'un babası benimkinden daha yaşlı. Tom'un babası benimkinden büyük. Why would I do all that? Tüm bunları neden yapayım ki? Bütün bunları neden yapayım ki? I was caught speeding yesterday. Dün hız yaparken yakalandım. Dün hız yaparken yakalandım. I'm not an interpreter. Ben tercüman değilim. Ben tercüman değilim. What would you say to breakfast at McDonald's? McDonald's'ta kahvaltı etmeye ne dersin? McDonald's'ta kahvaltıya ne dersin? Tom was the first to be fired. İlk kovulan Tom'du. Tom kovulan ilk kişiydi. Animals act according to their instincts. Hayvanlar içgüdülerine göre hareket ederler. Hayvanlar içgüdülerine göre hareket ederler. I want to rent a safety deposit box. Güvenli bir kiralık kasa kiralamak istiyorum. Bir kasa kiralamak istiyorum. Sami's behavior made Layla really uncomfortable. Sami'nin davranışı Leyla'yı gerçekten rahatsız etti. Sami'nin davranışları Layla'yı çok rahatsız etti. He made promise after promise and then sought to get out of them. Söz üstüne söz verdi ve sonra onlardan kurtulmaya çalıştı. Söz verdikten sonra söz verdi ve sonra onlardan kurtulmaya çalıştı. He intruded on her privacy. O onun mahremiyetine izinsiz girdi. Mahremiyetine müdahil oldu. Get up. It's late. Kalk, saat geç oldu. Kalk, geç oldu. Tom was captured almost immediately. Tom hemen yakalandı. Tom hemen yakalandı. Tom is older than I thought he was. Tom olduğunu düşündüğümden daha yaşlı. Tom düşündüğümden daha yaşlı. I'm willing to do whatever it takes. Neye mal olursa olsun yapmaya hazırım. Ne gerekiyorsa yapmaya hazırım. Excuse me, but may I ask you something. Affedersiniz fakat bir,şey sorabilir miyim? İzninizle ama size bir şey sorabilir miyim? She's a goddess. O bir tanrıça. O bir tanrıça. Who did Tom collaborate with? Tom kiminle işbirliği yapmış? Tom kiminle işbirliği yaptı? We ran in the park. Parkta koştuk. Parkta koştuk. Have you eaten anything new lately? Son zamanlarda yeni bir şey yediniz mi? Son zamanlarda yeni bir şey yedin mi? I'll never back down. Asla geri adım atmayacağım. Asla geri adım atmam. This is what I wanted to avoid. Kaçınmak istediğim şey buydu. Kaçınmak istediğim şey buydu. You're aggressive. Sen saldırgansın. Agresifsin. That's really dangerous. O gerçekten tehlikeli. Bu çok tehlikeli. That's not what she was talking about. Onun hakkında konuştuğu bu değil. Bahsettiği şey bu değildi. Does your wife know? Karın biliyor mu? Karın biliyor mu? The gunfire was getting worse, so we ran down to our cellar. Silah ateşi kötüleşiyordu bu yüzden aşağıya mahzene koştuk. Silah sesleri gittikçe kötüleşiyordu, biz de mahzenimize doğru koştuk. We need Tom's help. Tom'un yardımına ihtiyacımız var. Tom'un yardımına ihtiyacımız var. My children live in Paris. Çocuklarım Paris'te yaşıyor. Çocuklarım Paris'te yaşıyor. Tom stole some guns. Tom bazı silahlar çaldı. Tom birkaç silah çaldı. I am good at history. Ben tarihte iyiyim. Tarihte iyiyimdir. Tom thought it was an accident. Tom bunun bir kaza olduğunu düşündü. Tom bunun bir kaza olduğunu düşündü. Do you know how to pronounce this word? Bu kelimenin nasıl telaffuz edildiğini biliyor musunuz? Bu kelimeyi nasıl telaffuz edeceğini biliyor musun? I'll pick him up at 5. Saat 5:00'da onu alacağım. Onu saat 5'te alırım. He tore the dress to pieces. O, elbiseyi parçaladı. Elbiseyi parçalara ayırdı. If the government wants to write news, it is not news. Hükümet haber yazmak istiyorsa, bu bir haber değildir. Eğer hükümet haber yazmak istiyorsa, bu haber değildir. Growing old is mandatory. Growing up is optional. Yaşlanmak mecburidir, büyümekse tercih meselesi. Yaşlanmak zorunludur. Büyümek isteğe bağlıdır. He drank three bottles in a row. Peş peşe üç şişe içti. Arka arkaya üç şişe içti. The Bill of Rights amended the U.S. Constitution. İnsan hakları beyannamesi ABD Anayasasını değiştirdi. Haklar Bildirgesi, ABD Anayasası'nı değiştirdi. Priscilla Chan is the girlfriend of Mark Zuckerberg. Priscilla Chan, Mark Zuckerberg'in sevgilisidir. Priscilla Chan, Mark Zuckerberg'in kız arkadaşıdır. Tom spent the whole day in his room crying. Tom tüm günü odasında ağlayarak geçirdi. Tom bütün gününü odasında ağlayarak geçirdi. I don't eat out as often as I'd like. Dışarıda istediğim kadar sık yemek yemem. İstediğim kadar sık dışarıda yemek yemem. The shoes are going out of style. Ayakkabıların modası geçiyor. Ayakkabılar modası geçmiş. He avoided my line of sight. Gözüme görünmekten kaçındı. Görüş alanımdan kaçındı. The sick man's life is in danger. Hasta adamın hayatı tehlikede. Hasta adamın hayatı tehlikede. I haven't yet spoken to everybody. Henüz herkesle konuşmadım. Henüz herkesle konuşmadım. The tribe's flooding capabilities shouldn't be underestimated. Kabilenin flood konusundaki kabiliyetleri hafife alınmamalı. Kabilenin taşkın yetenekleri hafife alınmamalı. Tom is difficult to live with, isn't he? Tom ile yaşamak zor, değil mi? Tom'la yaşamak zor, değil mi? The policeman arrived on the scene. Polis olay yerine geldi. Polis olay yerine geldi. The king went hunting this morning. Kral bu sabah ava gitti. Kral bu sabah ava çıktı. I woke up earlier than usual. Her zamanki saatimden önce uyandım. Her zamankinden daha erken uyandım. Isn't it the first time it's happened? Bu ilk kez olmuyor mu? İlk kez olmuyor mu? I don't want it that badly. O kadar çok istemiyorum. O kadar da kötü istemiyorum. We didn't go out last night. Dün gece dışarı çıkmadık. Dün gece dışarı çıkmadık. Isn't it time for you go to bed? Senin yatma vaktin gelmedi mi? Yatma vaktin gelmedi mi? I am running every day. Ben her gün koşuyorum. Her gün koşuyorum. I'll see what happens. Ne olacağını göreceğim. Bakalım ne olacak. I am concerned about his health. Onun sağlığı hakkında endişe duyuyorum. Sağlığından endişe ediyorum. Tom works in a nursing home. Tom bir huzur evinde çalışıyor. Tom bir bakımevinde çalışıyor. You say you've seen a UFO? Come on! Bir UFO gördüğünü mü söylüyorsun? Hadi ama! UFO gördüğünü mü söylüyorsun? Why don't we just cancel the meeting? Neden şimdi toplantıyı iptal etmiyoruz? Neden toplantıyı iptal etmiyoruz? As far as I know, he is a person who keeps his promises. Bildiğim kadarıyla, o, sözlerini tutan bir kişi. Bildiğim kadarıyla sözünü tutan bir insan. Have you become an angel? Melek oldun mu? Melek mi oldun? You'll need an empty USB stick. Boş bir flash belleğe ihtiyacın olacak. Boş bir USB çubuğuna ihtiyacınız olacak. I'm sure you've said that to many girls before. Bunu daha önce birçok kıza söylediğinden eminim. Eminim bunu daha önce birçok kıza söylemişsindir. He found the ring he lost while traveling. O, seyahat esnasında kaybettiği yüzüğü buldu. Seyahat ederken kaybettiği yüzüğü buldu. Tom got drunk and literally fell off the wagon. Tom yine nefsine yenik düşüp sarhoş oldu. Tom sarhoş oldu ve kelimenin tam anlamıyla vagondan düştü. You can stay with me. Benimle kalabilirsin. Benimle kalabilirsin. Do any of the Japanese women you know smoke? Tanıdığın hiçbir Japon kadın sigara içiyor mu? Sigara içtiğini bildiğin Japon kadınlardan var mı? Burma is called "Myanmar" in Burmese. Burmacada Burma'ya "Myanmar" denir. Burma, Burma'da "Myanmar" olarak adlandırılır. Harold II was the last Anglo-Saxon king of England. Harold II İngiltere'nin son Anglo-Sakson kralıydı. II. Harold, İngiltere'nin son Anglosakson kralıydı. Have you experienced shortness of breath recently? Son zamanlarda nefes darlığı yaşıyor musunuz? Son zamanlarda nefes darlığı yaşadınız mı? Are we really going to eat all that? Gerçekten bunun hepsini yiyecek miyiz? Gerçekten hepsini yiyecek miyiz? We've got no plans to do that. Onu yapmak için planlarımız yok. Bunu yapmak için bir planımız yok. Tom didn't expect anyone to be there. Tom birinin orada olmasını beklemiyordu. Tom kimsenin orada olmasını beklemiyordu. We both know what happened to Tom. Tom'a ne olduğunu ikimiz de biliyoruz. Tom'a ne olduğunu ikimiz de biliyoruz. I'm two years younger than he is. Ondan iki yaş daha gencim. Ben ondan iki yaş daha gencim. It's quite intimidating. Oldukça göz korkutucu. Oldukça korkutucu. I didn't flunk. Sınıfta kalmadım. Ben düşmedim. So, what do you suggest? Peki, sen ne öneriyorsun? Peki, ne öneriyorsun? I'm honored to work with her. Onunla birlikte çalışmaktan onur duyuyorum. Onunla çalışmaktan onur duyuyorum. So, are you going or not? Yani , gidiyor musun gitmiyor musun? Gidiyor musun, gitmiyor musun? Nobody paid me anything. Kimse bana bir şey ödemedi. Kimse bana bir şey ödemedi. Let's listen to some jazz. Biraz caz dinleyelim. Biraz caz dinleyelim. I started a new book yesterday. Dün yeni bir kitaba başladım. Dün yeni bir kitaba başladım. You'd better call him up. Ona telefon etsen iyi olur. Onu arasan iyi olur. You can't spend the night here. Geceyi burada geçiremezsin. Geceyi burada geçiremezsin. I took French in high school. Lisede Fransızca gördüm. Lisede Fransızca dersi aldım. What's Tom so upset about? Tom ne hakkında bu kadar üzgün? Tom neden bu kadar üzgün? Tom wasn't strong enough to help his father on the farm. Tom çiftlikte babasına yardım edecek kadar güçlü değildi. Tom, babasına çiftlikte yardım edecek kadar güçlü değildi. Tom isn't my son. He's my nephew. Tom benim oğlum değil. O benim yeğenim. Tom benim oğlum değil, yeğenim. Who else is coming with us? Başka kim bizimle geliyor? Başka kim bizimle geliyor? Tom tried paddling his canoe upstream. Tom kanosuyla akıntıya karşı kürek çekmeye çalıştı. Tom kanosunu yukarı doğru sürmeye çalıştı. Tom may have walked Mary home last night. Tom dün gece Mary'yi eve götürmüş olabilir. Tom dün gece Mary'yi eve kadar yürütmüş olabilir. Have you seen anything unusual lately? Son zamanlarda alışılmadık bir şey gördün mü? Son zamanlarda olağandışı bir şey gördün mü? I'd like to start seeing you. Seninle görüşmeye başlamak istiyorum. Seninle görüşmeye başlamak istiyorum. I'm about to go to the cinema. Ben sinemaya gitmek üzereyim. Sinemaya gitmek üzereyim. I'll put your call through in a minute. Konuşmanızı bir dakika içerisinde bağlayacağım. Bir dakika içinde aramanı yapacağım. I will only say this once, so listen carefully. Bunu sadece bir kez söyleyeceğim, bu yüzden dikkatle dinle. Bunu sadece bir kez söyleyeceğim, bu yüzden dikkatlice dinleyin. He gave me this doll in token of his gratitude. Minnettarlık göstergesi olarak bana bu bebeği verdi. Minnettarlığının bir göstergesi olarak bu bebeği bana verdi. Stop laughing! Gülmeyi kes! Gülmeyi kes! How long have we got? Ne kadar süredir sahibiz? Ne kadar zamanımız var? I won't have to make dinner tonight. Bu gece akşam yemeği yapmak zorunda kalmayacağım. Bu akşam yemek yapmak zorunda kalmayacağım. Tom will laugh when he sees this. Tom bunu gördüğünde gülecektir. Tom bunu görünce gülecek. Do you frequently get colds? Soğuk algınlığına sık yakalanıyor musunuz? Sık sık üşür müsünüz? Tom isn't very likely to start crying. Tom'un ağlamaya başlaması pek olası değil. Tom'un ağlamaya başlaması pek olası değildir. You must contribute to Tatoeba only in your mother tongue. Tatoeba'ya yalnızca kendi ana dilinde katkıda bulunmalısın. Tatoeba'ya sadece anadilinizde katkıda bulunmalısınız. Nobody claimed responsibility. Hiç kimse sorumluluk üstlenmedi. Kimse sorumluluk üstlenmedi. Can we get some help? Biraz yardım alabilir miyiz? Yardım alabilir miyiz? You'll think of something else eventually. Sonunda başka bir şey düşüneceksin. Eninde sonunda başka bir şey düşünürsün. She made mistake after mistake. O hata üstüne hata yaptı. Hata yaptıktan sonra hata yaptı. Tom didn't have to help us today. Tom bugün bize yardım etmek zorunda değildi. Tom bugün bize yardım etmek zorunda değildi. Tom will probably never know. Tom muhtemelen hiçbir zaman öğrenmeyecek. Tom muhtemelen hiç bilmeyecek. God, hear my plea. Allah'ım, ricamı işit. Tanrım, yalvarışımı duy. Whatever she says is true. O ne derse doğrudur. Ne diyorsa doğrudur. Tom is my older brother. Tom, benim ağabeyim. Tom benim ağabeyim. My wife was a Smith. Karım bir Smith idi. Karım bir Smith'ti. Aren't I invited? Ben davetli değil miyim? Ben davetli değil miyim? Tom's hungover. Tom akşamdan kalma. Tom akşamdan kalma. What don't you have? Neyiniz yok? Elinde ne yok? Nobody said anything to me about that. Kimse bana bundan bahsetmedi. Kimse bana bu konuda bir şey söylemedi. Dania, go call Fadil. Dania, git Fadıl'ı çağır. Dania, git Fadil'i ara. I'm not one to sit around. Boş boş oturmak bana göre değil. Oturacak biri değilim. To live is to suffer. Yaşamak, acı çekmektir. Yaşamak acı çekmektir. Tom ran for mayor. Tom belediye başkanlığına aday oldu. Tom belediye başkanlığına aday oldu. Some animals eat their young. Bazı hayvanlar yavrularını yerler. Bazı hayvanlar yavrularını yer. Tom is having a panic attack. Tom bir panik atak geçiriyor. Tom panik atak geçiriyor. She allowed him to kiss her. O onun kendisini öpmesine izin verdi. Onu öpmesine izin verdi. Are you going to be free tomorrow afternoon? Yarın öğleden sonra müsait olacak mısınız? Yarın öğleden sonra boş olacak mısın? That man died of pellagra. O adam pellagradan öldü. O adam Pellagra'dan öldü. Do you want a drink or not? Bir içki ister misin yoksa istemez misin? İçki istiyor musun, istemiyor musun? Yanni sold his car. Yanni arabasını sattı. Yanni arabasını sattı. If you need advice, don't hesitate to ask for it. Tavsiyeye ihtiyacınız olursa bunu istemeye çekinmeyin. Tavsiyeye ihtiyacınız varsa, sormaktan çekinmeyin. Tom turned thirteen today. Tom bugün on üç yaşına girdi. Tom bugün 13 yaşına girdi. She has a good relationship with her mother-in-law. Onun kayınvalidesiyle arası iyi. Kayınvalidesiyle iyi bir ilişkisi var. She is now an utter stranger to me. O şimdi bana tamamen yabancıdır. O artık benim için tamamen yabancı. I can't fix every problem. Her sorunu düzeltemem. Her sorunu düzeltemem. Tom was hiding something. Tom bir şey gizliyordu. Tom bir şeyler saklıyordu. I wish you hadn't found me. Keşke beni bulmasaydın. Keşke beni bulmasaydın. We all loved him. Hepimiz onu sevdik. Hepimiz onu sevdik. I need to have a word with him. Onunla konuşmam gerekiyor. Onunla biraz konuşmam gerek. We've made arrangements to spend tomorrow together. Yarını birlikte geçirmek için hazırlık yaptık. Yarını birlikte geçirmek için düzenlemeler yaptık. Tom found an error at the last minute. Tom son dakikada bir hata buldu. Tom son anda bir hata buldu. His dream has finally come true. Hayali sonunda gerçek oldu. Sonunda rüyası gerçek oldu. What was Tom diagnosed with? Tom'a hangi teşhis konuldu? Tom'a ne teşhisi kondu? It will be a long night. Bu uzun bir gece olacak. Uzun bir gece olacak. I've lost my right glove somewhere. Sağ eldivenimi bir yerlerde unuttum. Sağ eldivenimi bir yerde kaybettim. Tom helped me find a place to live. Tom yaşayacak bir yer bulmama yardım etti. Tom bana yaşayacak bir yer bulmamda yardımcı oldu. How many pillows do you use when sleeping? Uyurken kaç yastıkla yatıyorsunuz? Uyurken kaç yastık kullanırsınız? It's time for us to leave here. Bizim için buradan ayrılma zamanı geldi. Buradan ayrılmamızın zamanı geldi. Why don't we play soccer? Neden futbol oynamıyoruz? Neden futbol oynamıyoruz? The contract will shortly expire. Sözleşme kısa süre sonra bitecek. Sözleşme kısa süre içinde sona erecek. No one can stand against Tom. Tom'a kimse karşı koyamaz. Kimse Tom'a karşı duramaz. "I don't like you." "Cool. I don't wake up every day to impress you." "Senden hoşlanmıyorum." "Eyvallah, ben de kendimi sana beğendirebilmek için güne gözümü açmıyorum her sabah zaten." "Seni sevmiyorum." "Güzel. Seni etkilemek için her gün uyanmıyorum." You should have come a little earlier. Biraz daha erken gelmeliydin. Biraz daha erken gelmeliydin. You're nothing special. Sen özel değilsin. Sen özel bir şey değilsin. Cloves are a spice. Karanfil bir baharattır. Cloves bir baharattır. Either of the two must leave. İkinizden herhangi biri gitmeli. İkisinin de gitmesi gerekiyor. I'm not a child. Bir çocuk değilim. Ben çocuk değilim. You might just see Tom, too. Sen de Tom'u görebilirsin. Tom'u da görebilirsin. Since the temperature has warmed, my coat has become an encumbrance. Sıcaklık arttığından beri, ceketim bir yük oldu. Sıcaklık ısındığı için paltom bir külfet haline geldi. Tom and Mary shook hands. Tom ve Mary tokalaştı. Tom ve Mary el sıkıştılar. Tom didn't seem to enjoy being here. Tom burada olmaktan hoşlanıyor gibi görünmüyordu. Tom burada olmaktan zevk almıyordu. I'll try harder next time. Gelecek sefer daha çok gayret edeceğim. Bir dahaki sefere daha çok uğraşacağım. Please go to the next page. Lütfen bir sonraki sayfaya git. Lütfen bir sonraki sayfaya gidin. Sami was addicted to pornography. Sami porno bağımlısıydı. Sami pornografiye bağımlıydı. Have you confirmed it? Bunu onayladın mı? Onayladın mı? Don't judge a book by its cover. İnsanı dış görünüşüne göre yargılamayın. Bir kitabı kapağına göre yargılamayın. Tom put aside a lot of money. Tom bir kenara bir sürü para koydu. Tom çok para harcadı. I never realized how much Tom wanted to go to Boston. Tom'un Boston'a ne kadar çok gitmek istediğini hiç fark etmedim. Tom'un Boston'a ne kadar gitmek istediğini hiç fark etmemiştim. The Atari 2600 was popular in the early eighties. Atari 2600, seksenlerin başında popülerdi. Atari 2600, seksenlerin başında popülerdi. That's not funny. Hiç komik değil. Hiç komik değil. Your parents must be so proud of you. Ebeveynlerin seninle çok gurur duyuyor olmalı. Ailen seninle gurur duyuyor olmalı. Her boss is hard to deal with. Onun patronu ile uğraşmak zordur. Patronuyla başa çıkmak çok zor. Tom never drives above the speed limit. Tom asla hız limitinin üzerinde sürmez. Tom hiçbir zaman hız limitinin üzerinde araba kullanmaz. What if you get caught? Ya yakalanırsanız? Ya yakalanırsan? He plays the kaval by ear. Kavalı notasız çalar. Kaval'ı kulaktan kulağa çalıyor. I lost again. Yine kaybettim. Yine kaybettim. I participated in the celebration. Kutlamada yer aldım. Kutlamaya katıldım. Did I say you could sit there? Orada oturabileceğini söyledim mi? Orada oturabileceğini söylemiş miydim? Is this glass good? Bu bardak iyi mi? Bu bardak iyi mi? We're screwed. Mahvolduk. Boku yedik. A strong wind was blowing at night. Gece şiddetli rüzgâr esiyordu. Geceleri kuvvetli bir rüzgar esiyordu. Are you enterprising? Sen girişimci misin? Girişimci misin? Please tell me when you cannot hear this anymore. Bunu duyamamaya başladığınız zaman bana söyleyin lütfen. Lütfen bunu daha fazla duyamadığın zaman söyle. Tom has been mugged. Tom soyuldu. Tom soyuldu. Yesterday I was told I looked like Kohei Tanaka. Dün bana Kohei Tanaka'ya benzediğim söylendi. Dün Kohei Tanaka'ya benzediğim söylendi. That's not what I asked. Ben öyle sormadım. Sorduğum şey bu değildi. Tom is coordinating this activity. Bu etkinliği Tom düzenliyor. Tom bu aktiviteyi koordine ediyor. I have to take the dog away from the children. Köpeği çocuklardan ayırmak zorundayım. Köpeği çocuklardan uzaklaştırmak zorundayım. I find that he is intelligent because he is learning German. O Almanca öğrendiği için onu zeki buluyorum. Zeki olduğunu düşünüyorum çünkü Almanca öğreniyor. This is unlikely to stop Tom. Bu Tom'u pek durdurmayacaktır. Bunun Tom'u durdurması pek olası değil. Tom is quite honest. Tom oldukça dürüst. Tom oldukça dürüsttür. I like to catch flies. Sinek yakalamayı severim. Sinek yakalamayı severim. Thanks for being on time. Zamanında geldiğiniz için teşekkürler. Zamanında geldiğin için teşekkürler. Let's meet more often. Daha sık buluşalım. Daha sık görüşelim. She goes to the cram school on weekends. Hafta sonları dershaneye gidiyor. Hafta sonları kıç okuluna gidiyor. Tom is easy to get along with. Tom ile geçinmek kolaydır. Tom'la iyi geçinmek kolaydır. Do you always have such a hoarse voice? Sesin hep böyle kısık mı? Her zaman böyle gürültülü bir sesin var mı? Do you know when Tom left Boston? Tom'un Boston'dan ne zaman ayrıldığını biliyor musun? Tom'un Boston'dan ne zaman ayrıldığını biliyor musun? Who said Tom could join the team? Tom'un takıma katılabileceğini kim söyledi? Tom'un takıma katılabileceğini kim söyledi? Your bag's open. Senin çantan açık. Çantan açık. I framed Tom. Tom'a komplo kurdum. Tom'a tuzak kurdum. I don't want you to go to jail. Hapse gitmeni istemiyorum. Hapse girmeni istemiyorum. Don't you like fishing? Balık tutmayı sevmiyor musun? Balık tutmayı sevmez misin? Please be sure to sign and seal the form. Formu imzaladığınızdan ve mühürlediğinizden emin olun. Lütfen formu imzalayıp mühürlediğinizden emin olun. Do you have sandals? Sandaletin var mı? Sandaletin var mı? This is a basketball. Bu bir basketbol topu. Bu bir basketbol. Don't be fooled by Tom's e-mail! Tom'un e-postasıyla kandırılmayın! Tom'un e-postasına kanmayın! Tom's face showed his surprise. Tom'un yüzü onun şaşkınlığını gösterdi. Tom'un yüzü sürprizini gösterdi. A falcon is a predatory bird. Doğanlar avcı kuşlardır. Şahin yırtıcı bir kuştur. I looked at Tom's boot. Tom'un botuna baktım. Tom'un botuna baktım. I watched the basketball game on TV. TV de basketbol oyunu izledim. Basketbol maçını televizyonda izledim. Tom and Mary aren't smiling now. Tom ve Mary şimdi gülümsemiyor. Tom ve Mary şu anda gülümsemiyorlar. Do you use ketamine? Ketamin kullanıyor musunuz? Ketamin kullanıyor musunuz? We can't send them out there. Onları oraya gönderemeyiz. Onları oraya gönderemeyiz. Some doors and windows were left open. Bazı kapılar ve pencereler açık bırakıldı. Bazı kapılar ve pencereler açık bırakılmıştı. What is your favorite soccer club? Hangi futbol takımını tutuyorsun? En sevdiğiniz futbol kulübü hangisi? We studied French. Biz Fransızca çalıştık. Fransızca okuduk. All right, everything is clear to me. Tamam, her şey bana anlaşılır. Tamam, her şey bana açık. How do we get him out of jail? Onu hapishaneden nasıl çıkarırız? Onu hapisten nasıl çıkaracağız? He was caught by the police. O, polis tarafından yakalandı. Polis tarafından yakalandı. Tom doesn't travel as much as Mary. Tom Mary kadar seyahat etmez. Tom Mary kadar seyahat etmez. I'm a fuckup. Çok cenabet biriyim. Ben pisliğin tekiyim. Nectarines and peaches are the same species. Nektarinler ve şeftaliler aynı türdürler. Nektarin ve şeftali aynı türdür. Excuse me, but I believe that is my seat. Affedersiniz, ama bunun benim koltuğum olduğuna inanıyorum. Kusura bakmayın ama sanırım bu benim koltuğum. Tell her it's important. Ona bunun önemli olduğunu söyle. Önemli olduğunu söyle. My eyes and head hurt from crying too much. Gözlerim ve başım çok ağlamaktan ağrıyor. Gözlerim ve başım çok ağlıyordu. The weather was very bad yesterday. Hava dün çok kötüydü. Dün hava çok kötüydü. Can a virus damage computer hardware? Virüsün donanıma hasar vermesi mümkün mü? Bir virüs bilgisayar donanımına zarar verebilir mi? If I were in her place, I'd refuse to do that. Onun yerinde olsam, onu yapmayı reddederim. Onun yerinde olsaydım, bunu yapmayı reddederdim. He has a sufficient income to support his family. O, ailesini desteklemek için yeterli gelire sahip. Ailesini geçindirmek için yeterli gelire sahiptir. A person cannot understand another person completely. Bir insan başka bir insanı tümüyle anlamayabilir. Bir insan başka bir insanı tamamen anlayamaz. Mary gave birth to a son. Mary bir oğul doğurdu. Mary bir oğul doğurdu. No major announcements are expected. Büyük duyurular beklenmiyor. Önemli duyurular beklenmiyor. You're a very fussy eater, aren't you? Çok telaşlı bir yiyicisin, değil mi? Çok telaşlı bir yiyicisin, değil mi? I obtained a permit to see the silverback gorillas. Gümüş sırtlı gorilleri görmek için izin aldım. Gümüş sırtlı gorilleri görmek için izin aldım. I spend too much time doing stupid things. Aptalca şeyler yaparak çok fazla zaman geçiriyorum. Aptalca şeyler yapmak için çok fazla zaman harcıyorum. Tom spends hours in his room drawing pictures. Tom odasında resim çizerek saatler harcar. Tom odasında saatlerce resim çizer. Don't let anyone move my desk. Hiç kimsenin masamı kımıldatmasına izin verme. Kimsenin masamı hareket ettirmesine izin verme. Keep your apples. I don't want them. Elmalarını sakla. Onları istemiyorum. Elmaların sende kalsın, onları istemiyorum. What country did you visit and how long did you stay? Gittiğiniz ülke hangisiydi ve orada ne kadar kaldınız? Hangi ülkeyi ziyaret ettiniz ve ne kadar kaldınız? His speech was very poor. Konuşması çok yetersizdi. Konuşması çok zayıftı. This sticky liquid can be used as a glue. Bu yapışkan sıvı tutkal olarak kullanılabilir. Bu yapışkan sıvı tutkal olarak kullanılabilir. I borrowed money from my friends. Arkadaşlarımdan borç para aldım. Arkadaşlarımdan borç aldım. Of course, it's important. Bu elbette önemli. Tabii ki önemli. Tom cut himself with his knife yesterday. Dün Tom kendini bıçağıyla kesti. Tom dün bıçağıyla kendini kesti. Our baby started to talk. Bebeğimiz konuşmaya başladı. Bebeğimiz konuşmaya başladı. You have lipstick on your cheek. Yanağında ruj lekesi var. Yanağında ruj var. She is deaf to my advice. O, nasihatımı duymazdan gelir. Tavsiyelerime kulak asmıyor. Breaking Bad is my favorite series. Breaking Bad en sevdiğim dizi. Breaking Bad en sevdiğim dizidir. The jurors deliberated for three days. Jüriler üç gün boyunca görüştü. Jüri üyeleri üç gün boyunca plan yaptı. I want to sort this out once and for all. Son olarak bunu tasnif etmeni istiyorum. Bu işi kesin olarak halletmek istiyorum. Tom wasn't afraid of me. Tom benden korkmadı. Tom benden korkmuyordu. Tom is an investigative reporter. Tom bir araştırmacı muhabirdir. Tom araştırmacı bir muhabirdir. He was the head of the League of Militant Atheists. Allahsızlığı Yayma Kürsüsü başkanıydı. Militan Ateistler Birliği'nin başıydı. You know I love Tom, don't you? Tom'u sevdiğimi biliyorsun, değil mi? Tom'u sevdiğimi biliyorsun, değil mi? I thought Mary said she didn't have a boyfriend. Mary'nin bir erkek arkadaşın olmadığını söylediğini sanıyordum. Mary'nin erkek arkadaşı olmadığını söylediğini sanıyordum. I was surprised to get a call from Tom. Tom'dan bir çağrı aldığıma şaşırdım. Tom'dan bir telefon aldığıma şaşırdım. He hires other people to write his speeches. O, konuşmalarını yazmak için başkalarını tutuyor. Konuşmalarını yazması için başka insanları işe alır. Tom has been going out with another woman. Tom başka bir kadınla çıkıyor. Tom başka bir kadınla çıkıyordu. When I was about to leave my house, I got a telephone call from her. Evimden ayrılmak üzereyken ondan bir telefon görüşmesi aldım. Evimden ayrılmak üzereyken ondan bir telefon aldım. As far as I know, he isn't lazy. Bildiğim kadarıyla, o tembel değildir. Bildiğim kadarıyla tembel değil. Tom is in a really bad mood. Tom çok kötü bir ruh hali içinde. Tom'un morali çok bozuk. Mery is the laziest person in his class. Mery sınıfında en tembel kişidir. Mery sınıfındaki en tembel kişidir. Breathe deeply through your mouth. Ağzınızdan derin bir nefes alın. Ağzından derin bir nefes al. I was very cold. Çok üşümüştüm. Çok üşümüştüm. You can skip stage three of the certification process and advance immediately to stage six. Sertifikasyon işleminin üçüncü aşamasını geçip hemen altıncı aşamaya doğru ilerleyebilirsiniz. Sertifika sürecinin üçüncü aşamasını atlayabilir ve hemen altıncı aşamaya geçebilirsiniz. It was such a bruh moment. Tam bir "vay amk" anıydı. Tam bir bruh anıydı. The employees are overworked. Çalışanlar fazla çalıştılar. Çalışanlar fazla çalışıyor. That isn't an insult. Bu bir hakaret değil. Bu bir hakaret değil. Tom wasn't the only student who was absent. Gelmeyen tek öğrenci Tom değildi. Tom, ortada olmayan tek öğrenci değildi. Leave it to me, I told him, that's too heavy for you. Bana bırak, ona söyledim, bu senin için çok ağır. Bana bırak, ona söyledim, bu senin için çok ağır. Tom has been in Boston way too long. Tom çok uzun süredir Boston'da. Tom çok uzun süredir Boston'da. Portuguese is spoken not only in Portugal and Brazil. Portekizce sadece Portekiz ve Brezilya'da konuşulmaz. Portekizce sadece Portekiz ve Brezilya'da konuşulmaz. He applied for admission to the riding club. Binicilik kulübüne kabul için başvurdu. Binek kulübüne kabul başvurusunda bulundu. I wish I could've stayed longer. Keşke daha uzun kalabilseydim. Keşke daha uzun kalabilseydim. Traveling makes people knowledgeable. Seyahat, insanları bilgili yapar. Seyahat etmek insanları bilgilendiriyor. Tom patted me on the shoulder. Tom omzuma vurdu. Tom omzuma vurdu. Would you like to join us for a game of cards? Kart oyunu için bize katılmak ister misiniz? Bir kart oyunu için bize katılmak ister misiniz? Tom and Mary attended the same school. Tom ve Mary aynı okulda okudular. Tom ve Mary aynı okula gitti. I didn't know that Tom swam. Tom'un yüzdüğünü bilmiyordum. Tom'un yüzdüğünü bilmiyordum. Did you go to Boston? Boston'a gittin mi? Boston'a gittiniz mi? Tom prefers to park behind the house. Tom evin arkasında park etmeyi tercih ediyor. Tom evin arkasına park etmeyi tercih eder. How did you find out that your brother lived there? Kardeşinin orada yaşadığını nasıl öğrendin? Kardeşinin orada yaşadığını nasıl öğrendin? Aren't you still cold? Hâlâ nezle değil misin? Hala üşümüyor musun? They are flooding their border with us with military presence. Bizimle olan sınırlarına askerî yığınak yapıyorlar. Bizimle olan sınırlarını askeri bir mevcudiyetle sular altında bırakıyorlar. I don't think that Tom is a carpenter. Tom'un marangoz olduğunu sanmıyorum. Tom'un marangoz olduğunu sanmıyorum. This conversation never happened. Bu konuşma asla olmadı. Bu konuşma hiç olmadı. We're filled with hope again. Yine umutlandık. Yine umutla dolduk. The group left early in 1791. 1791'de grup erken ayrıldı. Grup 1791'de erken ayrıldı. I wonder when Tom wants to do that. Tom'un onu ne zaman yapmak istediğini merak ediyorum. Tom'un bunu ne zaman yapmak istediğini merak ediyorum. Tom was tired and fell into a heavy sleep. Tom yorgundu ve ağır bir uykuya daldı. Tom yorgundu ve ağır bir uykuya daldı. Tom and I weren't the only ones who wanted to leave the party early. Tom ve ben partiden erken ayrılmak isteyen tek kişi değildik. Tom ve ben partiden erken ayrılmak isteyen tek kişiler değildik. His opinion is different from mine. Onun fikri benimkinden farklı. Onun görüşü benimkinden farklı. The coffee shop is haunted by aspiring artists. Bu kafe dükkanı gelecek vadeden sanatçılar tarafından ziyaret edilir. Kahve dükkanı, hevesli sanatçılar tarafından perilidir. You don't have to get married if you don't want to. İstemiyorsan evlenmek zorunda değilsin. İstemiyorsan evlenmek zorunda değilsin. Yanni died from pancreatic cancer. Yanni pankreas kanserinden öldü. Yanni pankreas kanserinden öldü. Dan has been fighting with Linda. Dan, Linda ile mücadele ediyor. Dan, Linda ile kavga ediyordu. Tom spends too much time at home. He should get out more. Tom evde aşırı fazla zaman harcıyor. Daha fazla dışarı çıkmalı. Tom evde çok fazla zaman geçirir. Mary told me all about you. Mary senin hakkındaki her şeyi bana anlattı. Mary senin hakkında her şeyi anlattı. What do you want for Christmas? Noel için ne istiyorsun? Noel için ne istiyorsun? Tom squeezed Mary's shoulder. Tom, Mary'nin omzunu sıktı. Tom Mary'nin omzunu sıktı. Tom shook his head and looked away. Tom başını salladı ve uzağa baktı. Tom başını salladı ve uzağa baktı. What's necessary? Ne gerekli? Ne gerekli? I doubt that he's a lawyer. Onun bir avukat olduğundan kuşkuluyum. Avukat olduğundan şüpheliyim. I want to buy Tom some books. Tom'a biraz kitap almak istiyorum. Tom'a kitap almak istiyorum. The treasure was buried on an island. Define bir adaya gömülmüş. Hazine bir adaya gömüldü. I'm allowed to do this. Bunu yapma iznim var. Bunu yapmaya iznim var. Do you know how to play poker? Nasıl poker oynanacağını biliyor musun? Poker oynamayı biliyor musun? Where's your favorite place to eat in Boston? Boston'da yemek yemek için en sevdiğin yer neresi? Boston'da yemek için en sevdiğiniz yer neresi? I know you're not that stupid. O kadar aptal olmadığını biliyorum. O kadar aptal olmadığını biliyorum. The cow ate. İnek yedi. İnek yedi. That car is parked on a double yellow line. O araba çift sarı hatta park edilmiş. O araba çift sarı çizgi üzerine park edilmiş. Here's a list of what you need to buy. İşte alman gerekenlerin bir listesi. İşte satın almanız gerekenlerin bir listesi. I don't have time to help now. Şimdi yardım edecek vaktim yok. Şu an yardım edecek vaktim yok. When the jet flew over the building the windowpanes rattled. Jet binanın üzerinden uçtuğunda pencere camları zangırdadı. Jet binanın üzerinden uçtuğunda pencere camları çınladı. He isn't watching TV now. Şu an televizyon izlemiyor. Şu anda televizyon izlemiyor. Tom and Mary fell in love with each other. Tom ve Mary birbirlerine âşık oldu. Tom ve Mary birbirlerine aşık oldular. I just arrived yesterday. Ben sadece dün geldim. Daha dün geldim. I don't intend to make a deal with the devil. Şeytanın tekiyle iş birliği yapmaya niyetim yok. Şeytanla bir anlaşma yapmaya niyetim yok. I don't know why it's not working. Neden çalışmadığını bilmiyorum. Neden işe yaramadığını bilmiyorum. I can't handle it. Ben bunun üstesinden gelemem. Bununla başa çıkamam. Did you tell Tom that? Onu Tom'a söyledin mi? Bunu Tom'a söyledin mi? That means the same thing. Bu aynı anlama gelir. Bu da aynı anlama geliyor. The bread was scorched from being cooked on the open flame of the camp fire. Ekmek kamp ateşinin açık alevi üzerinde pişirilmekten yakılmıştı. Ekmek, kamp ateşinin açık alevinde pişirilmesinden kavrulmuştu. Your free trial of existence has expired. Ücretsiz varoluş deneyim sürecinizin süresi doldu. Özgür varoluş denemen sona erdi. Tom had every right to be angry. Tom kızmakta haklıydı. Tom'un öfkelenmeye hakkı vardı. I was leaving home when she telephoned me. Bana telefon ettiğinde evden çıkıyordum. Bana telefon ederken evden ayrılıyordum. Do you use opiates like morphine, Percocet, Vicodin, and OxyContin, that are not prescribed to you? Reçetesiz olarak morfin, perkoset, vikodin ve oksikontin gibi opiatlar kullanıyor musunuz? Size reçete edilmeyen morfin, Percocet, Vicodin ve OxyContin gibi opiatlar kullanıyor musunuz? Tom isn't under contract. Tom sözleşmeli değil. Tom sözleşmeli değil. Tom looks just like his brother. Tom kesinlikle erkek kardeşine benziyor. Tom tıpkı kardeşine benziyor. You'll find a rake in the shed. Kulübede bir tırmık bulacaksınız. Kulübede bir tırmık bulacaksın. Tom picked up the telephone receiver and put it to his ear. Tom alısün ahizesini alıp kulağına koydu. Tom telefon alıcısını aldı ve kulağına koydu. Someone stole my money. Birisi paramı çaldı. Biri paramı çalmış. English isn't a language. It's three languages wearing a trench coat pretending to be one. İngilizce bir dil değil, üç dilin çuvala sokulup tek bir dil gibi gösterilmesidir. İngilizce bir dil değil, üç dilde siper mantosu giyip bir dilmiş gibi davranmaktır. Why did they arrest him? Onlar onu neden tutukladılar? Onu neden tutukladılar? Tom didn't have the nerve to tell the truth. Tom gerçeği söyleyecek cesarete sahip değildi. Tom'un gerçeği söyleyecek cesareti yoktu. Tom is a pilot, isn't he? Tom bir pilot, değil mi? Tom bir pilot, değil mi? We have a map. Bizde bir harita var. Bir haritamız var. Tom and Mary live in a gated community. Tom ve Mary güvenlikli bir sitede yaşar. Tom ve Mary kapılı bir toplulukta yaşıyor. What were you doing when I called this morning? Bu sabah aradığımda ne yapıyordun? Bu sabah aradığımda ne yapıyordun? I hope this time it works. İnşallah bu defa olur. Umarım bu sefer işe yarar. Tom is a locksmith. Tom çilingir. Tom bir çilingir. The world is full of abandoned ships. Dünya terk edilmiş gemilerle dolu. Dünya terk edilmiş gemilerle doludur. Tom didn't bring it. Tom onu getirmedi. Tom getirmedi. You don't know how tired I was. Ne kadar yorgun olduğumu bilmiyorsun. Ne kadar yorgun olduğumu bilmiyorsun. I just got a tattoo. Ben sadece bir dövme yaptırdım. Daha yeni dövme yaptırdım. Happily, the workaholic did not die. Bereket versin ki, işkolik ölmedi. Neyse ki işkolik ölmedi. I was in the gym. Spor salonundaydım. Spor salonundaydım. Are you going to talk to Tom about that? Tom'la onun hakkında konuşacak mısın? Tom'la bunun hakkında konuşacak mısın? How has marriage changed your perspective in life? Evlilik hayattaki bakış açınızı nasıl değiştirdi? Evlilik hayattaki bakış açınızı nasıl değiştirdi? These products are of the same quality. Bu ürünler aynı kalitede. Bu ürünler aynı kalitededir. You'll call me, won't you? Beni arayacaksın, değil mi? Beni arayacaksın, değil mi? The school is across from our house. Okul evimizin karşısında. Okul evimizin karşısında. Don't you think I'm right? Haklı olduğumu düşünmüyor musun? Sence de haklı değil miyim? What country is Tom from? Tom'un memleketi hangi ülke? Tom hangi ülkeden? We were warned. Uyarılmıştık. Uyarıldık. Tom was due here three hours ago. Tom'un üç saat önce burada vadesi dolmuştu. Tom üç saat önce buradaydı. Are your grandchildren here in Boston? Torunların Boston'da burada mı? Torunların Boston'da mı? I warned them not to come here. Onları buraya gelmemeleri için uyardım. Onları buraya gelmemeleri konusunda uyardım. Tom said something funny and we all laughed. Tom komik şeyler söyledi ve hepimiz güldük. Tom komik bir şey söyledi ve hepimiz güldük. I finally finished writing the report. Sonunda raporu yazmayı bitirdim. Sonunda raporu yazmayı bitirdim. Annoying people irritate me. Can sıkıcı insanlar beni rahatsız ediyor. Sinir bozucu insanlar beni sinirlendiriyor. How would you like to live in Boston? Boston'da nasıl yaşamak istersin? Boston'da yaşamak ister misiniz? A typhoon is coming. Bir tayfun geliyor. Bir tayfun geliyor. Tom is a strong swimmer. Tom güçlü bir yüzücü. Tom güçlü bir yüzücüdür. Tom looked unshaken. Tom sağlam görünüyordu. Tom sarsılmamış görünüyordu. It looks like Tom isn't here. Tom burada değil gibi görünüyor. Görünüşe göre Tom burada değil. I know Tom is working late tonight. Tom'un bu gece geç saatlere kadar çalıştığını biliyorum. Tom'un bu gece geç saatlere kadar çalıştığını biliyorum. Tom doesn't usually disobey his parents. Tom genellikle ebeveynlerinin sözünü dinlemez. Tom genelde ailesine itaatsizlik etmez. That is the building that my dad works in. Bu babamın çalıştığı bina. Babamın çalıştığı bina bu. You know I can't. Yapamayacağımı biliyorsun. Yapamayacağımı biliyorsun. Tom and Mary furnished their house with inexpensive furniture. Tom ve Mary ucuz mobilya ile evlerini döşediler. Tom ve Mary evlerini ucuz mobilyalarla donattılar. We never lost hope. Umudumuzu hiç yitirmedik. Hiç umudumuzu kaybetmedik. That isn't your dictionary, is it? Bu senin sözlüğün değil, değil mi? Bu senin sözlüğün değil, değil mi? Do you like tea? Çay sever misin? Çay sever misin? Tom won't leave us. Tom bizi terketmeyecek. Tom bizi terk etmez. I don't have enough time to eat. Yemek yemek için yeterli zamanım yok. Yemek için yeterli zamanım yok. I need to stay here until 2:30. 2: 30'a kadar burada kalmam gerekiyor. 2:30'a kadar burada kalmam gerek. The most common side effect is pain on the injection site. En sık rastlanan yan etki, aşı bölgesinde yaşanan ağrı. En yaygın yan etkisi enjeksiyon yerinde ağrıdır. Do you think Tom and Mary are ever going to get married? Tom ve Mary'nin evleneceklerini düşünüyor musunuz? Tom ve Mary'nin evleneceğini düşünüyor musun? I think we can beat them. Onları yenebileceğimizi düşünüyorum. Bence onları yenebiliriz. I don't need to see him now. Şimdi onu görmeme gerek yok. Onu şimdi görmeme gerek yok. Do you have a hernia? Fıtığınız var mı? Fıtık var mı? Have you ever run a marathon? Hiç maraton koştun mu? Hiç maraton koştun mu? He appeared at exactly five o'clock. O, tam beşte ortaya çıktı. Tam olarak saat 5'te ortaya çıktı. I went to school by bus yesterday. Dün okula otobüsle gittim. Dün okula otobüsle gittim. I keep feeling chills. Could I have a fever? Üşüme hissim geçmiyor. Ateşim mi var acaba? Sürekli üşüyorum, ateşim olabilir mi? Nobody was arrested last night. Dün gece kimse tutuklanmadı. Dün gece kimse tutuklanmadı. Layla called the police on Sami. Leyla, Sami için polisi aradı. Layla, Sami'yi polise ihbar etti. Tom is good with young children. Tom küçük çocuklarla güzel anlaşır. Tom küçük çocuklarla iyi geçinir. What's Tom's job? Tom'un işi nedir? Tom'un görevi ne? I don't like snow. Kardan hoşlanmıyorum. Kardan hoşlanmam. I love you so much that I'll stay away from you. Seni o kadar çok seviyorum ki senden uzak duruyorum. Seni o kadar çok seviyorum ki senden uzak duracağım. The Russians copy the French ways, but always fifty years later. Ruslar Fransız yollarını kopyalar, ancak daima elli yıl sonra. Ruslar Fransız yollarını kopyalıyor, ama her zaman elli yıl sonra. I'll teach you French if you want me to. Eğer istersen sana Fransızca öğretirim. İstersen sana Fransızca öğreteceğim. Whose baby is this? Bu kimin bebeği? Bu kimin bebeği? Tom has written another book. Tom bir kitap daha yazdı. Tom başka bir kitap yazdı. When we started out designing web pages, we were the only ones doing it in this part of the country. Web sayfalarını tasarlamaya başladığımızda, ülkenin bu kısmında onu yapan tek insanlar bizdik. Web sayfalarını tasarlamaya başladığımızda, bunu ülkenin bu bölgesinde yapan sadece bizdik. Tom didn't give back what he had borrowed. Tom ödünç aldığı şeyi geri vermedi. Tom ödünç aldığı şeyi geri vermedi. Which is hardest in your opinion? En zoru sence hangisi? Sizce hangisi daha zor? You should put this phrase in parentheses. Bu ifadeyi parantezler içine koymalısın. Bu cümleyi parantez içine koymalısınız. Show me the photos you took in Paris. Paris'te çektiğin fotoğrafları bana göster. Paris'te çektiğin fotoğrafları göster. He was at work till late at night. Gece geç saatlere kadar işteydi. Gece geç saatlere kadar işteydi. How long have your cheeks been swollen? Yanaklarınızda ne kadar zamandır şişlik var? Ne zamandır yanakların şişti? Tom got in the golf cart. Tom golf arabasına bindi. Tom golf arabasına bindi. I really didn't want to play. Gerçekten oynamak istemedim. Gerçekten oynamak istemedim. Tom advised us to leave early. Tom erken ayrılmamızı tavsiye etti. Tom erken ayrılmamızı tavsiye etti. Tom left his ticket at home. Tom biletini evde bıraktı. Tom biletini evde bıraktı. I'm not answering that. Buna cevap vermiyorum. Buna cevap vermeyeceğim. Angela Merkel has a PhD in Physics. Angela Merkel'in Fizikte doktorası var. Angela Merkel fizik doktorası yapmıştır. I really want Tom to stop doing that. Ben gerçekten Tom'un onu yapmayı durdurmasını istiyorum. Tom'un bunu yapmayı bırakmasını gerçekten istiyorum. He will arrive in Paris tomorrow. O, yarın Paris'e varacak. Yarın Paris'e varacak. She was visiting me regularly. O beni düzenli olarak ziyaret ediyordu. Beni düzenli olarak ziyaret ediyordu. Why don't we all go home now? Neden şimdi hepimiz eve gitmiyoruz? Neden şimdi hepimiz eve gitmiyoruz? I want you to tell me everything. Bana her şeyi söylemeni istiyorum. Bana her şeyi anlatmanı istiyorum. They're fascinated by blood and violence. Gözlerini kan ve şiddet bürümüş. Kan ve şiddetten etkileniyorlar. She's just a child. O sadece bir çocuk. O sadece bir çocuk. This is every pilot's worst nightmare. Bu her pilotun en kötü kabusudur. Bu her pilotun en kötü kabusudur. Tom works at one of the city's most popular restaurants. Tom, şehrin en popüler restoranlarından birinde çalışıyor. Tom şehrin en popüler restoranlarından birinde çalışıyor. We need to create more jobs. Bizim daha fazla iş yaratmamız gerekiyor. Daha fazla iş yaratmamız gerekiyor. We have a map. Haritamız var. Bir haritamız var. I hope it happens here. Umarım o burada olur. Umarım burada olur. Tom found what he was looking for. Tom aradığı şeyi buldu. Tom aradığı şeyi buldu. Tom may forget to do that. Tom onu yapmayı unutabilir. Tom bunu yapmayı unutabilir. I can't accept that explanation. O açıklamayı kabul edemem. Bu açıklamayı kabul edemem. He falls in love as soon as he sees a girl with green eyes. Yeşil gözlü bir kız görünce hemen âşık olur. Yeşil gözlü bir kız görür görmez aşık olur. Did we find out who that man was? O adamın kim olduğunu bulabildik mi? O adamın kim olduğunu bulabildik mi? You probably do this all the time. Muhtemelen bunu her zaman yapıyorsun. Bunu her zaman yapıyorsundur. I told them what I saw. Onlara ne gördüğümü söyledim. Onlara gördüklerimi anlattım. As the vast opportunities of the Internet reach every corner of the globe, learning outside of school has become as important as learning in school. İnternetin uçsuz bucaksız imkânları dünyanın dört bir köşesine yayıldıkça okul dışı öğrenim de okulda öğrenim kadar önem kazandı. İnternetin geniş fırsatları dünyanın her köşesine ulaştığında, okul dışında öğrenme, okulda öğrenme kadar önemli hale gelmiştir. I want to ask a question. Bir şey soracağım. Bir soru sormak istiyorum. Tom is taking a bath in my bathtub. Tom benim küvetimde banyo yapıyor. Tom küvette banyo yapıyor. Tom loves talking about music. Tom müzik hakkında konuşmayı sever. Tom müzik hakkında konuşmayı sever. Tom saved himself. Tom kendini kurtardı. Tom kendini kurtardı. He is used to sleeping in a tent. O bir çadırda uyumaya alışkındır. Bir çadırda uyumaya alışmıştır. Would you like to be tested for HIV? HIV testi yaptırmak ister misiniz? HIV testi yaptırmak ister misiniz? Why don't we get Tom a dog? Neden Tom'a bir köpek almıyoruz? Neden Tom'a bir köpek almıyoruz? Why are you so upset? Neden bu kadar üzgünsün? Neden bu kadar üzgünsün? No cash was taken. Hiç nakit alınmadı. Nakit para alınmadı. Maria married unwillingly. Maria istemeyerek evlendi. Maria isteksizce evlendi. A general strike might be a solution. Genel grev bir çözüm olabilir. Genel grev bir çözüm olabilir. Tom spends a lot of time here. Tom burada çokça zaman geçirir. Tom burada çok zaman geçirir. How much do you have invested? Ne kadar yatırım yaptın? Ne kadar yatırım yaptınız? He always says that. O her zaman bunu söyler. Hep böyle söyler. That was super fun. O, süper eğlenceydi. Çok eğlenceliydi. Have you already finished that book? Bu kitabı çoktan bitirdin mi? O kitabı bitirdin mi? This isn't one of my books. Bu benim kitaplarımdan biri değil. Bu benim kitaplarımdan biri değil. That is the first step. O ilk adımdır. Bu ilk adım. The doctor advised me to stop smoking. Doktor sigarayı bırakmamı tavsiye etti. Doktor sigarayı bırakmamı tavsiye etti. Should I go with you to the doctor? Doktora giderken yanında geleyim mi? Seninle doktora geleyim mi? Isn't it interesting? Bu ilginç değil mi? İlginç değil mi? That red dress looks good on her. O kırmızı elbise onun üzerinde iyi görünüyor. Kırmızı elbise ona yakışıyor. Is death the only possible escape? Tek kurtuluş ölüm mü? Ölüm tek olası kaçış mıdır? I don't like the anime of "Tatoeba Last Dungeon Mae no Mura no Shounen ga Joban no Machi de Kurasu Youna Monogatari" because it does a disservice to me by hijacking the search results for "Tatoeba" in social media. "Tatoeba Last Dungeon Mae no Mura no Shounen ga Joban no Machi de Kurasu Youna Monogatari " adlı animeyi sevmiyorum çünkü sosyal medyada "Tatoeba" diye arama yapınca çıkan sonuçların çoğunu gasp ederek işime çomak sokuyor. "Tatoeba Last Dungeon Mae no Mura no Shounen ga Joban no Machi de Kurasu Youna Monogatari" animesini sevmiyorum çünkü sosyal medyada "Tatoeba" için arama sonuçlarını gasp ederek bana zarar veriyor. I broke the personal computer. Kişisel bilgisayarımı kırdım. Kişisel bilgisayarı kırdım. It isn't your turn yet. Henüz senin sıran değil. Daha sıra sende değil. Tom spent all morning in the interrogation room. Tom bütün sabahı sorgulama odasında geçirdi. Tom bütün sabahı sorgu odasında geçirdi. Do you intend to teach Esperanto to your children? Çocuklarına Esperanto öğretmek istiyor musun? Esperanto'yu çocuklarına öğretmeye niyetli misin? Tom sped off. Tom gazlayıp kaçtı. Tom kaçtı. Can Tom go first? Önce Tom gidebilir mi? Tom önden gidebilir mi? I won't bother you again, I promise. Seni bir daha rahatsız etmeyeceğim, söz. Seni bir daha rahatsız etmeyeceğim, söz veriyorum. We came close to winning last year. Geçen yıl kazanmaya çok yaklaşmıştık. Geçen sene kazanmaya çok yaklaşmıştık. Please tell Tom not to leave. Tom'a gitmemesini söyle lütfen. Lütfen Tom'a gitmemesini söyle. I took him to the Kyoto Imperial Palace. Onu Kyoto Kıraliyet Sarayına götürdü. Onu Kyoto İmparatorluk Sarayı'na götürdüm. I think it'll start raining soon. Sanırım yakında yağmur yağmaya başlayacak. Sanırım yakında yağmur başlayacak. A Mr. Williams came to see you yesterday. Dün Bay Willims diye biri sizi görmek için geldi. Bay Williams dün sizi görmeye geldi. I forgot that you're Tom's friend. Tom'un arkadaşı olduğunu unuttum. Tom'un arkadaşı olduğunu unuttum. What Tom does makes me angry. Tom'un yaptığı şey beni kızdırıyor. Tom'un yaptığı beni kızdırıyor. Tom closed the venetian blinds, so the neighbors couldn't look in. Tom jaluzileri kapattı, bu yüzden komşular içeri bakamadı. Tom venetian panjurları kapattı, böylece komşular içeri bakamadı. You're thinking too much. Çok fazla düşünüyorsun. Çok fazla düşünüyorsun. Tom whistled again. Tom yine ıslık çaldı. Tom yine ıslık çaldı. Tom is at least thirty. Tom en az otuz yaşında vardır. Tom en az otuz yaşında. You won't be able to do anything about that now. Şimdi onun hakkında bir şey yapamayacaksın. Artık bu konuda hiçbir şey yapamayacaksınız. We must do it quickly. Biz bunu hızlı bir şekilde yapmalıyız. Bunu hızlı bir şekilde yapmalıyız. Why did you lock the door? Sen neden kapıyı kilitledin? Kapıyı neden kilitledin? I give you my supreme word of honor. Sana yüce şeref sözümü veriyorum. Sana yüce şeref sözü veriyorum. That night, we slept out in the open. O gece açıkta yattık. O gece açık havada uyuduk. Tom said he's cold. Tom üşüttüğünü söyledi. Tom üşüdüğünü söyledi. Does she understand what he's saying? O, onun ne söylediğini anlıyor mu? Ne dediğini anlıyor mu? How did you learn that Tom was living in Boston? Tom'un Boston'da yaşadığını nasıl öğrendin? Tom'un Boston'da yaşadığını nasıl öğrendin? Why is there so much violence in the world? Neden dünyada bu kadar çok şiddet var? Dünyada neden bu kadar şiddet var? Do you want to say something, Tom? Bir şey söylemek istiyor musun, Tom? Bir şey söylemek ister misin, Tom? I barely know the city. Şehri hemen hemen hiç bilmiyorum. Şehri çok az tanıyorum. Tom said Mary was home in bed with the flu. Tom Mary'nin grip nedeniyle evde yatakta olduğunu söyledi. Tom, Mary'nin yatakta grip olduğunu söyledi. Tom told me that Mary wasn't thirsty. Tom bana Mary'nin susamadığını söyledi. Tom Mary'nin susuz olmadığını söyledi. We aren't monsters. Biz canavar değiliz. Biz canavar değiliz. Tell me about Tatoeba. Bana Tatoeba'dan bahset. Bana Tatoeba'dan bahset. We've raised our prices. Fiyatlarımızı yükselttik. Fiyatlarımızı yükselttik. The stock market collapsed in 1929. Borsa 1929'da dibe vurdu. Borsa 1929 yılında çöktü. I let out a sigh of disappointment. Hayal kırıklığı içinde bir ah çektim. Hayal kırıklığının bir iç çekişini çıkardım. I'm starting to like such roles. Böyle rolleri sevmeye başlıyorum. Böyle rolleri sevmeye başladım. Tom told me the same thing Mary told me. Tom bana Mary'nin söylediği aynı şeyi söyledi. Tom da Mary'nin bana söylediği şeyi söyledi. Tom hasn't been living in Boston long. Tom uzun süredir Boston'da yaşamıyor. Tom uzun süredir Boston'da yaşamıyor. Explain me the rules. Kuralları bana açıkla. Kuralları açıkla. Tom wasn't the next person to do that. Bunu yapacak bir sonraki kişi Tom değildi. Tom bunu yapacak bir sonraki kişi değildi. His talk led me to believe that he knows a great deal. Onun konuşması onun çok şey bildiğine beni inandırdı. Konuşması beni çok şey bildiğine inandırdı. We spent the day at the fair. Günü fuarda geçirdik. Günü fuarda geçirdik. Tom and I are waiting for the bus. Tom ve ben otobüsü bekliyoruz. Tom ve ben otobüsü bekliyoruz. Tom says he can change that. Tom onu değiştirebileceğini söylüyor. Tom bunu değiştirebileceğini söylüyor. She burst into sobs. O hıçkırıklara boğuldu. Sobs'a girdi. After that I was totally exhausted. Ondan sonra tamamen bitkindim. Ondan sonra tamamen bitkin düştüm. Tom said he didn't win. Tom kazanmadığını söyledi. Tom kazanmadığını söyledi. We're language teachers. Dil öğretmeniyiz. Biz dil öğretmeniyiz. Is it okay if I ask you a few medical questions? Size sağlığınızla ilgili birkaç soru sorabilir miyim? Sana birkaç tıbbi soru sormamın sakıncası var mı? God knows what might happen for an hour! Bir saat boyunca neler olabileceğini Allah bilir! Bir saat boyunca neler olabileceğini Tanrı bilir! The news caused alarm throughout the village. Haber köyün her tarafında korkuya neden oldu. Haber, köyün her yerinde alarma geçti. Tom wasn't the first one here today. Tom bugün buradaki ilk kişi değildi. Tom bugün buraya gelen ilk kişi değildi. It must be expensive. Pahalı olmalı. Pahalı olmalı. We will play a tennis match. Bir tenis maçı oynayacağız. Tenis maçı oynayacağız. The mechanic ripped us off. Tamirci bizi kazıklamış. Tamirci bizi kazıkladı. They've still got Tom. Tom hâlâ onların elinde. Tom hala ellerinde. No matter what happens, I'll keep my promise. Ne olursa olsun, sözümü tutarım. Ne olursa olsun sözümü tutacağım. Tom's eyesight is deteriorating. Tom'un görme yeteneği kötüleşiyor. Tom'un görme yetisi kötüleşiyor. Cain wasn't a good sibling. Kabil iyi bir kardeş değildi. Cain iyi bir kardeş değildi. Tom is a little old-fashioned. Tom biraz eski kafalıdır. Tom biraz eski kafalıdır. My eyes smart. Gözlerim acıyor. Gözlerim akıllı. Have you ever wanted to live anywhere else? Hiç başka bir yerde yaşamayı istedin mi? Hiç başka bir yerde yaşamak istediniz mi? Sometimes you go by bus, and sometimes by car. Bazen otobüsle gidersin ve bazen arabayla. Bazen otobüsle, bazen de arabayla gidersiniz. Tom shared an article on Facebook without even reading it. Tom Facebook'ta onu okumadan bir makale paylaştı. Tom, okumadan Facebook'ta bir makale paylaştı. I'm not stupid enough to lend Tom money. Tom'a borç para verecek kadar enayi değilim. Tom'a borç verecek kadar aptal değilim. I sat on something and broke it. Bir şeyin üstüne oturdum ve onu kırdım. Bir şeyin üzerine oturdum ve kırdım. He denied having met her. Onunla buluştuğunu inkâr etti. Onunla tanıştığını inkar etti. No further details were available. Daha fazla ayrıntı mevcut değildi. Daha fazla ayrıntı mevcut değildi. I'm sorry, I didn't mean to hurt your feelings. Üzgünüm, duygularını incitmek istemedim. Özür dilerim, duygularını incitmek istememiştim. Tom asked me to teach him how to say "thank you" in French. Tom bana Fransızcada "teşekkür ederim" demeyi öğretmemi istedi. Tom ona Fransızca "teşekkür ederim" demeyi öğretmemi istedi. To depart is to die a little, but to die is to depart in a big way. Ayrılık küçük bir ölüm, ölümse büyük bir ayrılıktır. Ayrılmak biraz ölmektir, ama ölmek büyük bir şekilde ayrılmaktır. Father asked me to open the door. Babam kapıyı açmamı istedi. Babam kapıyı açmamı istedi. I'm on good terms with the neighbors. Benim komşularla iyi ilişkilerim var. Komşularla aram iyi. It was a bad experience. Kötü bir deneyimdi. Kötü bir deneyimdi. I want Tom to have a chance for a decent life. Tom'un iyi bir yaşam için şansı olmasını istiyorum. Tom'un düzgün bir hayat yaşama şansı olmasını istiyorum. Are you US citizens? ABD vatandaşı mısınız? ABD vatandaşı mısınız? Tom's eye color is green. Tom'un göz rengi yeşildir. Tom'un göz rengi yeşildir. I think we're the better team. Bence biz daha iyi takımız. Bence biz daha iyi bir takımız. Tom hasn't been out of his house in a long time. Tom epeydir evinden dışarı çıkmadı. Tom uzun zamandır evinden dışarı çıkmadı. It will cost you $100 to fly to the island. Adaya uçmak sana 100 dolara mal olacak. Adaya uçmak size 100 dolara mal olacak. We've helped Tom a lot. Tom'a bayağı yardım ettik. Tom'a çok yardım ettik. The charges against Tom have been dropped. Tom'a yapılan suçlamalar düşürüldü. Tom hakkındaki suçlamalar düşürüldü. Tom won't be able to change anything. Tom hiçbir şeyi değiştiremeyecek. Tom hiçbir şeyi değiştiremez. Tom is overworked. Tom çok çalışmış. Tom çok çalışıyor. Tom helped Mary decorate her Christmas tree. Tom, Mary'nin Noel ağacını süslemesine yardımcı oldu. Tom, Mary'nin Noel ağacını süslemesine yardım etti. If you drive a car like that, you'll end up in the hospital. Eğer bir arabayı öyle sürersen hastaneyi boylarsın. Eğer böyle bir araba kullanırsanız, kendinizi hastanede bulursunuz. Do you know where Tom buys rice? Tom'un nereden pirinç aldığını biliyor musun? Tom'un pirinç nereden aldığını biliyor musun? It's easy to weave baskets. Sepetleri örmek kolaydır. Sepet örmek kolaydır. Mary loves money. Mary parayı sever. Mary parayı sever. What aren't you telling us? Bizden ne saklıyorsun? Bize söylemediğin şey ne? Tom walked to the supermarket. Tom süpermarkete yürüdü. Tom süpermarkete doğru yürüdü. There will be blood. Kan olacak. Kan olacak. Sami is in his apartment. Sami kendi dairesinde. Sami onun dairesinde. Tom is studying pediatrics. Tom çocuk hastalıkları üzerine çalışıyor. Tom pediatri okuyor. All I want is directions. Bütün istediğim yönler. Tek istediğim yönler. How much time did you spend doing that? Bunu yaparak ne kadar zaman harcadın? Bunu yapmak için ne kadar zaman harcadın? Glass is an important material. Cam önemli bir malzemedir. Cam önemli bir malzemedir. We don't need them. Onlara ihtiyacımız yok. Onlara ihtiyacımız yok. Mary left her purse in her car. Mary çantasını arabasında bıraktı. Mary çantasını arabasında bırakmış. Not many people bought the book that Tom wrote. Tom'un yazdığı kitabı fazla alan olmadı. Tom'un yazdığı kitabı çok fazla kişi almadı. This is a true story. A woman was admitted to a reputed obstetrics clinic to give birth. Bu gerçek bir hikaye. Bir kadın, doğurmak için ünlü bir kadın-doğum kliniğine yatırıldı. Bu gerçek bir hikaye. Bir kadın doğum yapmak için tanınmış bir kadın doğum kliniğine yatırıldı. What do you call this drink? Bu içeceğe ne diyorsunuz? Bu içkiye ne diyorsun? I spend a lot of time doing things like this. Bu tarz şeyler yaparak çokça vakit harcarım. Böyle şeyler yapmak için çok zaman harcıyorum. The Second World War began in 1939 and ended in 1945. İkinci Dünya Savaşı 1939'da başladı ve 1945'te sona erdi. İkinci Dünya Savaşı 1939'da başladı ve 1945'te sona erdi. I didn't tell Tom why I wasn't going to be at his party. Ben Tom'a neden onun partisinde olmayacağımı söyledim. Tom'a neden onun partisine katılmayacağımı söylemedim. Don't let this become a habit. Bu alışkanlık hâline gelmesin. Bunun alışkanlık haline gelmesine izin verme. I did Tom a favor. Tom'a bir iyilik yaptım. Tom'a bir iyilik yaptım. Of course, it was disappointing. Tabii ki hayal kırıklığıydı. Tabii ki hayal kırıklığıydı. I don't want to drink anything cold. Soğuk bir şey içmek istemiyorum. Soğuk bir şey içmek istemiyorum. He fell from the horse. O, attan düştü. Attan düştü. It won't clear up. Hava açık olmayacak. Ortalığı temizlemez. I stay with you. Seninle kalıyorum. Ben seninle kalıyorum. Tom is probably smarter than Mary. Tom muhtemelen Mary'den daha akıllıdır. Tom muhtemelen Mary'den daha zekidir. I promise I won't forget. Unutmayacağıma söz veriyorum. Söz veriyorum unutmayacağım. I aimed my gun at the target. Silahımı hedefe doğrulttum. Silahımı hedefe doğrulttum. "I'm the happiest man in the world," Tom said to himself. Tom kendi kendine "Ben dünyadaki en mutlu adamım" dedi. "Ben dünyanın en mutlu adamıyım," dedi Tom kendi kendine. The remote battery is dead. Kumandanın pili bitmiş. Uzaktan kumandalı batarya öldü. Yanni slept during the day. Yanni gün boyunca uyudu. Yanni gündüzleri uyuyordu. Tom could've helped me, but he didn't. Tom bana yardım edebilirdi ama etmedi. Tom bana yardım edebilirdi ama etmedi. That's reasonable enough. Yeterince mantıklı. Bu yeterince mantıklı. I know a few people who can speak French. Fransızca konuşabilen birkaç kişi tanıyorum. Fransızca konuşabilen birkaç kişi tanıyorum. Stand up when your name is called out. İsminiz söylendiğinde ayağa kalkınız. Adın duyulunca ayağa kalk. I make a point of arranging sentences in my mind before writing them down. Yazmadan önce cümleleri aklımda düzenlemeye dikkat ederim. Bunları yazmadan önce zihnimde cümleleri düzenlemek için bir noktaya değiniyorum. Should I stay or leave? Kalayım mı, gideyim mi? Kalmalı mıyım, gitmeli miyim? Nobody else was involved in the murder. Cinayete başka kimse karışmadı. Cinayete başka kimse karışmadı. She has the same bag as you have. O senin sahip olduğun aynı çantaya sahiptir. Senin çantanla aynı çantaya sahip. Tom plays the flute better than Mary does. Tom flütü Mary'den daha iyi çalar. Tom flütü Mary'den daha iyi çalar. I found my wallet that I thought I'd lost last week. Geçen hafta kaybettiğimi düşündüğüm cüzdanımı buldum. Geçen hafta kaybettiğimi sandığım cüzdanımı buldum. We still have a shot. Bizim hâlâ bir şansınız var. Hala bir şansımız var. I'm delighted to see you again. Seni tekrar gördüğüme memnun oldum. Seni tekrar gördüğüme sevindim. Tom left the cemetery before Mary's funeral was over. Tom Mary'nin cenaze töreni bitmeden mezarlıktan ayrıldı. Tom, Mary'nin cenazesi bitmeden mezarlığı terk etti. I don't know what I'm going to do now. Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. There's a dictionary on the desk. Masanın üstünde bir sözlük var. Masada bir sözlük var. I'm not worth it. Buna değmem. Buna değmez. Dan devised an escape scheme with one of his cellmates. Dan onun hücre arkadaşlarından biriyle bir kaçış planı kurdu. Dan, hücre arkadaşlarından biriyle bir kaçış planı tasarladı. Tom began to learn French about three years ago. Tom yaklaşık üç yıl önce Fransızca öğrenmeye başladı. Tom yaklaşık üç yıl önce Fransızca öğrenmeye başladı. Bump! Up! Bump! Why not let me help you? Neden sana yardım etmeme izin vermiyorsun? Neden sana yardım etmeme izin vermiyorsun? I've got it now, Tom. Şimdi anladım, Tom. Şimdi anladım, Tom. Truth is treason in the empire of lies. Hakikat, yalanlar imparatorluğunda hainliktir. Gerçek, yalanlar imparatorluğunda ihanettir. Tom flagged down a taxi. Tom işaret edip bir taksi çevirdi. Tom bir taksiyi işaretledi. Hurry up! Acele et! Acele edin! I don't like rock music. Ben rock müziğini beğenmiyorum. Rock müzikten hoşlanmam. Tom and Mary are circulating the photos on the Internet. Tom ve Mary internetteki fotoğrafları dolaşmaktadır. Tom ve Mary fotoğrafları internette dolaşıyorlar. I wasn't aware Tom was in the room. Tom'un odada olduğunu fark etmemiştim. Tom'un odada olduğunu bilmiyordum. Tom can't believe this. Tom buna inanamıyor. Tom buna inanamaz. Foxes, squirrels, hedgehogs, and many other small animals live in this forest. Bu ormanda tilkiler, sincaplar, kirpiler ve diğer birçok küçük hayvanlar yaşar. Tilkiler, sincaplar, kirpiler ve diğer birçok küçük hayvan bu ormanda yaşar. Are they kidding us? Bunlar bizimle kafa mı buluyor? Bizimle dalga mı geçiyorlar? Can I test you for COVID-19? Size COVID-19 testi yapabilir miyim? COVID-19 testi yapabilir miyim? We may need Tom. Tom'a ihtiyacımız olabilir. Tom'a ihtiyacımız olabilir. Tom is liable to leave. Tom ayrılmakla yükümlüdür. Tom'un gitmesi gerekiyor. I'm going to give you a final chance. Sana son bir şans daha vereceğim. Sana son bir şans vereceğim. The princess fell in love with the prince instantly. Prenses, anında prense aşık oldu. Prenses hemen prense aşık oldu. She's an idiot! O bir aptal! O bir aptal! Tom kept writing. Tom yazmaya devam etti. Tom yazmaya devam etti. He's not good enough for you. O, senin için yeterince iyi değil. Senin için yeterince iyi değil. Yanni went into the kitchen. Yanni mutfağa girdi. Yanni mutfağa girdi. I shouldn't say it. Öyle dememeliydim. Bunu söylememem gerek. I should've read the instructions. Talimatları okumalıydım. Talimatları okumam gerekirdi. Eradicating poverty must be our main goal. Yoksulluğun ortadan kaldırılması ana hedefimiz olmalıdır. Yoksulluğu ortadan kaldırmak ana hedefimiz olmalıdır. Have you recently changed your soap or laundry detergent? Son zamanlarda kullandığınız sabun ya da çamaşır deterjanını değiştirdiniz mi? Son zamanlarda sabun veya çamaşır deterjanınızı değiştirdiniz mi? I am fond of skiing. Kayak yapmayı severim. Kayak yapmayı çok severim. I asked Tom if he knew my brother's name. Tom'a ağabeyimin adını bilip bilmediğini sordum. Tom'a kardeşimin adını bilip bilmediğini sordum. Tom says he doesn't know why Mary went to Boston. Tom, Mary'nin neden Boston'a gittiğini bilmediğini söylüyor. Tom, Mary'nin neden Boston'a gittiğini bilmediğini söylüyor. I don't see her. Onu görmüyorum. Onu göremiyorum. I'm not sleeping. Uyumuyorum. Uyumuyorum. He doesn't know a lot about Japan. Japonya hakkında çok şey bilmez. Japonya hakkında pek bir şey bilmiyor. It's time for payback. Şimdi hesap verme zamanı. Ödeşme zamanı. It's time for payback. Şimdi ödeşme zamanı. Ödeşme zamanı. Do you want to go camping with us? Bizimle kamp yapmaya gitmek istiyor musun? Bizimle kampa gitmek ister misin? Tom won't be able to be there. Tom orada olamayacak. Tom orada olamayacak. You don't need to be here. Senin burada olmana gerek yok. Burada olmana gerek yok. Why don't we take another look? Bir daha baksak ya. Neden bir kez daha bakmıyoruz? You can't be certain of that. Ondan emin olamazsın. Bundan emin olamazsın. Why would you want to help Tom? Neden Tom'a yardım etmek istiyorsun? Neden Tom'a yardım etmek isteyesin ki? What you do with them is up to you. Onlarla ne yapacağınız size kalmış. Onlarla ne yapacağın sana kalmış. Tom goes to the library three times a week. Tom haftada üç kez kütüphaneye gider. Tom haftada üç kez kütüphaneye gider. Do you drink alcohol every day? Her gün alkol alıyor musunuz? Her gün alkol alıyor musunuz? Tom was my partner. Tom benim ortağımdı. Tom benim ortağımdı. Both Tom and I haven't done that. Hem Tom hem de ben bunu yapmadık. Tom ve ben bunu yapmadık. "I also am dead." "Dead? What are you doing at the window, then?" "Ben de ölüyüm." "Ölü müsün?" "Öyleyse, pencerede ne yapıyorsun?" "Ben de öldüm." "Ölü müsün? Pencerede ne yapıyorsun o zaman?" Tom always makes it a rule never to ask a woman her age. Tom her zaman bir kadına yaşını asla sormamayı bir kural olarak benimser. Tom her zaman bir kadına yaşını sormamayı bir kural haline getirir. I just moved. Henüz taşındım. Yeni taşındım. I did not have sexual relations with that woman. Ben o kadınla cinsel ilişkiye girmedim. O kadınla cinsel ilişkiye girmedim. Bob was shy when he was a high school student. Bob bir lise öğrencisi iken utangaçtı. Bob, lise öğrencisiyken utangaçtı. Can you tell me where you are right now? Bana şu an nerede olduğunuzu söyleyebilir misiniz? Şu an nerede olduğunu söyleyebilir misin? Give the dog some water. Köpeğe biraz su ver. Köpeğe biraz su verin. Sami convinced Layla to convert to Islam. Sami Leyla'yı Müslüman olmaya ikna etti. Sami, Layla'yı İslam'a dönmeye ikna etti. There's a light at the end of the tunnel. Tünelin ucunda ışık var. Tünelin sonunda bir ışık var. I don't like licorice. Meyan kökünü sevmem. Meyan kökü sevmem. You always ruin everything. İşleri hep berbat ediyorsun. Her zaman her şeyi mahvediyorsun. We got off the train. Biz trenden indik. Trenden indik. Put your arms up. Kollarınızı yukarı kaldırın. Kollarını kaldır. Have you ever been diagnosed with diabetes? Hiç diyabet tanısı almış mıydınız? Hiç diyabet teşhisi kondu mu? Tom is a little crazy. Tom, hafif çatlaktır. Tom biraz deli. She gave me a nice pair of shoes. O, bana hoş bir çift ayakkabı verdi. Bana güzel bir çift ayakkabı verdi. Her heart beat quickly out of fear. Korkudan kalbi küt küt atıyordu. Kalbi korkudan hızla atıyordu. Ching Shih was a female pirate who commanded a fleet of 1,500 ships and 80,000 sailors. Ching Shih 1.500 gemi ve 80.000 denizciden oluşan filosuna komuta eden bir kadın korsandı. Ching Shih, 1.500 gemi ve 80.000 denizciden oluşan bir filoya komuta eden bir kadın korsandı. Her arm is broken. Kolu kırıldı. Kolu kırılmış. Isn't this the first time that that's happened? Bu ilk kez olmuyor mu? Bu ilk kez olmuyor mu? I sent Tom home. Tom'u eve gönderdim. Tom'u eve gönderdim. Did you happen to see the accident? Kazayı gördün mü? Kazayı gördün mü? I'd like to hear what you think. Ne düşündüğünü duymak istiyorum. Ne düşündüğünü duymak isterim. Tom didn't know who Mary was going to meet. Tom Mary'nin kiminle buluşacağını bilmiyordu. tom mary'nin kiminle buluşacağını bilmiyordu. I don't wear reading glasses. Okuma gözlüğünü takma. Okuma gözlüğü takmıyorum. It doesn't make any sense, does it? Bu hiç mantıklı değil, değil mi? Hiç mantıklı değil, değil mi? Tom and Mary live in the suburbs. Tom ve Mary kenar mahallede yaşıyor. Tom ve Mary banliyölerde yaşıyor. I thought you might know where Tom went. Düşündüm ki sen Tom'un nereye gittiğini biliyor olabilirsin. Tom'un nereye gittiğini biliyor olabileceğini düşündüm. Tom was very talkative last night. Tom dün gece çok konuşkandı. Tom dün gece çok konuşkandı. Let me alone. Beni yalnız bırak. Rahat bırak beni. Why don't you get a real job? Neden gerçek bir işe girmiyorsun? Neden gerçek bir iş bulmuyorsun? I want my own room. Kendi odamı istiyorum. Kendi odamı istiyorum. Tom is actually a very good cook. Tom aslında çok iyi bir aşçı. Tom aslında çok iyi bir aşçıdır. Is there anything that makes your pain feel worse? Ağrını kötüleştiren bir şey var mı? Acını daha kötü hissettiren bir şey var mı? Tom renewed his contract for a further three years. Tom sözleşmesini üç yıllığına daha uzattı. Tom sözleşmesini üç yıl daha yeniledi. I find foreign languages very interesting. Yabancı dilleri çok ilginç buluyorum. Yabancı dilleri çok ilginç buluyorum. What does a room cost? Bir odanın maliyeti nedir? Bir odanın maliyeti nedir? I've been here twice now. Şimdi burada iki kez bulundum. Buraya iki kez geldim. Their grandchild lives in the Netherlands. Onun torunu Hollanda'da yaşıyor. Torunları Hollanda'da yaşıyor. Read it and weep. Onu oku ve ağla. Oku ve ağla. We make yogurt at home. Evde yoğurt yapıyoruz. Evde yoğurt yapıyoruz. Would this be useful to you? Bu senin işine yarar mı? Bu sizin için faydalı olur mu? Tom really knows a lot. Tom gerçekten çok şey biliyor. Tom gerçekten çok şey biliyor. My French textbook is on my desk. Fransızca ders kitabım masamın üzerinde. Fransızca ders kitabım masamın üzerinde. Tom is very cute. Tom çok şirin. Tom çok tatlı. Tom realized Mary was right. Tom Mary'nin haklı olduğunu fark etti. Tom Mary'nin haklı olduğunu fark etti. Are you interested in my opinion? Fikrim ilgini çekti mi? Benim fikrimle ilgileniyor musun? Things changed. İşler değişti. Her şey değişti. Tom is dependent on his parents. Tom anne-babasına bağımlı. Tom ebeveynlerine bağımlıdır. Zimbabwe was once a colony of Britain. Zimbabve bir zamanlar İngiliz sömürgesiydi. Zimbabve bir zamanlar Britanya kolonisiydi. I've written down Tom's phone number. Tom'un telefon numarasını not ettim. Tom'un telefon numarasını yazdım. My mum is crazy. Annem çılgın. Annem delirmiş. I lost patience with him. Ona olan sabrımı yitirdim. Ona karşı sabrımı kaybettim. I'm fed up with Tom's behavior. Tom'un davranışından bıktım. Tom'un davranışlarından bıktım. You weren't very nice. Çok güzel değildin. Pek nazik değildin. In the 15th century, Portugal was a great colonial power. 15'inci yüzyılda Portekiz büyük bir sömürgeci güçtü. 15. yüzyılda Portekiz büyük bir sömürge gücüydü. We spent the night at Tom's. Geceyi Tom'larda geçirdik. Geceyi Tom'da geçirdik. This product is still in the prototype stage. Ürün henüz prototip aşamasında. Bu ürün hala prototip aşamasındadır. Tom dropped a dish and it broke. Tom bir tabak düşürdü ve kırıldı. Tom bir tabak düşürdü ve kırıldı. I know this will work. Bunun çalışacağını biliyorum. Bunun işe yarayacağını biliyorum. Tom is being naughty, isn't he? Tom yaramazlık yapıyor, değil mi? Tom yaramazlık yapıyor, değil mi? I'll warn her. Onu uyaracağım. Onu uyaracağım. I cringed. Korkuyla geri çekildim. Kıpırdadım. "What's going on?", asked Mary when she saw Tom crying on the floor. Mary, Tom'un yerde ağlıyor olduğunu görünce "Neler oluyor?" diye sordu. "Neler oluyor?" diye sordu Mary, Tom'u yerde ağlarken görünce. Somebody was murdered. Biri öldürüldü. Biri öldürüldü. You don't have to push me. Beni itmek zorunda değilsin. Beni zorlamana gerek yok. Tom didn't do anything to help me. Tom bana yardım etmek için hiçbir şey yapmadı. Tom bana yardım edecek bir şey yapmadı. Welcome back! Tekrar hoş geldiniz! Hoş geldin! I think they know you. Sanırım onlar seni tanıyor. Sanırım seni tanıyorlar. I wasn't the one who advised Tom not to do that. Tom'a bunu yapmamasını tavsiye etmeyen kişi ben değildim. Tom'a bunu yapmamasını söyleyen ben değildim. The new year started with an embarrassing diplomatic crisis between the two nations. Yeni yıl iki ülke arasındaki utanç verici bir diplomatik krizle başladı. Yeni yıl, iki ülke arasında utanç verici bir diplomatik krizle başladı. They knew where to find Tom. Tom'u nerede bulacaklarını biliyorlardı. Tom'u nerede bulacaklarını biliyorlardı. Tom wants updates. Tom güncelleştirmeler istiyor. Tom güncelleme istiyor. Zeke Choi's spine was shattered by an assassin's bullet. Zeke Choi'nin omurgası bir suikastçının kurşunuyla paramparça edildi. Zeke Choi'nin omurgası bir suikastçinin kurşunuyla parçalandı. Fewer people come here every year. Buraya her yıl daha az kişi gelir. Her yıl buraya daha az insan geliyor. I arrived first. Ben önce geldim. Önce ben geldim. Do Tom and Mary know about each other? Tom ve Mary birbirini tanıyor mu? Tom ve Mary'nin birbirlerinden haberi var mı? People have to obey their parents. İnsanlar ebeveynlerine itaat etmek zorundadır. İnsanlar ebeveynlerine itaat etmek zorundadır. I just told Tom he doesn't have to help me on Monday. Tom'a daha yeni pazartesi günü bana yardım etmek zorunda olmadığını söyledim. Tom'a pazartesi günü bana yardım etmek zorunda olmadığını söyledim. I cannot help you. I myself need help. Sana yardımcı olamam. Benim yardıma ihtiyacım var. Sana yardım edemem, benim de yardıma ihtiyacım var. Do you really think Tom doesn't need to do that? Gerçekten Tom'un bunu yapmasına gerek olmadığını düşünüyor musun? Gerçekten Tom'un bunu yapmasına gerek olmadığını mı düşünüyorsun? How can I feel relaxed with you watching me like that? Siz beni böyle izlerken ben nasıl rahat hissedebilirim? Beni böyle izlemen beni nasıl rahatlatır? Tom seemed to be busier than Mary. Tom Mary'den daha meşgul görünüyordu. tom mary'den daha yoğun görünüyordu. This used to belong to him. Bu ona aitti. Bu eskiden ona aitti. Have you found someone to replace Tom? Tom'un yerini alacak birisini buldun mu? Tom'un yerine birini buldun mu? What do we need to survive? Hayatta kalmak için neye ihtiyacımız var? Hayatta kalmak için neye ihtiyacımız var? Don't you get bored when you're alone? Yalnız olduğun zaman sıkılmadın mı? Yalnızken sıkılmaz mısın? Last night I saw Pulp Fiction. Dün gece Pulp Fiction'ı gördüm. Dün gece Pulp Fiction'ı izledim. Whenever I meet her, I get the desire to kiss her. Onunla ne zaman karşılaşsam içimden onu öpmek geliyor. Onunla ne zaman karşılaşsam, onu öpmek istiyorum. Tom asked Mary to drive him to the office. Tom Mary'nin onu ofise götürmesini istedi. Tom Mary'den onu ofise götürmesini istedi. Yanni was carrying a shopping bag. Yanni bir alışveriş çantası taşıyordu. Yanni bir alışveriş çantası taşıyordu. You might want to give this back to Tom. Bunu Tom'a geri vermek isteyebilirsin? Bunu Tom'a geri vermek isteyebilirsin. We were all rooting for him. Hepimiz onu destekliyorduk. Hepimiz ona destek oluyorduk. Tom put all his eggs in one basket. Tom bütün yumurtalarını bir sepete koydu. Tom bütün yumurtalarını bir sepete koydu. Tom could be mistaken. Tom hatalı olabilir. Tom yanılıyor olabilir. "Where's my cake?" "Sorry. I ate it all." "Pastam nerede?" "Üzgünüm, hepsini ben yedim." "Kek nerede?" "Üzgünüm, hepsini yedim." I don't think you have a choice. Bir seçeneğin olduğunu sanmıyorum. Başka seçeneğin olduğunu sanmıyorum. Take your place. Oturun. Yerini al. Frankly, I'm sick of hearing that. Bunu duymak cidden bayıyor beni. Açıkçası, bunu duymaktan bıktım. Where did I put it? Onu nereye koydum? Nereye koydum? I didn't know that Tom and Mary worked together. Tom ve Mary'nin birlikte çalıştığını bilmiyordum. Tom ve Mary'nin birlikte çalıştığını bilmiyordum. Get up for a moment. Biraz kalkın. Bir an için ayağa kalk. Let's look into the matter. Meseleyi gözden geçirelim. Konuyu inceleyelim. The beach wasn't very crowded. Sahil fazla kalabalık değildi. Plaj çok kalabalık değildi. The view is beautiful beyond words. Sözcüklerin ötesinde manzara çok güzel. Görüş, sözlerin ötesinde güzeldir. There wasn't one student who was absent. Gelmeyen tek öğrenci yoktu. Ortada olmayan tek bir öğrenci bile yoktu. Am I the only one who thinks this is wrong? Bunun yanlış olduğunu düşünen tek kişi ben miyim? Bunun yanlış olduğunu düşünen tek kişi ben miyim? You make my world brighter. Dünyama ışık saçıyorsun. Dünyamı daha parlak hale getiriyorsun. I want something to write with. Yazacak bir şey istiyorum. Yazmak için bir şey istiyorum. We're going to help them. Onlara yardım edeceğiz. Onlara yardım edeceğiz. I'm going to be going home soon. Yakında eve gidiyor olacağım. Yakında eve gideceğim. I feel that I've wasted your time. Zamanını boşa harcadığımı hissediyorum. Vaktini boşa harcadığımı hissediyorum. Tom answered all our questions. Tom bütün sorularımızı cevapladı. Tom tüm sorularımızı yanıtladı. Tom did a wheelie. Tom motorun önünü kaldırdı. Tom bir tekerlekli sandalye yaptı. I don't like getting up so early in the morning. Sabahları çok erken kalkmayı sevmiyorum. Sabah bu kadar erken kalkmak hoşuma gitmiyor. Let's keep our priorities straight. Bizim önceliklerimizi düz tutalım. Önceliklerimizi açık tutalım. I just want clarification. Ben sadece açıklama istiyorum. Sadece açıklığa kavuşturmak istiyorum. I need to test you for tuberculosis. Size verem testi yapmam gerekiyor. Seni tüberküloz için test etmem gerek. I'm counting on Tom. Tom'a güveniyorum. Tom'a güveniyorum. What kind of stories do you not like? Ne tür hikâyelerden hoşlanmazsın? Ne tür hikâyelerden hoşlanmıyorsunuz? The things that I put in the trash can aren't useful anymore. Çöpe attıklarım artık işe yaramayacak şeyler. Çöpe attığım şeyler artık işe yaramıyor. Snowboarding was actually a lot more fun than I expected. Snowboard aslında beklediğimden çok daha eğlenceliydi. Snowboard yapmak aslında beklediğimden çok daha eğlenceliydi. Tom is getting married tomorrow, isn't he? Tom yarın evleniyor, değil mi? Tom yarın evleniyor, değil mi? I don't know the Latin language. Latin dilini bilmiyorum. Latin dilini bilmiyorum. Tom got a letter from Mary. Tom Mary'den bir mektup aldı. Tom Mary'den bir mektup aldı. That's one secret I'll keep. Bu, saklayacağım bir sır. Bu sakladığım bir sır. Betty came last. Betty sonuncu geldi. Betty en son geldi. I have to shave your chest for the electrocardiogram. EKG için göğsünüzdeki kılları tıraş etmem gerekiyor. Elektrokardiyogram için göğsünü tıraş etmeliyim. You can't make a good meal without good ingredients. İyi malzemeler olmadan iyi bir yemek yapamazsın. İyi malzemeler olmadan iyi bir yemek yapamazsınız. Who turned the light off? Işığı kim söndürdü? Işığı kim kapattı? It's like selling shoes to a shoemaker. Bu, tereciye tere satmak gibi bir şey. Ayakkabıcıya ayakkabı satmak gibi. I believe what he says. Onun dediğine inanırım. Onun söylediklerine inanıyorum. Tom grew up in a small town not far from Boston. Tom, Boston'dan uzakta olmayan küçük bir kasabada büyüdü. Tom Boston'dan çok uzak olmayan küçük bir kasabada büyüdü. Tom will eat just about anything you give him. Tom ona verdiğin hemen hemen her şeyi yiyecektir. Tom ona verdiğin her şeyi yiyecek. Tom wouldn't like it if he knew Mary and John were dating. Eğer Tom Mary ve John'un çıktığını bilseydi bundan hoşlanmazdı. Tom, Mary ve John'un çıktığını bilse hiç hoşuna gitmezdi. The politician pushed for reform by denouncing the corruption of the government officials. Siyasetçi devlet memurlarının yolsuzluğunu kınayarak reformu ısrarla istedi. Siyasetçi, hükümet yetkililerinin yolsuzluğunu kınayarak reform çağrısında bulundu. He said he was already more than fifty years old, fifty five, to be precise. O çoktan elli yaşından daha fazla olduğunu, tam olarak elli beş olduğunu söyledi. Kesin olmak gerekirse, elli beş yaşından daha yaşlı olduğunu söyledi. How much of this stuff is Tom's and yours? Bu şeylerin ne kadarı Tom ve senin? Bunların ne kadarı Tom'un ve senin? I'll go on Sunday. Pazar günü gideceğim. Pazar günü gideceğim. It'll take courage to drink that. Bunu içmek her babayiğidin harcı değildir. Bunu içmek cesaret ister. The rest follows naturally. Gerisi doğal olarak izler. Gerisi doğal olarak takip eder. I don't know how to tell Tom. Tom'a nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Tom'a nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. The mattress felt like rocks. Şilte kaya gibi hissettirdi. Şilte kayalar gibi hissettirdi. We want to tell Tom. Tom'a söylemek istiyoruz. Tom'a söylemek istiyoruz. I've got a little more work. Biraz daha işim var. Biraz daha işim var. Interlingua is easy to learn. İnterlingua dilini öğrenmek kolaydır. Interlingua öğrenmek kolaydır. I get tired of losing. Kaybetmekten bıktım. Kaybetmekten yoruldum. I feel like I hit the spot. Bana turnayı gözünden vurmuşum gibi geliyor. Kendimi bir yere çarpmış gibi hissediyorum. You don't like spinach, do you? Ispanaktan hoşlanmıyorsun, değil mi? Ispanak sevmiyorsun, değil mi? Where were they born? Onlar nerede doğdu? Nerede doğdular? That isn't such a bad deal. Bu o kadar da kötü bir anlaşma değil. Bu o kadar da kötü bir anlaşma değil. Yanni left Algeria for Tunisia. Yanni Tunus'a gitmek üzere Cezayir'den ayrıldı. Yanni, Tunus'a gitmek için Cezayir'den ayrıldı. Tom can read very well. Tom çok iyi okuyabilir. Tom çok iyi okuyabiliyor. I hardly know you. Seni neredeyse hiç tanımıyorum. Seni çok az tanıyorum. She would like to make an appointment to see the doctor. O, doktoru görmek için randevu almak istiyor. Doktoru görmek için randevu almak istiyor. Tom had a pretty good day. Tom oldukça iyi bir gün geçirdi. Tom oldukça iyi bir gün geçirdi. I am a student, but he isn't. Ben bir öğrenciyim fakat o değil. Ben bir öğrenciyim ama o değil. Tom got injured pretty badly. Tom kötü sakatlandı. Tom çok kötü yaralandı. My tooth is giving me unbelievable pain. Dişim bana inanılmaz acı veriyor. Dişim inanılmaz acı veriyor. We don't have much time. Let's hurry. Fazla zamanımız yok, acele edelim. Fazla zamanımız yok, acele edelim. Find out what happened to Tom. Tom'a ne olduğunu öğrenin. Tom'a ne olduğunu öğren. It wasn't easy for him to keep his promise. Onun için sözünü tutmak kolay değildi. Verdiği sözü tutmak onun için kolay değildi. Of course, I told them. Elbette, ben onlara söyledim. Tabii ki, onlara söyledim. You really are pathetic. Gerçekten ümitsizsin. Gerçekten acınacak haldesin. Why don't we see if we can help Tom? Neden Tom'a yardım edip edemeyeceğimize bakmıyoruz? Neden Tom'a yardım edip edemeyeceğimize bakmıyoruz? I am delighted that it's all come to an end. Bunun hepsinin bittiğine memnunum. Her şeyin sona ermesine çok sevindim. Take this, you bastard! Bunu al, seni piç! Al şunu, piç kurusu! I would like to discuss about the price with you. Seninle fiyat hakkında konuşmak istiyorum. Fiyat hakkında sizinle konuşmak istiyorum. What is this treachery? Bu ihanet nedir? Bu hainlik de ne? I have a chronic pain here. Burada kronik bir ağrım var. Burada kronik bir ağrım var. I assume you have a car. Bir araban olduğunu varsayıyorum. Sanırım bir araban var. Tom had plenty of chances. Tom'un bolca şansı vardı. Tom'un bir sürü şansı vardı. You are lying to me. Bana yalan söylüyorsun. Bana yalan söylüyorsun. I know that you all are cowards. Hepinizin korkak olduğunu biliyorum. Hepinizin korkak olduğunu biliyorum. Tom literally fell off the wagon. Tom yine nefsine yenik düşmüştü. Tom kelimenin tam anlamıyla vagondan düştü. The United States is the country that enlightens the world with its ideals of freedom. Political assassinations, military coups, invasions, bombings and torture are all undertaken by the United States in order to make the world a better place. Amerika Birleşik Devletleri özgürlük idealleri ile dünyayı aydınlatan bir ülkedir. Siyasi cinayetler, askeri darbeler, işgaller, bombalama ve işkence bütün dünyayı daha iyi bir yer yapmak için Amerika Birleşik Devletleri tarafından yürütülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri, dünyayı özgürlük idealleriyle aydınlatan ülkedir. Siyasi suikastlar, askeri darbeler, işgaller, bombalamalar ve işkenceler, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için ABD tarafından üstlenilmektedir. I couldn't get hold of him at his office. Onu ofisinde bulamadım. Ofisinde ona ulaşamadım. Tom took Mary out to dinner. Tom Mary'yi akşam yemeğine çıkardı. tom mary'yi yemeğe çıkardı. You won't give that to Tom, will you? Onu Tom'a vermeyeceksin, değil mi? Bunu Tom'a vermeyeceksin, değil mi? Tom doesn't think Mary will be late. Tom Mary'nin geç kalacağını düşünmüyor. Tom Mary'nin geç kalacağını düşünmüyor. It didn't stop there. O orada durmadı. Orada durmadı. Tom made me weep. Tom beni ağlattı. Tom beni ağlattı. I wonder why Tom is so thin. Tom'un neden bu kadar zayıf olduğunu merak ediyorum. Tom'un neden bu kadar zayıf olduğunu merak ediyorum. I'm an idealist. İdealistim. Ben bir idealistim. Are you drinking wine? Şarap içiyor musun? Şarap mı içiyorsun? "What is the element with the symbol Hg?" "Mercury." "Simgesi Hg olan element hangisidir?" "Cıva." "Hg sembolü olan element nedir?" "Mercury." We know about Tom's dirty tricks. Tom'un çevirdiği dolaplardan haberimiz var. Tom'un kirli numaralarını biliyoruz. Why don't we go in here? Neden buraya girmiyoruz? Neden içeri girmiyoruz? This is what people do every day. Bu, insanların her gün yaptığı şey. İnsanların her gün yaptığı şey budur. Everyone knows Tom has poor people skills. Tom'un insanlarla ilişkilerinin kötü olduğunu herkes biliyor. Tom'un zayıf insan yetenekleri olduğunu herkes bilir. Is your wife a Canadian, too? Eşiniz de Kanadalı mı? Karın da Kanadalı mı? I'm sorry, but it's really not possible. Üzgünüm, ama bu gerçekten mümkün değil. Üzgünüm ama bu gerçekten mümkün değil. Tom came back with his friends. Tom arkadaşlarıyla geri geldi. Tom arkadaşlarıyla geri döndü. The plums were ripe. Erikler olgunlaşmıştı. Erikler olgunlaşmıştı. Does Marika eat at Japanese restaurants? Marika, Japon restoranlarında yemek yer mi? Marika Japon restoranlarında yemek yer mi? Do you remember what your attacker looked like? Senin saldırganının neye benzediğini hatırlıyor musun? Saldırganın neye benzediğini hatırlıyor musun? I would rather stay at home than go to the movies. Sinemaya gitmektense evde kalmayı tercih ederim. Sinemaya gitmektense evde kalmayı tercih ederim. I haven't been well. İyi değildim. İyi değilim. Tom is at the computer. Tom bilgisayarın başında. Tom bilgisayar başında. I think that would be fun. Onun eğlenceli olacağını düşünüyorum. Bence bu eğlenceli olur. Layla has had a wonderful time in Egypt. Leyla, Mısır'da harika bir vakit geçirdi. Layla Mısır'da harika zaman geçirdi. I've never had any problem with Tom personally. Tom'la kişisel olarak hiç problem yaşamadım. Tom'la kişisel olarak hiç sorun yaşamadım. My relative lives near the school. Akrabam okula yakın yaşıyor. Akrabam okulun yakınında yaşıyor. We like Chinese food. Biz Çin yemeğini severiz. Çin yemeklerini severiz. It's too hot in the summer. Yazın hava çok sıcak. Yazları çok sıcak oluyor. Tom is in desperate need of some help. Tom'un çok ciddi biraz yardıma ihtiyacı var. Tom'un çaresizce yardıma ihtiyacı var. He's a vegetarian. O bir vejeteryan. O bir vejetaryen. Please don't shoot me. Lütfen beni vurma. Lütfen beni vurma. We should probably go home. Biz muhtemelen eve gitmeliyiz? Eve gitsek iyi olur. I'm still not sure about it. Ben hâlâ onun hakkında emin değilim. Hala emin değilim. I never did anything to them. Onlara asla bir şey yapmadım. Onlara hiçbir şey yapmadım. I walked an entire ten miles. Ben tam on mil yürüdüm. On mil yürüdüm. Tom doesn't like Mary's living there alone. Tom Mary'nin orada yalnız yaşamasından hoşlanmıyor. Tom, Mary'nin orada yalnız yaşamasından hoşlanmıyor. This song is vastly underrated. Bu hak ettiği değeri hiç görmemiş bir şarkı. Bu şarkı çok küçümsendi. Tom is a nice guy, isn't he? Tom kibar bir adam, değil mi? Tom iyi bir adam, değil mi? On the other side of the street, there are no houses yet. Sokan diğer tarafında henüz hiçbir ev yok. Sokağın diğer tarafında ise henüz ev yok. I couldn't find Tom. Tom'u bulamadım. Tom'u bulamadım. I'm having some problems compiling this software. Bu yazılımı derlerken bazı sorunlarla karşılaşıyorum. Bu yazılımın derlenmesinde bazı sorunlar yaşıyorum. Water is liquid. Su sıvıdır. Su sıvıdır. Tom said Mary didn't speak French. Tom, Mary'nin Fransızca konuşmadığını söyledi. Tom, Mary'nin Fransızca bilmediğini söyledi. It's hard for me to talk to Tom. Tom'la konuşmam zor. Tom'la konuşmak benim için zor. Who'll be in Boston with you? Boston'da seninle birlikte kim olacak? Boston'da seninle kim olacak? We ship worldwide. Biz dünya çapında gemiye bineriz. Biz dünya çapında gemi. I want to see exactly what's happening. Ne olduğunu tam olarak görmek istiyorum. Tam olarak ne olduğunu görmek istiyorum. Are you going to choose, or should I? Sen mi seçeceksin ben mi seçeyim? Sen mi seçeceksin yoksa ben mi seçeyim? You can't call Tom. Tom'u arayamazsın. Tom'u arayamazsın. I hope that you won't have to do that. Umarım bunu yapmak zorunda kalmazsın. Umarım bunu yapmak zorunda kalmazsınız. I wonder who's responsible for this. Bunun sorumlusu kim, merak ediyorum. Bundan kimin sorumlu olduğunu merak ediyorum. There's a maths test tomorrow. Yarın matematik sınavı var. Yarın matematik sınavı var. Someone knocked on the front door. Biri ön kapıyı çaldı. Biri ön kapıyı çaldı. The brothers hate each other. Erkek kardeşler birbirlerinden nefret ediyorlar. Kardeşler birbirlerinden nefret ederler. Tom parked across the street. Tom caddenin karşısında park etti. Tom caddenin karşısına park etti. Don't make any dinner plans. Akşam yemeği için plan yapmayın. Akşam yemeği planı yapma. We couldn't row against the strong current. Güçlü akıntıya karşı kürek çekemedik. Güçlü akıntıya karşı kürek çekemedik. The murderer was convicted and sentenced to life in prison. Katilin suçu kanıtlandı ve ömür boyu hapse mahkum edildi. Katil suçlu bulundu ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. That old car often breaks down. Bu eski araba sık sık bozuluyor. O eski araba sık sık bozuluyor. The crowd filled the streets. Kalabalık sokakları doldurdu. Kalabalık sokakları doldurdu. This place is downright creepy. Bu yer tamamen tüyler ürpertici. Burası gerçekten tüyler ürpertici. I drink to forget. Efkâr dağıtmak için içiyorum. Unutmak için içiyorum. I was in the hospital for a week. Bir haftadır hastanedeydim. Bir hafta hastanede kaldım. Tom had a hard time overcoming Mary's last minute resistance. Tom, Mary'nin ilk sevişme öncesi gerginlik ve triplerini aşarken epey zorlandı. Tom, Mary'nin son dakika direncini aşmakta zorlandı. I think you've already met them. Sanırım zaten onlarla tanıştın. Sanırım onlarla çoktan tanıştın. You haven't washed your hands yet, have you? Ellerini henüz yıkamadın, değil mi? Ellerini daha yıkamadın, değil mi? I asked him to wait here. Onun burada beklemesini rica ettim. Burada beklemesini istedim. She set off on a trip last week. O, geçen hafta gezi için yola çıktı. Geçen hafta bir yolculuğa çıktı. Tom tried to hide his concern. Tom kaygısını saklamaya çalıştı. Tom endişesini gizlemeye çalıştı. Have you ever been diagnosed with hepatitis? Hiç hepatit tanısı aldınız mı? Hiç hepatit teşhisi kondu mu? I shortened my speeches. Konuşmalarımı kısalttım. Konuşmalarımı kısalttım. Today, most people in the world condemn slavery. Günümüzde dünyadaki çoğu insan köleliği kınıyor. Bugün dünyadaki çoğu insan köleliği kınıyor. That'll never, ever happen again. Bu bir daha asla ama asla olmayacak. Bu bir daha asla olmayacak. Tom had a scowl on his face. Tom'un kaşları çatıktı. Tom'un yüzünde bir scowl vardı. We're very patient people. Sabırlı insanlarız. Biz çok sabırlı insanlarız. Could you please tell me why you love Tom? Lütfen bana Tom'u neden sevdiğini söyler misin? Tom'u neden sevdiğini söyler misin? I'm very grateful to Tom for saving my life. Hayatımı kurtardığı için Tom'a teşekkür borçluyum. Hayatımı kurtardığı için Tom'a çok minnettarım. We'll have to prevent the war at any cost. Ne pahasına olursa olsun savaşa engel olmak zorundayız. Ne pahasına olursa olsun savaşı önlemek zorundayız. Why don't we have some dinner? Neden biraz yemek yemiyoruz? Neden akşam yemeği yemiyoruz? Just do your best. Sadece elinden geleni yap. Elinden geleni yap. There were no witnesses to the crime. Suçla ilgili hiçbir tanık yoktu. Suçun tanığı yoktu. Do they have any idea what happened? Onların ne olduğu konusunda bir fikri var mı? Ne olduğu hakkında bir fikirleri var mı? She bought a book in the shop. Dükkanda bir kitap satın aldı. Dükkândan bir kitap aldı. Tom was injured in an accident. Tom araba kazasında yaralandı. Tom bir kazada yaralandı. I want to go somewhere on a trip. Seyahatte bir yere gitmek istiyorum. Bir yolculuğa çıkmak istiyorum. As soon as you get the wall painted, you can go home. Duvarı boyatır boyatmaz eve gidebilirsin. Duvarı boyatır boyamaz eve gidebilirsin. I wrote this poem during class. Bu şiiri derste yazdım. Bu şiiri ders sırasında yazdım. We need to have this ready by the twentieth. Bunu ayın yirmisine yetiştirmemiz lazım. Bunu yirminciye kadar hazırlamamız gerekiyor. The Van Horn family was rich. Van Horn ailesi zengindi. Van Horn ailesi zengindi. Do you have glaucoma? Glokomunuz var mı? Glokomunuz var mı? Happiness is like a little bird. At some time or another it flies away. Mutluluk küçük bir kuş gibidir. O ara sıra uçar gider. Mutluluk küçük bir kuş gibidir, bir ara uçup gider. We all feel pretty good right now. Şu an hepimiz kendimizi gayet iyi hissediyoruz. Şu anda hepimiz oldukça iyi hissediyoruz. He was a poet and diplomat. O bir şair ve diplomattı. Şair ve diplomattı. Tom vanished into the darkness. Tom karanlıkta ortadan kayboldu. Tom karanlıkta kayboldu. How did you get in? Do you have a key? İçeri nasıl girdin? Anahtarın var mı? İçeri nasıl girdin, anahtarın var mı? I'd be grateful if you did that for us. Bunu bizim için yaparsan sana minettar olurum. Bunu bizim için yaparsan minnettar olurum. The body is mortal, but the soul is immortal. Vücut ölümlüdür ancak ruh ölümsüzdür. Beden ölümlüdür ama ruh ölümsüzdür. Mary looked me in the eyes and told me to hold her in my arms. Mary gözlerime baktı ve bana onu kollarımda tutmamı söyledi. Mary gözlerimin içine baktı ve onu kollarımda tutmamı söyledi. I'll make sure Tom has everything he needs. Tom'un istediği her şeye sahip olduğundan emin olacağım. Tom'un ihtiyacı olan her şeye sahip olmasını sağlayacağım. Tom lies in this grave. Tom bu mezarda yatıyor. Tom bu mezarda yatıyor. He joined his colleagues in the director's office. O, müdürün odasındaki meslektaşlarına katıldı. Müdürlükteki meslektaşlarına katıldı. No trial date has been set yet. Duruşma tarihi henüz belli değil. Henüz bir duruşma tarihi belirlenmemiştir. Tom is afraid people might laugh at Mary. Tom insanların Mary'ye gülebileceğinden korkuyor. Tom, insanların Mary'ye gülebileceğinden korkuyor. He spreads negativity. Negatiflik yayıyor. Olumsuzluk yayar. The train was due at 6. Tren altıda bekleniyordu. Tren saat 6'da kalkıyordu. Bad weather delayed takeoff for two hours. Kötü hava kalkışı iki saat erteledi. Kötü hava koşulları kalkışı iki saat geciktirdi. Just get away from here. Sadece buradan uzaklaş. Uzaklaş buradan. I'd be very grateful if you could help me tomorrow. Yarın bana yardımcı olabilirsen çok makbule geçer. Yarın bana yardım edersen çok minnettar olurum. Was Tom here? Tom burada mıydı? Tom burada mıydı? I gave everything I had to Tom. Sahip olduğum her şeyi Tom'a verdim. Tom'a sahip olduğum her şeyi verdim. A list of required hardware is available here. Gerekli donanımın listesi burada mevcut. Gerekli donanımların bir listesi burada mevcuttur. Tom is the next in line. Tom sırada bir sonraki. Sırada Tom var. Tom spent the night in a cave. Tom geceyi mağarada geçirdi. Tom geceyi bir mağarada geçirdi. Tatoeba needs more love sentences. Tatoeba'nın daha fazla aşk cümlesine ihtiyacı var. Tatoeba'nın daha fazla aşk cümlesine ihtiyacı var. The coins are metal. Bozuk paralar metaldir. Madeni paralar metaldir. Tom went to school on foot. Tom okula yürüyerek gitti. Tom yaya olarak okula gitti. He felt tired. O, yorgun hissetti. Kendini yorgun hissediyordu. Tom went on working. Tom çalışmaya devam etti. Tom çalışmaya devam etti. Tom must've done that by now. Tom şimdiye kadar bunu yapmış olmalı. Tom bunu şimdiye kadar yapmış olmalı. Where did he get that crazy idea from? O, o çılgınca fikri nereden aldı? Bu çılgın fikri nereden buldu? People were worried about what might happen. İnsanlar ne olabileceği konusunda endişeliydi. İnsanlar neler olabileceği konusunda endişeliydi. You said you were working tomorrow. Yarın çalışacağını söyledin. Yarın çalışacağını söylemiştin. I just couldn't say no to them. Sadece onlara hayır diyemedim. Onlara hayır diyemezdim. I hope I have an opportunity to meet Tom when I'm in Boston. Umarım Boston'dayken Tom'la tanışma fırsatım olur. Umarım Boston'dayken Tom'la tanışma fırsatım olur. That guy is a man in women's clothing with a wig. Kadın elbisesi giyip peruk takmış bir adam o. Bu adam peruklu kadın kıyafeti giymiş bir adam. They are ignorant of the rules. Onlar kurallardan habersiz. Kurallardan habersizdirler. I've spent a lot more time with Tom than with Mary. Tom'la Mary'yle geçirdiğimden çok daha fazla zaman geçirdim. Tom'la Mary'den çok daha fazla zaman geçirdim. In an earthquake, the ground can shake up and down, or back and forth. Bir depremde, yer yukarı ve aşağı ya da geriye ve ileriye sallanabilir. Bir depremde, zemin yukarı ve aşağı sallanabilir veya ileri ve geri hareket edebilir. Tom said that Mary wouldn't help him. Tom, Mary'nin ona yardım etmeyeceğini söyledi. Tom, Mary'nin ona yardım etmeyeceğini söyledi. You can hear the sound of the sea in this hotel room. Bu otel odasında denizin sesini duyabilirsin. Bu otel odasında denizin sesini duyabilirsiniz. I knew I shouldn't have done it, but I did it anyway. Bunu yapmamam gerektiğini biliyordum fakat yine de yaptım. Yapmamam gerektiğini biliyordum ama yine de yaptım. Of all the famous baseball players, he stands out as a genius. Bütün ünlü beyzbol oyuncularından o bir deha olarak öne çıkıyor. Tüm ünlü beyzbol oyuncuları arasında bir dahi olarak göze çarpıyor. Do you feel like your future is hopeless? Geleceğinize dair bir umudunuz yok mu? Geleceğinizin umutsuz olduğunu düşünüyor musunuz? Was Mr. Jackson your teacher last year? Geçen sene Bay Jackson öğretmenin miydi? Geçen sene Bay Jackson sizin öğretmeniniz miydi? The rose gives off a sweet smell. Gül çok güzel koku veriyor. Gül tatlı bir koku verir. Tom admitted that he had taken bribes. Tom rüşvet almış olduğunu itiraf etti. Tom rüşvet aldığını itiraf etti. When I called on him, he was talking on the phone. Onu çağırdığım zaman telefonla konuşuyordu. Onu aradığımda, telefonda konuşuyordu. When I woke up, I was in the car. Uyandığımda arabadaydım. Uyandığımda arabadaydım. I'll just put this in the fridge. Ben sadece bunu buzdolabına koyacağım. Bunu buzdolabına koyarım. Where did you go after school yesterday? Dün okuldan sonra nereye gittin? Dün okuldan sonra nereye gittin? What do you mean by this? Bununla ne demek istiyorsun? Ne demek istiyorsun? Tom is crying right now, isn't he? Tom şu anda ağlıyor, değil mi? Tom şu anda ağlıyor, değil mi? Fire Eater (this was really his name) was very ugly. Ateş Yiyen (bu gerçekten onun adıydı) çok çirkindi. Ateş Yiyen (gerçek adı buydu) çok çirkindi. I can't believe it! Ben ona inanamıyorum! Buna inanamıyorum! What have you done to your arm? Koluna ne yaptın? Koluna ne yaptın? We can't buy our way out of this mess. Bu karışıklıktan kendimizi parayla kurtaramayız. Bu karmaşadan kurtulmanın yolunu satın alamayız. I don't know when Tom left Boston. Tom'un Boston'dan ne zaman ayrıldığını bilmiyorum. Tom Boston'dan ne zaman ayrıldı bilmiyorum. The new rotas are in the office. Yeni görev listeleri ofistedir. Yeni rotalar ofiste. Can you answer me? Bana cevap verebilir misin? Cevap verebilir misin? You don't need a visa. Vizeye ihtiyacınız yok. Vizeye ihtiyacınız yok. Tom is sure Mary should do that. Tom, Mary'nin onu yapması gerektiğinden emin. Tom, Mary'nin bunu yapması gerektiğinden emin. These books are ours. Bu kitaplar bizimdir. Bu kitaplar bizim. That isn't the only reason. Tek sebep bu değil. Tek sebep bu değil. How often do you practice? Ne sıklıkla pratik yapıyorsun? Ne sıklıkla pratik yapıyorsunuz? Tom got a flat tyre on an isolated country road and had no idea how to change it. Tom'un ıssız bir taşra yolunda patlak bir lastiği var ve onu nasıl değiştireceği konusunda bir fikri yok. Tom yalıtılmış bir taşra yolunda düz bir lastik aldı ve nasıl değiştirileceği hakkında hiçbir fikri yoktu. Some of the book's pages have misprints. Kitabın bazı sayfalarında baskı hatası var. Kitabın bazı sayfalarında yanlış baskılar var. Why don't we talk in my office where it's quiet? Neden sessiz olan ofisimde konuşmuyoruz? Neden sessiz bir yerde ofisimde konuşmuyoruz? The cost of car ownership is increasing. Araba sahibi olmanın maliyeti artıyor. Araç sahipliğinin maliyeti artıyor. Will you explain the rule to me? Kuralı bana açıklayacak mısın? Kuralı bana açıklar mısın? He put the room in order. O, odayı düzenledi. Odayı düzene koydu. I know I should've gotten here earlier. Buraya daha erken gelmem gerektiğini biliyorum. Buraya daha önce gelmem gerektiğini biliyorum. Someone just turned off the lights. Biri sadece ışıkları kapattı. Biri ışıkları kapattı. We need hats. Şapkaya ihtiyacımız var. Şapkaya ihtiyacımız var. Tom forgot to ask Mary for permission to do that. Tom, Mary'den onu yapmak için izin istemeyi unuttu. Tom bunu yapmak için Mary'den izin istemeyi unuttu. He was completely alone; there wasn't a soul about. Yapayalnızdı, ortalıkta tek bir Allah'ın kulu yoktu. Tamamen yalnızdı; hakkında bir ruh yoktu. Sami was teaching the Quran. Sami Kuran dersi veriyordu. Sami Kur'an öğretiyordu. My lungs were screaming for air. Ciğerlerim hava için çığlık atıyordu. Ciğerlerim hava diye bağırıyordu. Tom went to the sink and poured the rest of his drink down the drain. Tom lavaboya gitti ve içkisinin geriye kalanını döktü. Tom lavaboya gitti ve içkisinin geri kalanını kanalizasyona döktü. Does Tom gossip a lot? Tom çok dedikodu yapar mı? Tom çok dedikodu yapar mı? Tom spends a lot of time alone. Tom yalnız başına çokça zaman geçirir. Tom çok fazla yalnız zaman geçirir. She quickly put the money out of sight. Parayı çabucak gözden uzak bir yere koydu. Parayı hızla gözden çıkardı. Snap out of it! You haven't done a thing all week. Kendine gel! Bütün hafta bir şey yapmadın. Kendine gel, bütün hafta bir şey yapmadın. Tom got stitches. Tom dikiş attı. Tom'a dikiş atıldı. When do you start to work again? Tekrar ne zaman çalışmaya başlayacaksın? Tekrar ne zaman çalışmaya başlıyorsun? He made a desk and two benches for us. Bizim için bir masa ve iki bank yaptı. Bizim için bir masa ve iki bank yaptı. That's pure racism. Bu düpedüz ırkçılık. Bu saf ırkçılıktır. I guess the question is whether you'll be here or not. Sanırım sorun burada olup olmayacağındır. Sanırım asıl soru burada olup olmayacağın. What triggers your asthma attacks? Astımınızı ne tetikliyor? Astım ataklarını ne tetikler? Tom looked around, but he couldn't see anything. Tom etrafına baktı, ancak hiçbir şey göremedi. Tom etrafına baktı ama hiçbir şey göremedi. Do you know how much you weigh? Kilonuzu biliyor musunuz? Ağırlığının ne kadar olduğunu biliyor musun? I hope that you'll put this to good use. Umarım bunu en iyi şekilde kullanırsınız. Umarım bunu iyi bir şekilde kullanırsın. I hope Tom doesn't get arrested. Umarım Tom tutuklanmaz. Umarım Tom tutuklanmaz. I hope I'm not the only one who'll be there. Umarım orada olacak tek kişi ben değilim. Umarım orada olacak tek kişi ben değilimdir. Tom lives on his own. Tom yalnız yaşıyor. Tom kendi başına yaşıyor. I don't want Tom to come with us. Tom'un bizimle gelmesini istemiyorum. Tom'un bizimle gelmesini istemiyorum. She wrote down what he said. Onun söylediğini not aldı. Ne dediğini not etti. I'm going to miss Tom a lot. Tom'u çok özleyeceğim. Tom'u çok özleyeceğim. No, I don't speak English. Hayır, İngilizce bilmiyorum. Hayır, İngilizce bilmiyorum. Tom can't speak French. Mary can't speak French either. Tom Fransızca konuşamaz. Mary de Fransızca konuşamaz. Tom Fransızca konuşamaz, Mary de Fransızca konuşamaz. We don't sell those anymore. Biz onları artık satmıyoruz. Artık bunları satmıyoruz. Tom spent the morning on the porch, reading the newspaper. Tom sabahı verandada gazeteyi okuyarak geçirdi. Tom sabahını verandada gazete okuyarak geçirdi. He is a good doctor. O iyi bir doktor. İyi bir doktordur. Do you have frequent earaches? Kulağınız sık sık ağrıyor mu? Sık sık kulak ağrınız var mı? They're average students. Onlar orta düzeyde öğrenciler. Ortalama öğrencilerdir. I'm not so busy. Ben o kadar meşgul değilim. O kadar meşgul değilim. You have to take this. Bunu almak zorundasın. Bunu almak zorundasın. I don't like unrequited love; I want our love to be mutual. Karşılıksız aşkı sevmiyorum; aşkımızın karşılıklı olmasını istiyorum. Karşılıksız aşkı sevmiyorum; sevgimizin karşılıklı olmasını istiyorum. How soon can I meet Tom? Ne kadar kısa sürede Tom'la karşılaşabilirim? Tom'la ne kadar sürede tanışabilirim? Tom admitted he had taken bribes. Tom rüşvet almış olduğunu itiraf etti. Tom rüşvet aldığını itiraf etti. The content of his speech was interesting. Konuşmasının içeriği ilgi çekiciydi. Konuşmasının içeriği ilginçti. I'll join you as soon as I can. Elimden geldiği kadar kısa sürede size katılacağım. En kısa zamanda size katılacağım. I've never asked you for anything. Herhangi bir şey için sana asla soru sormadım. Senden hiçbir şey istemedim. Three lives were lost. Üç can kaybedildi. Üç kişi hayatını kaybetti. My father told me about this place. Babam bana bu yerden bahsetti. Babam bana burayı anlattı. Yanni is a successful urologist. Yanni başarılı bir üroloji uzmanı. Yanni başarılı bir ürologdur. I told Tom I was just joking. Ben yalnızca şaka yapıyor olduğumu Tom'a söyledim. Tom'a şaka yaptığımı söyledim. I wish there were more hours in a day. Keşke bir günde daha fazla saat olsaydı. Keşke bir günde daha fazla saat olsaydı. We want our money back. Paramızı geri istiyoruz. Paramızı geri istiyoruz. I wasn't able hold my breath as long as Tom could. Tom kadar uzun süre nefesimi tutamadım. Tom'un yapabildiği kadar nefesimi tutamadım. I still don't know how that happened. Onun nasıl olduğunu hâlâ bilmiyorum. Bunun nasıl olduğunu hala bilmiyorum. Do you know what this thing's called? Bu şeye ne dendiğini biliyor musun? Bu şeyin adı ne biliyor musun? I got my pilot's license in 2013. 2013'te pilot lisansımı aldım. 2013 yılında pilot lisansımı aldım. Do you prefer fish or chicken? Balık mı tavuk mu tercih edersin? Balık mı yoksa tavuk mu tercih edersiniz? Tom let me sing with his band. Tom grubuyla şarkı söylememe izin verdi. Tom grubuyla şarkı söylememe izin verdi. You don't love me! Sen beni sevmiyorsun! Beni sevmiyorsun! My mother used to read stories to me when I was a young child. Annem ben genç bir çocukken bana hikayeler okurdu. Annem küçük bir çocukken bana hikayeler okurdu. We betrayed Tom. Tom'a ihanet ettik. Tom'a ihanet ettik. What sports do you play? Hangi sporları yaparsın? Hangi sporları oynuyorsunuz? Tom told Mary what he wanted to do. Tom, Mary'ye ne yapmak istediğini söyledi. tom mary'ye ne yapmak istediğini söyledi. The door is locked at nine o'clock. Kapı saat dokuzda kilitlenir. Kapı saat 9'da kilitli. Do you believe in vampires? Vampirlere inanır mısın? Vampirlere inanır mısın? When will the train arrive? Tren ne zaman gelecek? Tren ne zaman gelecek? Even Tom didn't do that. Tom bile bunu yapmadı. Bunu Tom bile yapmadı. Yanni was wearing a cow hide. Yanni bir inek postu giyiyordu. Yanni inek postu giyiyordu. Tom was lying about that. Tom onun hakkında yalan söylüyordu. Tom bu konuda yalan söylüyordu. I'd rather it didn't come to that. İşin oraya varmamasını tercih ederim. O noktaya gelmemesini tercih ederim. Tom's confidence is back. Tom'un güveni geri döndü. Tom'un güveni geri döndü. Call me after you get back home. Eve döndükten sonra beni ara. Eve döndükten sonra beni ara. I'll ask Tom to buy some tickets for us. Tom'dan bizim için bilet almasını isteyeceğim. Tom'dan bize bilet almasını isteyeceğim. Tom wandered off. Tom esas konudan ayrıldı. Tom ortalıktan kayboldu. Tom seems to be having a really good time. Tom gerçekten iyi vakit geçiriyor gibi görünüyor. Tom gerçekten iyi vakit geçiriyor gibi görünüyor. Who's with him now? Şimdi kim onunla birlikte? Şimdi yanında kim var? I'd be more than happy to help you clean out your garage. Garajını temizlemene yardım etmekten mutluluk duyarım. Garajını temizlemene yardım etmekten mutluluk duyarım. I didn't know Tom was so lonely. Tom'un bu kadar yalnız olduğunu bilmiyordum. Tom'un bu kadar yalnız olduğunu bilmiyordum. Sami took his shahada in the mosque. Sami kelimeişehadetini camide getirdi. Sami Şahadasını camiye götürdü. Let's do this right. Bunu doğru yapalım. Bunu doğru yapalım. Have you ever received treatment for syphilis? Hiç frengi tedavisi gördünüz mü? Hiç frengi tedavisi gördün mü? German, Dutch, Norwegian and English are Germanic languages. Almanca, Hollandaca, Norveççe ve İngilizce; Cermen dilleridirler. Almanca, Hollandaca, Norveççe ve İngilizce Germanik dillerdir. Ten divided by five is two. Onun beşe bölümü ikidir. 10'u beşe bölersek iki olur. How can we get what we want? İstediğimizi nasıl elde edebiliriz? İstediğimizi nasıl elde edebiliriz? I want him to help us. Onun bize yardım etmesini istiyorum. Bize yardım etmesini istiyorum. Go and look for them. Onları aramaya git. Git ve onları ara. Tom used to be a hobo. Tom eskiden berduşun biriydi. Tom eskiden bir serseriydi. Tom didn't read the letter. Tom mektubu okumadı. Tom mektubu okumadı. This wouldn't be a good place to build a house. Burası ev yapmak için güzel bir yer değil. Burası ev inşa etmek için iyi bir yer değil. You'd better tell Tom what to do. Ne yapacağını Tom'a söylesen iyi olur. Tom'a ne yapacağını söylesen iyi olur. Why don't we turn back? Neden geri dönmüyoruz? Neden geri dönmüyoruz? The giant weta is endemic to New Zealand. Dev weta, Yeni Zelanda'ya özgüdür. Dev weta Yeni Zelanda'ya endemiktir. Tom now knows where Mary lives. Tom şimdi Mary'nin nerede yaşadığını biliyor. Tom artık Mary'nin nerede yaşadığını biliyor. What day was she born? Hangi gün doğmuş? Hangi gün doğdu? Have you noticed any lumps in your breasts? Göğsünüzde yumru fark ettiniz mi? Göğüslerinde herhangi bir yumru fark ettin mi? You're lying to yourself. Kendine yalan söylüyorsun. Kendine yalan söylüyorsun. The book that I read yesterday was very interesting. Dün okuduğum kitap çok ilginçti. Dün okuduğum kitap çok ilginçti. I need your consent to test you for COVID-19. COVID-19 testi için onayınızı almam gerekiyor. COVID-19 testi için onayınıza ihtiyacım var. Language is beautiful. Dil güzeldir. Dil güzeldir. Finally I have contributed 10,000 sentences, in various languages, to Tatoeba. Nihayet Tatoeba'ya değişik dillerde 10,000 cümle katkıda bulundum. Sonunda, çeşitli dillerde, Tatoeba'ya 10.000 cümle katkıda bulundum. Many people are living illegally in the country. Birçok insan, ülkede yasadışı olarak yaşıyor. Ülkede birçok insan yasa dışı olarak yaşıyor. Don't worry. There'll be plenty to go around. Merak etmeyin. Dolaşmak için çok yer olacak. Merak etme, etrafta bir sürü şey olacak. The British troops fought bravely, but were unable to stop the Germans. İngiliz birlikleri cesurca savaştı, ancak Almanları durduramadılar. İngiliz birlikleri cesurca savaştılar, ancak Almanları durduramadılar. Wouldn't you like to see Tom's references? Tom'un referanslarını görmek istemiyor musun? Tom'un referanslarını görmek istemez misiniz? Ramadan is the ninth month of the Muslim calendar. Ramazan, İslami takvimin dokuzuncu ayı. Ramazan, Müslüman takviminin dokuzuncu ayıdır. I still don't trust Tom all that much. Tom'a hâlâ o kadar çok güvenmiyorum. Tom'a hala o kadar güvenmiyorum. Tom wanted to understand. Tom anlamak istiyordu. Tom anlamak istiyordu. There are many factors. Birçok etken var. Birçok faktör var. Do you know how to speak French? Fransızcayı nasıl konuşacağını biliyor musun? Fransızca konuşmayı biliyor musun? Have you ever read this? Hiç bunu okudun mu? Bunu hiç okudun mu? Your cat will survive. Kedin hayatta kalacak. Kediniz hayatta kalacak. I've been in court all day. Bütün gün mahkemede bulundum. Bütün gün mahkemedeydim. Actually, I know nothing about these plans. Aslında bu planlar hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Aslında bu planlar hakkında hiçbir şey bilmiyorum. What makes you think you are not next? Sıradakinin sen olmadığı ne malum? Sıradakinin sen olmadığını nereden çıkardın? Give me a shot. Bana bir şans verin. Bana bir şans ver. No complaints have been reported. Hiçbir şikayet bildirilmedi. Herhangi bir şikayet bildirilmemiştir. Wild animals live in the forest. Yabani hayvanlar ormanda yaşar. Vahşi hayvanlar ormanda yaşar. The boy over there is Tom. Oradaki oğlan Tom'dur. Oradaki çocuk Tom. The storm didn't last long. Fırtına fazla sürmedi. Fırtına uzun sürmedi. Buy some bread, some ham, and a bottle of wine too. Biraz ekmek, biraz jambon ve bir şişe de şarap al. Biraz ekmek, biraz jambon ve bir şişe şarap da al. It took a long time to take in what she was saying. Onun ne söylediğini anlamak uzun bir zaman aldı. Söylediklerini kabul etmesi uzun zaman aldı. Tom felt all alone. Tom yapayalnız hissetti. Tom kendini yapayalnız hissediyordu. The government and industry are cooperating to fight pollution. Hükümet ve endüstri çevre kirliliğiyle mücadele etmek için işbirliği yapıyor. Hükümet ve sanayi, kirlilikle mücadele için işbirliği yapıyor. I can't wait to see Tom's Halloween costume. Tom'un Cadılar bayramı kostümünü görmek için sabırsızlanıyorum. Tom'un Cadılar Bayramı kostümünü görmek için sabırsızlanıyorum. Do you care if the soup is cold? Çorbanın soğuk olmasının bir sakıncası var mı? Çorbanın soğuk olması umurunda mı? I've enjoyed working with you, too. Ben de seninle çalışmaktan memnun kaldım. Ben de seninle çalışmaktan zevk aldım. He must be at least forty years old. Yaşı en az kırk olmalı. En az kırk yaşında olmalı. What day was she born on? Doğduğunda günlerden neydi? Hangi gün doğdu? Tom waited up for Mary. Tom Mary'yi yatmadan bekledi. Tom Mary'yi bekledi. Tom acted as if he knew nothing about it. Tom bu konuda bir şey bilmiyormuş gibi davrandı. Tom bu konuda hiçbir şey bilmiyormuş gibi davrandı. Tom isn't self-employed. Tom serbest meslek sahibi değil. Tom kendi başına çalışmıyor. When I get up tomorrow morning, the sun will be shining and the birds will be singing. Yarın sabah kalktığımda, güneş parlıyor ve kuşlar ötüyor olacak. Yarın sabah kalktığımda güneş parlayacak ve kuşlar şarkı söyleyecek. I will return for you in 20 minutes. 20 dakika içinde senin için döneceğim. 20 dakika içinde senin için döneceğim. Our office helps students with personal problems. Ofisimiz kişisel problemleri olan öğrencilere yardımcı olur. Ofisimiz öğrencilere kişisel sorunlar konusunda yardımcı olmaktadır. I suggest you don't ask Tom that question. O soruyu Tom'a sormamanı öneriyorum. Tom'a bu soruyu sormamanı öneririm. We helped out. El attık. Yardım ettik. That was a big win for us. Bu bizim için büyük bir galibiyetti. Bu bizim için büyük bir zaferdi. I heard from Tom that Mary will do that. Mary'nin bunu yapacağını Tom'dan duydum. Tom'dan Mary'nin bunu yapacağını duydum. I don't want to go out tonight. Bu gece dışarı çıkmak istemiyorum. Bu gece dışarı çıkmak istemiyorum. Tom forgot Mary's birthday. Tom, Mary'nin doğum gününü unuttu. tom mary'nin doğum gününü unuttu. Without you, I have no reason to live. Sen olmadan yaşamam için bir sebep yok. Sensiz yaşamak için bir nedenim yok. That isn't logical. Bu zekice değil. Bu hiç mantıklı değil. I want to get closer to you. Ben sana yaklaşmak istiyorum. Sana daha yakın olmak istiyorum. Are there any good restaurants around here? Buralarda hiç iyi restoran var mı? Buralarda iyi restoranlar var mı? Some people dance with a mop or a broom for some reason. Bazı insanlar nedendir paspasla veya süpürgeyle dans eder. Bazı insanlar bir sebepten dolayı paspas veya süpürge ile dans ederler. I'm calling to thank you. Sana teşekkür etmek için aradım. Teşekkür etmek için aradım. I have a chance of winning. Kazanmak için bir şansım var. Kazanma şansım var. You're obviously too young to drink. Belli ki içki içmek için fazla gençsin. Belli ki içmek için çok gençsin. I failed on purpose. Bilerek başarısız oldum. Bilerek başarısız oldum. At the zoo, I saw animals that I'd never even heard of before. Hayvanat bahçesinde daha önce adını bile duymadığım hayvanlar gördüm. Hayvanat bahçesinde, daha önce hiç duymadığım hayvanlar gördüm. Tom is a tough guy. Tom sert bir adam. Tom sert bir adamdır. Do you agree to our proposal? Teklifimizi kabul ediyor musun? Teklifimizi kabul ediyor musunuz? Tom likes most of his teachers. Tom öğretmenlerinin çoğunu sever. Tom öğretmenlerinin çoğunu sever. Tom is a crusader. Tom bir haçlı. Tom bir haçlı. I was laughed out of court. Benimle alay edildi. Mahkemeden gülmüştüm. My mother works in a big office. Annem büyük bir ofiste çalışıyor. Annem büyük bir ofiste çalışıyor. Stop judging people by their skin colour. İnsanları derilerinin rengine göre yargılamaya son ver. İnsanları ten rengine göre yargılamayı bırakın. Tom bought a collar for his dog. Tom köpeğine tasma aldı. Tom köpeği için bir tasma aldı. Don't be such a grammar Nazi. Böyle bir dil bilgisi Nazi olmayın. Bu kadar dilbilgisi Nazi olma. Tom made this for me. Tom bunu benim için yaptı. Tom bunu benim için yaptı. Tom is seeing someone else. Tom başka birini görüyor. Tom başka biriyle görüşüyor. That's all I want to know. Bilmek istediğimin hepsi bu. Bilmek istediğim tek şey bu. My sister likes Tom. Kız kardeşim Tom'u seviyor. Kız kardeşim Tom'u seviyor. They swam with the dolphins. Onlar yunuslarla yüzdüler. Yunuslarla yüzerler. Did you complete the prescribed treatment? Tavsiye edilen tedavi programını tamamladınız mı? Reçeteli tedaviyi tamamladınız mı? We should be getting back to work. İşe geri dönmeliyiz. İşe geri dönmeliyiz. All participants are Japanese. Bütün katılımcılar Japon. Tüm katılımcılar Japon'dur. Can I put this on your arm? Şunu kolunuza takabilir miyim? Bunu koluna koyabilir miyim? I bumped into the window. Ben pencereye çarptım. Pencereye çarptım. She wanted to become a lawyer. Avukat olmak istedi. Avukat olmak istiyordu. I thought he was busy, but on the contrary he was idle. Onun meşgul olduğunu sanıyordum ama tam tersine boştaydı. Meşgul olduğunu sanıyordum ama tam tersine boştaydı. He is trying hard to quit smoking O, sigarayı bırakmak için çok uğraşıyor Sigarayı bırakmak için çok çabalıyor. I didn't spend much time in Boston. Boston'da çok vakit geçirmedim. Boston'da fazla zaman geçirmedim. She likes blue dresses. O, mavi elbiseleri sever. Mavi elbiseleri sever. It's a difficult word to translate. Bu çevirmek için zor bir kelime. Tercümesi zor bir kelime. I'm not a snake. Ben bir yılan değilim. Ben yılan değilim. Do you know how to write it? Onun nasıl yazıldığını biliyor musun? Nasıl yazılacağını biliyor musun? She winked at me. O bana göz kırptı. Bana göz kırptı. I don't play cards. İskambil oynamam. Ben kart oynamam. This company and I have signed a contract of three years. Bu şirket ve ben, üç yıllık bir sözleşme imzaladık. Bu şirket ve ben üç yıllık bir sözleşme imzaladık. Bring it back to me. Onu bana geri getirin. Bana geri getir. Can you account for your whereabouts on the night of the murder? Cinayet gecesi nerede olduğunu açıklayabilir misin? Cinayet gecesi nerede olduğunuzu açıklayabilir misiniz? Why is dad in the kitchen? Baba niçin mutfakta? Babam neden mutfakta? I don't know when Tom left Australia. Tom'un Avustralya'dan ne zaman ayrıldığını bilmiyorum. Tom'un Avustralya'dan ne zaman ayrıldığını bilmiyorum. Are you worried about any major problems other than your current situation? Şu anki durumunuzun dışında canınızı sıkan başka önemli bir sorun var mı? Mevcut durumunuz dışında herhangi bir büyük sorundan endişe duyuyor musunuz? I love to play golf. Golf oynamayı severim. Golf oynamayı seviyorum. Please don't interfere. Lütfen müdahale etme. Lütfen karışma. I'm a seismologist. Deprem uzmanıyım. Ben bir sismologum. You could at least pay Tom a visit. En azından Tom'u ziyaret edebilirsin. En azından Tom'u ziyaret edebilirsin. Have you ever been here? Daha önce burada bulunmuş muydunuz? Buraya hiç geldin mi? I thought you knew me better. Beni daha iyi tanıdığını sanıyordum. Beni daha iyi tanıdığını sanıyordum. Tom isn't willing to give it a try. Tom bunu denemeye meraklı değil. Tom denemeye istekli değil. How do you pronounce "about" in English? İngilizcede nasıl telaffuz edilir? İngilizce "about" nasıl telaffuz edilir? That didn't happen to me. Bu benim başıma gelmedi. Bu benim başıma gelmedi. Our school became coeducational a long time ago. Okulumuz uzun zaman önce karma eğitim oldu. Okulumuz uzun zaman önce karma eğitim gördü. Let's ask Tom if he paid his taxes. Vergilerini ödeyip ödemediğini Tom'a soralım. Tom'a vergilerini ödeyip ödemediğini soralım. Tom married a rich girl. Tom zengin bir kızla evlendi. Tom zengin bir kızla evlendi. Kosovo is Albania. Kosova Arnavutluktur. Kosova Arnavutluk'tur. Why don't we all take off our shoes? Neden hepimiz ayakkabılarımızı çıkarmıyoruz? Neden hepimiz ayakkabılarımızı çıkarmıyoruz? Brace yourselves! From today I'm learning the piano. Why? Because I want to become a music teacher! Kendinizi güçlendirin! Bugünden itibaren piyano öğreniyorum. Neden? Çünkü ben müzik öğretmeni olmak istiyorum! Hazır olun! Bugünden itibaren piyanoyu öğreniyorum. Neden? Çünkü müzik öğretmeni olmak istiyorum! Tom didn't win the race, ruining his perfect record. Tom yarışı kazanamayarak mükemmel sicilini bozdu. Tom yarışı kazanamadı, mükemmel rekorunu kırdı. It was my final performance. O benim son gösterimdi. Bu benim son performansımdı. I can not even cook an omelet. Ben omlet bile yapamam. Omlet bile pişiremiyorum. They walked side by side. Onlar yan yana yürüdüler. Yan yana yürüdüler. Tom broke his new smartphone. Tom yeni akıllı telefonunu kırdı. Tom yeni akıllı telefonunu kırdı. Three times three is nine. Üç kere üç dokuz yapar. Üç kere üç dokuz eder. Most people spend about a third of their lives sleeping. Çoğu kişi hayatlarının yaklaşık üçte birini uyuyarak geçiriyor. Çoğu insan hayatının yaklaşık üçte birini uyuyarak geçirir. I have a lot of activities which take up my time. Bir sürü zamanımı alan eylemlerim var. Vaktimi alan bir sürü aktivitem var. Tom spends a lot of time on golf courses. Tom golf derslerine çokça vakit harcar. Tom golf sahalarında çok zaman geçirir. Tom, you're hurting me! Tom, canımı yakıyorsun! Tom, canımı yakıyorsun! Don't give Tom any ideas. Tom'a hiç fikir verme. Tom'a bir fikir verme. All the proposals were accepted. Tüm öneriler kabul edildi. Tüm teklifler kabul edildi. I went inside. Ben içeri gittim. İçeri girdim. We lost three times in a row. Üst üste üç kez kaybettik. Üst üste üç kez kaybettik. We moved away from each other. Birbirimizden uzaklaştık. Birbirimizden uzaklaştık. There's a lot work to do today. Bugün yapılacak çok iş var. Bugün yapılacak çok iş var. Tom paid someone to help him move the piano. Tom, piyanoyu taşımasına yardım etmek için birine para verdi. Tom piyanoyu hareket ettirmesi için birine para ödedi. I'm not like you! Senin gibi değilim! Ben senin gibi değilim! The earth rotates. Dünya dönüyor. Dünya dönüyor. I don't believe he is a lawyer. Onun bir avukat olduğuna inanmıyorum. Onun avukat olduğuna inanmıyorum. Come here and give me a hug. Buraya gel ve bana sarıl. Buraya gel ve bana sarıl. Tom said I might find you here. Tom seni burada bulabileceğimi söyledi. Tom seni burada bulabileceğimi söyledi. Tom checked the king with his bishop. Tom filiyle şah çekti. Tom, piskoposuyla birlikte kralı kontrol etti. He made some mistakes on the test. Testte bazı yanlışlar yaptı. Testte bazı hatalar yaptı. I got suspicious. Ben kuşkulandım. Şüphelendim. We can't spend money we don't have. Elimizde olmayan parayı harcayamayız. Sahip olmadığımız parayı harcayamayız. You might not want to do that right now. Onu hemen şimdi yapmak istemeyebilirsin. Şu anda bunu yapmak istemeyebilirsiniz. I gave Tom the message. Mesajı Tom'a verdim. Tom'a mesajı verdim. What is freedom of speech? İfade özgürlüğü nedir? İfade özgürlüğü nedir? Tom didn't laugh at any of Mary's jokes. Tom Mary'nin şakalarından hiçbirine gülmedi. tom mary'nin şakalarına gülmedi. Tom and Mary are very old friends. Tom ve Mary, çok eski arkadaşlar. Tom ve Mary çok eski arkadaşlardır. He's a fisher. Balıkçılık yapıyor. O bir balıkçı. Just relax, Tom, you're doing great. Sadece rahatla Tom, harika yapıyorsun. Sakin ol Tom, harika gidiyorsun. Christmas is not a secular holiday. Noel seküler bir tatil değildir. Noel laik bir tatil değildir. You really sleep a lot! Gerçekten çok uyuyorsun! Gerçekten çok uyuyorsun! The tickets sold like hot cakes. Biletler çörek gibi satıldı. Biletler sıcak kek gibi satıldı. Do you know why Tom left early? Tom'un neden erkenden ayrıldığını biliyor musun? Tom'un neden erken ayrıldığını biliyor musun? "How will you keep Tom from going to the police?" "I'll offer him money." "Tom'u polise gitmekten nasıl alıkoyacaksın?" "Ona para teklif edeceğim." "Tom'un polise gitmesini nasıl engelleyeceksin?" "Ona para teklif edeceğim." Do you eat meat? Et yer misiniz? Et yer misin? Ken did warn Tom. Ken Tom'u uyardı. Ken Tom'u uyardı. I got tired of waiting for Tom, so I left. Tom'u beklemekten sıkıldım, bu nedenle ayrıldım. Tom'u beklemekten yoruldum ve ayrıldım. People used to travel on foot. İnsanlar yürüyerek seyahat ederlerdi. İnsanlar yaya olarak seyahat ederlerdi. His mother made him clean the bathroom. Annesi ona banyoyu temizletti. Annesi ona banyoyu temizletti. Do you really want me to tell Tom that you were the one who killed his father? Onun babasını öldüren biri olduğunu Tom'a gerçekten söylememi istiyor musun? Gerçekten Tom'a babasını öldürenin sen olduğunu söylememi mi istiyorsun? Tom is leaving at 2:30 this afternoon. Tom bu öğleden sonra saat 2.30'da gidiyor. Tom öğleden sonra 2:30'da ayrılıyor. Do you want me to stay with you? Seninle kalmamı ister misin? Seninle kalmamı ister misin? Tom didn't do that, either. Tom da bunu yapmadı. Tom da bunu yapmadı. The horse was so thin, I could feel its bones through its flanks. At öyle zayıftı ki böğrünü elleyince kemiklerini hissedebiliyordum. At o kadar inceydi ki, kemiklerini kanatlarından hissedebiliyordum. I'll show Tom how to do that. Onu nasıl yapacağını Tom'a göstereceğim. Tom'a bunu nasıl yapacağını göstereceğim. She loves you all. O hepinizi seviyor. Hepinizi seviyor. I feel an overbearing emptiness inside of me. İçimde canımı sıkan bir boşluk hissi var. İçimde bir boşluk hissediyorum. I just want you to know that I'm here for you. Sadece senin için burada olduğumu bilmeni istiyorum. Sadece senin için burada olduğumu bilmeni istiyorum. Can you put the children to bed? Çocukları yatağa koyabilir misin? Çocukları yatırabilir misin? I saw Tom jump. Tom'u zıplarken gördüm. Tom'un atladığını gördüm. Tom needs to make some tough decisions. Tom'un bazı zor kararlar alması gerekiyor. Tom'un bazı zor kararlar alması gerekiyor. That investment is losing money. Bu yatırım para kaybediyor. Bu yatırım para kaybediyor. I can carry you in my arms. Seni kollarımda taşıyabilirim. Seni kollarımda taşıyabilirim. Fairy tales always begin the same: once upon a time. Peri masalları hep aynı başlar: bir zamanlar. Masallar hep aynı başlar: Bir zamanlar. Why don't we let Tom decide? Neden Tom'un karar vermesine izin vermiyoruz? Neden Tom'un karar vermesine izin vermiyoruz? It's pretty early. Oldukça erken. Çok erken. You can't win them all. Onların hepsini kazanamazsın. Hepsini kazanamazsın. I'll support you as much as I can. Elimden geldiğince sana destek olacağım. Elimden geldiğince sana destek olacağım. Nobody said anything for a long time. Kimse uzun süre bir şey söylemedi. Uzun süre kimse bir şey söylemedi. Everybody likes french fries. Herkes patates kızartması sever. Herkes patates kızartmasını sever. Why don't we go out on the balcony? Neden balkona çıkmıyoruz? Neden balkona çıkmıyoruz? I don't think Tom is a carpenter. Tom'un marangoz olduğunu sanmıyorum. Tom'un marangoz olduğunu sanmıyorum. Kissing is fun. Öpmek eğlencelidir. Öpüşmek eğlencelidir. You knew everything and played dumb. Her şeyi biliyordun ama salağa yattın. Her şeyi biliyordun ve aptalı oynadın. He has perfect teeth. Onun kusursuz dişleri var. Mükemmel dişleri var. Do you get annoyed when the people close to you complain about their problems? Yakınların sana dert yandığında bundan rahatsız oluyor musun? Yakınınızdaki insanlar sorunlarından şikayet ettiğinde rahatsız oluyor musunuz? The balance of nature is very fragile. Doğanın dengesi çok kırılgandır. Doğanın dengesi çok kırılgandır. Tom had no choice but to quit his job. Tom'un işini bırakmaktan başka hiçbir seçeneği yoktu. Tom'un işini bırakmaktan başka çaresi yoktu. I was taught English by a foreigner. Bana bir yabancı tarafından İngilizce öğretildi. Bir yabancı tarafından İngilizce öğretildim. It won't be hard. O zor olmayacak. Zor olmayacak. Truth is subjective. Hakikat kişiden kişiye değişir. Gerçek subjektiftir. That species of bird is said to be in danger of dying out. O kuş türlerinin ölme tehlikesi içinde olduğu söyleniyor. Bu kuş türünün ölme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu söylenir. I can't think of anything else. Başka bir şey düşünemiyorum. Aklıma başka bir şey gelmiyor. He sent me a present. O bana bir hediye yolladı. Bana bir hediye gönderdi. That's not the only thing that Tom wanted. Tom'un istediği tek şey bu değil. Tom'un istediği tek şey bu değildi. Do you want me to teach Tom karate? Tom'a karate öğretmemi ister misin? Tom'a karate öğretmemi ister misin? Why don't we try asking Tom first? Neden önce Tom'a sormayı denemiyoruz? Neden önce Tom'a sormayı denemiyoruz? Tom isn't a guitar teacher. He teaches piano. Tom bir gitar öğretmeni değil. O piyano öğretir. Tom gitar öğretmeni değil, piyano öğretmenidir. Have you ever had a detached retina? Retinanınzda hiç yırtık olmuş muydu? Hiç retinan kopmuş muydu? Does it hurt when you cough? Öksürürken ağrı acı oluyor mu? Öksürürken acıyor mu? I want to write a letter. I have an envelope, but I don't have any stamps. Mektup yazmak istiyorum. Zarfım var, ama hiç pulum yok. Mektup yazmak istiyorum, zarfım var ama pulum yok. Tom knows how to play poker. Tom poker oynamayı biliyor. Tom poker oynamayı biliyor. I wonder if Tom can sing as well as Mary. Tom'un Mary kadar iyi şarkı söyleyip söylemediğini merak ediyorum. tom mary kadar iyi şarkı söyleyebiliyor mu merak ediyorum. Tom walked around the block in his ugg boots. Tom ugg botlarıyla blok etrafında yürüdü. Tom, ugg botlarıyla bloğun etrafında yürüdü. Where's my ticket? Biletim nerede? Biletim nerede? All of my things are gone. Bütün eşyalarım gitti. Bütün eşyalarım gitti. She has never been to Hokkaido. O, asla Hokkaido'da bulunmadı. Hokkaido'ya hiç gitmedi. She was wearing pink panties under the skirt. O, eteğin altına külotlu çorap giyiyordu. Eteğin altında pembe külot giyiyordu. I wonder who Tom will take to the dance. Tom'un kimi dansa götüreceğini merak ediyorum. Tom'un dansa kimi götüreceğini merak ediyorum. I considered doing that. Bunu yapmayı düşündüm. Bunu yapmayı düşündüm. Tom has bought a new suit, but he hasn't worn it yet. Tom yeni bir takım elbise aldı, ancak henüz giymedi. Tom yeni bir takım elbise aldı ama henüz giymedi. What is Layla doing in Sami's room? Leyla, Sami'nin odasında ne yapıyor? Layla'nın Sami'nin odasında ne işi var? I'm homeschooled. Ben evde eğitim aldım. Evde eğitimliyim. Tom wanted to learn to read. Tom okumayı öğrenmek istedi. Tom okumayı öğrenmek istiyordu. Tom definitely would've liked you. Tom kesinlikle sizi severdi. Tom kesinlikle senden hoşlanırdı. Give him a minute. Ona bir dakika ver. Ona bir dakika ver. Why is that significant? O neden önemli? Bu neden önemli? I'll try to have fun tomorrow. Yarın eğlenmeye çalışacağım. Yarın eğlenmeye çalışacağım. The police arrested the man who had murdered the girl. Polis, kızı öldüren adamı tutukladı. Polis kızı öldüren adamı tutukladı. Do you truly intend to do that? Gerçekten onu yapmaya niyetli misin? Gerçekten bunu yapmayı düşünüyor musun? I am from Skopje. Ben Üsküp'lüyüm. Üsküp'ten geliyorum. I promised myself I wouldn't complain about Tom anymore. Artık Tom hakkında şikayet etmeyeceğime kendi kendime söz verdim. Artık Tom'dan şikayet etmeyeceğime dair kendime söz verdim. His view seems to be too optimistic. Onun görüşü çok iyimser görünüyor. Görüşü çok iyimser görünüyor. I talked with him today over the phone, he says hi. Bugün onunla telefonda konuştum. Sana da selamı var. Bugün onunla telefonda konuştum, merhaba dedi. Does that description fit? Bu açıklama uygun mu? Bu tanımlama uyuyor mu? Tell them I'll be right there. Onlara tam orada olacağımı söyle. Onlara hemen geleceğimi söyle. Tom doesn't know what you're planning to do. Tom ne yapmayı planladığını bilmiyor. Tom ne yapmayı planladığını bilmiyor. Hungary is a state situated in Central Europe. Macaristan, Orta Avrupa'da yer alan bir devlettir. Macaristan, Orta Avrupa'da bulunan bir devlettir. I'll sleep here. Burada uyuyacağım. Ben burada uyurum. There are worse ways to spend your time. Zamanını harcamak için daha kötü yollar var. Vaktinizi geçirmenin daha kötü yolları var. My name is not really Tom. Benim adım aslında Tom değil. Benim adım aslında Tom değil. There are dark nights in Sochi. Sochi'de karanlık geceler var. Soçi'de karanlık geceler var. Where can I make a phone call? Nerede bir telefon görüşmesi yapabilirim. Nerede telefon görüşmesi yapabilirim? We'd like separate checks, please. Ayrı hesaplar istiyoruz, lütfen. Ayrı ayrı çek istiyoruz, lütfen. The stork is a wading bird. Leylek dalıcı bir kuştur. Leylek sallanan bir kuştur. The police found the stolen jewels. Polis çalınmış mücevherleri buldu. Polis çalınan mücevherleri buldu. Kissing one's spouse in public is considered acceptable behavior in some countries. Ulu orta birinin eşini öpmesi, bazı ülkelerde normal bir davranış olarak görülür. Kişinin eşini toplum içinde öpmesi, bazı ülkelerde kabul edilebilir bir davranış olarak kabul edilir. You're available, aren't you? Sen müsaitsin, değil mi? Müsaitsin, değil mi? Tom wanted to be friends with Mary. Tom Mary ile arkadaş olmak istiyordu. Tom Mary ile arkadaş olmak istiyordu. Tom's blood pressure is dangerously high. Tom'un tansiyonu tehlikeli derecede yüksek. Tom'un kan basıncı tehlikeli derecede yüksektir. Tom seems to be dependable. Tom güvenilir görünüyor. Tom güvenilir görünüyor. I spent the day Christmas shopping. Günü Noel alışverişi yaparak geçirdim. Bütün günü Noel alışverişi yaparak geçirdim. I'll be leaving Boston tomorrow. Yarın Boston'dan gidiyor olacağım. Yarın Boston'dan ayrılıyorum. Tom suddenly felt cold. Tom aniden üşüdü. Tom aniden üşüdü. Tom asked me if he could hold my hand. Tom bana elimi tutup tutamayacağını sordu. Tom elimi tutup tutamayacağını sordu. They got married very young. Onlar çok geç evlendiler. Çok genç yaşta evlendiler. Tom went back to the supermarket. Tom süpermarkete geri döndü. Tom süpermarkete geri döndü. Get in the back seat. Arka koltuğa binin. Arka koltuğa geç. A little bird told me that. Bunu bana küçük bir kuş söyledi. Bunu bana küçük bir kuş söyledi. Tom should've been at that meeting. Tom o toplantıda olmalıydı. Tom o toplantıda olmalıydı. I'll die trying. Deneyerek öleceğim. Denerken öleceğim. Did you know Tom is pretty good at speaking French? Tom'un Fransızca konuşmada oldukça iyi olduğunu biliyor muydun? Tom'un Fransızca konuşmada oldukça iyi olduğunu biliyor muydun? I've never heard Tom cuss. Tom'un küfrettiğini hiç duymadım. Tom'u hiç duymadım. I've escaped. Firar ettim. Kaçtım. Why don't we try something new? Neden yeni bir şey denemiyoruz? Neden yeni bir şey denemiyoruz? Did someone else know your password? Şifreni bilen başka biri var mıydı? Şifreni bilen başka biri var mıydı? I'd love to live in Boston. Ben Boston'da yaşamak istiyorum. Boston'da yaşamayı çok isterim. I have a different opinion on that subject. O konuda farklı bir görüşüm var. Bu konuda farklı bir fikrim var. Tom didn't keep his promise to me. Tom bana verdiği sözü tutmadı. Tom bana verdiği sözü tutmadı. The dog was covered in mud from head to foot. Köpek baştan ayağa çamur kaplıydı. Köpek baştan ayağa çamurla kaplıydı. I hate the winter. Kıştan nefret ediyorum. Kıştan nefret ediyorum. Tom is very well prepared. Tom çok iyi hazırlanmış. Tom çok iyi hazırlanmış. I want to use these. Bunları kullanmak istiyorum. Bunları kullanmak istiyorum. We congratulated all the winners. Tüm kazananları kutladık. Tüm kazananları tebrik ettik. I hope nobody comes. İnşallah kimse gelmez. Umarım kimse gelmez. Tom was foolish. Tom aptaldı. Tom aptaldı. The police think you did it. Polis onu senin yaptığını düşünüyor. Polis senin yaptığını düşünüyor. Glittens are fingerless gloves with a mitten. Glitten eldivenler tek parmaklı parmaksız eldivenlerdir. Glittenler, eldivenli parmaksız eldivenlerdir. Why don't we try asking Tom again? Neden Tom'a tekrar sormayı denemiyoruz? Neden Tom'a tekrar sormayı denemiyoruz? Hopefully he'll come to the party. Umarım partiye gelir. Umarım partiye gelir. I immediately knew something was wrong. Bir sıkıntı olduğunu anladım hemen. Bir şeylerin ters gittiğini hemen anladım. The moment he caught sight of me, he ran away. Beni gördüğü an, kaçtı. Beni gördüğü anda kaçtı. Some wild cats live under my neighbor's house. Bazı vahşi kediler komşumun evinin altında yaşarlar. Bazı vahşi kediler komşumun evinin altında yaşıyor. Where are you, admins? Adminler, neredesiniz? Neredesiniz, yöneticiler? I used to love Boston. Boston'ı severdim. Boston'u severdim. It was me who wanted that. Bunu ben istemiştim. Bunu isteyen bendim. Drink plenty of water. Bol miktarda su iç. Bol su için. I have to get moving. Acele etmeliyim. Harekete geçmem lazım. Did you have fun at the game? Who won? Maçta eğlendin mı? Kim kazandı? Maçta eğlendin mi, kim kazandı? We're still planning to go. Biz hâlâ gitmeyi planlıyoruz. Hala gitmeyi planlıyoruz. You're good at doing that, aren't you? Onu yapmada iyisin, değil mi? Bunu yapmakta iyisin, değil mi? That wasn't the actual plan. Asıl plan bu değildi. Asıl plan bu değildi. It's finally our turn. Sonunda sıramız geldi. Sonunda sıra bizde. I don't want you to think about that anymore. Artık onun hakkında düşünmeni istemiyorum. Artık bunu düşünmeni istemiyorum. I told you, but you didn't pay attention. Sana söylemiştim ama dikkat etmedin. Sana söyledim ama dikkat etmedin. Why don't you try to take your money back? Paranızı geri almayı neden denemiyorsunuz? Neden paranı geri almaya çalışmıyorsun? Tom sometimes has trouble understanding other people's motives and desires. Tom'un bazen diğer insanların güdülerini ve isteklerini anlama sorunu var. Tom bazen başkalarının güdülerini ve arzularını anlamakta zorlanır. Tom has already scored 30 points. Tom daha şimdiden 30 sayı attı. Tom zaten 30 sayı attı. Mary is Tom's second wife. Mary Tom'un ikinci karısı. Mary, Tom'un ikinci karısıdır. Tom doesn't believe that'll happen. Tom onun olacağına inanmıyor. Tom bunun olacağına inanmıyor. Just tell her what you need. Sadece ona neye ihtiyacın olduğunu söyle. Sadece neye ihtiyacın olduğunu söyle. It may be expensive. Pahalı olabilir. Pahalı olabilir. Are you sorry you did that? Onu yaptığın için üzgün müsün? Bunu yaptığın için üzgün müsün? I've had a really weird day. Ben gerçekten garip bir gün geçirdim. Çok garip bir gün geçirdim. Tom was ordered to do that. Tom'a bunu yapması emredildi. Tom'a bunu yapması emredildi. Learning German was as important as learning English in the recent past. Yakın geçmişte Almanca öğrenmek İngilizce öğrenmek kadar önemliydi. Almanca öğrenmek, yakın geçmişte İngilizce öğrenmek kadar önemliydi. You must lie still. Hareketsiz yatmalısın. Hareketsiz yatmalısın. Your argument is unfounded. İddian temelsizdir. Tartışmanız asılsızdır. Tom has a very punchable face. Tom'un çok yumruk atılası bir yüzü var. Tom'un çok yumruklu bir yüzü var. When was the last time you watched a game in the stadium? En son ne zaman stadyumda maç izledin? En son ne zaman stadyumda bir maç izlediniz? Do you know Tom well enough to ask him to do this? Tom'u bunu yapmasını isteyecek kadar iyi tanıyor musun? Tom'u bunu yapmasını isteyecek kadar iyi tanıyor musun? How many times have I told you not to mention Tom's name around me? Sana kaç kez çevremde Tom'un adından bahsetmemeni söyledim. Sana kaç kez Tom'un adını çevremde anmamanı söyledim? I do want to know what you found out. Ne öğrendiğini bilmek istiyorum. Ne bulduğunu bilmek istiyorum. She was engrossed in her work. O, işine daldı. İşine dalmıştı. There was a welcome mat in front of the door. Kapının önünde bir paspas vardı. Kapının önünde bir karşılama paspası vardı. Do you feel the urge to urinate more frequently? Daha sık idrara çıkma ihtiyacı hissediyor musunuz? Daha sık idrar yapma dürtüsü hissediyor musunuz? The motor is running. Motor çalışıyor. Motor çalışıyor. Tom has a DNR order. Tom'un diriltilmek istemediğine dair yan vasiyeti var. Tom'un DNR emri var. Tom's shoes are brown. Tom'un ayakkabıları kahverengi. Tom'un ayakkabıları kahverengi. Tom placed the flowers on Mary's grave. Tom, Mary'nin mezarına çiçek koydu. Tom çiçekleri Mary'nin mezarının üzerine koydu. When learning Russian, it's important to understand the difference between perfective and imperfective verbs. Rusça öğrenirken, düzenli ve düzensiz fiiller arasındaki farkı anlamak önemlidir. Rusça öğrenirken, mükemmel ve kusurlu fiiller arasındaki farkı anlamak önemlidir. Tom is ringing the bell. Tom zili çalıyor. Tom zili çalıyor. She put the steak in the freezer. O, bifteği buzluğa koydu. Biftekleri dondurucuya koydu. Tom asked if I liked Chinese food. Tom, Çin yemeklerini sevip sevmediğimi sordu. Tom Çin yemeklerini sevip sevmediğimi sordu. You know Tom better than I do. Tom'u benim tanıdığımdan daha iyi tanıyorsun. Tom'u benden daha iyi tanırsın. Have you ever been diagnosed with asthma? Hiç astım teşhisi aldınız mı? Hiç astım teşhisi kondu mu? If I'm late, I'll be scolded. Eğer geç kalırsam azarlanacağım. Geç kalırsam azarlanırım. I'm craving dessert. If I don't fulfill it with something, I may eat you instead. Tatlı krizine girdim. Bir şeylerle gidermezsem yerine seni yiyebilirim. Tatlıyı çok arzuluyorum, eğer bir şeyle yerine getirmezsem, onun yerine seni yiyebilirim. Why don't we name the dog Cookie? Neden köpeğe Cookie ismini vermiyoruz? Köpeğin adını neden Cookie koymuyoruz? A strange thing happened. Tuhaf bir şey oldu. Garip bir şey oldu. I hope Tom and Mary were joking. Umarım Tom ve Mary şaka yapıyordur. Umarım Tom ve Mary şaka yapıyordur. You're the engineer. Sen mühendissin. Sen mühendissin. Did you watch the news today? Bugün haberlere baktın mı? Bugün haberleri izledin mi? Tom is still in bed. Tom hâlâ yatakta. Tom hala yatakta. Sami acted alone. Sami yalnız hareket ediyordu. Sami tek başına hareket etti. Have you ever had a head injury? Hiç kafa travması geçirmiş miydiniz? Hiç kafa travması geçirdin mi? Can you give me a discount? Bana bir indirim yapar mısın? Bana indirim yapabilir misin? Tom is hurt, but he'll be fine. Tom yaralandı ama o iyi olacak. Tom yaralandı ama iyi olacak. The nurse recommended that he try walking. Hemşire onun yürümeyi denemesini tavsiye etti. Hemşire yürümeyi denemesini tavsiye etti. I explained to Tom what needed to be done. Ne yapılması gerektiğini Tom'a açıkladım. Tom'a yapılması gerekenleri anlattım. I respect her selflessness. Kendisini düşünmemesine saygı duyuyorum. Bencilliğine saygı duyuyorum. Mary folded her T-shirt carefully. Mary tişörtünü dikkatle katladı. Mary tişörtünü dikkatlice katladı. This is too big to carry. Bu taşımak için çok büyük. Bu taşımak için çok büyük. If you could live anywhere in the world, where would you live? Dünyanın her yerinde yaşama imkânın olsaydı nerede yaşamak isterdin? Dünyanın herhangi bir yerinde yaşayabilseydin, nerede yaşardın? You have an infection in your throat. Boğazınızda enfeksiyon var. Boğazında bir enfeksiyon var. If I don't take care of my fur, it gets real messy. Kürküme bakmazsam, çok dağınık hale gelir. Eğer kürkümle ilgilenmezsem, ortalık iyice karışır. My brother has been sick since yesterday. Erkek kardeşim dünden beri hasta. Kardeşim dünden beri hasta. Pay close attention to what you eat. Ne yediğinize dikkat edin. Ne yediğinize çok dikkat edin. Mary is right. Mary haklı. Mary haklı. I'm not sure I really want that. Bunu gerçekten istediğimden emin değilim. Bunu gerçekten istediğimden emin değilim. These are the names. Bunlar isimler. İsimler bunlar. How do you feel about all this? Bütün bunlar hakkında nasıl hissediyorsun? Bütün bunlar hakkında ne düşünüyorsun? Let's speak Yiddish! Yidce konuşalım! Yidişçe konuşalım! A meter consists of 100 centimetres. Bir metre yüz santimdir. Bir metre 100 santimetreden oluşur. I'm not used to making decisions. Karar vermeye alışkın değilim. Karar vermeye alışık değilim. He was not of interest to Tom. O, Tom'un ilgisini çekmedi. Tom'un ilgisini çekmedi. According to scientific estimates, the universe is nearly 14 billion years old. Bilimsel tahminlere göre, evren yaklaşık 14 milyar yaşında. Bilimsel tahminlere göre, evren yaklaşık 14 milyar yaşındadır. She broke her nail while washing the dishes. Bulaşıkları yıkarken tırnağı kırıldı. Bulaşıkları yıkarken tırnaklarını kırdı. I hope she marries. Umarım evlenir. Umarım evlenir. Tom isn't capable of doing that. Tom bunu yapamaz. Tom bunu yapabilecek kapasitede değil. I haven't heard from Tom recently. I hope he's doing OK. Son zamanlarda Tom'dan haber alamadım. İnşallah iyidir. Son zamanlarda Tom'dan haber alamadım, umarım durumu iyidir. Tom doesn't think he'd be able to do that without our help. Tom, yardımımız olmadan bunu yapabileceğini düşünmüyor. Tom bizim yardımımız olmadan bunu yapamayacağını düşünüyor. Why can't I stay here? Burada niye kalamıyor muşum? Neden burada kalamıyorum? We're winning the match. Maçı kazanıyoruz. Maçı kazanıyoruz. These earbuds only work on one side. Bu kulaklığın yalnızca bir tarafı çalışıyor. Bu kulaklıklar sadece bir tarafta çalışır. I'm Tom's nanny. Ben Tom'un dadısıyım. Ben Tom'un dadısıyım. Tom isn't angry. Tom öfkeli değil. Tom kızgın değil. Nobody could tell her anything. Kimse ona bir şey söyleyemedi. Kimse ona bir şey söyleyemezdi. Tom was at the bakery. Tom fırındaydı. Tom fırındaydı. I think Tom bought the house he was looking at last week. Sanırım Tom geçen hafta baktığı evi almış. Sanırım Tom geçen hafta baktığı evi satın aldı. No one else was injured. Başka hiç kimse yaralanmadı. Başka kimse yaralanmadı. What do you really think of him? Onun hakkında gerçekten ne düşünüyorsun? Onun hakkında gerçekten ne düşünüyorsun? Tom knew that I was ready. Tom hazır olduğumu biliyordu. Tom hazır olduğumu biliyordu. We've had a difficult schedule. Bizim zor bir programımız vardı. Zor bir program yaptık. Mary has more ass than a donkey farm. Mary'de Diyarbakır karpuzu gibi göt var. Mary'nin eşek çiftliğinden daha fazla kıçı var. We will study. Ders çalışacağız. Ders çalışacağız. There's nothing we can do but wait. Beklemekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Beklemekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Give this to me. Bunu bana ver. Bunu bana ver. Her mother tried to wean him. Annesi onu sütten kesmeye çalıştı. Annesi onu sütten kesmeye çalıştı. Does anyone have a pocketknife I could borrow? Ödünç alabileceğim bir çakısı olan var mı? Ödünç alabileceğim bir çakısı olan var mı? What made you ask Tom that? Onu Tom'a ne sordurdu? Tom'a bunu neden sordun? Tom's parents returned a day early from their vacation. Tom'un ebeveynleri tatillerinden bir gün erken döndü. Tom'un ailesi tatillerinden bir gün erken döndü. Which shelf should I put this book on? Bu kitabı hangi rafa koyayım? Bu kitabı hangi rafa koymalıyım? I get ear infections all the time. Her zaman kulak enfeksiyonu kapıyorum. Sürekli kulak enfeksiyonu geçiriyorum. It’s said that Tokyo is a very safe city. O, Tokyo'nun çok güvenli bir şehir olduğunu söyledi. Tokyo'nun çok güvenli bir şehir olduğu söyleniyor. I have to recharge the batteries. Bataryaları yeniden şarj etmeliyim. Pilleri şarj etmem lazım. "Have you revealed my secret to Tom?" "For God's sake, of course not!" "Sırrımı Tom'a açıkladın mı?" "Tanrı aşkına, elbette hayır!" "Tom'a sırrımı açıkladın mı?" "Tanrı aşkına, tabii ki hayır!" That's not the response I was expecting. Beklediğim cevap bu değildi. Beklediğim cevap bu değildi. How are you today? Bugün nasılsın? Bugün nasılsın? The river flows into the Pacific Ocean. Nehir Pasifik Okyanusu'na dökülüyor. Nehir Pasifik Okyanusu'na akar. Have you ever received treatment for gonorrhea? Hiç bel soğukluğu tedavisi gördünüz mü? Hiç belsoğukluğu tedavisi gördün mü? Was Tom the one who bought this? Bunu alan Tom muydu? Bunu satın alan Tom muydu? I really want to see Tom. Gerçekten Tom'u görmek istiyorum. Tom'u gerçekten görmek istiyorum. I never have time to read novels anymore. Artık roman okumaya hiç zamanım olmuyor. Artık roman okumaya hiç vaktim yok. I can't abide his rudeness. Onun kabalığına dayanamam. Onun kabalığına dayanamıyorum. The book is small. Kitap küçüktür. Kitap küçük. OK, see you tomorrow. Tamam, yarın görüşürüz. Tamam, yarın görüşürüz. Tom was obviously trying not to smile. Tom açıkçası gülümsemeye çalışıyordu. Tom açıkça gülümsememeye çalışıyordu. I wish I could spend more time outdoors. Keşke dışarıda daha fazla vakit geçirebilsem. Keşke dışarıda daha fazla vakit geçirebilseydim. Tom is in my office right now. Tom şimdi ofisimde. Tom şu anda ofisimde. Sami will have to sign this document. Sami bu dökümanı imzalamak zorunda kalacak. Sami bu belgeyi imzalamak zorunda kalacak. Just step back. Sadece geri çekil. Geri çekil. I am glad it was someone else who got it. Onu alanın başka biri olduğuna memnun oldum. İyi ki başkası almış. Tom doesn't appear to agree. Tom kabul ediyor gibi görünmüyor. Tom aynı fikirde görünmüyor. He's very knowledgeable. O çok bilgili. Çok bilgilidir. We need to contact Tom's parents. Tom'un ebeveynleri ile görüşmeliyiz. Tom'un ailesiyle bağlantıya geçmeliyiz. Tom knew Mary wasn't going to win. Tom, Mary'nin kazanamayacağını biliyordu. Tom Mary'nin kazanamayacağını biliyordu. I'm thinking of going. Gitmeyi düşünüyorum. Gitmeyi düşünüyorum. I'm really happy to be back. Döneceğim için gerçekten mutluyum. Geri döndüğüm için çok mutluyum. Your honesty is refreshing. Dürüstlüğünüz umut verici. Dürüstlüğün canlandırıcı. You should go get some rest. Gidip biraz dinlenmelisin. Gidip biraz dinlensen iyi olur. Tom left a message for you. Tom sizin için bir mesaj bıraktı. Tom sana bir mesaj bıraktı. Tom was sitting in front of a group of children, telling them a story. Tom onlara bir hikaye anlatarak bir grup çocuğun önünde oturuyordu. Tom bir grup çocuğun önünde oturmuş onlara bir hikaye anlatıyordu. Many children don't like school. Birçok çocuk okuldan hoşlanmaz. Birçok çocuk okulu sevmez. How much time do you spend in the library? Kütüphanede ne kadar zaman harcarsın? Kütüphanede ne kadar zaman geçiriyorsunuz? I still don't know what you mean. Ne demek istediğini hâlâ bilmiyorum. Hala ne demek istediğini anlamadım. Nobody who works forty hours a week should be living in poverty. Bir haftada kırk saat çalışan hiç kimse yoksulluk içinde yaşıyor olamaz. Haftada kırk saat çalışan hiç kimse yoksulluk içinde yaşamamalı. Doing that will take too long. Bunu yapmak çok uzun sürecek. Bunu yapmak çok uzun sürer. Can you remember anything about it? Onun hakkında bir şey hatırlayabiliyor musun? Bu konuda bir şey hatırlayabiliyor musun? Tom promised he wouldn't be late. Tom geç kalmayacağına söz verdi. Tom geç kalmayacağına söz verdi. I ran across my old teacher on the street. Yolda giderken eski öğretmenime rastladım. Sokakta eski öğretmenimle karşılaştım. Where are Tom and Mary? Tom ve Mary neredeler? Tom ve Mary nerede? You are sure to succeed, whatever you do. Her ne yaparsanız yapın, başarılı olacağınızdan eminsiniz. Ne yaparsanız yapın, mutlaka başaracaksınız. No, I'm not thirsty. Hayır, susamadım. Hayır, susamadım. They will make it. Onlar onu başaracaktır. Başaracaklar. I'm not Mary's boyfriend. Ben Mary'nin erkek arkadaşı değilim. Mary'nin erkek arkadaşı değilim. Why hasn't anybody ever told me about it? Neden kimse şimdiye kadar o konudan bana söz etmedi? Neden kimse bana bundan bahsetmedi? Tom and Mary split a bottle of wine. Tom ve Mary bir şişe şarap ayırdı. Tom ve Mary bir şişe şarabı bölüştüler. I haven't seen my ex-wife since our divorce. Eski karımı boşanmamızdan beri görmedim. Boşandığımızdan beri eski karımı görmedim. Tom can't speak French, and he can't speak English either. Tom Fransızca konuşamıyor ve İngilizce de konuşamıyor. Tom Fransızca konuşamıyor ve İngilizce de konuşamıyor. I still do that as often as possible. Onu hâlâ mümkün olduğunca sık yapıyorum. Bunu hala mümkün olduğunca sık yapıyorum. I smell a skunk. Bir kokarca kokluyorum. Kokarca kokusu alıyorum. Our world is only a tiny part of the universe. Dünyamız evrenin sadece küçük bir parçasıdır. Dünyamız evrenin sadece küçük bir parçasıdır. I watched Tom drawing. Tom'a çizerken baktım. Tom'un çizimini izledim. The lift is out of order today. Asansör bugün kullanım dışıdır. Asansör bugün çalışmıyor. Who answered the phone? Telefonu kim yanıtladı? Telefona kim cevap verdi? The boss considered firing Tom, but decided against it. Patron Tom'u işten kovmayı düşündü fakat bunun aleyhinde karar verdi. Patron Tom'u kovmayı düşündü, ama buna karşı karar verdi. We safely arrived at the hospital. Güvenli bir şekilde hastaneye vardık. Hastaneye sağ salim vardık. Tom wasn't very outgoing. Tom çok dışa dönük değildi. Tom pek dışa dönük değildi. Intolerance is not tolerated here. Hoşgörüsüzlük burada hoş karşılanmaz. Hoşgörüsüzlük burada tolere edilmez. Forget about us. Bizi unut. Bizi unut. I can't tie my shoes by myself. Ayakkabılarımı kendi başıma bağlayamam. Ayakkabılarımı tek başıma bağlayamam. You want a beautiful horse. Güzel bir at istiyorsun. Güzel bir at istiyorsun. Tom told Mary he was sleepy. Tom Mary'ye uykulu olduğunu söyledi. Tom Mary'ye uykulu olduğunu söyledi. Isn't this the first time that's happened? Bu ilk kez olmuyor mu? Bu ilk kez olmuyor mu? Do you feel nervous in the office today? Bugün ofiste huzursuzluk hissettiniz mi? Bugün ofiste gergin hissediyor musun? He is not Japanese. O, Japon değildir. O Japon değil. It's already been five years since we began to study English. İngilizce çalışmaya başlayalı zaten beş yıl oldu. İngilizce öğrenmeye başlayalı beş yıl oldu. After a brief fight, they won. Kısa bir mücadele sonrası, onlar kazandı. Kısa bir mücadeleden sonra kazandılar. I have been thinking about starting a new business. Yeni bir iş kurmayı düşünüyorum. Yeni bir iş kurmayı düşünüyorum. Let Tom do what he likes. Bırak Tom istediği gibi takılsın. Tom'un istediğini yapmasına izin ver. Why don't we try a new approach? Neden yeni bir yol denemiyoruz? Neden yeni bir yaklaşım denemiyoruz? I'll get some. Biraz alacağım. Ben getiririm. I had no idea you worked as a surgeon. Senin bir cerrah olarak çalıştığın hakkında hiçbir fikrim yoktu. Cerrah olarak çalıştığını bilmiyordum. I hope that Tom will arrive soon. Tom'un yakında geleceğini umuyorum. Umarım Tom birazdan gelir. Tom has hired someone to cook for him. Tom kendisi için yemek pişirecek birini tuttu. Tom ona yemek yapması için birini tuttu. That boy is Tony, isn't he? Şu çocuk Tony, değil mi? O çocuk Tony, değil mi? It was a wonder to behold. İzlemesi çok keyifliydi. Bunu görmek bir mucizeydi. A comet has a distinct center called a nucleus. Bir kuyruklu yıldızın çekirdek denilen ayrı bir merkezi vardır. Kuyruklu yıldızın çekirdek adı verilen ayrı bir merkezi vardır. It isn't much, but it's better than nothing. Çok değil ama hiç yoktan iyidir. Fazla değil ama hiç yoktan iyidir. I get sleepy when I'm full. Karnım tokken uykum geliyor. Dolu olduğumda uykum geliyor. You shouldn't have gone there without me. Oraya bensiz gitmemeliydin. Bensiz oraya gitmemeliydin. Do you know how to play the piano? Nasıl piyano çalacağınızı biliyor musunuz? Piyano çalmayı biliyor musun? I'll go with you to see the doctor. Doktoru görmek için seninle gideceğim. Doktoru görmeye seninle geleceğim. Tom is looking a little embarrassed. Tom biraz sıkılgan görünüyor. Tom biraz utanmış görünüyor. I'm sorry. I didn't mean to cross a line. Özür dilerim, hadsizlik etmek istemedim. Kusura bakma, haddimi aşmak istememiştim. Most of the injured are expected to survive. Yaralıların çoğunun hayati tehlikesi yok. Yaralıların çoğunun hayatta kalması bekleniyor. Tom has spent some time in jail. Tom hapishanede biraz vakit geçirdi. Tom bir süre hapiste kaldı. Let's try to stay focused. Odaklanmış kalmaya çalışalım. Odaklanmaya çalışalım. I'm really serious. Gerçekten ciddiyim. Gerçekten ciddiyim. Where are the meters? Parkmetreler nerede? Metreler nerede? You'll find someone. Birini bulacaksın. Birini bulacaksın. Tom no longer needs help. Tom'un artık yardıma ihtiyacı yok. Tom'un artık yardıma ihtiyacı yok. You've passed the exam. Sınavı geçtin. Sınavı geçtin. How many of your second cousins are girls? Anne-babanın kuzenlerinin çocuklarından kaçı kız? İkinci kuzenlerinden kaçı kız? I hear you very well. Ben seni çok iyi duyuyorum. Seni çok iyi duyuyorum. Tom didn't want to become famous. Tom meşhur olmak istemedi. Tom ünlü olmak istemiyordu. Do you understand what Tom is saying? Tom'un ne dediğini anlıyor musun? Tom'un ne dediğini anlıyor musun? No one would blame you for that. Bunun için kimse seni suçlayamaz. Kimse bunun için seni suçlayamaz. Why don't we play poker? Neden poker oynamıyoruz? Neden poker oynamıyoruz? "You were great, Tom." "You ain't seen shit yet." "Süperdin Tom." "Bu gördüklerin daha hiçbir şey." "Harikaydın Tom." "Henüz bir bok görmedin." Are you going to be free tomorrow afternoon? Yarın öğleden sonra boş olacak mısın? Yarın öğleden sonra boş olacak mısın? Be sure to turn off the light when you leave the room. Odadan çıkarken ışığı kapattığından emin ol. Odadan çıkarken ışığı kapattığınızdan emin olun. The war ended in victory for the Allied Powers. Savaş Müttefik Devletler için zaferle sona erdi. Savaş Müttefik Güçler için zaferle sonuçlandı. Those trousers are dirty. Bu pantolonlar kirli. Bu pantolonlar kirli. That's taboo. Bu bir tabu. Bu bir tabu. Did you know that Tom had left home? Tom'un evden ayrıldığından haberiniz var mıydı? Tom'un evden ayrıldığını biliyor muydun? The keys were in my bag. Anahtarlar çantamdaydı. Anahtarlar çantamdaydı. I always forget my umbrella when it rains hard. Yağmur çok kötü yağınca hep şemsiyemi unuturum. Yağmur yağdığında şemsiyemi hep unuturum. I really need to get going. Gerçekten başlamam gerekiyor. Gerçekten gitmem gerek. We have two hours of class in the afternoon. Öğleden sonra iki saat dersimiz var. Öğleden sonra iki saatlik dersimiz var. I don't understand why you want to do that. Neden onu yapmak istediğini anlamıyorum. Bunu neden yapmak istediğini anlamıyorum. Is there a reward? Bir ödül var mı? Ödül var mı? Where do you want me to put this? Bunu nereye koymamı istersin? Bunu nereye koymamı istiyorsun? I'm not an iguana. Ben bir iguana değilim. Ben iguana değilim. Are you an optimist? Sen bir iyimser misin? İyimser misin? "I met the new teacher." "What's he like?" "Ben yeni öğretmenle tanıştım." "Nasıl biri?" "Yeni öğretmenle tanıştım." "Nasıl biri?" I suggest you study French. Fransızca çalışmanı öneriyorum. Fransızca öğrenmeni öneririm. The surgeon's suture technique minimizes scarring. Cerrahın dikiş atma tekniği yara izlerini en aza indiriyor. Cerrahın dikiş tekniği yara izini en aza indirir. May I visit your home one of these days? Bugünlerde evini ziyaret edebilir miyim? Bu günlerden birinde evini ziyaret edebilir miyim? I am in cloud number nine. Sevinçten havalara uçuyorum. Dokuz numaralı buluttayım. Tom is very angry at me right now. Tom şu an bana köpürüyor. Tom şu anda bana çok kızgın. She is just an ordinary girl. O sadece sıradan bir kız. O sadece sıradan bir kız. Most developing countries are suffering from overpopulation. Çoğu gelişmekte olan ülkeler aşırı nüfustan müzdarip. Gelişmekte olan ülkelerin çoğu aşırı nüfustan muzdariptir. The definitive answer is no. Kesin cevap hayırdır. Kesin cevap hayır. I was just going to scare Tom. Tom'u korkutmak üzereydim. Ben de Tom'u korkutacaktım. I like listening to Tom play the guitar. Tom'un gitar çalmasını dinlemeyi seviyorum. Tom'un gitar çalmasını seviyorum. I thought I'd drop by and say hello. Uğrayacağımı ve merhaba diyeceğimi düşündüm. Bir uğrayıp merhaba diyeyim dedim. Tom collapsed from exhaustion. Tom yorgunluktan yıkıldı. Tom yorgunluktan çöktü. Honestly, it sounds like a joke. Gerçekten fıkra gibi duruyor. Dürüst olmak gerekirse, kulağa şaka gibi geliyor. To what do I owe the pleasure? Zevki neye borçluyum? Bu zevki neye borçluyum? That old woman smiled at her granddaughter. O yaşlı kadın kız torununa gülümsedi. Yaşlı kadın torununa gülümsedi. It's not all bad. O büsbütün kötü değil. O kadar da kötü değil. Tom grew up near a lake, but he isn't a good swimmer. Tom bir göle yakın büyüdü fakat o iyi bir yüzücü değil. Tom bir gölün yakınında büyüdü, ama iyi bir yüzücü değil. Where did you take your earrings off? Küpelerini nerede çıkardın? Küpelerini nereden çıkardın? At this property, they make excellent vinegar. Bu mülkte mükemmel sirke yapıyorlar. Bu mülkte, mükemmel sirke yaparlar. What were you told? Sana ne söylendi? Sana ne söylendi? I want to know a lot of things. Birçok şey bilmek istiyorum. Bir sürü şey bilmek istiyorum. Emily is very lovely. Emily çok hoş. Emily çok sevimli. I can't remember the last time I had a martini. En son ne zaman martini içtiğimi hatırlayamıyorum. En son ne zaman martini yediğimi hatırlamıyorum. Tom worked in a factory. Tom bir fabrikada çalıştı. Tom bir fabrikada çalışıyordu. The refrigerator door is open. Buzdolabının kapısı açık. Buzdolabının kapısı açık. I want to have this cassette recorder fixed. Bu teybi tamir ettirmek istiyorum. Bu kaset kaydediciyi tamir ettirmek istiyorum. When are you going to apologize to Tom? Tom'dan ne zaman özür dileyeceksin? Tom'dan ne zaman özür dileyeceksin? Tom's house is on the south side of the island. Tom'un evi adanın güney tarafında. Tom'un evi adanın güney tarafındadır. Tom sped off. Tom hızla uzaklaştı. Tom kaçtı. I want a chamomile tea. Ben bir papatya çayı istiyorum. Papatya çayı istiyorum. They're too busy to talk to you now. Şimdi onlar seninle konuşamayacak kadar çok meşguller. Artık seninle konuşamayacak kadar meşguller. No one was injured in the accident. Kazada yaralanan olmadı. Kazada kimse yaralanmadı. He doesn't have a dry sense of humor. Onun kuru espri anlayışı yok. Kurak bir mizah anlayışı yok. Tom doesn't feel comfortable talking about his feelings. Tom duygularıyla ilgili konuşurken rahat hissetmez. Tom duyguları hakkında konuşurken kendini rahat hissetmez. I'm painting Easter eggs. Paskalya yumurtalarını boyuyorum. Paskalya yumurtalarını boyuyorum. I am looking for someone to share knowledge with. Ben bilgi paylaşmak için birini arıyorum. Bilgiyi paylaşacak birini arıyorum. I prefer to apologise than ask for permission. İzin istemektense özür dilemeyi tercih ederim. İzin istemektense özür dilemeyi tercih ederim. Do you have a bicycle? Bir bisikletin var mı? Bisikletiniz var mı? Tom told me that he thought Mary would be furious. Tom bana Mary'nin öfkeli olacağını düşündüğünü söyledi. Tom, Mary'nin öfkeli olacağını düşündüğünü söyledi. Why are we risking our lives doing this? Bunu yapmak için neden hayatımızı tehlikeye atıyoruz? Neden bunu yaparak hayatımızı riske atıyoruz? I still haven't finished eating breakfast. Ben hala kahvaltı etmeyi bitirmedim. Hala kahvaltıyı bitirmedim. Tom says he hopes Mary is able to win. Tom, Mary'nin kazanabileceğini umduğunu söylüyor. Tom, Mary'nin kazanabileceğini umduğunu söylüyor. I need someone now. Şimdi birinine ihtiyacım var. Şimdi birine ihtiyacım var. What was the message? Mesaj neydi? Mesaj neydi? You seem to be upset about what happened. Olanlar hakkında üzgün görünüyorsun. Olanlardan dolayı üzgün görünüyorsun. You're repulsive. Sen iğrençsin. Repulsifsin. I wish I didn't have to go. Keşke gitmek zorunda olmasam. Keşke gitmek zorunda olmasaydım. I'm sorry for keeping you waiting. Sizi beklettiğim için üzgünüm. Beklettiğim için özür dilerim. Which one of these is easier to use? Bunlardan hangisini kullanmak daha kolay? Bunlardan hangisini kullanmak daha kolay? I was talking about them. Onlar hakkında konuşuyordum. Ben de onlardan bahsediyordum. I have lots of things to tell you. Sana söyleyecek çok şeyim var. Sana anlatacak çok şeyim var. He was envious of her way of living. O, onun yaşama biçimini kıskanıyordu. Onun yaşam tarzını kıskanıyordu. For now, no. Şimdilik, hayır. Şimdilik, hayır. Do you know either of the two girls? İki kızın her birini tanıyor musun? İki kızdan birini tanıyor musun? He wants to go out with her. O, onunla çıkmak istiyor. Onunla çıkmak istiyor. You're pushing thirty. Otuzuna yaklaşıyorsun. Otuzu zorluyorsun. That made Tom pretty mad. O, Tom'u oldukça sinirlendirdi. Bu Tom'u çok kızdırdı. He is a good swimmer and also plays tennis well. Kendisi iyi bir yüzücüdür ayrıca güzel de tenis oynar. İyi bir yüzücüdür ve aynı zamanda iyi tenis oynar. This book looks interesting. Bu kitap ilginç görünüyor. Bu kitap ilginç görünüyor. Children don't like the school. Çocuklar okulu sevmez. Çocuklar okulu sevmez. There's a spider inside the tent. Çadırın içinde bir örümcek var. Çadırın içinde bir örümcek var. That's not logical. Bu zekice değil. Bu hiç mantıklı değil. Our team has won the last three games. Takımımız son üç maçtan galip ayrıldı. Takımımız son üç maçı kazandı. Where were they? Onlar nerdeydi? Neredeydiler? Don't feed the trolls. Trolleri beslemeyin. Trolleri beslemeyin. In my dream, you were me. Rüyamda sen bendin. Rüyamda sen benim gibiydin. We know that this is impossible. Biz bunun imkansız olduğunu biliyoruz. Bunun imkansız olduğunu biliyoruz. Tom quickly got into the car. Tom hızla arabaya geçti. Tom hızla arabaya bindi. We hung in there. Dişimizi sıktık. Orada asılı kaldık. Tom finally understood why. Tom nihayet nedenini anladı. Tom sonunda nedenini anladı. Do you often eat dinner with your family? Ailenle birlikte sık sık akşam yemeği yer misin? Ailenizle sık sık akşam yemeği yer misiniz? I hope that what you're saying is true. Umarım söyledikleriniz gerçektir. Umarım söylediklerin doğrudur. I can't do anything without help. Ben yardım olmadan hiçbir şey yapamam. Yardım olmadan hiçbir şey yapamam. Tom is showing off, isn't he? Tom gösteriş yapıyor, değil mi? Tom gösteriş yapıyor, değil mi? The papers didn't print this story. Gazeteler bu hikayeyi basmadılar. Gazeteler bu hikayeyi yayınlamadı. Tom did the best he knew how. Tom en iyi bildiği şekilde yaptı. Tom bildiği en iyi şeyi yaptı. What do you think happiness is? Sence mutluluk nedir? Mutluluğun ne olduğunu düşünüyorsun? Prices are coming down. Fiyatlar düşüyor. Fiyatlar düşüyor. Don't run about wildly in the room. Odada çılgın gibi koşuşturma. Odada çılgınca koşma. Did Tom kiss you? Tom seni öptü mü? Tom seni öptü mü? He stayed here for a short time. O burada kısa bir süre boyunca kaldı. Burada kısa bir süre kaldı. The WHO has a plan to reduce the harmful use of alcohol. It includes raising taxes on alcohol, reducing the number of places to buy alcohol and raising the drinking age. Officials say other measures include effective drunk driving laws and banning some alcohol advertising. Dünya Sağlık Örgütünün alkolün zararlı kullanımını azaltmak için bir planı var. Bu alkolle ilgili vergi yükseltme, alkol alacak yerlerin sayısını azaltma ve içme yaşını yükseltmeyi içermektedir. Yetkililer diğer önlemlerin etkili sarhoş sürücü yasalarını ve bazı alkol reklamlarını yasaklamayı içermektedir. DSÖ'nün alkolün zararlı kullanımını azaltma planı vardır. Alkol vergilerini artırmayı, alkol almak için yer sayısını azaltmayı ve içme yaşını yükseltmeyi içerir. Yetkililer, diğer önlemlerin etkili sarhoş sürüş yasalarını ve bazı alkol reklamlarını yasaklamayı içerdiğini söylüyor. I'm not suggesting that. Onu önermiyorum. Bunu önermiyorum. It's night here, but it's daytime in Boston now. Şu an burada gece, ama Boston'da gündüz. Burada gece oldu ama Boston'da gündüz oldu. Are you going to visit Lukas when you're in Graz? Graz'dayken Lukas'ı ziyaret edecek misin? Graz'dayken Lukas'ı ziyaret edecek misin? I'm ticklish behind my knees. Dizlerimin arkasından gıdıklanıyorum. Dizlerimin arkasında gıdıklanıyorum. English is spoken in America. İngilizce Amerika'da konuşulur. İngilizce Amerika'da konuşulur. Tom might do it soon. Tom bunu yakında yapabilir. Tom bunu yakında yapabilir. I hadn't even considered that. Bunu düşünmedim bile. Bunu hiç düşünmemiştim bile. Do you think Tom will let me win? Tom'un kazanmama izin vereceğini düşünüyor musun? Sence Tom kazanmama izin verir mi? But we know his intentions are good. Ancak onun niyetinin iyi olduğunu biliyoruz. Ama niyetinin iyi olduğunu biliyoruz. I still need to buy a birthday present for Tom. Hâlâ Tom için bir doğum günü hediyesi almam gerekiyor. Tom'a hala bir doğum günü hediyesi almam gerekiyor. Don't pay attention to what everyone else says. What matters is what you think. Başkalarının ne dediğini boş ver. Önemli olan senin nasıl düşündüğün. Başkalarının söylediklerine aldırmayın, önemli olan sizin ne düşündüğünüzdür. Tom used to be a member of our club. Tom kulübümüzün bir üyesiydi. Tom eskiden kulübümüzün bir üyesiydi. I think you know that's impossible. Bence onun imkansız olduğunu biliyorsun. Bence bunun imkansız olduğunu biliyorsun. I'm glad it's not me. Onun ben olmadığına memnunum. Ben olmadığıma sevindim. Tom requires constant care. Tom sürekli bakım gerektirir. Tom sürekli bakıma ihtiyaç duyar. What happened to Tom is horrible. Tom'un başına gelenler korkunçtu. Tom'un başına gelenler korkunç. Epiglottal damage is always a concern when inserting an endotracheal tube. Endotrakeal tüp takarken gırtlağa zarar vermemek her zaman önem arz eden bir konudur. Epiglottal hasar, bir endotrakeal tüp yerleştirirken her zaman endişe vericidir. Tom said he wanted to ring the bell. Tom zili çalmak istediğini söyledi. Tom zili çalmak istediğini söyledi. Do you use heroin or methadone? Eroin ya da metadon kullanıyor musunuz? Eroin veya metadon kullanıyor musunuz? I never smile. Hiç gülmem. Ben asla gülümsemem. Palestinians aren't foreigners on their own land. Filistinliler kendi topraklarında yabancı statüsünde değiller. Filistinliler kendi topraklarında yabancı değiller. Tom and I often jog together. Tom ve ben sık sık birlikte koşarız. Tom ve ben sık sık birlikte koşarız. Good health is conducive to happiness. İyi sağlık, mutluluk için yardımcıdır. İyi sağlık mutluluk için elverişlidir. Tom is slow, isn't he? Tom yavaş, değil mi? Tom yavaş, değil mi? Sami and Layla found out that they couldn't have children. Sami ve Leyla çocuklarının olamayacağını öğrendiler. Sami ve Layla çocuk sahibi olamayacaklarını öğrendiler. Tom is going to get killed if he's not careful. Tom dikkatli olmazsa öldürülecek. Tom dikkatli olmazsa öldürülecek. It seems that he is aware of the fact. O, gerçeğin farkında gibi görünüyor. Görünüşe göre gerçeğin farkında. He came over to my house. O, benim eve uğradı. Benim evime geldi. I've always liked you, Tom. Seni her zaman sevdim, Tom. Seni hep sevmişimdir, Tom. I gave Tom the message. Tom'a mesajı verdim. Tom'a mesajı verdim. They're a good hockey team. Onlar iyi bir hokey takımı. İyi bir hokey takımıdır. My relative lives near the school. Akrabam okulun yakınında yaşıyor. Akrabam okulun yakınında yaşıyor. Nobody was there. Hiç kimse orada değildi. Kimse yoktu. Don't touch my bag. Çantama dokunmayın. Çantama dokunma. I don't think I can help you with that. Onunla ilgili sana yardım edebileceğimi sanmıyorum. Bu konuda sana yardımcı olabileceğimi sanmıyorum. Tom is a bad teacher. Tom kötü bir öğretmendir. Tom kötü bir öğretmendir. Tom is learning Mandarin. Tom, Mandarince öğreniyor. Tom Mandarin öğreniyor. I had some free time, so I wandered around town. Biraz boş zamanım vardı, bu yüzden şehri gezdim. Biraz boş zamanım vardı, bu yüzden şehirde dolaştım. Consider this a warning, Tom. Bunu bir uyarı olarak düşün, Tom. Bunu bir uyarı olarak düşün, Tom. It's April first. Bugün bir Nisan. Önce Nisan. It happened that I was out when you called yesterday. Dün aradığında çıkmıştım ben. Dün beni aradığında dışarıdaydım. Give Tom a kiss. Tom'a bir öpücük ver. Tom'a bir öpücük ver. It is very pleasant to cross the ocean by ship. Gemi ile okyanusu geçmek çok güzel. Denizden gemiyle geçmek çok keyifli. He softly touched her. O usulca ona dokundu. Ona yumuşak bir şekilde dokundu. Our house is in a convenient location. Evimiz ulaşım sıkıntısı olmayan bir yerde. Evimiz uygun bir yerdedir. It was everything I'd hoped for. Her şey umduğum gibiydi. Umduğum her şey buydu. Do you frequently get colds? Çok nezle oluyor musunuz? Sık sık üşür müsünüz? The Jacksons have three dogs and three cats. Jackson'ların üç köpeği ve üç kedisi var. Jackson'ların üç köpeği ve üç kedisi vardır. I killed her by drowning her in a tub filled with Neo Kobe pizza. Neo Kobe pizza ile dolu bir küvette onu boğarak öldürdüm. Onu Neo Kobe pizzasıyla dolu bir küvette boğarak öldürdüm. Tom is articulate. Tom konuşkan. Tom açık sözlüdür. Tom is creative. Tom yaratıcı. Tom yaratıcıdır. Kiss my ass. Popomu öp. Kıçımı öp. Why do you hesitate? Sen niçin çekiniyorsun? Neden tereddüt ediyorsun? Tom's friend whispered something to him. Tom'un arkadaşı ona bir şeyler fısıldadı. Tom'un arkadaşı ona bir şeyler fısıldadı. Are you finished here? Burada mı bitti? Burada işin bitti mi? It's going to be sunny tomorrow afternoon. Yarın öğleden sonra güneşli olacak. Yarın öğleden sonra hava güneşli olacak. We got to our feet. Ayağa kalktık. Ayaklarımıza ulaştık. Tom is cool, too. Tom da havalı. Tom da çok havalı. Tom is giving us a ride home, isn't he? Tom arabasıyla bizi eve götürüyor, değil mi? Tom bizi eve bırakıyor, değil mi? Who's chairing the meeting today? Bugün toplantıya kim başkanlık ediyor? Bugünkü toplantıya kim başkanlık ediyor? I might kiss Tom today. Tom'u bugün öpebilirim. Bugün Tom'u öpebilirim. They cannot afford a holiday. Tatili karşılayamazlar. Tatil için paraları yetmez. We should find out pretty soon. Biz çok yakında bulmalıyız. Bunu yakında öğrenmeliyiz. Is death the only possible exemption? Ölüm yalnızca olası muafiyet mi? Ölüm tek istisna mıdır? Let's try something. Bir şeyler deneyelim! Bir şeyler deneyelim. Germany receives money from the US. Almanya ABD'den para alır. Almanya ABD'den para alıyor. Your bicycle was more expensive than mine. Bisikletin benimkinden daha pahalıydı. Bisikletin benimkinden daha pahalıydı. I put the leftovers in the fridge. Yemekten artanları buzdolabına koydum. Kalanları buzdolabına koydum. Tom's mother read him a bedtime story. Tom'un annesi ona bir uyku masalı anlattı. Tom'un annesi ona bir masal okudu. Paolo told me we'd go hunting the following day. Paolo bana ertesi gün ava çıkacağımızı söyledi. Paolo ertesi gün ava çıkacağımızı söyledi. We're engineering students. Mühendislik öğrencisiyiz. Biz mühendislik öğrencisiyiz. He can speak only a little English. Sadece biraz İngilizce konuşabilir. Sadece biraz İngilizce konuşabiliyor. He shoveled down the herring salad. Ringa balığı salatasını mideye indirdi. Ringa salatasını kürekledi. Tom heard somebody's footsteps behind him. Tom arkasında birinin ayak seslerini duydu. Tom arkasında birinin ayak seslerini duydu. I have to go; my father is waiting for me outside. Gitmek zorundayım; babam dışarıda beni bekliyor. Gitmek zorundayım; babam dışarıda beni bekliyor. Why do guys I don't like like me? Neden hoşlanmadığım adamlar benden hoşlanıyor? Neden benden hoşlanmadığım adamlar? He talks too much. O çok fazla konuşuyor. Çok konuşuyor. Tom is having second thoughts about buying your old car. Tom senin eski arabanı alma hakkında tereddüte düşüyor. Tom'un eski arabanı almakla ilgili düşünceleri var. When is the next guided tour? Bir sonraki rehberli tur saat kaçta? Bir sonraki rehberli tur ne zaman? He went deaf as a result of an accident. Kaza sonucu sağır oldu. Bir kaza sonucu sağır oldu. I wish I were able to do that. Keşke bunu yapabilsem. Keşke bunu yapabilseydim. What day was she born on? Hangi gün doğmuş? Hangi gün doğdu? I think you should bring Tom here. Tom'u buraya getirmen gerektiğini düşünüyorum. Bence Tom'u buraya getirmelisin. My mother usually goes shopping with me. Annem genellikle benimle alışverişe gider. Annem genelde benimle alışverişe çıkar. Tom claims he has psychic powers. Tom psişik güçleri olduğunu iddia ediyor. Tom psişik güçleri olduğunu iddia ediyor. The class starts at ten. Ders onda başlıyor. Ders saat 10'da başlıyor. Hurry up. The door's closing. Acele edin, kapı kapanıyor. Acele edin, kapı kapanıyor. I waited for you till ten o'clock. Seni saat ona kadar bekledim. Saat 10'a kadar seni bekledim. Who will score the first goal tonight? Bu gece ilk golü kim atar? Bu gece ilk golü kim atacak? Where do you plan to go on vacation next summer? Önümüzdeki yaz tatilde nereye gitmeyi planlıyorsun? Gelecek yaz tatile nereye gitmeyi planlıyorsunuz? Tom had no choice but to ask Mary to help him. Tom'un Mary'nin ona yardım etmesini istemekten başka şansı yoktu. Tom'un Mary'den ona yardım etmesini istemekten başka çaresi yoktu. I think both Tom and Mary have been suspended. Bence hem Tom hem de Mary askıya alındı. Tom ve Mary'nin ikisi de askıya alındı. This room is my bedroom, and the other one is my office. Bu oda benim yatak odam, diğeri benim ofisim. Bu oda benim yatak odam, diğeri de ofisim. I looked at the calendar on the wall. Duvardaki takvime baktım. Duvardaki takvime baktım. Are you ready for Halloween? Cadılar Bayramı için hazır mısın? Cadılar Bayramı'na hazır mısınız? The resin is all cured. Reçine tamamen kurudu. Reçine tamamen iyileşti. I felt the house shake a little. Didn't you? Ben evin biraz sallandığını hissettim, sen hissetmedin mi? Evin biraz sarsıldığını hissettim, değil mi? The fish smells bad. Balık kötü kokuyor. Balık kötü kokuyor. I think that Tom is going to get fired soon. Sanırım Tom yakında kovulacak. Tom'un yakında kovulacağını düşünüyorum. One of Tom's favorite meals is a grilled cheese sandwich with tomato soup. Tom'un sevdiği yemeklerden biri domates çorbası ile ızgarada pişirilmiş peynirli sandviç. Tom'un en sevdiği yemeklerden biri domates çorbası ile ızgara peynirli sandviçtir. Tom is terminal. Tom ölümcül. Tom ölümcüldür. People can't live without water. İnsanlar susuz yaşayamaz. İnsanlar su olmadan yaşayamazlar. Do we have anything else that needs to be thrown away? Atılması gereken başka bir şeyimiz var mı? Atılması gereken başka bir şey var mı? I have a much better idea. Oldukça daha iyi bir fikrim var. Çok daha iyi bir fikrim var. My brother and I share the same room. Erkek kardeşim ve ben aynı odayı paylaşıyoruz. Kardeşim ve ben aynı odayı paylaşıyoruz. Last year, I saw at least fifty films. Geçen yıl en az elli film izledim. Geçen yıl en az 50 film izledim. It happened more than three days ago. Bu üç günden daha önce oldu. Üç günden fazla oldu. We hope that you won't do that. Umarız bunu yapmazsınız. Bunu yapmayacağını umuyoruz. When we have a family argument, my husband always sides with his mother instead of me. Ne zaman bir aile tartışmamız olsa kocam benim yerime her zaman annesinin tarafını tutar. Bir aile kavgamız olduğunda, kocam benim yerime her zaman annesinin yanında olur. We're supposed to be helping Tom right now. Şu an Tom'a yardım ediyor olmamız gerekiyor. Şu anda Tom'a yardım etmemiz gerekiyor. Your horse is beautiful. Atınız güzel. Atın çok güzel. Shrug your shoulders. Omzunuzu silkin. Omuzlarını silk. You can't hurt them. Onlara zarar veremezsin. Onlara zarar veremezsin. Well, I didn't exactly meet Tom. Şey, Tom'la tam olarak tanışmadım. Tom'la tam olarak tanışmadım. You had better go to the dentist to have that tooth pulled out. O dişi çektirmek için dişçiye gitsen iyi olur. Dişini çektirmek için dişçiye gitsen iyi olur. Tom said that something wasn't right. Tom bir şeyin doğru olmadığını söyledi. Tom bir şeylerin yolunda gitmediğini söyledi. I like green plums. Can eriği severim. Yeşil erikleri severim. Tom untied the knot and removed the gag. Tom düğümü çözüp ağzındaki bağı çıkardı. Tom düğümü çözdü ve gag'ı çıkardı. Which photos did she choose? Hangi fotoğrafları seçti? Hangi fotoğrafları seçti? Miracles do happen every day. Mucizeler her gün olur. Mucizeler her gün olur. Tom tracked down an old, out-of-tune piano. Tom eski ve akordu bozuk bir piyano buldu. Tom eski, sıra dışı bir piyanonun izini sürdü. Tom has a very punchable face. Tom'un suratı tam yumrukluk. Tom'un çok yumruklu bir yüzü var. Our company's showroom was a hit with the ladies. Firmamızın sergi salonu bayanlar tarafından çok beğenildi. Şirketimizin showroom'u bayanlarla bir hit oldu. My ink is better than yours. Benim dövmem sizinkinden daha iyi. Mürekkebim seninkinden daha iyi. I wish I hadn't lied to him. I'll never be able to look him in the face again. Keşke ona yalan söylemeseydim. Onun yüzüne asla tekrar bakamayacağım. Keşke ona yalan söylemeseydim, bir daha asla yüzüne bakamazdım. I like your language. Dilini seviyorum. Dilini sevdim. She doesn't drink. O içki içmez. O içmiyor. She's scared of dogs. Köpeklerden korkar. Köpeklerden korkuyor. This office belongs to me, not him. Bu ofis bana ait, ona değil. Bu ofis bana ait, ona değil. Mary baked a fig tart. Mary incirli turta yaptı. Mary incirli tart pişirdi. They talked on the telephone every night. Onlar her gece telefonda konuştu. Her gece telefonla konuşuyorlardı. We have two spare rooms upstairs, neither of which has been used for years. Üst katta iki yedek odamız var, bunlardan hiçbiri yıllardır kullanılmıyor. Üst katta iki tane boş odamız var, ikisi de yıllardır kullanılmadı. I don't know when I'll be able to pay you back the money I owe you. Sana borçlu olduğum parayı sana ne zaman geri ödeyeceğimi bilmiyorum. Sana olan borcumu ne zaman geri ödeyebileceğimi bilmiyorum. How many of these have you sold today? Bugün bunlardan kaç tane sattın? Bugün bunlardan kaç tane sattın? How did you do so much in so little time? Kısa sürede bu kadar şeyi nasıl başardın? Bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar çok şey yaptın? Sami gave Layla his home address. Sami, Leyla'ya ev adresini verdi. Sami, Layla'ya ev adresini verdi. Tom is likely to be scared. Tom muhtemelen korkmuş olacak. Tom muhtemelen korkmuştur. This is a polyphonic composition. Bu çok sesli bir kompozisyon. Bu polifonik bir bileşimdir. Tom wasn't as angry as I expected him to be. Tom onun olmasını beklediğim kadar kızgın değildi. Tom beklediğim kadar kızgın değildi. That's Tom on the right. Şu sağdaki Tom. Sağdaki Tom. This dress is a good bargain. Bu elbise iyi bir kelepir. Bu elbise iyi bir pazarlık. He is a good listener but a poor speaker. İyi bir dinleyici fakat kötü bir konuşmacı. İyi bir dinleyici ama kötü bir konuşmacıdır. Tom isn't able to always brush his teeth after meals. Tom her zaman yemeklerden sonra dişlerini fırçalayamaz. Tom yemeklerden sonra her zaman dişlerini fırçalayamaz. Yanni's car was missing. Yanni'nin arabası kayıptı. Yanni'nin arabası kayıptı. Mars contains highlands which occur in the southern hemisphere. Mars güney yarım kürede oluşan yaylalar içeriyor. Mars, güney yarımkürede meydana gelen yaylaları içerir. The deadliest attack was on October 20th. En yüksek can kaybının olduğu saldırı 20 Ekim'de oldu. En ölümcül saldırı 20 Ekim'de oldu. Fifty times as big as any other. En yakın rakibinden elli kat daha büyük. Diğerlerinden elli kat daha büyük. Tom didn't drive fast. Tom hızlı sürmedi. Tom hızlı sürmedi. Those are all the questions I'm going to answer right now. Bunlar şimdi cevaplayacağım tüm sorular. Şu anda cevaplayacağım tüm sorular bunlar. Can I check your temperature? Ateşinize bakabilir miyim? Sıcaklığını kontrol edebilir miyim? Don't go yet. Henüz gitmeyin. Henüz gitme. We need something a bit more subtle. Biraz daha incelikli bir şeye ihtiyacımız var. Biraz daha ince bir şeye ihtiyacımız var. Tom has his father's blue eyes. Tom mavi gözlerini babasından almış. Tom'un babasının mavi gözleri var. This movie is depressing. Bu film iç karartıcı. Bu film iç karartıcı. Tom is anemic. Tom'un kansızlığı var. Tom anemiktir. A trial date hasn't been set yet. Duruşma tarihi henüz belli değil. Henüz bir duruşma tarihi belirlenmedi. I'll be there in a little bit. Birazdan orada olacağım. Birazdan orada olurum. Do you like origami? Origami hoşuna gidiyor mu? Origami sever misin? I know you meant well. Niyetinin kötü olmadığını biliyorum. İyi niyetli olduğunu biliyorum. The two sides struggled for hours in the hot summer sun. İki taraf, sıcak yaz güneşinde saatlerce mücadele ettiler. İki taraf sıcak yaz güneşinde saatlerce mücadele etti. Something is slowing down my computer. Bir şey bilgisayarımı yavaşlatıyor. Bilgisayarımı yavaşlatan bir şey var. Drug addiction can destroy people's lives. Uyuşturucu bağımlılığı insanın hayatını mahvedebilir. Uyuşturucu bağımlılığı insanların hayatını mahvedebilir. I can't find my toothbrush. Diş fırçamı bulamıyorum. Diş fırçamı bulamıyorum. Tom is going to need you. Tom'un sana ihtiyacı olacak. Tom'un sana ihtiyacı olacak. I arranged my schedule so we can spend more time together. Birlikte daha fazla zaman geçirebilelim diye programımı ayarladım. Birlikte daha fazla zaman geçirebilmek için programımı ayarladım. How do you want your coffee? Nasıl olsun kahveleriniz? Kahveni nasıl istersin? You're allowed to spend up to three hundred dollars. Üç yüz dolara kadar para harcamaya iznin var. Üç yüz dolara kadar harcama iznin var. You sure are dirty. Sen kesinlikle edepsizsin. Kesinlikle kirlisin. You're not permitted to do that here. Bunu burada yapma izniniz yok. Bunu burada yapmana izin yok. Why didn't you tell me Tom doesn't like Mary? Tom'un Mary'yi sevmediğini neden bana söylemedin? Neden Tom'un Mary'den hoşlanmadığını söylemedin? I'd stay away from Tom if I were you. Yerinde olsam Tom'dan uzak dururdum. Yerinde olsam Tom'dan uzak dururdum. Please read the meter. Lütfen sayacı okuyunuz. Lütfen metreyi okuyun. Nobody but Tom is capable of that. Bunu Tom'dan başka becerebilecek yok. Tom'dan başka kimse bunu yapamaz. Light bulbs should be taken to landfills. Ampuller çöp sahalarına götürülmeli. Ampuller çöp sahalarına götürülmelidir. Remember that you only have three hundred dollars to spend. Harcayacak sadece üç yüz doların olduğunu unutma. Harcamanız gereken sadece üç yüz dolar olduğunu unutmayın. We still have our doubts. Hala şüphelerimiz var. Hala şüphelerimiz var. I'm not chicken. Korkak değilim. Ben tavuk değilim. When did the unusual discharge begin? Anormal akıntılar ne zaman başlamıştı? Olağandışı boşalma ne zaman başladı? That's all you can do. Yapabileceğinin hepsi bu kadar. Yapabileceğin tek şey bu. I'm supposed to stay after school and help clean the classroom. Okuldan sonra kalıp sınıfı temizlemeye yardım etmemiz gerekir. Okuldan sonra kalıp sınıfın temizlenmesine yardım etmem gerekiyor. That's an exclusive golf club. O, seçkin bir golf kulübüdür. Bu özel bir golf kulübü. Have you checked our supplies recently? Son zamanlarda bizim malzemeleri kontrol ettiniz mi? Son zamanlarda malzemelerimizi kontrol ettiniz mi? We came dangerously close to freezing to death. Neredeyse donarak ölecektik. Tehlikeli bir şekilde donmaya çok yaklaştık. Tom is the best there is. En iyisi Tom. Tom en iyisi. I have the feeling Tom did that. Bana öyle geliyor ki bunu Tom yaptı. Tom'un bunu yaptığına dair içimde bir his var. Tom isn't healthy. Tom sağlıklı değil. Tom sağlıklı değil. Tom liked this. Bu Tom'un hoşuna gitmiş. Tom bunu beğendi. Although she is rich, she is not happy. O, zengin olmasına karşın mutlu değil. Zengin olmasına rağmen mutlu değildir. Now you are sixteen, you should know better. Şimdi 16 yaşındasın, daha iyi bilmen gerekir. Şimdi on altı yaşındasın, daha iyi bilmelisin. Why didn't you say something before? Neden daha önce bir şey söylemedin? Neden daha önce bir şey söylemedin? Where did you leave Tom? Tom'u nerede bıraktın? Tom'u nerede bıraktın? I think I've found something that you might be interested in seeing. Sanırım görmek isteyebileceğin bir şey buldum. Sanırım görmek isteyeceğin bir şey buldum. I wasn't the one who sang at Tom and Mary's wedding. Tom ve Mary'nin düğününde şarkı söyleyen ben değildim. Tom ve Mary'nin düğününde şarkı söyleyen ben değildim. The station is a little way off. İstasyon uzak değil. İstasyon biraz uzakta. Women don't have penises. Kadınların penisi yoktur. Kadınların penisleri yoktur. This isn't a bad thing. Bu kötü bir şey değil. Bu kötü bir şey değil. You haven't been returning my calls, Tom. Telefonlarıma çıkmıyorsun Tom. Telefonlarıma cevap vermiyorsun, Tom. Perhaps that would be possible. Belki o mümkün olur. Belki bu mümkün olabilir. Can I get your number? Numaranı alabilir miyim? Numaranı alabilir miyim? I will hand in my report after school. Ben, okuldan sonra raporumu teslim edeceğim. Okuldan sonra raporumu teslim edeceğim. Tom and I wrote a book together. Tom'la birlikte bir kitap yazdık. Tom ve ben birlikte bir kitap yazdık. She was menacing. Tehdit ediyordu. Tehdit ediyordu. Tom is Mary's private tutor. Tom, Mary'nin özel öğretmeni. Tom, Mary'nin özel öğretmenidir. I'll be all right in a minute or two. Bir ya da iki dakika içinde iyi olacağım. Bir iki dakika içinde iyi olacağım. Health is everything to me. Sağlık benim için her şey. Sağlık benim için her şeydir. A lie, told by a sensible man, remains a lie. Mantıklı bir adam tarafından söylenilen bir yalan bir yalan kalır. Mantıklı bir adam tarafından söylenen bir yalan, bir yalan olarak kalır. This is really nice! Bu gerçekten güzel! Bu gerçekten çok hoş! It's been very hot recently. Son zamanlarda çok sıcaktı. Son zamanlarda hava çok sıcak. I love Mary but sometimes I'm fed up with her. Mary'yi seviyorum ama bazen çok çekilmez oluyor. Mary'i seviyorum ama bazen ondan bıktım. The government doesn't notice people. They do whatever they want. Hükümet insanları fark etmiyor. Onlar ne isterlerse yapıyor. Devlet insanları fark etmez, ne isterlerse yaparlar. Tom was a university student last year. Tom geçen sene üniversite öğrencisiydi. Tom geçen yıl üniversite öğrencisiydi. I usually buy my clothes at the department store. Ben genellikle kıyafetlerimi büyük mağazadan satın alırım. Genelde kıyafetlerimi mağazadan alırım. Would you stay right there? Tam orada kalır mısın? Orada kalır mısın? If Tom heard you talk that way, he'd be disappointed. Tom bu şekilde konuştuğunuzu duyarsa hayal kırıklığına uğrar. Tom böyle konuştuğunu duysa hayal kırıklığına uğrardı. I've got to go to the hospital. Hastaneye gitmem gerekiyor. Hastaneye gitmem gerek. You don't have to take your umbrella with you. Şemsiyeni almak zorunda değilsin. Şemsiyenizi yanınıza almanıza gerek yok. Some people don't like chicken. Bazı insanlar tavuk sevmiyor. Bazı insanlar tavuğu sevmez. I didn't know anyone there. Orada kimseyi tanımıyordum. Orada kimseyi tanımıyordum. If you do that, you'll be sorry. Onu yaparsan pişman olacaksın. Bunu yaparsan, pişman olursun. It was already very late. Zaten çok geçti. Zaten çok geç olmuştu. I'll pay you for everything. Her şey için sana ödeme yapacağım. Her şeyin parasını ödeyeceğim. They commit all the crimes in this country. Onlar bu ülkedeki bütün suçları işlerler. Bu ülkedeki tüm suçları işliyorlar. You are a drug addict like me! Sen benim gibi bir uyuşturucu bağımlısısın! Sen de benim gibi uyuşturucu bağımlısısın! Pears are canned in this factory. Armutlar bu fabrikada konservelenir. Bezelyeler bu fabrikada konserve edilir. There's almost no milk in the glass. Bardakta neredeyse hiç süt yok. Bardakta neredeyse hiç süt yok. "Budapest is the capital of which country?" "Hungary." "Budapeşte hangi ülkenin başkentidir?" "Macaristan." "Budapeşte hangi ülkenin başkentidir?" "Macaristan." Five to the power of four is six hundred and twenty-five. Beşin dördüncü dereceden kuvveti altı yüz yirmi beştir. Beşe dört, altı yüz yirmi beş eder. Tom doesn’t age. Tom yaşlanmıyor. Tom yaşlanmaz. We went to Boston, where we stayed a week. Boston'a gittik, orada bir hafta kaldık. Bir hafta kaldığımız Boston'a gittik. Have you recently had any unexplained dizziness or lightheadedness? Son zamanlarda nedensiz bir şekilde baş dönmesi ve sersemlik hissi yaşadınız mı? Son zamanlarda açıklanamayan baş dönmesi veya baş dönmesi yaşadınız mı? My decision is final. Kararım kesindir. Kararım kesindir. Sleep is important. Uyku önemlidir. Uyku önemlidir. I don't anticipate any problems. Herhangi bir sorun beklemiyorum. Herhangi bir sorun beklemiyorum. Yesterday, I wrote three letters. Dün üç mektup yazdım. Dün üç mektup yazdım. We saw Mac make a fantastic shot. Mac'in harika bir vuruş yaptığını gördük Mac'in harika bir atış yaptığını gördük. He was relieved when she informed him that she had a rich new boyfriend. O, onun zengin yeni bir erkek arkadaşı olduğunu öğrendiğinde rahatladı. Zengin yeni bir erkek arkadaşı olduğunu ona bildirdiğinde rahatladı. It's nice to dream. Rüya görmek güzel. Rüya görmek güzel. Tom swore that it was true. Tom bunun doğru olduğuna dair yemin etti. Tom bunun doğru olduğuna yemin etti. What's your personality type? Kişilik tipin nedir? Kişilik tipiniz nedir? Isn't it the first time it's happened? Bunun ilk oluşu değil mi? İlk kez olmuyor mu? We discussed the problem freely. Sorunu özgürce tartıştık. Sorunu özgürce tartıştık. I have recently given up smoking. Son zamanlarda sigara içmeyi bıraktım. Yakın zamanda sigarayı bıraktım. I don't think I did anything wrong. Yanlış bir şey yaptığımı sanmıyorum. Yanlış bir şey yaptığımı sanmıyorum. Tom took out his passport. Tom pasaportunu çıkardı. Tom pasaportunu çıkardı. This is my son, Tom. Bu benim oğlum Tom. Bu benim oğlum, Tom. He attended the meeting for his father. Babasının adına toplantıya katıldı. Babası için toplantıya katıldı. I still think about her. Hala onun hakkında düşünüyorum. Hala onu düşünüyorum. They saw the waiter coming in a hurry. Onlar garsonun aceleyle geldiğini gördüler. Garsonun aceleyle geldiğini gördüler. "Is that a boy or a girl?" "Ask them." "Bu çocuk oğlan mı kız mı?" "Onlara sor." "Bu kız mı erkek mi?" "Onlara sor." Tom's case is much more curious than Benjamin Button's. Tom'un durumu Benjamin Button'unkinden çok daha tuhaf. Tom'un davası Benjamin Button'ınkinden çok daha meraklı. They sat at their campfires at night. Gece kamp ateşinde oturdular. Gece kamp ateşinde oturdular. Dan didn't even comment on Linda's picture. Dan, Linda'nın resmi üzerine bile yorum yapmadı. Dan, Linda'nın resmi hakkında yorum bile yapmadı. Who hit him? Ona kim vurdu? Ona kim vurdu? She's learning Chinese, too. O da Çince öğreniyor. Çince de öğreniyor. They all stood up at the same time. Onların hepsi aynı zamanda ayağa kalktı. Hepsi aynı anda ayağa kalktı. Tom ought to stay in bed. Tom'un yatakta kalması gerekiyor. Tom yatakta kalmalı. That won't happen again. O bir daha olmayacak. Bu bir daha olmayacak. Were you married a long time? Uzun süre evli miydin? Uzun zamandır mı evliydin? You're the oldest. Sen en yaşlısın. En büyüğü sensin. A rope was thrown into the water. Suya bir ip atıldı. Suya bir ip atıldı. Who's here? Kim burada? Kim var burada? That car's so big that parking it is difficult. O araba o kadar büyük ki onu park etmek zordur. O araba o kadar büyük ki park etmek zor. Should I try to do that now? Bunu şimdi yapmam mı gerekiyor? Bunu şimdi yapmaya çalışmalı mıyım? That is a basketball. Bu bir basketbol topu. Bu bir basketbol. Uranus hasn't been adequately probed. Uranüs, uzay sondası gönderilip yeterince incelenmedi. Uranüs yeterince araştırılmamıştır. They should thank Tom. Tom'a teşekkür etmeliler. Tom'a teşekkür etmeliler. All you have to do is press this button. Tek yapmanız gereken bu düğmeye basmak. Tek yapmanız gereken bu düğmeye basmak. Only Tom is capable of that. Bunu sadece Tom becerebilir. Bunu ancak Tom yapabilir. Nobody went with me. Hiç kimse benimle gitmedi. Kimse benimle gitmedi. I would like to do more. Daha fazlasını yapmak isterim. Daha fazlasını yapmak istiyorum. Tom didn't know why Mary was upset. Tom, Mary'nin neden üzgün olduğunu bilmiyordu. tom mary'nin neden üzgün olduğunu bilmiyordu. Don't you trust Tom now? Tom'a şimdi güvenmiyor musun? Artık Tom'a güvenmiyor musun? Happy Tolkien's birthday! Tolkien'in doğum günü kutlu olsun! Tolkien'in doğum günü kutlu olsun! I cannot recall Tom smiling. Tom'u gülerken hiç hatırlamıyorum. Tom'un gülümsediğini hatırlamıyorum. It's clear who the spy is. Casus belli. Casusun kim olduğu belli. I saw Tom. He was with another woman. Tom'u gördüm. Başka bir kadınla beraberdi. Tom'u gördüm, başka bir kadınla birlikteydi. He said that he had been in California for ten years. O, on yıl boyunca Kaliforniya'da olduğunu söyledi. 10 yıldır Kaliforniya'da olduğunu söyledi. I anticipate a good vacation. İyi bir tatil umuyorum. İyi bir tatil bekliyorum. Wouldn't you like to get some fresh air? Biraz temiz hava almak istemez misiniz? Biraz temiz hava almak istemez misin? Come on. You've got to guess. Hadi ama. Tahmin etmeniz gerekiyor. Hadi ama, tahmin etmelisin. Tom began to whistle a tune. Tom ıslıkla bir melodi çalmaya başladı. Tom bir melodi ıslık çalmaya başladı. The woman to whom you were talking is in fact a man. Konuştuğun kadın aslında bir erkek. Konuştuğun kadın aslında bir erkek. Sorry, but I can't stay long. Üzgünüm ama uzun süre kalamam. Üzgünüm ama fazla kalamam. I'm singing in the rain. Yağmur altında şarkı söylüyorum. Yağmurda şarkı söylüyorum. I met him before you were born. Sen doğmadan önce onunla tanıştım. Onunla sen doğmadan önce tanışmıştım. We haven't given up hope yet. Henüz umudumuzu yitirmiş değiliz. Henüz umudumuzu kesmedik. I'll give that to them. Onu onlara vereceğim. Bunu onlara vereceğim. Your answer is still incorrect. Cevabın halen yanlış. Cevabınız hala yanlış. Let's speak Yiddish! Yidişçe konuşalım! Yidişçe konuşalım! We spent three hours in the open air. Açık havada üç saat geçirdik. Açık havada üç saat geçirdik. I have not seen you for ages. Ben uzun süredir seni görmedim. Seni uzun zamandır görmedim. These were expensive. Bunlar pahalıydı. Bunlar pahalıydı. Tom is three months older than me. Tom benden üç ay daha büyük. Tom benden üç ay daha büyük. This isn't drinking water. Bu içme suyu değil. Bu içme suyu değil. Everything has a beginning and an end. Her şeyin bir başlangıncı ve bitişi vardır. Her şeyin bir başlangıcı ve sonu vardır. My father doesn't let me go to the movies alone. Babam tek başıma sinemaya gitmeme izin vermez. Babam tek başıma sinemaya gitmeme izin vermiyor. I don't think Tom is allergic to peanuts. Tom'un yer fıstığına alerjisi olduğunu sanmıyorum. Tom'un fıstık alerjisi olduğunu sanmıyorum. Tom was reluctant to talk about it. Tom bu konuda konuşmak için isteksizdi. Tom bu konuda konuşmakta isteksizdi. I am looking for friends who can design immediately. Hemen Tasarım yapabilecek arkadaşları arıyorum. Hemen tasarlayabilecek arkadaşlar arıyorum. Na'vi language is used in Avatar. Na'vi dili Avatar'da kullanılır. Na'vi dili Avatar'da kullanılır. Peter doesn't want to go to Nepal with me. Peter benimle birlikte Nepal'e gitmek istemiyor. Peter benimle Nepal'e gitmek istemiyor. Are you at home? Evde misin? Evde misin? Tom should tell Mary he's sorry. Tom, Mary'e üzgün olduğunu söylemeli. Tom Mary'ye üzgün olduğunu söylemeli. She disguised herself as him. O, kendini o olarak gizledi. Kendini onun kılığına soktu. Tom is my baby. Tom benim bebeğim. Tom benim bebeğim. I have a lunch date with Mary. Mary ile bir öğle yemeği buluşmam vardı. Mary ile öğle yemeği randevum var. I've never needed anybody's help before. Daha önce hiç kimsenin yardıma ihtiyacım olmadı. Daha önce kimsenin yardımına ihtiyacım olmamıştı. Tom insisted that we wait for Mary. Tom, Mary'yi beklememiz konusunda ısrar etti. tom mary'yi beklememiz için ısrar etti. Tom looks like he's happy. Tom mutlu gibi görünüyor. Tom mutlu görünüyor. I'll make sure we never see Tom again. Tom'u bir daha hiç görmeyeceğiz, sana garanti veriyorum. Tom'u bir daha görmeyeceğimden emin olacağım. He claims that he's gotten over all his failures. Tüm başarısızlıklarının üstesinden geldiğini iddia ediyor. Tüm başarısızlıklarını atlattığını iddia ediyor. Tom will likely lose his job. Tom muhtemelen işini kaybedecek. Tom muhtemelen işini kaybedecektir. Tom changed subjects. Tom konuları değiştirdi. Tom konu değiştirdi. You should train to stimulate, not annihilate. Antrenmanı sana fayda sağlayacak şekilde ölçülü yap, işin suyunu çıkarıp kendini yıpratma. Uyarmak için eğitmelisin, yok etmek için değil. He asked banal questions. Sıradan sorular sordu. Banal sorular sordu. No one needs you. Sana kimsenin ihtiyacı yok. Kimsenin sana ihtiyacı yok. I think you've got it backwards. Onu ters anladın sanırım. Bence tersten anladınız. Sami's patience reached the breaking point. Sami'nin sabrı taşma noktasına geldi. Sami'nin sabrı kırılma noktasına geldi. At the next station, nearly everyone got off the train. Bir sonraki istasyonda neredeyse herkes trenden indi. Bir sonraki istasyonda neredeyse herkes trenden indi. Stay with us for a moment. Bir ara bizimle kal. Bir dakika bizimle kal. Tom was killed in a drive-by shooting. Tom bir araçtan açılan ateş sonucu hayatını kaybetti. Tom arabadan ateş ederek öldürüldü. Would you mind repeating the question? Soruyu tekrarlar mısın? Soruyu tekrar eder misiniz? It's a polytechnic engineer. Bu bir politeknik mühendis. Politeknik mühendisi. Skip the ad. Reklamı geç. Reklamı atlayın. I changed my haircut. Saç stilimi değiştirdim. Saçımı değiştirdim. Tom hates yogurt. Tom yoğurttan nefret eder. Tom yoğurttan nefret eder. I'm not excited about it. Ben bunun hakkında heyecanlı değilim. Bu konuda heyecanlı değilim. I don't even have a bicycle. Bir bisikletim bile yok. Bisikletim bile yok. What do you have to drink? İçecek olarak neyiniz var? Ne içersin? Debts must be repaid. Borçlar geri ödenmelidir. Borçlar geri ödenmelidir. Tom promoted his pawn into a queen. Tom piyonunu vezire terfi ettirdi. Tom piyonunu bir kraliçeye dönüştürdü. I don't think you have all the facts. Bütün gerçeklere sahip olduğunu sanmıyorum. Bütün gerçeklere sahip olduğunu sanmıyorum. Tom did say something. Tom bir şey söyledi. Tom bir şey söyledi. I have installed Microsoft Office on my personal computer, so please use its file format when you send me the attachment. Benim kişisel bilgisayarıma Microsoft Office yükledim, bu yüzden bana eklenti gönderdiğinde lütfen onun dosya formatını kullan. Microsoft Office'i kişisel bilgisayarıma yükledim, bu yüzden lütfen eki gönderirken dosya biçimini kullanın. How many times a month does Tom come here? Tom ayda kaç defa buraya gelir? Tom ayda kaç kez buraya geliyor? He has no friend to speak with. Onun konuşmak için hiçbir arkadaşı yok. Konuşacak bir arkadaşı yok. I am very pleased with my job. Ben işimden çok memnunum. İşimden çok memnunum. Ha! I beat you. Ha! Seni döverim. Seni yendim. Let's meet for a chat. Bir sohbet için buluşalım. Sohbet etmek için buluşalım. Tom said he wanted to be here. Tom burada olmak istediğini söyledi. Tom burada olmak istediğini söyledi. Let's leave as soon as he gets back. O, geri döner dönmez çıkalım. Geri döner dönmez gidelim. Tom was out of breath. Tom nefes nefese kalmıştı. Tom nefes nefese kalmıştı. People need to know that it works. İnsanların bunun işe yaradığını bilmesi gerek. İnsanlar bunun işe yaradığını bilmelidir. That novel wasn't written by Mr. Robinson. O roman Bay Robinson tarafından yazılmamıştır. O roman Bay Robinson tarafından yazılmamıştı. Do you think that's attainable? Onun ulaşılabilir olduğunu düşünüyor musun? Sence bu ulaşılabilir bir şey mi? Mary showed Alice her engagement ring. Mary Alice'e nişan yüzüğünü gösterdi. Mary, Alice'e nişan yüzüğünü gösterdi. Tom lives in a small college town. Tom küçük bir üniversite şehrinde yaşıyor. Tom küçük bir kolej kasabasında yaşıyor. Let them get some rest. Onların biraz dinlenmesine izin ver. Biraz dinlensinler. He looked for the key. O anahtarı aradı. Anahtarı aradı. One doesn't live in a country; one lives in a language. One's native land is that and nothing else. İnsan ülkede değil, konuştuğu dilde yaşar. Memleketi de o dildir, başka bir şey değil. Kişi bir ülkede yaşamaz; kişi bir dilde yaşar. Kişinin anavatanı bu ve başka bir şey değildir. Why are Tom and Mary in Boston? Tom ve Mary neden Boston'dalar? Tom ve Mary neden Boston'da? They'll be unbeatable. Onlar rakipsiz olacak. Yenilmez olurlar. You're the one who suggested we do that. Bunu yapmamızı öneren sendin. Bunu yapmamızı öneren sendin. This car is older than I am. Bu araba benden daha yaşlı. Bu araba benden daha yaşlı. You're completely crazy. Sen tamamen delisin. Sen tamamen delisin. I hope you guys had fun. İnşallah sizler eğlenmişsinizdir. Umarım eğlenmişsinizdir. The train was just on the point of starting when I got to the station. İstasyona vardığımda tren tam hareket etmek üzereydi. Tren, istasyona vardığımda tam başlama noktasına gelmişti. As soon as he saw the policeman, he ran for it. O, polisi görür görmez tabanları yağladı. Polisi görür görmez kaçmaya başladı. I think Tom sounds like a native French speaker. Sanırım Tom doğuştan Fransızca bilen biri gibi geliyor. Sanırım Tom anadili Fransızca konuşan birine benziyor. Tom is in room three. Tom 3 numaralı odada. Tom üçüncü odada. I can't really trust Tom. Gerçekten Tom'a güvenemem. Tom'a gerçekten güvenemem. Bernie Sanders is sitting in a chair. Bernie Sanders bir koltukta oturuyor. Bernie Sanders bir sandalyede oturuyor. Tom always sits in the back. Tom her zaman arkada oturur. Tom hep arkada oturur. Tom and I were in the same group. Tom ve ben aynı gruptaydık. Tom ve ben aynı gruptaydık. Are you kidding me? Benimle dalga mı geçiyorsun? Dalga mı geçiyorsun? I don't know whether to accept or refuse. Kabul mü edeyim ret mi edeyim bilmiyorum. Kabul edip etmediğimi bilmiyorum. I have lost my right glove somewhere. Sağ eldivenimi bir yerlerde unuttum. Sağ eldivenimi bir yerde kaybettim. Esperanto is the most popular auxiliary language ever invented. Esperanto şimdiye kadar icat edilmiş en popüler yardımcı dildir. Esperanto şimdiye kadar icat edilmiş en popüler yardımcı dildir. You must not sit up late. Geç saatte uyumamalısın. Geç saatlere kadar oturmamalısın. Don't let him talk to her. Onun onunla konuşmasına izin verme. Onunla konuşmasına izin verme. Do you think you're clever? Akıllı olduğunu düşünüyor musun? Kendini zeki mi sanıyorsun? I was nine years old when I asked my mom if Santa Claus really existed. Noel babanın gerçekten olup olmadığını anneme sorduğumda dokuz yaşındaydım. Anneme Noel Baba'nın gerçekten var olup olmadığını sorduğumda dokuz yaşındaydım. Why are they so upset? Neden bu kadar üzgünler? Neden bu kadar üzgünler? It couldn't have been better. Daha iyi olamazdı. Daha iyi olamazdı. English is spoken in the US. ABD'de İngilizce konuşulur. İngilizce ABD'de konuşulur. We can open the window. Pencereyi açabiliriz. Pencereyi açabiliriz. Tom, may I have some money? Tom, biraz para alabilir miyim. Tom, biraz para alabilir miyim? How long would you like to stay? Ne kadar süre kalmak istersin? Ne kadar kalmak istersin? When the fire broke out, he was fast asleep. Yangın patlak verdiğinde, o, derin uykudaydı. Ateş söndüğünde, hızlı bir şekilde uyuyordu. You alone can do this. Tek başına bunu yapabilirsin. Bunu tek başına yapabilirsin. I have some news for you. Senin için birkaç haberim var. Sana bazı haberlerim var. The Spice Girls, one of whose members has just left the band, have decided to continue as a four piece band. Grup üyelerinden biri yeni ayrılan Spice Girls, dört kişilik bir grup olarak devam etme kararı aldı. Üyeleri gruptan yeni ayrılan Spice Girls, dört parçalı bir grup olarak devam etmeye karar verdi. Would you prefer to be examined by a female nurse? Kadın hemşire tarafından mı muayene edilmeyi tercih edersiniz? Bir kadın hemşire tarafından muayene edilmeyi tercih eder misiniz? You can use that phone. O telefonu kullanabilirsiniz. O telefonu kullanabilirsin. You don't intend going there, do you? Oraya gitmek istemiyorsun, değil mi? Oraya gitmeyi düşünmüyorsun, değil mi? His words haunted me. Sözleri ruhumu ele geçirmişti. Sözleri beni rahatsız ediyordu. Thanks for all the help you've given me. Bana yaptığın tüm yardım için teşekkürler. Bana yardım ettiğin için teşekkürler. Without you, I have no reason to live. Sensiz hayatımın bir anlamı yok. Sensiz yaşamak için bir nedenim yok. "Did you say something?" "No. Did you?" "Bir şey söyledin mi?" "Hayır. Peki sen?" "Bir şey mi dedin?" "Hayır, söyledin mi?" Have you told anyone about the surprise party? Sürpriz partiden kimseye bahsettin mi? Sürpriz partiden kimseye bahsettin mi? It was too soft. O çok yumuşaktı. Çok yumuşaktı. I didn't know you were interested in antiques. Antikalarla ilgilendiğini bilmiyordum. Antikalarla ilgilendiğini bilmiyordum. Sami gave Layla a phone that had a camera. Sami, Leyla'ya kamerası olan bir telefon verdi. Sami Layla'ya kamerası olan bir telefon verdi. They gave us 24 hours to leave our homes. Evlerimizi terk etmemiz için bize 24 saat süre tanıdılar. Evlerimizi terk etmemiz için bize 24 saat verdiler. It snowed all day. Bütün gün kar yağdı. Bütün gün kar yağdı. Sami abandoned Layla to her fate. Sami, Leyla'yı kaderine terk etti. Sami, Layla'yı kaderine terk etti. I promise you I'll never leave you. Seni asla terketmeyeceğime sana söz veriyorum. Söz veriyorum seni asla bırakmayacağım. You've probably heard of us. Muhtemelen bizi duymuşsunuzdur. Muhtemelen bizi duymuşsundur. Those rules fostered discontent among students. O kurallar öğrenciler arasındaki hoşnutsuzluğu artırdı. Bu kurallar öğrenciler arasında hoşnutsuzluğa yol açtı. These cups are all broken. Bu bardakların hepsi kırık. Bu bardakların hepsi kırılmış. Tom will be sentenced on Monday. Tom pazartesi günü mahkum olacak. Tom'a pazartesi günü ceza verilecek. What a big dog it is! Ne büyük bir köpek. Ne büyük bir köpek! I was angry. Ben kızgındım. Kızgındım. These headphones have one side louder than the other. Bu kulaklığın bir tarafından daha çok ses geliyor. Bu kulaklıkların bir tarafı diğerinden daha yüksek seslidir. Tom dropped his son off at school. Tom oğlunu okula bıraktı. Tom oğlunu okula bıraktı. He made up his mind quickly. O, çabuk karar verdi. Hemen kararını verdi. That isn't the main reason why Tom wanted to do that. Tom'un bunu yapmak istemesinin ana nedeni bu değildi. Tom'un bunu yapmak istemesinin asıl nedeni bu değildi. "What are you reading?" "I'm not reading. I'm drawing." "Ne okuyorsun?" "Okumuyorum. Çizim yapıyorum." "Ne okuyorsun?" "Okumuyorum, çiziyorum." Will you be ready by 2:30? 2.30'a kadar hazır olacak mısın? 2:30'a kadar hazır olur musun? Tom does whatever we tell him. Tom ona her söylediğimizi yapar. Tom ona ne söylersek onu yapar. Tom eventually became a doctor. Tom sonunda bir doktor oldu. Tom sonunda doktor oldu. One learns to live. One doesn't live to learn. Biri yaşamak için öğrenir. Biri öğrenmek için yaşamaz. İnsan yaşamayı öğrenir, öğrenmek için yaşamaz. Tom lives in a three-story house in the city center. Tom şehir merkezindeki üç katlı bir evde oturuyor. Tom şehir merkezinde üç katlı bir evde yaşıyor. Tom became a billionaire when his company sold shares in an initial public offering. Onun şirketi halka arz hisse sattığında Tom milyarder oldu. Tom, şirketi ilk halka arzda hisseleri sattığında milyarder oldu. Tom came close to being hit by a car. Tom neredeyse bir araba tarafından çarpılıyordu. Tom bir arabanın çarpmasına çok yaklaşmıştı. We watch films on DVD every Saturday night. Her cumartesi gecesi DVD'de filmler izleriz. Her cumartesi gecesi DVD'de film izleriz. Where did you go on Monday? Pazartesi günü nereye gittiniz? Pazartesi günü nereye gittiniz? Dead? Ölü mü? Öldü mü? I'm on my way to meet him now. Şimdi onunla tanışmak için geliyorum. Şu an onunla buluşmaya gidiyorum. Why don't we go bowling? Neden bowlinge gitmiyoruz? Neden bowlinge gitmiyoruz? Why don't we go to Tom's office? Neden Tom'un ofisine gitmiyoruz? Neden Tom'un ofisine gitmiyoruz? They weren't able to agree on anything. Hiçbir şey üzerinde anlaşamadılar. Hiçbir konuda anlaşamadılar. Tom never does that with us. Tom bunu asla bizimle yapmaz. Tom bunu bizimle asla yapmaz. Let's go a bit slower. Biraz daha yavaş gidelim. Biraz daha yavaş gidelim. Have you ever had any complications during past pregnancies? Önceki hamileliklerinizde hiç komplikasyon yaşamış mıydınız? Hiç geçmiş gebeliklerde herhangi bir komplikasyon yaşadınız mı? I have once lived in Beijing, but now live in Seoul. Bir zamanlar Pekin'de yaşadım ama şimdi Seul'de yaşıyorum. Bir zamanlar Pekin'de yaşadım ama şimdi Seul'de yaşıyorum. He lives far away from me. Benden uzakta oturuyor. Benden çok uzakta yaşıyor. Tom never said that he wanted to leave. Tom gitmek istediğini asla söylemedi. Tom ayrılmak istediğini hiç söylemedi. Tom knew that would happen. Tom bunun olacağını biliyordu. Tom bunun olacağını biliyordu. I tried again, but to no avail. Tekrar denedim ama boşuna. Tekrar denedim ama sonuç alamadım. This does me good. Bu bana iyi geliyor. Bu bana iyi geliyor. I'm on the balcony. Ben balkondayım. Ben balkondayım. It's been a very difficult year. Çok zor bir yıl oldu. Çok zor bir yıl oldu. Do you want to live forever? Sonsuza kadar yaşamak ister misin? Sonsuza kadar yaşamak mı istiyorsun? Tom told me he studied French. Tom bana Fransızca okuduğunu söyledi. Tom bana Fransızca okuduğunu söyledi. Children get tired quickly. Çocuklar çabuk yorulur. Çocuklar çabuk yorulur. How long do we have to stay here? Burada ne kadar beklemek zorundayız? Burada daha ne kadar kalmamız gerekiyor? Please don't hurt me. Lütfen beni incitme. Lütfen bana zarar verme. I can understand Serbian, but I can't speak it. Sırpçayı anlayabiliyorum ama konuşamıyorum. Sırpçayı anlayabiliyorum ama konuşamıyorum. My life would be so different now if I hadn't done that. Bunu yapmamış olsaydım hayatım şu an çok daha farklı olurdu. Eğer bunu yapmasaydım hayatım şimdi çok farklı olurdu. Tom's father has a limp. Tom'un babası aksak. Tom'un babası topallıyor. Many buildings burned to the ground. Birçok bina yıkılmış. Birçok bina yanarak yandı. Unfortunately, Tom isn't the one who has the final say on this. Ne yazık ki, Tom bununla ilgili son sözü söyleyen kişi değil. Ne yazık ki, Tom bu konuda son sözü söyleyen kişi değil. Unsaturated fats are essential to a healthy diet. Doymamış yağlar sağlıklı bir diyet için gerekli. Doymamış yağlar sağlıklı bir diyet için gereklidir. Everyone has a bedroom. Herkesin bir yatak odası vardır. Herkesin bir yatak odası vardır. You need to eat well to stay healthy. Sağlığını koruman için iyi beslenmen lazım. Sağlıklı kalmak için iyi beslenmeniz gerekir. Why are people scared of you? Neden insanlar sizden korkar? İnsanlar neden senden korkuyor? Tom is 13 years old. Tom 13 yaşında. Tom 13 yaşında. The town was defended by a large army. Kent, büyük bir ordu tarafından savunuldu. Kasaba büyük bir ordu tarafından savunuldu. My sister-in-law invited me to lunch in their new house. Baldızım beni yeni evlerinde öğle yemeğine davet etti. Yengem beni yeni evlerinde öğle yemeğine davet etti. Liquor before beer, you're in the clear. Beer before liquor, never been sicker. Likörden sonra cila niyetine bira iyidir. Likörden önce içilen biraysa adamı çarpar. Biradan önce bira içmek, içkiden önce bira içmek, daha önce hiç bu kadar hasta olmamıştın. I'm bilingual. Ben iki dil bilenim. İki dilliyim. You're exhausted. Sen bitkinsin. Yorgunsun. I'm on my way to the meeting right now. Şu anda toplantıya gidiyorum. Şu anda toplantıya gidiyorum. What do you have to do now? Şimdi ne yapmak zorundasınız? Şimdi ne yapman gerekiyor? Why don't we go swimming with Tom? Neden Tom ile yüzmeye gitmiyoruz? Neden Tom'la yüzmeye gitmiyoruz? Police were trying to find any kind of clue. Polis her türlü ipucunu bulmaya çalışıyordu. Polis herhangi bir ipucu bulmaya çalışıyordu. Thirty years ago, the clock was struck by lightning. Otuz yıl önce saate yıldırım çarptı. Otuz yıl önce, saat yıldırım çarpmıştı. Tom is a lazy bum. Tom tembel bir serseridir. Tom tembel bir serseri. Have you ever been diagnosed with hemophilia? Hiç hemofili tanısı aldınız mı? Hiç hemofili teşhisi kondu mu? The US is rich in oil. ABD petrol bakımından zengindir. ABD petrol açısından zengindir. "Harry, is it logical to believe in magic?" "Magic may be in the realm of the illogical, Timmy." "Büyüye inanmak mantıklı mı Harry?" "Büyü belki de mantıksızlık diyarına ait bir şeydir Timmy." "Harry, büyüye inanmak mantıklı mı?" "Sihir mantıksızlığın aleminde olabilir, Timmy." This is exciting. Bu heyecan verici. Bu çok heyecan verici. I don't know who to ask. Ben kime soracağımı bilmiyorum. Kime soracağımı bilmiyorum. We need to have this ready by the twentieth. Bunu ayın yirmisine kadar hazırlamamız gerekiyor. Bunu yirminciye kadar hazırlamamız gerekiyor. We played poker the entire day. Biz bütün gün poker oynadık. Bütün gün poker oynadık. Mary made a number of mistakes on her test. Mary testinde bir sürü hata yaptı. tom testinde bir takım hatalar yaptı. Tom's grandfather was a concentration camp survivor. Tom'un büyükbabası bir toplama kampı kurtulanıydı. Tom'un büyükbabası bir toplama kampı kurtulanıydı. Have you ever been diagnosed with asthma? Hiç astım tanısı almış mıydınız? Hiç astım teşhisi kondu mu? How would you feel if I said that to you? Sana böyle söyleseydim nasıl hissederdin? Bunu sana söylesem ne hissederdin? I met her only once. Onunla sadece bir kez tanıştım. Onunla sadece bir kez tanıştım. He called a lot of people. O birçok insanı aradı. Birçok kişiyi aradı. Everybody hates me. Herkes benden nefret ediyor. Herkes benden nefret ediyor. The organist was elderly. Orgçu yaşlıydı. Organist yaşlıydı. I'm afraid so. Maalesef öyle. Korkarım öyle. Tom was a bit drunk. Tom biraz sarhoştu. Tom biraz sarhoştu. I've already gone through several marriages, but none of them gave me the happiness I deserve. Daha önce birkaç evlilik geçirdim ama onlardan hiçbiri bana hakettiğim mutluluğu vermedi. Zaten birkaç evlilik yaptım ama hiçbiri bana hak ettiğim mutluluğu vermedi. Tom hurried to get the horses out of the barn. Tom atları ahırdan çıkarmak için acele etti. Tom atları ahırdan çıkarmak için acele etti. How often have you been to Europe? Ne sıklıkta Avrupa'da bulundun? Avrupa'ya ne sıklıkla gittiniz? You look very happy this morning. Bu sabah çok mutlu görünüyorsun. Bu sabah çok mutlu görünüyorsun. Tom heard somebody's footsteps behind him. Tom arkasında birinin adım seslerini işitti. Tom arkasında birinin ayak seslerini duydu. They said Anderson and his men must leave the fort. Onlar Anderson ve adamlarının kaleyi terk etmesi gerektiğini söylediler. Anderson ve adamlarının kaleden ayrılması gerektiğini söylediler. They hired someone else. Başka birini tuttular. Başka birini işe aldılar. Tom is likely to be jealous. Tom muhtemelen kıskanç olacak. Tom'un kıskanması muhtemeldir. This is the final struggle. Bu son mücadeledir. Bu son mücadeledir. I'd say you got taken. Bence kazık yemişsin. Bence sen alındın. The question is do you know what you're doing. Soru ne yaptığını biliyor musun. Asıl soru, ne yaptığını biliyor musun? There was a crack in the mirror. Aynada bir çatlak var. Aynada bir çatlak vardı. Soccer is the most popular sport in Brazil. Futbol Brezilyada en popüler spor. Futbol Brezilya'nın en popüler sporudur. Tom hit me by mistake. Tom bana yanlışlıkla çarptı. Tom yanlışlıkla bana vurdu. I could see the happiness in her eyes. Mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Gözlerindeki mutluluğu görebiliyordum. Wisdom is a treasure for tens of generations. Bilgelik sonsuz bir hazinedir. Bilgelik onlarca nesil için bir hazinedir. How is this dish made? Bu yemek nasıl yapılır? Bu yemek nasıl yapılır? It is about the size of an egg. O yaklaşık bir yumurta büyüklüğünde. Bir yumurta büyüklüğündedir. Were these pictures taken in Australia? Bu resimler Avustralya'da mı çekilmiş? Bu fotoğraflar Avustralya'da mı çekildi? You know how to do that, don't you? Bunu nasıl yapacağını biliyorsun, değil mi? Bunu nasıl yapacağını biliyorsun, değil mi? I'm not a translator. Ben çevirmen değilim. Ben çevirmen değilim. I won't be able to do that today. Onu bugün yapamayacağım. Bugün bunu yapamayacağım. Young children are incapable of abstract thinking. Küçük çocuklar soyut düşünme yetisinden yoksundur. Küçük çocuklar soyut düşünme yeteneğine sahip değildir. He is sitting in the isolation cell. O, izolasyon hücresinde oturuyor. izolasyon hücresinde oturmaktadır. We'll take off in a few minutes. Birkaç dakika içinde havalanacağız. Birkaç dakika içinde yola çıkacağız. He cancelled his appointments. Randevularını iptal etti. Randevularını iptal etti. He is anything but a reliable man. O kesinlikle güvenilir bir adam değil. O, güvenilir bir adamdan başka bir şey değildir. Her story brings back memories of my parents. Onun hikayesi ebeveynlerimin anısını geri getirir. Onun hikayesi ailemin anılarını geri getiriyor. I know I'd hate to do that. Bunu yapmaktan nefret edeceğimi biliyorum. Bunu yapmaktan nefret edeceğimi biliyorum. Tom told them not to do that. Tom onlara onu yapmamalarını söyledi. Tom onlara bunu yapmamalarını söyledi. This is a gag gift somebody gave me. Bu birinin bana verdiği şaka hediyesi. Bu birinin bana verdiği bir gag hediyesi. I lost my key around here. Ben buralarda anahtarımı kaybettim. Burada anahtarımı kaybettim. I can't adjust myself to the climate here. Kendimi buradaki iklime ayarlayamıyorum. Burada kendimi iklime göre ayarlayamıyorum. There were no seats left. Oturacak koltuk kalmadı. Hiç koltuk kalmamıştı. Tom taught me how to play chess. Tom bana satranç oynamayı öğretti. Tom bana satranç oynamayı öğretti. I'll find out when the meeting is. Toplantının ne zaman olduğunu öğreneceğim. Toplantının ne zaman olacağını öğreneceğim. You don't need to wait for an invitation. You're always welcome. Davet beklemene gerek yok. Sana her zaman kapı açık. Davetiye beklemene gerek yok, her zaman beklersin. Tom didn't see anyone there. Tom orada kimseyi görmemiş. Tom orada kimseyi görmedi. I wonder if Tom's daughter is pretty. Tom'un kızının güzel olup olmadığını merak ediyorum. Tom'un kızının güzel olup olmadığını merak ediyorum. I like going swimming in the sea. Ben denizde yüzme gitmeyi seviyorum. Denizde yüzmeyi seviyorum. Tom can't believe Mary really believes that. Tom, Mary'nin gerçekten ona inandığına inanamıyor. tom mary'nin buna gerçekten inandığına inanamaz. I think I'm a good boss. Ben iyi bir patron olduğumu düşünüyorum. İyi bir patron olduğumu düşünüyorum. Tom scored three goals for his team. Tom takımı adına üç gole imza attı. Tom takımına üç gol attı. The canal connects the Atlantic and Pacific Oceans. Kanal, Atlantik ve Pasifik okyanuslarını birbirine bağlar. Kanal Atlantik ve Pasifik Okyanuslarını birbirine bağlar. I was the recipient of the package. Paketin alıcısı bendim. Paketin alıcısı bendim. One was beautiful, intelligent and funny, and the other ugly, stupid and depressing. Biri güzel, akıllı ve komikti, diğeri çirkin, aptal ve iç karartıcıydı. Biri güzel, zeki ve komik, diğeri çirkin, aptal ve depresifti. I love kitties. Yavru kedileri severim. Yavru kedileri severim. Tom could hurt me. Tom beni incitebilir. Tom bana zarar verebilir. Why shouldn't I help Tom? Tom'a niye yardım etmeyeyim? Neden Tom'a yardım etmeyeyim? Jackson accepted their advice. Jackson onların tavsiyesini kabul etti. Jackson tavsiyelerini kabul etti. Did you think we ran out of tears? Gözyaşlarımızı bitti mi sandın? Gözyaşlarımızın tükendiğini mi sandın? New York is a multi-racial city. New York çok ırklı bir şehirdir. New York çok ırklı bir şehirdir. Tom still intends to join the team. Tom hâlâ takıma katılmayı istiyor. Tom hala takıma katılmak istiyor. She stayed in that area for a short while. O, kısa bir süre o bölgede kaldı. O bölgede kısa bir süre kaldı. I'm very busy and don't have much free time. Çok meşgulüm ve fazla boş zamanım yok. Çok meşgulüm ve fazla boş zamanım yok. This should keep you busy. Bu seni oyalayacaktır. Bu seni meşgul eder. Would you like me to do something about that for you? Onun hakkında senin için bir şey yapmamı ister misin? Senin için bir şey yapmamı ister misin? Do not open the present yet. Henüz hediyeyi açmayın. Henüz hediyeyi açmayın. As for chess, I just know the rules. Satranca gelince, Ben sadece kuralları biliyorum. Satranca gelince, sadece kuralları biliyorum. It's summer. Yaz. Yaz mevsimindeyiz. I'll never forgive Tom for that. Tom'u o konuda hiç affetmeyeceğim. Bunun için Tom'u asla affetmeyeceğim. I hope that this time it works. İnşallah bu defa olur. Umarım bu sefer işe yarar. One's teachers should be treated with respect. Birinin öğretmenlerine saygı ile davranılmalı. Öğretmenlerine saygılı davranılmalıdır. We need someone to do something. Bir şey yapmak için birine ihtiyacımız var. Bir şeyler yapacak birine ihtiyacımız var. Tom doesn't need to go there unless he wants to. Tom gitmek istemedikçe oraya gitmesine gerek yok. Tom istemedikçe oraya gitmek zorunda değil. To go to the museum, walk toward the river, and when you get there, turn right. Müzeye gitmek için nehre doğru yürü ve oraya geldiğinde sağa dön. Müzeye gitmek için nehre doğru yürüyün ve oraya vardığınızda sağa dönün. The mother didn't know what to do with her son. Annesi oğlu hakkında ne yapacağını bilmiyordu. Annesi oğluna ne yapacağını bilmiyordu. Mary is both cute and funny. Mary hem sevimli hem eğlenceli. Mary hem sevimli hem de komik. Why don't we play darts? Neden dart oynamıyoruz? Neden dart oynamıyoruz? Just this once, I'll make an exception. Sadece bu seferlik bir istisna yapacağım. Sadece bu seferlik bir istisna yapacağım. The soldiers had target practice in the morning. Askerler sabahleyin atış talimi yaptı. Askerlerin sabah saatlerinde hedef antrenmanları vardı. I can't understand if they use long scale or short scale when someone talks about big numbers in English. If you want to help me understand, please comment under this sentence. Birisi İngilizce'de büyük sayılardan bahsederken, uzun ölçek mi kısa ölçek mi kullanıyor anlayamıyorum. Bana yardım etmek isterseniz, lütfen bu cümlenin altına yorum bırakın. Birisi İngilizce büyük sayılar hakkında konuşurken uzun ölçek veya kısa ölçek kullanıp kullanmadıklarını anlayamıyorum. Anlamama yardımcı olmak istiyorsanız, lütfen bu cümlenin altında yorum yapın. I have a meeting with Tom. Tom'la bir görüşmem var. Tom'la bir görüşmem var. Soccer is one of my little brother's hobbies. Futbol küçük erkek kardeşimin hobilerinden biridir. Futbol küçük kardeşimin hobilerinden biridir. You'll get used to the bumper-to-bumper traffic of this city. Bu kentin milim milim ilerleyen trafiğine alışacaksın. Bu şehrin tampondan tampona trafiğine alışacaksınız. Never fuck with a fucker! Bir düzücüyle asla düzüşme. Asla bir piçle yatma! From the moment he arrived there, he kept on bothering his doctor to tell him when he would be able to go home. Oraya vardığı andan itibaren, eve ne zaman gidebileceğini kendisine söylemesi için doktoru rahatsız etmeye devam etti. Oraya vardığı andan itibaren, ne zaman eve gidebileceğini söylemek için doktorunu rahatsız etmeye devam etti. Helping others is never a waste of time. Başkalarına yardım etmek asla boşa geçmiş zaman değildir. Başkalarına yardım etmek asla zaman kaybı değildir. I can't imagine what my life would be like without music. Müzik olmadan hayatımın nasıl olacağını hayal bile edemiyorum. Müzik olmadan hayatımın nasıl olacağını hayal bile edemiyorum. The geese are flying south. Kazlar güneye uçuyor. Kazlar güneye uçuyor. She didn't know what to say to him. Ona ne söyleyeceğini bilmiyordu. Ona ne diyeceğini bilemedi. Bring all your money. Bütün paranı getir. Bütün paranı getir. No one knows just how many people died in the avalanche. Çığda kaç kişinin öldüğünü hiç kimse bilmiyor. Çığda kaç kişinin öldüğünü kimse bilmiyor. I don't like castling. Rok yapmayı sevmem. Hırçınlığı sevmem. Would you like to be left alone? Yalnız bırakılmak ister misiniz? Yalnız kalmak ister misin? Sandy lives in San Diego. Sandy San Diego'da yaşıyor. Sandy San Diego'da yaşıyor. We will hurry home after the rain. Yağmurdan sonra eve koşacağız. Yağmurdan sonra aceleyle eve döneceğiz. I'd heard she was too far out for most people. Onun çoğu kişiye acayip gelen biri oluğunu duymuştum. Çoğu insan için çok uzak olduğunu duymuştum. My son isn't the only one who enjoys eating her cooking. Oğlum onun pişirdiklerini yemekten hoşlanan tek kişi değil. Yemeğini yemekten hoşlanan tek kişi oğlum değil. I'll teach you how to drive a car. Bir arabayı nasıl süreceğini sana öğreteceğim. Sana araba kullanmayı öğreteceğim. They opposed any further spread of slavery. Köleliğin daha fazla yayılmasına karşı çıktılar. Köleliğin daha fazla yayılmasına karşı çıktılar. I'm afraid you can't do that. Korkarım, onu başaramazsın. Korkarım bunu yapamazsınız. I found out who stole my bicycle. Bisikletimi çalanı buldum. Bisikletimi kimin çaldığını buldum. You seem to know everything about this. Bu konuda her şeyi biliyor gibi görünüyorsun. Bu konuda her şeyi biliyor gibisin. I missed the arrival of Sinterklaas. Ben Noel babanın gelişini kaçırdım. Sinterklaas'ın gelişini kaçırdım. Do you want me to ask Tom to do that? Tom'un bunu yapmasını istememi ister misin? Tom'dan bunu yapmasını istememi ister misin? Tom's sisters are both married. Tom'un ablalarının ikisi de evli. Tom'un kız kardeşleri evlidir. She calmed down. O sakinleşti. Biraz sakinleşti. People laughed at him. İnsanlar ona güldü. İnsanlar ona güldü. Let's get back on track. Çıkış noktasına geri dönelim. Tekrar yola koyulalım. It's been a busy morning. Yoğun bir sabahtı. Yoğun bir sabah oldu. Tom found a hoard. Tom bir define buldu. Tom bir istif buldu. This bag cost me 6 pounds. Bu çanta bana 6 paunda maloldu. Bu çanta bana 6 pounda mal oldu. Tom warned me you might tell Mary that. Tom onu Mary'ye söyleyebileceğin konusunda beni uyardı. Tom bunu Mary'e söyleyebileceğin konusunda beni uyarmıştı. We began to pound the enemy positions with cannon fire. Düşman mevzilerini top ateşiyle dövmeye başladık. Düşman mevzilerini top atışıyla vurmaya başladık. Did you answer Tom's question? Tom'un sorusunu yanıtladın mı? Tom'un sorusuna cevap verdin mi? Tom isn't helpless. Tom çaresiz değil. Tom çaresiz değil. They shook like aspen leaves. Tir tir titrediler. Aspen yaprakları gibi sallandılar. You're perfect the way you are. Olduğun gibi harikasın. Olduğun gibi mükemmelsin. You shouldn't look down on those who are less fortunate than you are. Sizden daha az şanslı olanları hor görmemelisiniz. Senden daha az şanslı olanlara tepeden bakmamalısın. This is so un-American. Bu Amerikalılık ruhuyla hiç bağdaşmayan bir şey. Bu çok Amerikanca değil. He took it for granted that she was happy. Onun mutlu olduğuna kesin gözüyle bakıyordu. Onun mutlu olduğunu kabul etti. No one can stand Tom. Tom'u kimse çekemez. Kimse Tom'a dayanamaz. A great variety of plants and animals live in the tropical rain forest. Çok çeşitli bitkiler ve hayvanlar tropikal yağmur ormanlarında yaşıyor. Tropik yağmur ormanlarında çok çeşitli bitki ve hayvanlar yaşar. I don't use a dictionary very often. Ben çok sık sözlük kullanmam. Çok sık sözlük kullanmıyorum. How much heroin or methadone do you usually use per day? Günde genelde ne kadar eroin ya da metadon kullanıyoraunuz? Genellikle günde ne kadar eroin veya metadon kullanırsınız? I had the same problem as you. Seninle aynı sorunu yaşadım. Benim de seninle aynı problemim vardı. I told Tom to relax. Tom'a dinlenmesini söyledim. Tom'a rahatlamasını söyledim. The boy attempted an escape, but failed. Genç kaçmaya yeltendi ama başaramadı. Çocuk kaçmaya çalıştı ama başaramadı. If Mary's mother's son is my brother, then Mary is my sister. Eğer Mary'nin annesinin oğlu benim erkek kardeşimse, öyleyse Mary benim kızkardeşimdir. Eğer Mary'nin annesi benim kardeşimse, o zaman Mary benim kız kardeşimdir. What I told you about him also holds good for his brother. Onun hakkında sana söylediğim şey onun erkek kardeşi için de geçerli. Onun hakkında söylediklerim kardeşi için de geçerlidir. Why are we risking out lives doing this? Bunu yapmak için neden hayatımızı tehlikeye atıyoruz? Bunu yaparken neden hayatlarımızı riske atıyoruz? See what Tom wants. Bak bakalım, Tom ne istiyor. Tom'un ne istediğini gör. Why is Fadil here? Fadıl neden burada? Fadil neden burada? Lie on your right side. Sağ tarafınıza yatın. Sağ tarafına uzan. A gentleman would not do such a thing. Bir beyefendi böyle bir şey yapmazdı. Bir beyefendi böyle bir şey yapmaz. I wouldn't want to work here. Burada çalışmak istemezdim. Burada çalışmak istemezdim. Please turn to the left. Lütfen sola dönün. Lütfen sola dönün. I pointed this out to them. Bunu onlara gösterdi. Bunu onlara işaret ettim. You have to give Tom more time. Tom'a daha fazla zaman vermek zorundasın. Tom'a biraz daha zaman tanımalısın. I know when to say when. Ne zaman yeter diyeceğimi biliyorum. Ne zaman söyleyeceğimi biliyorum. He's married to my cousin. O benim kuzenimle evli. Kuzenimle evli. The line is busy again. Hat tekrar meşgul. Hat yine meşgul. That sounds too complicated. O çok karmaşık görünüyor. Kulağa çok karmaşık geliyor. I don't want Tom to know where I live. Tom'un nerede yaşadığımı bilmesini istemiyorum. Tom'un nerede yaşadığımı bilmesini istemiyorum. CO₂ has a lot to do with the so-called greenhouse effect. CO₂'nin sözde sera etkisi ile ilgisi vardır. CO2'nin sözde sera etkisi ile çok ilgisi vardır. Tom told me I had done a pretty good job. Tom bana oldukça iyi bir iş yaptığımı söyledi. Tom bana çok iyi bir iş çıkardığımı söyledi. They're lazy people. Onlar tembel insanlardır. Tembel insanlar. Let us try to compare his works with theirs. Onun eserlerini onlarınkiyle karşılaştırmaya çalışalım. Eserlerini onların eserleriyle karşılaştırmaya çalışalım. Do you drink tea every day? Her gün çay içer misin? Her gün çay içer misiniz? Tom looks very angry. Tom çok sinirli görünüyor. Tom çok kızgın görünüyor. Immediate action should be taken. Acil eylem alınmalı. Hemen harekete geçilmelidir. Tom wanted Mary to help. Tom, Mary'nin yardım etmesini istedi. tom mary'nin yardım etmesini istedi. What's in that box? O kutuda ne var? O kutunun içinde ne var? I hope you all learn something. Umarım hepiniz bir şey öğrenirsiniz. Umarım hepiniz bir şeyler öğrenirsiniz. Is it all right if I come in? İçeri girebilir miyim? İçeri gelsem olur mu? This railroad ends here. Demiryolu burada sona eriyor. Bu demiryolu burada bitiyor. What a heartbreaking story! Ne üzücü bir hikaye! Ne üzücü bir hikaye! It's Tom's only chance. Bu, Tom'un tek şansı. Tom'un tek şansı. Some of them were murdered by soldiers, while others died of hunger, cold or diseases. Diğerleri açlık, soğuk ya da hastalıklardan ölürken bazıları askerler tarafından öldürüldüler. Bazıları askerler tarafından öldürülürken, bazıları açlıktan, soğuktan veya hastalıklardan öldü. I love my wife, but I sometimes need to be alone. Karımı seviyorum fakat bazen yalnız olmaya ihtiyacım var. Karımı seviyorum ama bazen yalnız kalmaya ihtiyacım var. Tom spends too much time at home. Tom evde aşırı fazla zaman harcıyor. Tom evde çok fazla zaman geçirir. I give you my word. Sana söz veriyorum. Sana söz veriyorum. I support this club. Bu kulübü destekliyorum. Bu kulübü destekliyorum. Do you like playing soccer? Futbol oynamaktan hoşlanır mısın? Futbol oynamayı sever misin? Let's come back here someday. Bir gün buraya geri gelelim. Bir gün buraya geri dönelim. I didn't see Tom again after that. O olaydan sonra Tom'u bir daha görmedim. Ondan sonra Tom'u bir daha görmedim. He remained abroad ever since then. O zamandan beri yurt dışında kaldı. O zamandan beri yurt dışında kaldı. Let's ask Tom to do something else. Tom'un başka bir şey yapmasını isteyelim. Tom'dan başka bir şey yapmasını isteyelim. But you can't see anything at all! Ama hiç bir şey göremiyorsun! Ama hiçbir şey göremiyorsun! It changed in an instant. Bir anda değişti. Bir anda değişti. Sell crazy someplace else. We're all stocked up here. Zırvalamanı git başka yerde yap. Bizim karnımız tok. Başka bir yerde çılgınca sat, hepimiz burada stoklandık. There are a lot of things Tom didn't tell you. Tom'un sana söylemediği bir sürü şey var. Tom'un sana söylemediği bir sürü şey var. It isn't your turn yet. Sıra henüz sende değil. Daha sıra sende değil. Which of Tom's paintings are you talking about? Tom'un resimlerinin hangisinden bahsediyorsun? Tom'un hangi resimlerinden bahsediyorsun? How hard would that be? O ne kadar zor olabilir ki? Ne kadar zor olabilir ki? All that glitters is not gold. Her sakallıyı deden sanma. Parıldayan her şey altın değildir. He works at night. O geceleri çalışır. Geceleri çalışıyor. Tom refused to ask for directions. Tom yol tarifi sormayı reddetti. Tom yol tarifi istemeyi reddetti. Tom sells fruit and vegetables. Tom sebze meyve satıyor. Tom meyve ve sebze satıyor. Tom didn't learn from his mistakes. Tom hatalarından öğrenmedi. Tom hatalarından ders almadı. We'll never know what happened. Olanları hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Ne olduğunu asla bilemeyeceğiz. Tom did what he could for his family. Tom ailesi için yapabileceğini yaptı. Tom ailesi için elinden geleni yaptı. Tom usually walks to school with Mary. Tom genellikle Mary ile birlikte okula yürür. Tom genellikle Mary ile okula gider. That word describes it perfectly. O kelime onu mükemmel şekilde açıklıyor. Bu kelime onu mükemmel bir şekilde tarif ediyor. That's obscene. O müstehcen. Bu müstehcen. They aren't afraid of death. Onlar ölümden korkmuyorlar. Ölümden korkmuyorlar. It'll take us a while to analyze this data. Bu verileri analiz etmemiz biraz zaman alacak. Bu verileri analiz etmemiz biraz zaman alacak. What is it you hope to buy? Ne satın almayı umuyorsun? Ne almayı umuyorsun? Tom wasn't working. Tom çalışmıyordu. Tom çalışmıyordu. I'm used to people not agreeing with me. Benimle aynı fikirde olmayan insanlara alışkınım. İnsanların benimle aynı fikirde olmamasına alışığım. Do you want to see your room? Odanı görmek istiyor musun? Odanı görmek ister misin? Have you ever received treatment for syphilis? Hiç sifiliz tedavisi gördünüz mü? Hiç frengi tedavisi gördün mü? He's just a lowlife. Müptezelin teki. O sadece bir serseri. I learned a lot from him. Ondan çok şey öğrendim. Ondan çok şey öğrendim. I won't forget it. Onu unutmayacağım. Bunu unutmayacağım. I want to be reborn as a Canadian if I had the chance. Eğer şansım olsaydı, Kanadalı olarak yeniden doğmak isterdim. Şansım olsa Kanadalı olarak yeniden doğmak istiyorum. Tom vacuumed his bedroom. Tom yatak odasını temizledi. Tom yatak odasını süpürdü. We talked about our summer vacations. Biz yaz tatillerimiz üzerine konuştuk. Yaz tatillerimiz hakkında konuştuk. The second will surely be better. İkincisi kesinlikle daha iyi olacak. İkincisi kesinlikle daha iyi olacaktır. You'd better watch them. Onları izlesen iyi olur. Onlara dikkat etsen iyi olur. She's suffering from a serious disease. O, ciddi bir hastalıktan çekiyor. Ciddi bir hastalıktan muzdarip. She is a very clever liar. O çok akıllı bir yalancıdır. Çok zeki bir yalancıdır. Are you absolutely sure Tom will do that? Tom'un bunu yapacağından kesinlikle emin misin? Tom'un bunu yapacağından emin misin? Frankly speaking, I don't even know what that word means. Açıkçası bu kelimenin anlamını bile bilmiyorum. Açıkçası bu kelimenin ne anlama geldiğini bile bilmiyorum. Tom and I arrived separately. Tom ve ben ayrı ayrı geldik. Tom ve ben ayrı ayrı geldik. You're full of surprises, Tom. Sürprizlerle dolusun, Tom. Sürprizlerle dolusun Tom. The river is high. Nehir yüksektir. Nehir yüksek. Overloaded power boards can be a fire hazard. Aşırı yüklenmiş güç panoları bir yangın tehlikesi olabilir. Aşırı yüklü güç panoları yangın tehlikesi oluşturabilir. Tom thought Mary could do it. Tom Mary'nin onu yapabileceğini düşündü. tom mary'nin yapabileceğini düşündü. He is old enough to be her father. O, onun babası olmak için yeterince yaşlı. Onun babası olacak yaştadır. Are you going to buy that car? O arabayı satın alacak mısın? O arabayı alacak mısın? The horse that Tom bet on came in last. Tom'un oynadığı at sonuncu oldu. Tom'un iddia ettiği at en son geldi. We do not use force unless necessary. Gerekmedikçe güç kullanmıyoruz. Gerektiğinde güç kullanmayız. Some marriages don't last. Bazı evlilikler yürümüyor. Bazı evlilikler uzun sürmez. Eventually, my patience is going to run out. Sonunda sabrım tükenecek. Sonunda sabrım tükenecek. If I had time, I'd visit you with great pleasure. Zamanım olsaydı, ben sizi büyük bir zevkle ziyaret ederdim. Vaktim olsaydı, seni büyük bir zevkle ziyaret ederdim. You seem articulate. Sen konuşkan görünüyorsun. Açık sözlü birine benziyorsun. Is this seat being saved for anybody? Bu koltuk birisi için mi ayrılıyor? Bu koltuk herhangi biri için kurtarılıyor mu? Can you describe your stomach pain? Karnınızdaki ağrıyı tarif edebilir misiniz? Mide ağrınızı tarif edebilir misiniz? We're sorry to say that this house has been sold. Bu evin satıldığını üzülerek söylüyoruz. Bu evin satıldığını üzülerek söylüyoruz. I like to read before going to sleep. Yatmaya gitmeden önce okumak istiyorum. Uyumadan önce okumayı seviyorum. He has lived in Kobe for three years. Üç yıldır Kobe'de yaşıyor. Üç yıldır Kobe'de yaşıyor. It's kind of hot, isn't it? Hava sıcak gibi , değil mi? Biraz sıcak, değil mi? Did you spill something on my book? Kitabımın üstüne bir şey mi döktün? Kitabıma bir şey mi döktün? How long did the doctor sign you off school for? Doktor ne kadar rapor verdi? Doktor seni ne kadar süre okuldan uzaklaştırdı? How dare you speak like that? Ne cüretle böyle konuşursun? Ne cüretle böyle konuşursun? Tom shut his eyes. Tom gözlerini kapadı. Tom gözlerini kapadı. Tom can't go anywhere today. Tom bugün bir yere gidemez. Tom bugün hiçbir yere gidemez. In order to forget the past, you got to move to another place. Geçmişi unutmak için başka bir yere taşınmalısın. Geçmişi unutmak için başka bir yere taşınman gerekiyor. Tom hasn't been around. Tom etrafta değildi. Tom ortalıkta yoktu. I'm expecting a call from Tom. Tom'dan bir çağrı bekliyorum. Tom'dan bir telefon bekliyorum. Tom isn't able to do what we asked. Tom istediğimiz şeyi yapamıyor. Tom istediğimizi yapamaz. I love that plan. O planı seviyorum. Bu plana bayıldım. When was the last time you had your vision tested? En son ne zaman göz muayenesi oldunuz? En son ne zaman görüşünü test ettirdin? I've got plenty more. Çok daha fazlasına sahibim. Bende daha çok var. Tom gave Mary a detailed explanation of how it worked. Tom, Mary'e bunun nasıl çalıştığının ayrıntılı açıklamasını verdi. Tom Mary'ye nasıl çalıştığı hakkında ayrıntılı bir açıklama yaptı. Tom will help Mary. Tom Mary'ye yardım edecek. Tom Mary'e yardım edecek. We all think that. Hepimiz onu düşünüyoruz. Hepimiz öyle düşünüyoruz. A mosquito just bit me. Bir sivrisinek az önce beni ısırdı. Bir sivrisinek beni ısırdı. Tom still hasn't arrived. Tom hâlâ varmadı. Tom hala gelmedi. Both Tom and Mary swayed to the music. Tom da Mary de kendini müziğin ritmine kaptırmıştı. Tom ve Mary müzikte sallandılar. A clean river flows through our town, and we can see many carp swimming in it. Temiz bir nehir kasabamızda akar ve onun içinde yüzen bir sürü sazan görebiliriz. Kasabamızdan temiz bir nehir akıyor ve içinde birçok sazanın yüzdüğünü görüyoruz. Three people can be seen in the photo. Fotoğrafta üç kişi görülebiliyor. Fotoğrafta üç kişi görülebilir. It's easy to misinterpret the actions and intentions of others. Başkalarının niyet ve hareketlerini yorumlamakta yanlışa düşmek kolaydır. Başkalarının eylemlerini ve niyetlerini yanlış yorumlamak kolaydır. I know you want to tell me something. Bana bir şey söylemek istediğinizi biliyorum. Bana bir şey söylemek istediğini biliyorum. One suspect has been identified. Bir şüpheli tanımlandı. Bir şüpheli tespit edildi. What ISP do you use? Hangi internet sağlayıcısını kullanıyorsun? Hangi ISP'yi kullanıyorsunuz? You said give it to them. Bunu onlara ver dedin. Onlara ver demiştin. Tell Tom that I'm not hungry. Tom'a aç olmadığımı ilet. Tom'a aç olmadığımı söyle. I've always hated the dark. Ben her zaman karanlıktan nefret ettim. Karanlıktan hep nefret etmişimdir. Why don't we wait till 2:30? Neden 2: 30'a kadar beklemiyoruz? Neden 2:30'a kadar beklemiyoruz? Today is the third day of Ramadan. Bugün ramazan'ın üçüncü günü. Bugün Ramazan'ın üçüncü günü. Close neighbors are better than far-away relatives. Yakın komşular uzak akrabalardan iyidir. Yakın komşular uzak akrabalardan daha iyidir. Is that a challenge? Bu bir meydan okuma mı? Bu bir meydan okuma mı? I went shopping. Alışverişe gittim. Alışverişe gittim. The eagle is the bird that flies highest. Kartal en yüksekte uçan kuştur. Kartal en yüksek uçan kuştur. Did you google it? Googleladın mı? Google'da mı arattın? I don't feel like laughing, either. Benim de hiç gülesim yok. Ben de gülmek istemiyorum. Experience is requirement for this profession. Deneyim bu meslek için gereklidir. Bu meslek için tecrübe gereklidir. A falcon is a bird of prey. Doğanlar avcı kuşlardır. Şahin, yırtıcı bir kuştur. There was a party last night. Dun gece bir parti vardi. Dün gece bir parti vardı. Why did you tell Tom this was my idea? Bunun benim fikrim olduğunu neden Tom'a söyledin? Neden Tom'a bunun benim fikrim olduğunu söyledin? How many Chinese friends do you have? Kaç tane Çinli arkadaşınız var? Kaç tane Çinli arkadaşın var? I used to be happy here. Ben burada mutlu olurdum. Eskiden burada mutluydum. Jim hasn't been home yet. Jim henüz evde değil. Jim henüz eve gelmedi. Who is the victim of the accident? Kazanın kurbanı kimdir? Kaza kurbanı kim? Those branches break easily. O dallar kolayca kırılır. Bu dallar kolayca kırılır. Get on the bus. Otobüse binin. Otobüse bin. Tom missed class. Tom dersi kaçırdı. Tom dersi kaçırdı. We won't bite. Isırmayacağız. Isırmayacağız. I hope what you're saying is true. Umarım dediğin doğrudur. Umarım söylediklerin doğrudur. The kids are all excited. Çocukların hepsi heyecanlı. Çocukların hepsi heyecanlı. Is there a possibility that you are pregnant? Hamile olma ihtimaliniz var mı? Hamile olma ihtimaliniz var mı? Why don't we take a break at 2:30? Neden 2: 30'da ara vermiyoruz? Neden saat 2:30'da ara vermiyoruz? It's great that you're coming. Gelecek olman çok güzel. Gelmen çok güzel. Please help yourself. Buyrun. Lütfen keyfine bak. Jim goes to school by bus. Jim okula otobüsle gider. Jim okula otobüsle gider. I can't wait for him any longer. Artık onu bekleyemem. Onu daha fazla bekleyemem. I need time to think about that. Onun hakkında düşünmek için zamana ihtiyacım var. Bunu düşünmek için zamana ihtiyacım var. I did it right. Ben onu doğru yaptım. Doğru yaptım. I don't think this rain will let up. Bu yağmurun duracağını sanmam. Bu yağmurun dineceğini sanmıyorum. It used to happen all the time. Eskiden hep oluyordu. Eskiden hep böyle olurdu. Tom was such a cute kid. Tom çok şirin bir çocuktu. Tom çok tatlı bir çocuktu. Do you have frequent earaches? Sık kulak ağrısı yaşıyor musunuz? Sık sık kulak ağrınız var mı? What exactly is it that you're asking me to do? Benden yapmamı istediğin şey tam olarak nedir? Benden tam olarak ne yapmamı istiyorsun? Would you mind telling me where you're going? Bana nereye gittiğini söyler misin? Bana nereye gittiğini söyleyebilir misin? What shall we buy him for his birthday? Biz onun doğum günü için ona ne satın alalım? Doğum günü için ona ne alalım? Tom hated Canadian politics. Tom Kanadalı siyasetten nefret ediyordu. Tom Kanada siyasetinden nefret ediyordu. You've been luckier than me. Benden daha şanslısın. Benden daha şanslısın. Tom still doesn't have to do that, does he? Tom hâlâ bunu yapmak zorunda değil, değil mi? Tom hala bunu yapmak zorunda değil, değil mi? I ought to go now. Şimdi gitmek zorundayım. Artık gitmem gerek. Tom will be mad at you if you keep doing that. Bunu yapmaya devam edersen Tom kızar. Bunu yapmaya devam edersen Tom sana kızar. Our car was fast and soon got ahead of the other cars. Bizim arabamız hızlıydı ve kısa sürede diğer arabaların önüne geçti. Arabamız hızlıydı ve kısa sürede diğer arabaların önüne geçti. Marie blushed exceedingly, lowered her head, and made no reply. Marie aşırı derecede kızardı, başını indirdi ve hiç karşılık vermedi. Marie aşırı derecede kızardı, başını indirdi ve cevap vermedi. We're looking forward to seeing you. Seni görmeye can atıyoruz. Sizi görmek için sabırsızlanıyoruz. Tom spends a lot of time on his phone. Tom telefonunda çokça vakit geçiriyor. Tom telefonunda çok zaman geçirir. He is always looking for a good job. O daima iyi bir iş arıyor. Her zaman iyi bir iş arıyor. Anyone could do that. Herhangi biri onu yapabilir. Bunu herkes yapabilir. I'm using the hammer right now. Şu anda çekici kullanıyorum. Şu an çekiç kullanıyorum. You have to show compassion to your girl. Kız arkadaşına merhamet göstermek zorundasın. Kız arkadaşına şefkat göstermelisin. This game got rigged. Bu maça şike karıştı. Bu oyun hileli. It's a good plan, at least on paper. Güzel plan, en azından kâğıt üstünde öyle. İyi bir plan, en azından kağıt üzerinde. Tom can do things that I can't do. Tom benim yapamadığım şeyleri yapabilir. Tom benim yapamadığım şeyleri yapabilir. Tom walked to the end of the pier. Tom iskelenin sonuna kadar yürüdü. Tom iskelenin sonuna kadar yürüdü. Tom took a gap year after he didn't get into medical school. Tom tıbba giremeyince bir yıl bekledi. Tom tıp fakültesine girmedikten bir yıl sonra ara verdi. Sami hit the freeway. Sami otobana çıktı. Sami otobana çıktı. To understand it, you have only to read this book. Onu anlamak için, yalnızca bu kitabı okumak zorundasın. Bunu anlamak için, sadece bu kitabı okumalısınız. They often skip class. Okulu çok asıyorlar. Genellikle sınıfı atlarlar. I'd be disappointed if you were to disobey these orders. Bu emirlere uymazsan hayal kırıklığına uğrarım. Bu emirlere karşı gelirsen hayal kırıklığına uğrarım. I met him in Boston last week. Geçen hafta Boston'da onunla tanıştım. Onunla geçen hafta Boston'da tanıştım. I have one sister. Bir bacım var. Bir kız kardeşim var. You should get rid of that bad habit. Senin o kötü alışkanlıktan kurtulman gerekir. Bu kötü alışkanlıktan kurtulmalısın. He went to see the captain, but he wasn't allowed to speak to him. Kaptanı görmeye gitti ama onunla konuşmasına izin verilmedi. Kaptanı görmeye gitti ama onunla konuşmasına izin verilmedi. Mary heard a noise. Mary bir gürültü duydu. Mary bir ses duydu. Have you ever asked me a question and I didn't answer? Sen hiç bana bir soru sordun mu ve ben cevap vermedim mi? Hiç bana bir soru sordun ve ben cevap vermedim mi? The acting wasn't great. Oyunculuk harika değildi. Oyunculuk harika değildi. We must respect the will of the individual. Bireyin isteğine saygı göstermeliyiz. Bireyin iradesine saygı göstermeliyiz. There must be something we can do. Yapabileceğimiz bir şey olmalı. Yapabileceğimiz bir şey olmalı. Music gratifies the ears. Müzik kulakları tatmin eder. Müzik kulakları memnun eder. My grandmother is the oldest in this town. Büyükannem bu kasabada en yaşlıdır. Büyükannem bu kasabanın en yaşlısı. Tom had a very good night. Tom çok iyi bir gece geçirdi. Tom çok iyi bir gece geçirdi. I helped my mother wash the dishes. Annemin bulaşıkları yıkamasına yardım ettim. Annemin bulaşıkları yıkamasına yardım ettim. Have you ever had a wet dream? Hiç rüyalandın mı? Hiç ıslak bir rüya gördün mü? She is really in good health. Onun sağlığı gerçekten iyi. Sağlığı gerçekten iyi. Please let go of me. Lütfen beni bırak. Lütfen bırak beni. Tom spent more money on that than he should've. Tom buna harcaması gerektiğinden daha fazla para harcadı. Tom buna olması gerekenden daha fazla para harcadı. Sami had a good living. Sami iyi yaşam sahibiydi. Sami'nin iyi bir hayatı vardı. My teachers like me. Öğretmenlerim beni beğenir. Öğretmenlerim benim gibi. I rented out the guest bedroom. Misafir yatak odasını kiraya verdim. Misafir odasını kiraladım. Tom wanted to become a veterinarian. Tom bir veteriner olmak istiyordu. Tom veteriner olmak istiyordu. What should I do with her? Onunla ne yapmalıyım? Onunla ne yapacağım? We're high school teachers. Lise öğretmeniyiz. Biz lise öğretmeniyiz. Some doors and windows were left open. Bazı kapı ve pencereler açık bırakıldı. Bazı kapılar ve pencereler açık bırakılmıştı. Tom has three children. Tom'un üç çocuğu var. Tom'un üç çocuğu var. He kept me waiting for a long time. O uzun bir süre beni bekletti. Beni uzun süre bekletti. If you are free tomorrow, I can show you around Kyoto. Yarın işin yoksa sana Kyoto'yu gezdirebilirim. Yarın müsaitsen sana Kyoto'yu gösterebilirim. Don't you lie to me. Bana yalan söyleme. Bana yalan söyleme. I'm quite innocent. Ben oldukça masumum. Oldukça masumum. Men cry too. Erkekler de ağlar. Erkekler de ağlar. He's the man I told you about. O sana bahsettiğim adam. Sana bahsettiğim adam o. We are looking for you! Biz seni arıyoruz! Sizi Arıyoruz! What's the tallest building in Boston? Boston'da en yüksek bina nedir? Boston'daki en yüksek bina hangisi? The printer ran out of paper. Yazıcıda kâğıt kalmadı. Yazıcının kâğıdı bitmişti. I participated in the discussion. Ben tartışmaya katıldım. Tartışmaya katıldım. Tom has been bitten. Tom ısırıldı. Tom ısırıldı. She bent down. O öne doğru eğildi. Eğildi. Tom probably saved my life. Tom muhtemelen hayatımı kurtardı. Tom muhtemelen hayatımı kurtardı. I don't think it's going to happen. Bunun olacağını sanmıyorum. Bunun olacağını sanmıyorum. I have a car, but I hardly ever use it. Arabam var, ama neredeyse hiç kullanmıyorum. Arabam var ama neredeyse hiç kullanmıyorum. Sometimes we should stop to think. Bazen düşünmeyi bırakmamız gerekir. Bazen düşünmeyi bırakmalıyız. Don't keep me in the dark about it. Beni onun hakkında karanlıkta tutma. Beni bu konuda karanlıkta bırakma. Yanni wrote a big essay. Yanni hacimli bir makale kaleme aldı. Yanni büyük bir deneme yazdı. Prime numbers are divisible only by one and themselves. Asal sayılar sadece birle ve kendileri ile bölünebilir. Asal sayılar sadece bir ve kendileri tarafından bölünebilir. He makes enough money to live a luxurious life. O, lüks bir hayat yaşamak için yeterli para kazanır. Lüks bir hayat yaşamak için yeterince para kazanıyor. I failed on purpose. Kasten kaybettim. Bilerek başarısız oldum. The security system scanned Tom's retina. Güvenlik sistemi Tom'un retinasını taradı. Güvenlik sistemi Tom'un retinasını taradı. What do you think we gonna do during the new semester? Yeni dönem boyunca ne yapacağımızı düşünüyorsun? Sence yeni dönem boyunca ne yapacağız? I'm a paramedic. Ben paramedikim. Ben sağlık görevlisiyim. I can't pay her. Ona ödeme yapamıyorum. Ona ödeme yapamam. So, what do you want to do? Peki ne yapmak istiyorsun? Peki, ne yapmak istiyorsun? Think about your life. Hayatını düşün. Hayatını düşün. No one was able to escape. Hiç kimse kaçamadı. Kimse kaçamadı. Why shouldn't I help Tom? Tom'a neden yardımcı olmayayım? Neden Tom'a yardım etmeyeyim? Tom is an extremely talented artist. Tom son derece yetenekli bir sanatçı. Tom son derece yetenekli bir sanatçıdır. I live in Maastricht. Maastricht'te yaşıyorum. Maastricht'te yaşıyorum. I have to study for three tests tonight. Bu gece üç sınava birden çalışmak zorundayım. Bu gece üç test için çalışmam gerekiyor. The girl is too shy. Kız çok çekingen. Kız çok utangaç. It is best to avoid eating high cholesterol foods. Yüksek kolesterollü gıdaları yemeyi önlemek en iyisidir. Yüksek kolesterollü yiyecekleri yemekten kaçınmak en iyisidir. We have to be prepared for the worst. En kötüsü için hazırlıklı olmak zorundayız. En kötüsüne hazırlıklı olmalıyız. Tom got here ten to fifteen minutes after Mary. Tom Mary'den on ila on beş dakika sonra buraya geldi. Tom, Mary'den on ila on beş dakika sonra geldi. Don't spend money you don't have. Elinde olmayan parayı harcama. Sahip olmadığın parayı harcama. The masks are off. Maskeler çıkarıldı. Maskeler kapalı. Was Tom invited to the party? Tom partiye davet edildi mi? Tom partiye davet edildi mi? Maybe there's still hope for you. Belki senin için hâlâ umut vardır. Belki senin için hala umut vardır. I'm glad it makes you so happy. Bunun seni çok mutlu ettiğine sevindim. Seni bu kadar mutlu etmesine sevindim. They will ask Tom. Onlar Tom'a soracak. Tom'a sorarlar. We're always cautious. Biz hep temkinliyiz. Biz her zaman tedbirliyiz. I've got nothing more to say. Söyleyecek daha fazla bir şeyim yok. Söyleyecek başka bir şeyim yok. Tom put on his glasses. Tom gözlüklerini taktı. Tom gözlüklerini taktı. I think Tom and Mary have fallen in love. Bence Tom ve Mary aşık oldu. Tom ve Mary'nin birbirlerine aşık olduklarını düşünüyorum. You need to eat well to stay healthy. Sağlıklı kalmak için iyi beslenmelisiniz. Sağlıklı kalmak için iyi beslenmeniz gerekir. The apples are all rotten. Elmaların hepsi çürük. Elmaların hepsi çürümüş. Tom seems to be very excited. Tom çok heyecanlı görünüyor. Tom çok heyecanlı görünüyor. Sami was too afraid to leave. Sami ayrılmaktan çok korkuyordu. Sami gitmekten çok korkuyordu. I'm starting to feel sleepy. Ben uykulu hissetmeye başlıyorum. Uykum gelmeye başladı. Why would Tom lie about that? Neden Tom onun hakkında yalan söylerdi? Tom neden bu konuda yalan söylesin ki? I never have time to read novels anymore. Artık hiç roman okuyacak vaktim yok. Artık roman okumaya hiç vaktim yok. Tom went on a spending spree. Tom'u alışveriş çılgınlığı bastı. Tom bir harcama çılgınlığına girdi. Arabia is rich in oil. Arabistan petrol zenginidir. Arabistan petrol açısından zengindir. Have you found somebody to replace Tom? Tom'un yerine geçecek birini buldun mu? Tom'un yerine birini buldun mu? I love California. Kaliforni'yayı seviyorum. Kaliforniya'yı seviyorum. Do you know how to make a grilled cheese sandwich? Kızarmış peynirli sandvicin nasıl yapıldığını biliyor musun? Izgara peynirli sandviç yapmayı biliyor musun? That's not exactly true, is it? Bu tam olarak doğru değil, değil mi? Bu tam olarak doğru değil, değil mi? I have to tell Tom the truth tomorrow. Tom'a yarın gerçeği anlatmak zorundayım. Yarın Tom'a gerçeği söylemek zorundayım. It was yesterday that Mike bought this racket. Mike bu raketi dün aldı. Mike bu raketi dün almıştı. Tangerines contain a lot of vitamin C. Mandalina çok miktarda C vitamini içerir. Tangerinler çok fazla C vitamini içerir. I'll take care of all the travel arrangements. Tüm seyahat düzenlemelerine dikkat edeceğim. Bütün seyahat ayarlamalarını ben halledeceğim. I really want to spend some time alone with Tom. Tom'la yalnız başıma biraz zaman harcamayı gerçekten istiyorum. Tom'la biraz yalnız kalmak istiyorum. You can tell this is college radio. First of all, they actually play records; secondly, they keep playing them at the wrong speed. Bunu üniversite radyosunda anlatabilirsin. Her şeyden önce onlar aslında kayıtları çalarlar; ikinci olarak onları yanlış hızda çalmaya devam ederler. Bunun üniversite radyosu olduğunu söyleyebilirsiniz. Her şeyden önce, aslında plak çalıyorlar; İkincisi, onları yanlış hızda çalmaya devam ediyorlar. Tom never even saw a computer until he was thirteen. Tom bile on üç yaşına kadar hiç bilgisayar görmedi. Tom on üç yaşına kadar bilgisayar bile görmedi. A blackboard doesn't have to be black. Bir kara tahta, siyah olmak zorunda değildir. Kara tahtanın siyah olması gerekmez. Tom wore a suit and tie. Tom takım elbise ve kravat giydi. Tom takım elbise ve kravat giydi. I think we forgot someone. Sanırım birini unuttuk. Sanırım birini unuttuk. Tom preferred to shop in person. Tom alışverişini görerek yapmayı tercih ediyordu. Tom şahsen alışveriş yapmayı tercih etti. I'm going to put a stop to this. Ben bunu durduracağım. Buna bir son vereceğim. I have difficulty understanding abstract modern art, especially Mondrian. Soyut modern sanatı anlamada güçlük çekiyorum, özellikle Mondrian. Soyut modern sanatı, özellikle Mondrian'ı anlamakta zorlanıyorum. He lives in a posh apartment near Central Park. O Central Park yakınındaki lüks bir dairede yaşıyor. Central Park yakınlarındaki lüks bir dairede yaşıyor. Tom is a good lad. Tom efendi çocuktur. Tom iyi bir çocuk. Tom isn't in the hospital, is he? Tom hastanede değil, değil mi? Tom hastanede değil, değil mi? First things first, let's go to the girl with her head in the clouds. Her şeyden önce ayakları yere basmayan kızın yanına gidelim. Her şeyden önce, kafası bulutlarda olan kıza gidelim. I know someone who plays the accordion. Akordeon çalan bir tanıdığım var. Akordeon çalan birini tanıyorum. He gets along well with the people in his neighborhood. O, çevresindeki insanlarla iyi geçiniyor. Mahalledeki insanlarla iyi geçiniyor. Sami came to Cairo to escape his past. Sami, geçmişinden kaçmak için Kahire'ye geldi. Sami, geçmişinden kaçmak için Kahire'ye geldi. I got up at seven. Ben yedide kalktım. Saat yedide kalktım. Is it OK if I ask you a few medical questions? Size sağlığınızla ilgili birkaç soru sorabilir miyim? Sana birkaç tıbbi soru sormamın sakıncası var mı? I spent the day playing with my children. Günü çocuklarımla oynayarak geçirdim. Günümü çocuklarımla oynayarak geçirdim. Yanni worked in a store. Yanni bir mağazada çalışıyordu. Yanni bir mağazada çalışıyordu. That method didn't seem very effective. O yöntem çok etkili gözükmüyordu. Bu yöntem pek etkili görünmüyordu. It's said that a new airport will be built in the city. Şehre yeni bir havaalanı yapılacağı söyleniyor. Şehirde yeni bir havaalanı inşa edileceği söyleniyor. Have you wondered why Tom doesn't come here anymore? Tom'un artık neden buraya gelmediğini merak ettin mi? Tom'un neden artık buraya gelmediğini merak ettin mi? We could always count on Tom. Tom'a her zaman güvenebiliriz. Tom'a her zaman güvenebiliriz. Is that table reserved? Bu masaya rezervasyon yapıldı mı? O masa rezerve edilmiş mi? It's murderously hot today. Bugün öldürücü bir sıcak var. Bugün çok sıcak. Did you hear what we said? Ne dediğimizi duydun mu? Ne dediğimizi duydun mu? Tom was about to speak. Tom konuşmak üzereydi. Tom konuşmak üzereydi. Those shadows appeared in a way like giant dinosaurs, with a long neck and a very big jaw without teeth. Bir bakıma uzun boyunlu ve dişsiz çok büyük çenesi olan dev dinozorlar gibi şu görüntüler ortaya çıktı. Bu gölgeler dev dinozorlar gibi, uzun boyunlu ve dişleri olmayan çok büyük bir çeneyle ortaya çıktı. Tom had no idea why Mary wanted to do that. Mary'nin neden onu yapmak istediği konusunda bir fikri yoktu. tom mary'nin bunu neden yapmak istediğini bilmiyordu. Are you saying you can't fix it? Onu düzeltemeyeceğini mi söylüyorsun? Tamir edemeyeceğini mi söylüyorsun? My apartment is near. Benim apartman yakındır. Dairem yakında. Tom decided to buy a red car. Tom kırmızı bir araba satın almaya karar verdi. Tom kırmızı bir araba almaya karar verdi. It's been cold recently. Bu aralar hava soğuk. Son zamanlarda hava çok soğuk. Tom kept Mary waiting for thirty minutes. Tom, Mary'yi otuz dakika bekletti. tom mary'yi otuz dakika bekletti. Do you feel like you have a fever? Ateşinizin yükseldiğini hissediyor musunuz? Ateşin varmış gibi hissediyor musun? I will stay home tomorrow. Yarın evde kalacağım. Yarın evde kalacağım. I'm paid enough. Bana yeterince para ödeniyor. Yeterince param var. Tom doesn't have to do it. Tom onu yapmak zorunda değil. Tom bunu yapmak zorunda değil. Tom wished to sink into the ground for shame. Tom, utancından yerin dibine girmek istedi. Tom utançtan yerin dibine batmak istedi. I stood next to Tom. Tom'un yanında durdum. Tom'un yanında durdum. The contract has been mutually terminated. Sözleşme karşılıklı olarak feshedildi. Sözleşme karşılıklı olarak feshedildi. I'd like to see you again tomorrow. Yarın seni tekrar görmek istiyorum. Yarın seni tekrar görmek istiyorum. Tom supported his accusation with evidence Mary couldn't deny. Tom suçlamasını Mary'nin inkâr edemeyeceği bir delille destekledi. Tom suçlamasını Mary'nin inkar edemeyeceği kanıtlarla destekledi. Rest as much as you want. İstediğin kadar dinlen. İstediğin kadar dinlen. I don't think Tom needs very much help. Tom'un çok fazla yardıma ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Tom'un çok fazla yardıma ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Tom went back to his car and got a flashlight. Tom arabasına döndü ve bir el feneri aldı. Tom arabasına geri döndü ve bir el feneri aldı. The soldiers were equipped with weapons. Askerler silahlarla donatıldı. Askerler silahlarla donatılmıştı. You left your keys in the door. Anahtarlarını kapının üzerinde bırakmışsın. Anahtarlarını kapıda unutmuşsun. Why does Tom want to come with me? Tom neden benimle gelmek istiyor? Tom neden benimle gelmek istiyor? You've drunk enough water, I think. Yeterince su içtiniz sanırım. Yeterince su içtin sanırım. Maybe it was Tom. Belki o Tom'du. Belki de Tom'du. Tom didn't know what he had to do. Tom ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Tom ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Tom is neat. Tom düzenli. Tom temizdir. I have two uncles; one lives in Boston and the other lives in Chicago. İki amcam var; biri Boston'da, diğeri Chicago'da yaşıyor. İki amcam var; biri Boston'da, diğeri Chicago'da yaşıyor. Whose pictures are these? Bunlar kimin resimleri? Bunlar kimin resimleri? I got everything I asked for. İstediğim her şeyi aldım. İstediğim her şeyi aldım. Tom gets up early and so do I. Tom erken kalkar ve ben de. Tom erken kalkar, ben de öyle. The man who answered the door was holding a gun. Kapıyı açan adamın elinde silah vardı. Kapıyı açan adam elinde silah tutuyordu. I don't think you heard me. Beni duyduğunu sanmıyorum. Beni duyduğunu sanmıyorum. Tom is already thirty. Tom zaten otuz yaşında. Tom zaten otuz yaşında. I can't ask Tom for any more money. Tom'dan daha fazla para isteyemem. Tom'dan daha fazla para isteyemem. I'm not pretty. Ben güzel değilim. Ben güzel değilim. Is Tom friendly? Tom arkadaş canlısı mı? Tom arkadaş canlısı mı? A falcon is a predatory bird. Doğanlar yırtıcı kuşlardır. Şahin yırtıcı bir kuştur. "Did you do that?" "No, Tom begged me not to." "Bunu yaptın mı?" "Hayır, Tom yapmamam için bana yalvardı." "Bunu sen mi yaptın?" "Hayır, Tom yapmamam için yalvardı." The girl broke into tears. Kız gözyaşlarına boğuldu. Kız gözyaşlarına boğuldu. This is astonishing. Bu şaşırtıcı. Bu çok şaşırtıcı. I passed the city hall on my way to the station. İstasyona giderken belediye binasını geçtim. İstasyona giderken belediye binasının önünden geçtim. Can you see this? Bunu görebiliyor musun? Bunu görebiliyor musun? The weather forecast says it will be fine tomorrow. Hava tahminine göre yarın hava güzel olacak. Hava durumu yarın iyi olacağını söylüyor. He went by the name of Johnny. O, Johnny adıyla kaçtı. Johnny adını kullandı. It feels like I don't belong anywhere. Hiçbir yere ait değilmişim gibi hissediyorum. Hiçbir yere ait olmadığımı hissediyorum. I think our luck just ran out. Sanırım şansımız tükendi. Sanırım şansımız tükendi. A relationship between blood group and personality has not been scientifically proven. Kan grubu ve kişilik arasında bir ilişki bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Kan grubu ve kişilik arasındaki ilişki bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. I didn't tell Tom how much I'd spent. Tom'a ne kadar harcamış olduğumu söylemedim. Tom'a ne kadar harcadığımı söylemedim. You don't know him, do you? Sen onu tanımıyorsun, değil mi? Onu tanımıyorsun, değil mi? I think Malbork castle is wonderful. Sanırım Malbork kalesi harika. Bence Malbork kalesi harika. I'm assuming Tom knew about this. Tom'un bunun hakkında bildiğini varsayıyorum. Tom'un bunu bildiğini varsayıyorum. There's no single answer to that question. Bu sorunun tek cevabı yok. Bu sorunun tek bir cevabı yok. Please tell me this isn't really happening. Lütfen bana bunun gerçekten olmadığını söyle. Lütfen bana bunun gerçekten olmadığını söyle. Dogs are smarter than we think. Köpekler sandığımızdan daha zeki. Köpekler düşündüğümüzden daha zekidir. Tom never told me why he had decided to become a teacher. Neden bir öğretmen olmaya karar verdiğini Tom bana hiç söylemedi. Tom bana neden öğretmen olmaya karar verdiğini hiç söylemedi. Sami had a very crazy mother. Sami'nin çok çılgın bir annesi vardı. Sami'nin çok çılgın bir annesi vardı. Tom will probably be fired. Tom muhtemelen kovulacak. Tom muhtemelen kovulur. Tom doesn't watch TV anymore. Tom artık televizyon izlemiyor. Tom artık televizyon izlemiyor. I should've followed Tom's advice. Tom'un tavsiyesini dinlemeliydim. Tom'un tavsiyesine uymalıydım. She solved the task in ten minutes. Görevi on dakika içinde çözdü. Görevi 10 dakikada çözdü. Tom doesn't want to wait in line. Tom sırada beklemek istemiyor. Tom sırada beklemek istemiyor. Let me get you another drink. Sana bir içki daha getireyim. Sana bir içki daha getireyim. Who called you? Seni kim aradı? Seni kim aradı? They stopped hugging. Sarılmaktan vazgeçtiler. Sarılmayı bıraktılar. Comic books aren't as popular as they used to be. Çizgi romanlar eskisi kadar popüler değil. Çizgi romanlar eskisi kadar popüler değildir. She doesn't stop writing letters. O mektup yazmaktan vazgeçmez. Mektup yazmayı bırakmıyor. How exactly do you know her? Onu tam olarak nasıl tanıyorsun? Onu tam olarak nasıl tanıyorsun? I was this close to giving up. Bırakmama ramak kalmıştı. Pes etmeye çok yaklaşmıştım. I want to buy a 32" TV. 32 inç bir televizyon almak istiyorum. 32" TV almak istiyorum. He is doing it with my help. O, onu benim yardımım vasıtasıyla yapıyor. Bunu benim yardımımla yapıyor. I'm convinced that you don't want to do that. Onu yapmak istemediğine ikna oldum. Bunu yapmak istemediğine ikna oldum. They passed the Cape of Good Hope. Onlar Ümit Burnu'nu geçtiler. İyi Umut Burnu'nu geçtiler. I'll tell you if you promise me you won't get mad. Kızmayacağına söz verirsen söylerim. Bana kızmayacağına söz verirsen söylerim. I have to study for three tests tonight. Bu akşam üç sınava çalışmam gerekiyor. Bu gece üç test için çalışmam gerekiyor. I feel really respected. Ben gerçekten saygı hissediyorum. Gerçekten saygı duyduğumu hissediyorum. We'll be expecting you at 2:30. Sizi 2:30'da bekleyeceğiz. Seni 2:30'da bekliyor olacağız. Tom blushed when Mary kissed him. Mary onu öptüğünde Tom kızardı. Mary onu öptüğünde Tom kızardı. I need a shield. Bir kalkana ihtiyacım var. Kalkana ihtiyacım var. My father always speaks in a very loud voice. Babam her zaman çok yüksek bir sesle konuşur. Babam her zaman yüksek sesle konuşur. Have you ever felt depressed for most of the day for 14 consecutive days? On dört gün boyunca günlerinizin çoğunu depresif geçirdiğiniz bir dönem oldu mu? Hiç 14 gün boyunca günün büyük bir bölümünde depresyona girdiniz mi? I've got it covered. Onu kaplattım. Ben hallettim. Tom has a house in Boston. Tom'un Boston'da bir evi var. Tom'un Boston'da bir evi var. Is your office far from here? Ofisiniz buradan uzak mı? Ofisin buradan uzak mı? Mali is one of Africa’s largest cotton growers. Mali, Afrika'nın en büyük pamuk yetiştiricilerinden biri. Mali, Afrika'nın en büyük pamuk yetiştiricilerinden biridir. That's not smart. Bu akıllı değil. Bu hiç akıllıca değil. We don't have a whole lot of time. Bir sürü zamanımız yok. Fazla zamanımız yok. Angels watch from above as men fight amongst themselves. İnsanlar kendi aralarında mücadele ederken melekler yukarıdan izlerler. Melekler, erkeklerin kendi aralarında kavga ederken yukarıdan seyreder. I wasn't that hungry. O kadar acıkmamıştım. O kadar aç değildim. It's game time. Oyun zamanı. Oyun zamanı. He says that he's a creature of habit. Alışkanlıklarına bağlı biri olduğunu söylüyor. Alışkanlık sahibi bir yaratık olduğunu söylüyor. I pressed one. Ben birini baskı yaptım. Bir tane bastım. Tom looked like he was about to explode. Tom pimi çekilmiş bomba gibiydi. Tom patlamak üzereymiş gibi görünüyordu. He tried to cheer up his wife, but wasn't able to. Karısını neşelendirmeye çalıştı, ancak yapamadı. Karısını neşelendirmeye çalıştı ama başaramadı. How can I reach her? Ona nasıl ulaşabilirim? Ona nasıl ulaşabilirim? He ran for his life. O, can havliyle koştu. Hayatını kurtarmak için koştu. I've completely lost interest in this. Ben bu konuya tamamen ilgimi kaybettim. Bu işe olan ilgimi tamamen kaybettim. They work all day. Bütün gün çalışıyorlar. Bütün gün çalışıyorlar. Why don't we speak in French? Neden Fransızca konuşmuyoruz? Neden Fransızca konuşmuyoruz? Tom is sleeping in his chair. Tom koltuğunda uyuyor. Tom sandalyesinde uyuyor. Tom used to be lucky. Tom önceden şanslıydı. Tom eskiden şanslıydı. Do you have any open sores on your body? Vücudunuzda açık yara var mı? Vücudunda açık yara var mı? I don't want to name names. İsim vermek istemiyorum. İsim vermek istemiyorum. What a nice couple they are! Ne hoş bir çift. Ne kadar güzel bir çift! Tom is such a whinger. Tom çok ağlak biri. Tom tam bir hırıltı. Tom gave Mary a fur coat. Tom Mary'ye kürk manto verdi. Tom Mary'ye kürk palto verdi. Tom spent the afternoon with his friends. Tom öğleden sonrayı arkadaşlarıyla geçirdi. Tom öğleden sonrasını arkadaşlarıyla geçirdi. I want to take her with me. Onu benimle götürmek istiyorum. Onu da yanımda götürmek istiyorum. There used to be a lamppost here. Burada eskiden sokak lambası vardı. Eskiden burada bir lamba direği vardı. I spend my summers in Boston. Yazlarımı Boston'da geçiririm. Yazlarımı Boston'da geçiriyorum. We are just in time for the last train. Son trene son anda yetiştik. Son tren için tam zamanında geldik. I live in New Zealand. Ben Yeni Zelanda'da yaşıyorum. Yeni Zelanda'da yaşıyorum. You're not really over thirty, are you? Gerçekten otuzun üzerinde değilsin, değil mi? Gerçekten otuzu geçemedin, değil mi? This is America, speak whatever language you want. Burası Amerika, istediğiniz dili konuşun. Burası Amerika, istediğin dili konuş. Tom bought his camera at this store about three months ago. Tom kamerasını yaklaşık üç ay önce bu mağazada satın aldı. Tom yaklaşık üç ay önce kamerasını bu mağazadan satın aldı. Please wait for me at the gate. Lütfen beni kapıda bekleyin. Lütfen kapıda beni bekleyin. Tom isn't a junkman. Tom bir hurdacı değil. Tom çöpçü değil. Body language is a language you won't find translated in Tatoeba. Vücut dili Tatoeba'da çevrilmiş bulamayacağınız bir dildir. Vücut dili, Tatoeba'da tercüme edilmeyecek bir dildir. Tom and Mary both like sports. Tom ve Mary'nin her ikisi de sporu severler. Tom ve Mary sporu severler. Can't you talk some sense into Tom? Tom'a mantıklı davranmasını söyleyemiyor musun? Tom'a biraz mantıklı konuşamaz mısın? Tom seemed adventurous. Tom maceracı görünüyordu. Tom maceracı görünüyordu. Please sit according to your number. Lütfen numarana göre otur. Lütfen numaranıza göre oturun. English is my mother tongue. İngilizce benim anadilim. İngilizce benim ana dilim. I'm used to dealing with these kind of problems. Bu tür sorunlarla uğraşmaya alışkınım. Bu tür sorunlarla uğraşmaya alışığım. Dinner will be included. Akşam yemeği dahil edilecek. Akşam yemeği dahil edilecektir. Who do you need to do that with? Onu kiminle yapman gerekiyor? Bunu kiminle yapacaksın? I think the sentence is okay. Cümlede sıkıntı yok bence. Bence cümle tamamdır. Swimming will develop many different muscles. Yüzme birçok farklı kasları geliştirecektir. Yüzme birçok farklı kas geliştirecektir. His wife left him and he was fired from his job. Karısı onu terk etti ve o işinden kovuldu. Karısı onu terk etti ve işinden kovuldu. I have to arrange my hair. Saçımı düzenlemek zorundayım. Saçlarımı ayarlamam lazım. Sami looked like a caveman. Sami mağara adamı gibi görünüyordu. Sami mağara adamı gibiydi. Can I borrow your phone? Telefonunu ödünç alabilir miyim? Telefonunu ödünç alabilir miyim? Algeria should become a manufacturing base. Cezayir bir üretim üssü olmalı. Cezayir bir üretim üssü haline gelmelidir. Tom is still in high school. Tom hâlâ lisede. Tom hala lisede. I eat cornflakes for breakfast. Kahvaltı için mısır gevreği yerim. Kahvaltıda mısır gevreği yerim. I don't know how or why it's happening. Bunun nasıl ve neden olduğunu bilmiyorum. Bunun nasıl ve neden olduğunu bilmiyorum. I am traveling to Spain. İspanya'ya yolculuk yapıyorum. İspanya'ya gidiyorum. Tom was drafted. Tom askere alındı. Tom askere alındı. Tom knows something's wrong. Tom bir şeyin yanlış olduğunu biliyor. Tom bir şeylerin yanlış olduğunu biliyor. Marie's parents are rich. Marie'nin ailesi zengin. Marie'nin ailesi zengindir. We need to get our priorities right. Önceliklerimizi doğru belirlemeliyiz. Önceliklerimizi doğru bir şekilde belirlemeliyiz. Would you mind if I turned the radio off? Radyoyu kapatmamın senin açından bir sakıncası var mı? Telsizi kapatmamın sakıncası var mı? They don't look so happy, do they? Onlar çok mutlu görünmüyor, değil mi? Pek mutlu görünmüyorlar, değil mi? Even though he's wealthy, he's not happy. Varlıklı olmasına rağmen, o mutlu değil. Zengin olmasına rağmen mutlu değil. When I was your age, I was already married. Ben senin yaşındayken zaten evliydim. Ben senin yaşındayken, zaten evliydim. Where's Tom this morning? Tom bu sabah nerede? Tom bu sabah nerede? Guess who I met today! Bil bakalım kimle tanıştım bugün! Bil bakalım bugün kiminle tanıştım! I didn't know Tom had a sports car. Tom'un bir spor arabası olduğunu bilmiyordum. Tom'un spor arabası olduğunu bilmiyordum. Smoking is a no-no in hospitals. Hastanelerde sigara içmeye müsamaha gösterilmez. Sigara içmek hastanelerde hayırdır. The last word will be mine. Son sözü ben alacağım. Son söz benim olacak. Palestinians, too, have a right of return to their own land. Topraklarına geri dönmek Filistinlilerin de hakkı. Filistinlilerin de kendi topraklarına dönme hakları var. Tom was clearly the winner. Tom açıkça kazanandı. Tom'un kazanan olduğu belliydi. What're we supposed to do with that? Bununla ne yapmamız gerekiyor? Bununla ne yapmamız gerekiyor? Tom couldn't keep up. Tom devam ettiremedi. Tom ayak uyduramadı. It's a small problem. O küçük bir sorun. Küçük bir sorun. I'd like to get under way as soon as possible. En kısa sürede yola çıkmak istiyorum. En kısa zamanda yola koyulmak istiyorum. Tom walked toward Mary. Tom Mary'ye doğru yürüdü. Tom Mary'ye doğru yürüdü. This picture shows how stupid I used to look. Bu resim eskiden ne kadar aptalca göründüğümü gösteriyor. Bu resim eskiden ne kadar aptal göründüğümü gösteriyor. She wore neither shoes nor stockings. O ne ayakkabı ne de çorap giydi. Ne ayakkabı ne de çorap giyiyordu. You're the smartest man I know. Tanıdığım en akıllı adamsın. Tanıdığım en zeki adamsın. I hit him on the chin. Onun çenesine vurdum. Çenesine vurdum. I'm stuffed! Tokum. Doydum! Do you regularly have sinus issues? Çok sinüzit problemi yaşıyor musunuz? Düzenli olarak sinüs probleminiz var mı? He looks old for his age. O, yaşına göre yaşlı görünüyor. Yaşına göre yaşlı görünüyor. She came here once again. O tekrar buraya geldi. Buraya bir kez daha geldi. I don't want your help. Yardımını istemiyorum. Yardımını istemiyorum. Mary renounced her moral values and became a nihilist. Mary ahlaki değerlerini reddetti ve bir hiççi oldu. Mary ahlaki değerlerinden vazgeçti ve nihilist oldu. I want to examine you again tomorrow. Sizi yarın yine muayene etmek istiyorum. Yarın seni tekrar muayene etmek istiyorum. Do you have difficulty urinating? İdrarınızı yaparken zorlanıyor musunuz? İdrar yapmakta zorluk çekiyor musunuz? Tom seemed to be OK. Tom iyi görünüyordu. Tom iyi görünüyordu. The message is written in French. Mesaj Fransızca yazılmış. Mesaj Fransızca olarak yazılmıştır. If the COVID-19 vaccine was available, would you like to receive it? COVID-19 aşısı hazır olsaydı yaptırır mıydınız? COVID-19 aşısı mevcut olsaydı, almak ister miydiniz? I bet I can sit here longer without saying anything than you can. Burada ağzımı açmadan senden daha uzun süre oturabileceğime bahse girerim. Bahse girerim burada senden daha fazla bir şey söylemeden daha uzun süre oturabilirim. I didn't bring any warm clothes. Hiç kalın giysi getirmedim. Hiç sıcak kıyafet getirmedim. It just doesn't count. Bu sayılmaz. Sadece sayılmaz. We guarantee our products for one year. Ürünlerimize bir yıllığına garanti veriyoruz. 1 yıl boyunca ürünlerimize garanti veriyoruz. She's married to a dentist. O bir diş hekimiyle evli. Bir dişçiyle evli. Please listen to the recording. Lütfen kaydı dinleyin. Lütfen kaydı dinleyin. It's a popular vacation spot. Bu popüler bir tatil yeri. Popüler bir tatil yeri. It's not possible to live forever. Sonsuza dek yaşamak mümkün değil. Sonsuza kadar yaşamak mümkün değil. Did Mary tell you about her boyfriend? Mary sana erkek arkadaşından bahsetti mi? Mary sana erkek arkadaşından bahsetti mi? You should get out of the pool. Havuzdan çıkman gerekir. Havuzdan çıksan iyi olur. Be careful not to offend him. Onu rencide etmemek için dikkatli ol. Onu gücendirmemeye dikkat edin. I recognized them. Ben onları tanıdım. Onları tanıdım. I suggest that you do that today. Onu bugün yapmanı öneririm. Bunu bugün yapmanızı öneririm. He is better than me at math. O matematikte benden daha iyidir. Matematikte benden daha iyi. Speak Hungarian! Macarca konuş! Macarca konuş! She called him every bad name she knew. O, ona ağzına geleni geleni söyledi. Ona bildiği her kötü isimle hitap etti. Both Tom and Mary need help. Hem Tom hem de Mary'nin yardıma ihtiyacı var. Tom ve Mary'nin yardıma ihtiyacı var. Did you know there are carnivorous tortoises? Etçil kaplumbağaların olduğunu biliyor muydun? Etçil kaplumbağalar olduğunu biliyor muydun? This isn't a bad way to spend a Monday, right? Bu pazartesiyi geçirmenin kötü bir yolu değil, değil mi? Pazartesi gününü geçirmek için kötü bir yol değil, değil mi? I finished the wine and set down the glass. Şarabı bitirdim ve bardağı koydum. Şarabı bitirdim ve bardağı indirdim. I've heard that many politicians have off-shore accounts. Birçok siyasetçinin offshore hesabı olduğunu duydum. Birçok politikacının off-shore hesapları olduğunu duydum. Tom drowned in his own swimming pool. Tom kendi yüzme havuzunda boğuldu. Tom kendi yüzme havuzunda boğuldu. Tom looks wobbly. Tom titrek görünüyor. Tom titrek görünüyor. Tom Jackson was an American naval officer and painter. Tom Jackson, Amerikalı bir deniz subayı ve ressamdı. Tom Jackson, Amerikalı bir deniz subayı ve ressamdı. Each student has their own locker. Her öğrencinin kendi kilitli dolabı var. Her öğrencinin kendi dolabı vardır. All of this won't fit in my suitcase. Bunların hepsi birden valizime sığmaz. Bunların hepsi bavuluma sığmayacak. Tom was a wreck. Tom harap durumdaydı. Tom bir enkazdı. Tom calls his mother once a week. Tom annesini haftada bir arar. Tom haftada bir kez annesini arar. What do you see? Ne görüyorsun? Ne görüyorsun? Why don't we find out how Tom did that? Tom'un bunu nasıl yaptığını neden öğrenmiyoruz? Neden Tom'un bunu nasıl yaptığını öğrenmiyoruz? Why don't we vote on it? Neden ona oy vermiyoruz? Neden ona oy vermiyoruz? Have you ever heard her talk? Hiç onun konuşmasını duydun mu? Onun konuşmasını hiç duydun mu? If you're not motivated, go back home. You'll just be a hindrance. Motive değilsen hemen eve dön. Sadece bir ayak bağı olacaksın. Eğer motive olmazsan, evine geri dön, sadece bir engel olursun. I'm waiting for this store to open. Bu mağazanın açılmasını bekliyorum. Bu dükkanın açılmasını bekliyorum. That was one hell of a night. Amma geceydi ha. Harika bir geceydi. Don't talk to him about this. Bu konuda onunla konuşma. Onunla bu konuda konuşma. A woman whose husband has died is a widow. Kocası vefat etmiş bir kadın duldur. Kocası ölmüş bir kadın duldur. The cube root of twenty-seven is three. Yirmi yedinin küp kökü üçtür. Yirmi yedinin küp kökü üçtür. I wonder what they're gossiping about. Ne çekiştiriyorlar acaba? Ne hakkında dedikodu yapıyorlar merak ediyorum. Sami called his attorney. Sami kendi avukatını aradı. Sami avukatını aradı. He was not conscious of my presence here. O buradaki varlığımın farkında değildi. Buradaki varlığımın farkında değildi. The camping trip lasted three days. Kamp gezisi üç gün sürdü. Kamp gezisi üç gün sürdü. She wanted to have fun. O, eğlenmek istedi. Eğlenmek istedi. I never felt comfortable around your parents. Senin ailenin etrafında hiç rahat hissetmedim. Ailenin yanında kendimi hiç rahat hissetmedim. The tourist office is open from nine o'clock to one o'clock. Turizm bürosu, saat dokuzdan saat bire kadar açıktır. Turizm ofisi saat dokuzdan bire kadar açıktır. None of them survived. Hiçbiri hayatta kalmadı. Hiçbiri kurtulamadı. All of Tom's classmates waited for him. Tom'un sınıf arkadaşlarının hepsi onu bekledi. Tom'un bütün sınıf arkadaşları onu bekledi. What can Tom do about that? Tom bu konuda ne yapabilir? Tom bu konuda ne yapabilir? Try to remember where you put your keys. Anahtarlarını nereye koyduğunu hatırlamaya çalış. Anahtarlarınızı nereye koyduğunuzu hatırlamaya çalışın. Why don't we take a walk along the river? Neden nehir boyunca yürüyüşe çıkmıyoruz? Neden nehir boyunca yürüyüşe çıkmıyoruz? He reads a book. O kitap okuyor. Bir kitap okuyor. "You look a lot like Tom." "I get that a lot." "Tom'a çok benziyorsun." "Bunu sık sık duyuyorum." "Tom'a çok benziyorsun." "Bunu çok anlıyorum." Tom isn't still unemployed. He started working yesterday. Tom hâlâ işsiz değil. Dün çalışmaya başladı. Tom daha işsiz değil, dün çalışmaya başladı. There are numerous theories about the origin of life. Hayatın kökeniyle ilgili birçok teori var. Yaşamın kökeni hakkında çok sayıda teori vardır. He made us work till late at night. Gece geç saatlere kadar bizi çalıştırdı. Gece geç saatlere kadar çalışmamızı sağladı. Mary will never be able to have children. Mary asla çocuk sahibi olamayacak. Mary asla çocuk sahibi olamayacak. Someone told him. Ona biri anlatmış. Biri ona söylemiş. I fell asleep right away. Hemen uykuya daldım. Hemen uykuya daldım. Tom says he's never coming back. Tom asla geri gelmeyeceğini söylüyor. Tom asla geri dönmeyeceğini söylüyor. I wrote a letter to Tom. Tom'a bir mektup yazdım. Tom'a bir mektup yazdım. Tom is a French teacher and so is Mary. Tom bir Fransızca öğretmeni ve Mary de öyle. Tom Fransızca öğretmenidir ve Mary de öyle. Why did you fire us? Neden bizi kovdun? Bizi neden kovdun? Tom was here all day yesterday. Tom dün bütün gün buradaydı. Tom dün bütün gün buradaydı. Tom began to get very tired. Tom çok yorulmaya başladı. Tom çok yorulmaya başladı. We lost our way. Yolumuzu kaybettik. Yolumuzu kaybettik. Tom isn't going to do that until Monday. Tom Pazartesiye kadar bunu yapmayacak. Tom pazartesiye kadar bunu yapmayacak. I have lunch at noon with my friends. Öğleyin arkadaşlarımla birlikte öğle yemeği yerim. Öğlen arkadaşlarımla öğle yemeği yiyeceğim. Tom is good at giving advice. Tom tavsiye vermekte iyidir. Tom tavsiye vermekte iyidir. I can't afford anything like that. Öyle bir şeyi göze alamam. Böyle bir şeyi göze alamam. Tom is the only one who ever really understood me. Tom şu ana kadar beni gerçekten anlayan tek kişidir. Beni gerçekten anlayan tek kişi Tom'du. I saw her try to kiss you. Onun seni öpmeye çalıştığını gördüm. Seni öpmeye çalıştığını gördüm. I think Tom is going to get fired soon. Sanırım Tom yakında kovulacak. Tom'un yakında kovulacağını düşünüyorum. He gave me his phone number. O bana telefon numarasını verdi. Bana telefon numarasını verdi. I wanted to call you. Seni aramak istedim. Seni aramak istedim. Yanni left his beautiful mansion to rot. Yanni malikanesini çürümeye terk etti. Yanni güzel malikanesini çürümeye terk etti. Who's the funniest teacher in your school? Okulunda en gırgır hoca kim? Okulundaki en komik öğretmen kim? We must keep on fighting. Biz mücadeleye devam etmeliyiz. Mücadeleye devam etmeliyiz. I can't believe Tom still talks with you. Tom'un hâlâ seninle konuştuğuna inanamıyorum. Tom'un hala seninle konuştuğuna inanamıyorum. Did you open all the boxes? Bütün kutuları açtın mı? Bütün kutuları açtın mı? I can help you learn Russian if you want. Eğer istersen Rusça öğrenmene yardım edebilirim. İstersen Rusça öğrenmene yardım edebilirim. You're such a Karen. Çok Kezban bir tipsin. Sen tam bir Karen'sın. Tom won't be able to walk home today. He's sprained his ankle. Tom bugün eve yürüyemeyecek. O bileğini burktu. Tom bugün eve yürüyemeyecek, ayak bileğini burktu. Yanni is doing a great job. Yanni harika bir iş yapıyor. Yanni harika bir iş çıkarıyor. That's up to him. O ona kalmış. Bu ona bağlı. Why don't you love me? Neden beni sevmiyorsun? Neden beni sevmiyorsun? Tom showers every morning before breakfast. Tom her sabah kahvaltıdan önce duş alır. Tom her sabah kahvaltıdan önce duş alır. Sami was too shy to say anything. Sami bir şey söyleyemeyecek kadar utangaçtı. Sami bir şey söyleyemeyecek kadar utangaçtı. Tell me three things you can do well. Bana yapmakta iyi olduğun üç şey söyle. Bana iyi yapabileceğin üç şey söyle. If you touch the ball with your hands, the referee will call a foul. Topa elle dokunursanız hakem faul verir. Topa ellerinle dokunursan hakem faul yapar. I doubt Tom knows how to fish. Tom'un balık tutmayı bildiğinden kuşku duyuyorum. Tom'un balık tutmayı bildiğini sanmıyorum. Following the demographic data, the government was obliged to adopt a policy that would stimulate birth rate. Demografik verileri izleyerek, hükümet doğum oranını teşvik edecek bir politika benimsemek zorunda kalmıştı. Demografik verilerin ardından, hükümet doğum oranını teşvik edecek bir politika benimsemek zorunda kaldı. The second part of the lesson is harder than the first one, but the third one is the most difficult. Dersin ikinci kısmı birinci kısmından daha zor ama üçüncü kısım en zordur. Dersin ikinci kısmı birincisinden daha zordur, ama üçüncü kısmı en zor olanıdır. Should I opt for nitrite-free foods? Nitrit içermeyen gıdaları tercih etmeli miyim? Nitrite içermeyen yiyecekleri tercih etmeli miyim? Tomorrow will be better. Yarın daha iyi olacak. Yarın daha iyi olacak. Tom made fun of us. Tom bizimle alay etti. Tom bizimle dalga geçti. Do you live in this building? Siz bu binada mı yaşıyorsunuz? Bu binada mı yaşıyorsunuz? Please wait here for a while. Lütfen bir süre burada bekle. Lütfen bir süre burada bekleyin. He accumulated a large fortune. O büyük bir servet biriktirdi. Büyük bir servet biriktirdi. Tell Tom in person. Bizzat Tom'a söyle. Tom'a yüz yüze söyle. I'll be late for the meeting if I don't hurry. Acele etmezsem toplantıya geç kalacağım. Acele etmezsem toplantıya geç kalacağım. Please tell me when he'll be back. Lütfen bana onun ne zaman döneceğini söyle. Lütfen ne zaman döneceğini söyle. Show me something else. Bana başka bir şey göster. Başka bir şey göster. She is on friendly terms with him. O onunla arkadaşça. Onunla dostane ilişkiler içinde. You're not good at this. Bu konuda iyi değilsin. Bu işte iyi değilsin. Go tell her to get ready. Ona hazırlanmasını söylemeye git. Git ona hazırlanmasını söyle. Tom sent me a picture of Mary. Tom bana Mary'nin bir resmini gönderdi. Tom bana Mary'nin fotoğrafını gönderdi. I never meant to hurt Tom. Asla Tom'u incitmeyi düşünmedim. Tom'a zarar vermek istemedim. He lacks confidence. O güvenden yoksundur. Kendine güveni yok. Tom and Mary are outside on the veranda. Tom ve Mary dışarıda verandadalar. Tom ve Mary verandada dışarıdalar. Tom asked me not to tell anyone, so I didn't. Tom kimseye söylemememi istedi, bu yüzden söylemedim. Tom kimseye söylemememi istedi, ben de söylemedim. I hope no one comes. İnşallah kimse gelmez. Umarım kimse gelmez. How old is this temple? Bu tapınak kaç yıllık? Bu tapınak kaç yaşında? Tom didn't answer my question. Tom sorumu cevaplamadı. Tom soruma cevap vermedi. I did the best I could to answer her questions. Onun sorularını cevaplamak için elimden geleni yaptım. Onun sorularını cevaplamak için elimden geleni yaptım. Tom ate a bag of peanuts. Tom bir paket yer fıstığı yedi. Tom bir torba fıstık yedi. Between two identical men, a woman tends to pick the one with the fattest wallet. Kadınlar, diğer her şeyi aynı iki erkekten cüzdanı daha kalın olanı seçme eğilimindedir. İki özdeş erkek arasında, bir kadın en şişman cüzdanlı olanı seçme eğilimindedir. The pain of losing a child never ends. Evlat kaybının acısı asla dinmez. Bir çocuğu kaybetmenin acısı asla bitmez. Would it be OK if I kissed you? Seni öpmemde bir sakınca var mı? Seni öpsem olur mu? Tom won't leave anytime soon. Tom yakında terketmeyecek. Tom yakın zamanda gitmeyecek. I won't drag Tom into this. Tom'u buna sürüklemeyeceğim. Tom'u bu işe sürüklemeyeceğim. I hope that our troubles are over. Umarım dertlerimiz biter. Umarım sıkıntılarımız sona ermiştir. Try to get it right this time. Bu defa onu doğru almaya çalış. Bu sefer doğru yapmaya çalış. She can't drive a car. O araba süremez. Araba kullanamaz. We moved into our own house. Biz kendi evimize taşındık. Kendi evimize taşındık. Why don't we do this somewhere else? Bunu neden başka bir yerde yapmıyoruz? Neden bunu başka bir yerde yapmıyoruz? I was roaming over the mountains all through the night. Bütün gece boyunca dağlarda dolaşıyordum. Bütün gece dağlarda dolaşıyordum. What are you talking about, Tom? Ne hakkında konuşuyorsun, Tom? Ne diyorsun sen, Tom? Tom is interested in animals. Tom hayvanlarla ilgileniyor. Tom hayvanlarla ilgilenir. They can't do anything. Onlar hiçbir şey yapamaz. Hiçbir şey yapamazlar. I didn't read the story. Hikayeyi okumadım. Hikayeyi okumadım. Tom went upstairs. Tom üst kata gitti. Tom yukarı çıktı. Is this what you were searching for? Aradığın bu mu? Aradığın şey bu muydu? Tom got defensive. Tom savunmaya geçti. Tom savunmaya geçti. It happened for a reason. Bu bir neden için oldu. Bir sebepten dolayı oldu. My resume isn't as impressive as yours. Benim özgeçmişim seninki kadar etkileyici değil. Özgeçmişim seninki kadar etkileyici değil. Tom stole a gun. Tom bir silah çaldı. Tom bir silah çaldı. She treated him for a broken leg. Onun kırık bacağını tedavi etti. Kırık bir bacak için tedavi etti. If it gets boring, I'll go home. Bu sıkıcı olursa eve giderim. Sıkıcı olursa, eve giderim. I didn't think I should drive. Araba sürmem gerektiğini düşünmedim. Araba kullanmamam gerektiğini düşündüm. I will take you home. Seni eve götüreceğim. Seni eve götüreceğim. That was money wasted. Bu boşa giden paraydı. Bu para israfıydı. What have you got against Tom? Tom'un aleyhinde neyin var? Tom'a karşı neyiniz var? The concert was broadcast live. Konser canlı olarak yayınlandı. Konser canlı olarak yayınlandı. He was given a blood transfusion. Ona kan nakli yapıldı. Kan nakli yapıldı. This taxi only sits five people. Bu takside sadece beş kişi oturur. Bu taksi sadece beş kişi oturuyor. My children go to bed early. Çocuklarım erken yatar. Çocuklarım erken yatıyor. Tom had to stay in the hospital for three weeks. Tom üç hafta boyunca hastanede kalmak zorunda kaldı. Tom üç hafta hastanede kalmak zorunda kaldı. Tom is wearing a suit today. Tom bugün takım elbise giyiyor. Tom bugün takım elbise giyiyor. Did you lose consciousness? Bilincinizi kaybetmiş miydiniz? Bilincini mi kaybettin? Yanni kept to himself a lot. Yanni çok içine atan biriydi. Yanni kendine çok şey kattı. The hawthorn tree was tall. Alıç ağacı uzun boyluydu. Hawthorn ağacı uzundu. People like Tom often get into fights. Tom gibi insanlar sık sık kavgaya karışırlar. Tom gibi insanlar sık sık kavgaya tutuşurlar. Tom made it very clear that he wanted his money back as soon as possible. Tom mümkün olduğu kadar kısa sürede parasını geri istediğini açıklığa kavuşturdu. Tom, parasını en kısa zamanda geri istediğini açıkça belirtti. I had no idea you didn't like carrots. Havuçları sevmediğine dair hiç bir fikrim yoktu. Havuç sevmediğini bilmiyordum. We ate way too much last night. Biz önceki gece çok fazla yedik. Dün gece çok fazla yedik. I need that bar of soap. O sabun kalıbına ihtiyacım var. O sabun barına ihtiyacım var. You're a bodybuilder, aren't you? Sen bir vücut geliştiricisisin, değil mi? Sen bir vücut geliştirmecisin, değil mi? Let's hope it doesn't rain. Yağmur yağmayacağını umalım. Umalım da yağmur yağmasın. He has only a superficial knowledge of Japanese. Onun sadece yüzeysel bir Japonca bilgisi vardır. Sadece yüzeysel bir Japon bilgisine sahiptir. I'm going to sleep now. Şimdi uyuyacağım. Şimdi uyuyacağım. Have you ever attempted to harm yourself? Hiç kendinize zarar verme girişiminde bulundunuz mu? Hiç kendine zarar vermeye çalıştın mı? Don't try to stop me! I'm going to the party no matter what. Beni durdurmaya kalkmayın! Ne olursa olsun partiye gidiyorum. Beni durdurmaya çalışma, ne olursa olsun partiye gidiyorum. Here's where we disagree. Anlaşamadığımız nokta bu. Burada aynı fikirde değiliz. I used to watch a lot more TV than I do now. Ben şimdi izlediğimden çok daha fazla TV izlerdim. Eskiden şu an izlediğimden çok daha fazla televizyon izlerdim. I often get letters from Tom. Tom'dan sık sık mektuplar alıyorum. Tom'dan sık sık mektup alıyorum. I'm just glad you weren't hurt. Yaralanmadığına sevindim. Sadece incinmediğine sevindim. Tom fell behind. Tom geri kaldı. Tom geride kaldı. Someone drank my beer. Biri biramı içmiş. Biri biramı içmiş. Tom knew that I was interested in doing that. Tom, bunu yapmakla ilgilendiğimi biliyordu. Tom bunu yapmakla ilgilendiğimi biliyordu. Is that a penguin? O bir penguen mi? O bir penguen mi? Which guitar do you play the most often? En sık hangi gitarı çalıyorsunuz? En sık hangi gitarı çalıyorsun? That seems pretty cool. Bu oldukça havalı görünüyor. Oldukça havalı görünüyor. The flower died because of a lack of water. Çiçek susuzluktan öldü. Çiçek, su eksikliği nedeniyle öldü. I've spent the entire morning cleaning my room. Tüm sabahı odamı temizlemekle harcadım. Bütün sabah odamı temizledim. I feel like I'm always walking on eggshells when I'm with Tom. Tom'la beraberken kendimi hep züccaciye dükkânındaki fil gibi hissediyorum. Tom'layken sürekli yumurta kabukları üzerinde yürüyormuşum gibi hissediyorum. Take this medicine if you don't feel well. İyi hissetmiyorsan bu ilacı al. Eğer kendini iyi hissetmiyorsan bu ilacı al. Yanni was bouncy. Yanni şen şakrak biriydi. Yanni bouncy oldu. Tom and Mary understood each other. Tom ve Mary birbirlerini anladılar. Tom ve Mary birbirlerini anladılar. French is spoken in France and in some parts of Italy. Fransızca Fransa'da ve İtalya'nın bazı bölgelerinde konuşulur. Fransızca Fransa'da ve İtalya'nın bazı bölgelerinde konuşulmaktadır. Tom lacks discipline. Tom disiplinden yoksun. Tom disiplinden yoksundur. I lived in Boston for three years. Üç yıl Boston'da yaşadım. Üç yıl Boston'da yaşadım. She might be French. O Fransız olabilir. Fransız olabilir. You probably don't remember. Muhtemelen hatırlamıyorsunuzdur. Muhtemelen hatırlamıyorsundur. He wants to save the planet. O, gezegeni kurtarmak istiyor. Gezegeni kurtarmak istiyor. What ISP do you use? İnternet sağlayıcın hangisi? Hangi ISP'yi kullanıyorsunuz? There's a light at the end of the tunnel. Tünelin sonunda bir ışık var. Tünelin sonunda bir ışık var. Every box was full. Her kutu doluydu. Her kutu doluydu. The thing that impressed me the most in China was the Chinese. Çin'de beni en çok etkileyen şey Çinceydi. Çin'de beni en çok etkileyen şey Çinlilerdi. They're all terrified. Onların hepsi dehşete kapılmış. Hepsi dehşet içinde. I hope that I get a raise. Umarım maaşım artar. Umarım zam alırım. I'm anxious for a promotion. Ben bir tanıtım için hevesliyim. Terfi için sabırsızlanıyorum. I want Tom arrested for murder. Tom'un cinayet için tutuklanmasını istiyorum. Tom'un cinayetten tutuklanmasını istiyorum. You seem to know a lot about Tom and his family. Tom ve ailesi hakkında çok şey biliyor gibi görünüyorsun. Tom ve ailesi hakkında çok şey biliyor gibisin. Tom is likely to be elected. Tom muhtemelen seçilecek. Tom'un seçilmesi muhtemel. This book has many beautiful pictures. Bu kitap çok güzel fotoğraflara sahip. Bu kitabın çok güzel resimleri var. I really didn't expect Tom to succeed. Tom'un başarılı olmasını gerçekten beklemiyordum. Tom'un başarılı olmasını gerçekten beklemiyordum. Tom is unbelievably naïve. Tom çok saf itikatlı. Tom inanılmaz derecede saf. When was the last time you did this? Bunu en son ne zaman yaptın? Bunu en son ne zaman yaptın? She was barred from the club. O, kulüpten men edildi. Kulüpten men edildi. Have you told Tom we're here? Burada olduğumuzu Tom'a söyledin mi? Tom'a burada olduğumuzu söyledin mi? I didn't say Tom was involved. Tom'un karıştığını söylemedim. Tom'un işin içinde olduğunu söylemedim. Speaking English is useful. İngilizce konuşmak faydalılar. İngilizce konuşmak faydalıdır. I felt like I could do anything. Bir şey yapabileceğim gibi hissettim. Her şeyi yapabileceğimi hissettim. I've been hoping to run into you. Sana rastlamayı umuyordum. Sana rastlamayı umuyordum. The whole family went to the beach. Bütün aile sahile gitti. Bütün aile sahile gitti. Tom isn't as good at French as Mary is. Tom Fransızcada Mary kadar iyi değil. tom mary kadar fransızca bilmiyor. I'm not sure it's real. Bunun gerçek olduğundan emin değilim. Gerçek olduğundan emin değilim. Tom doesn't agree with Mary on that point. Tom o konuda Mary ile aynı fikirde değildir. Tom bu konuda Mary ile aynı fikirde değil. "Did you know about this?" "About what?" "Bunun hakkında bilgi sahibi miydin?" "Neyin hakkında?" "Bunu biliyor muydun?" "Ne hakkında?" Do you really think that Tom had nothing to do with what happened? Gerçekten Tom'un olanlarla ilgili yapacak bir şeyi olmadığını mı düşünüyorsun? Gerçekten Tom'un olanlarla bir ilgisi olmadığını mı düşünüyorsun? Does Coca-Cola have caffeine in it? Koka Kola içinde kafeine sahip mi? Coca-Cola'nın içinde kafein var mı? I'm having second thoughts. Ben şüpheye düşüyorum. İkinci bir düşüncem var. This mountain is snow-covered the entire year. Bu dağ bütün yıl karla kaplıdır. Bu dağ bütün yıl karla kaplıdır. I was easily taken in by his smooth talk. Onun yumuşak konuşmasıyla kolaylıkla içeri alındım. Onun yumuşak konuşması beni kolayca içine çekti. Tom is a complicated person. Tom karmaşık bir kişidir. Tom karmaşık bir insandır. I must find a way to help them. Onlara yardım etmenin bir yolunu bulmalıyım. Onlara yardım etmenin bir yolunu bulmalıyım. She has already gone to school. Okula zaten gitti o. Zaten okula gitti. Tom wasn't asleep when I dropped by. Geçerken uğradığımda Tom uyumuyordu. Ben uğradığımda Tom uykuda değildi. Would you please tell me your name again? Bana ismini tekrar söyler misin? Lütfen adını tekrar söyler misin? There is certain to be some opposition to your suggestion. Senin önerine kesinlikle bir muhalefet olacak. Önerinize karşı bir muhalefet olduğu kesin. She was abandoned. Terk edildi. Terk edildi. I didn't steal your wallet. Ben senin cüzdanını çalmadım. Cüzdanını ben çalmadım. He is busier than Taro. O, Taro'dan daha meşguldür. Taro'dan daha meşgul. The weather wasn't so nice yesterday. Hava dün çok güzel değildi. Dün hava o kadar da güzel değildi. What we all have in common is that we love soccer. Hepimizin ortak tarafı futbolu sevmemiz. Hepimizin ortak noktası futbolu sevmemizdir. What kind of doctor are you? Ne tür doktorsun? Sen nasıl bir doktorsun? I won't tell you where Tom is. Tom'un nerede olduğunu sana söylemeyeceğim. Tom'un nerede olduğunu söylemeyeceğim. Tom is a little angry at Mary. Tom Mary'ye biraz kızgın. tom mary'ye biraz kızgındır. We both saw them. İkimiz de onları gördük. İkimiz de onları gördük. There are no perfect people. Mükemmel insan yoktur. Mükemmel insanlar yoktur. Your cooperation in this matter will be greatly appreciated. Bu konudaki işbirliğiniz büyük oranda takdir edilecektir. Bu konudaki işbirliğiniz çok takdir edilecektir. The squirrel made a nest in the wood pile. Sincap ağaç kazığında bir yuva yaptı. Sincap odun yığınına yuva yaptı. We all felt awful. Hepimiz korkunç hissettik. Hepimiz çok kötü hissettik. I told you Tom wasn't busy. Sana Tom'un meşgul olmadığını söyledim. Tom'un meşgul olmadığını söylemiştim. He will be up and about in a week. O bir hafta içinde yeniden iyi olacak. Bir hafta sonra kalkacak. We have no choice but to trust Tom. Tom'a güvenmekten başka seçeneğimiz yok. Tom'a güvenmekten başka çaremiz yok. Give me those gloves. O eldivenleri bana ver. Ver şu eldivenleri. Tom said that Mary was too tired to do that. Tom, Mary'nin bunu yapmak için çok yorgun olduğunu söyledi. tom mary'nin bunu yapamayacak kadar yorgun olduğunu söyledi. It's an ongoing process. Bu devam eden bir süreç. Bu devam eden bir süreçtir. Do you run every day? Her gün koşar mısın? Her gün koşuyor musun? Maybe we should come back another day. Belki başka bir gün geri gelmeliyiz. Belki de başka bir gün gelmeliyiz. You won't be at peace as long as Tom is alive. Tom hayatta olduğu sürece size rahat nefes yok. Tom hayatta olduğu sürece huzur içinde olmayacaksın. When education ends, learning begins. Eğitim bittiğinde öğrenme başlar. Eğitim sona erdiğinde, öğrenme başlar. I replaced the battery in my clock. Saatimin pilini değiştirdim. Pili saatimde değiştirdim. Tom is one tough kid. Tom sert bir çocuk. Tom sert bir çocuktur. I didn't go to Boston either. Boston'a ben de gitmedim. Boston'a da gitmedim. Tom didn't want to be the last one to do that. Tom bunu yapan son kişi olmak istemedi. Tom bunu yapan son kişi olmak istemedi. Tom knew that Mary loved him. Tom Mary'nin onu sevdiğini biliyordu. Tom Mary'nin onu sevdiğini biliyordu. Tom knows Mary is angry with him. Tom, Mary'nin ona kızgın olduğunu biliyor. tom mary'nin ona kızgın olduğunu biliyor. Is that the guy that hit you? Sana vuran adam o mu? Sana vuran adam bu mu? You don't have to do this alone. Bunu tek başına yapmak zorunda değilsin. Bunu tek başına yapmak zorunda değilsin. I think we were lied to. Sanırım bize yalan söylendi. Sanırım bize yalan söylendi. Needless to say, getting up early is important. Hiç söylemeye gerek yok, erken kalkmak önemlidir. Söylemeye gerek yok, erken kalkmak önemlidir. Let's hope everything gets better tomorrow. Yarın her şeyin daha iyi olacağını umalım. Umarım yarın her şey daha iyi olur. Why don't we take this path down to the beach? Neden bu patikadan plaja inmiyoruz? Neden bu yolu sahile götürmüyoruz? Tom is still touring with Mary's band. Tom hâlâ Mary'nin grubuyla geziyor. Tom, Mary'nin grubuyla turneye çıkmaya devam ediyor. It took all weekend for us to paint the garage. Garaj boyamak bizim için tüm hafta sonu sürdü. Bütün hafta sonu garajı boyamak için uğraştık. Tom said Mary is ticklish. Tom Mary'nin gıdıklanır olduğunu söyledi. Tom Mary'nin gıdıklandığını söyledi. Why don't we take it one step at a time? Neden her seferinde bir adım atmıyoruz? Neden her seferinde bir adım atmıyoruz? Is there any money left? Hiç para kaldı mı? Hiç para kaldı mı? I left Boston the next day. Ertesi gün Boston'dan ayrıldım. Ertesi gün Boston'dan ayrıldım. Has Tom been in touch with you? Tom seninle görüşüyor muydu? Tom seninle iletişime geçti mi? I don't need to sound like a native speaker, I just want to be able to speak fluently. Bir yerli gibi konuşmama gerek yok, ben sadece akıcı olarak konuşabilmeyi istiyorum. Anadili konuşan biri gibi konuşmaya ihtiyacım yok, sadece akıcı bir şekilde konuşabilmek istiyorum. Tom wants to go home. Tom eve gitmek istiyor. Tom eve gitmek istiyor. Tom didn't have to wait very long. Tom çok uzun beklemek zorunda değildi. Tom'un çok fazla beklemesine gerek yoktu. Your sudden appearance surprised me. Senin aniden ortaya çıkman beni şaşırttı. Ani görünüşün beni şaşırttı. There are three books on Tom's desk. Tom'un masasında üç kitap var. Tom'un masasında üç kitap var. Let's invite Tom over for dinner. Tom'u akşam yemeği için davet edelim. Tom'u yemeğe davet edelim. You never told me about this before. Bana bunun hakkında daha önce hiç söylemedin. Bunu bana daha önce hiç anlatmamıştın. Sami needs to make a decision. Sami'nin bir karar vermesi gerekiyor. Sami'nin bir karar vermesi gerekiyor. Who wants what? Kim ne istiyor? Kim ne istiyor? Isn't that a little strange? Bu biraz garip değil mi? Bu biraz garip değil mi? I believe that. Ben ona inanıyorum. Buna inanıyorum. You don't want to know what I know. Bildiğimi bilmek istemiyorsun. Ne bildiğimi bilmek istemezsin. No one noticed me. Hiç kimse beni fark etmedi. Kimse beni fark etmedi. Are Tom and Mary dating? Tom ve Mary çıkıyorlar mı? Tom ve Mary çıkıyor mu? I never used to do that. Ben onu hiç yapmadım. Eskiden böyle bir şey yapmazdım. Society is composed of individuals. Toplum, bireylerden oluşur. Toplum bireylerden oluşur. I have to finish my book. Kitabımı bitirmeliyim. Kitabımı bitirmem lazım. Apparently, Tom didn't know what to do. Görünüşe göre, Tom ne yapacağını bilmiyordu. Görünüşe göre Tom ne yapacağını bilmiyormuş. He's dead? O öldü mü? Öldü mü? Tom is certain to succeed. Tom'un başarıya ulaşacağı kesin. Tom'un başaracağı kesin. Tom isn't busy now. Tom şimdi meşgul değil. Tom şu an meşgul değil. I have sticky hands. Ellerim yapış yapış. Yapışkan ellerim var. Tom needs shoes. Tom'un ayakkabıya ihtiyacı var. Tom'un ayakkabıya ihtiyacı var. The threads got tangled. İpler birbirine dolandı. İpler birbirine karışmış. Are you ready for the next problem? Bir sonraki sorun için hazır mısın? Bir sonraki soruna hazır mısınız? I'm dying to see Kumiko. Ben, Kumiko'yu görmek için can atıyorum. Kumiko'yu görmek için can atıyorum. Your efforts will soon pay off. Çabalarınız yakında karşılığını verecek. Çabaların yakında karşılığını verecektir. Tom wasn't suspended, but Mary was. Tom görevden uzaklaştırılmadı ama Mary uzaklaştırıldı. Tom görevden alınmadı ama Mary uzaklaştırıldı. They all gasped. Onların hepsi nefes nefese kaldı. Hepsi nefes nefese kaldı. The cyclists were tired, but happy. Bisikletçiler yorgun ama mutluydu. Bisikletçiler yorgundu ama mutluydu. Tom should do nothing. Tom hiçbir şey yapmamalı. Tom hiçbir şey yapmamalı. What's Tom reading now? Tom şimdi ne okuyor? Tom şimdi ne okuyor? Tom took another shower. Tom bir kez daha duşa girdi. Tom bir duş daha aldı. Don't forget what I told you yesterday. Sana dün söylediğim şeyi unutma. Dün sana söylediklerimi unutma. We reached the top of the mountain. Dağın tepesine ulaştık. Dağın zirvesine ulaştık. Please forget I called. Lütfen aradığımı unut. Lütfen aradığımı unut. This kind of rose grows wild. Bu gül çeşidi, yabani olarak yetişir. Bu tür güller vahşileşir. Why don't you try to get some rest? Neden biraz dinlenmeye çalışmıyorsunuz? Neden biraz dinlenmeye çalışmıyorsun? He drives a pickup truck. O bir pikap kamyon kullanıyor. Bir pikap kamyonu kullanıyor. It's not much, but it's better than nothing. Çok değil ama hiç yoktan iyidir. Fazla değil ama hiç yoktan iyidir. She has been sacked. Görevden alındı. Kovuldu. I need to check on them. Onları kontrol etmeliyim. Onları kontrol etmem gerek. I was sure you wouldn't like it. Bundan hoşlanmayacağından emindim. Hoşuna gitmeyeceğinden emindim. You shouldn't interfere in other people's business. Başka insanların işine karışmamalısın. Başkalarının işine karışmamalısın. Can life get any better than this? Hayat bundan daha iyi bir şey alabilir mi? Hayat bundan daha iyi olabilir mi? You don't remember Tom, do you? Tom'u hatırlamıyorsun, değil mi? Tom'u hatırlamıyorsun, değil mi? Tom said Mary was shy. Tom Mary'nin utangaç olduğunu söyledi. Tom Mary'nin utangaç olduğunu söyledi. Mary is struggling to pay back her student loans. Mary öğrenci kredilerini geri ödemek için mücadele ediyor. Mary öğrenci kredilerini geri ödemek için mücadele ediyor. Thousands of Palestinians performed the Eid prayer at the al-Aqsa Mosque. Binlerce Filistinli Mescid-i Aksa'da bayram namazı kıldı. Binlerce Filistinli el-Aksa Camii'nde bayram namazı kıldı. Sami hit Layla with both fists. Sami iki yumrukla Layla'yı dövdü. Sami iki yumrukla Layla'ya vurdu. What can that mean? O ne anlama gelebilir? Bu ne demek oluyor? Who benefits from that? Bundan kim yararlanıyor? Bundan kim yararlanır? It is certain that prices will go up. Fiyatların yükseleceği kesin. Fiyatların artacağı kesin. Hopefully I won't get sick! İnşallah hastalanmam! Umarım hasta olmam! Tom doesn't need to apologize. He did nothing wrong. Tom'un özür dilemesi gerekmez. O yanlış bir şey yapmadı. Tom'un özür dilemesine gerek yok, yanlış bir şey yapmadı. The sound is really loud. Ses gerçekten yüksek. Ses gerçekten çok yüksek. We had a little tiff. Biz biraz tartıştık. Ufak bir sıkıntımız vardı. No one wants that to happen. Hiç kimse onun olmasını istemiyor. Kimse bunun olmasını istemez. I've just discovered this group. Their songs are great. Bu grubu yeni keşfettim. Şarkıları süper. Bu grubu yeni keşfettim, şarkıları harika. Mary taught Tom to paint. Mary Tom'a boya yapmayı öğretti. Mary Tom'a resim yapmayı öğretti. She regrets having been rude to you. Size kaba davrandığı için pişman. Sana kaba davrandığı için pişman. Tom said that he might be able to help us. Tom bize yardım edebileceğini söyledi. Tom bize yardım edebileceğini söyledi. Tom has a DNR order. Tom'un yaşam destek ünitesine bağlanmak istemediğine dair talimatı var. Tom'un DNR emri var. At around 10%, Germany has the highest rate of vegetarianism in Europe. Almanya % 10 civarındaki oranıyla Avrupa'daki en yüksek vejetaryenlik oranına sahiptir. Yaklaşık %10'da Almanya, Avrupa'daki en yüksek vejetaryenlik oranına sahiptir. This is the right answer. Bu doğru cevap. Doğru cevap bu. She went to college to learn English. O, İngilizce öğrenmek için üniversiteye gitti. İngilizce öğrenmek için üniversiteye gitti. Do you use benzodiazepines like Klonopin, Ativan, and Xanax, that are not prescribed to you? Reçetesiz olarak Klonopin, Ativan ya da Xanax gibi benzodiazepinler kullanıyor musunuz? Size reçete edilmeyen Klonopin, Ativan ve Xanax gibi benzodiazepinleri kullanıyor musunuz? Didn't you take one? Bir tane almadın mı? Bir tane almadın mı? I have created thousands of phrases already. Zaten binlerce ifade yarattım. Şimdiden binlerce cümle oluşturdum. After returning from war, many soldiers show signs of post-traumatic stress syndrome. Savaştan döndükten sonra birçok asker travma sonrası stres sendromu belirtileri gösteriyor. Savaştan döndükten sonra, birçok asker travma sonrası stres sendromu belirtileri gösterir. She woke up early this morning. O bu sabah erken uyandı. Bu sabah erkenden uyandı. Why don't we skip class? Neden dersi geçemiyoruz? Neden dersi atlamıyoruz? The yen is rising and the dollar is falling. Yen yükseliyor dolar düşüyor. Yen yükseliyor ve dolar düşüyor. Yanni wouldn't ask you to do it. Yanni bunu yapmanı istemezdi. Yanni senden bunu yapmanı istemez. We only want you. Biz yalnızca seni istiyoruz. Sadece seni istiyoruz. Tom is partly right. Tom kısmen haklı. Tom kısmen haklı. Did Tom tell you where he was last night? Tom sana dün gece nerede olduğunu söyledi mi? Tom dün gece nerede olduğunu söyledi mi? I thought you said you didn't see Tom this morning. Bu sabah Tom'u görmediğini söylediğini sanıyordum. Bu sabah Tom'u görmediğini söylediğini sanıyordum. Mary's bag is empty. Mary'nin çantası boş. Mary'nin çantası boş. I need you to talk to them. Onlarla konuşmanı istiyorum. Onlarla konuşmanı istiyorum. The strange object in the sky could be seen with the unaided eye. Gökyüzündeki garip cisim çıplak gözle görülebilirdi. Gökyüzündeki garip nesne yardımsız gözle görülebiliyordu. I went straight home. Doğruca eve gittim. Doğruca eve gittim. Be careful with the razor blade. Tıraş bıçağı konusunda dikkatli ol. Tıraş bıçağına dikkat et. If Tom isn't your name, what is it? Tom senin adın değilse, adın nedir? Eğer Tom senin adın değilse, nedir? I know what you're looking for is still in there. Aradığın şeyin hâlâ orada olduğunu biliyorum. Aradığın şeyin hala orada olduğunu biliyorum. So, are you still Tatoebaing? Ee, Tatoebacılığa hâlâ devam mı? Hala Tatoebaing yapıyor musun? Mary is a braggart. Mary bir palavracı. Mary bir böbürlenmedir. Who'd want to hurt Tom? Tom'u kim incitmek isterdi? Kim Tom'a zarar vermek ister ki? Have you ever met someone famous? Hiç ünlü biriyle tanıştın mı? Hiç ünlü biriyle tanıştın mı? Maybe I shouldn't sell my canoe. Belki de kanomu satmamalıyım. Belki de kanomu satmamalıyım. I've spent all morning in line. Tüm sabahı kuyrukta geçirdim. Bütün sabahımı sıra halinde geçirdim. Tom said he didn't really care. Tom aslında umursamadığını söyledi. Tom gerçekten umursamadığını söyledi. Tom has a monkey. Tom'un bir maymunu var. Tom'un bir maymunu var. There's no way to polish a hedgehog. Bir kirpiyi parlatmanın yolu yok. Kirpi cilalamanın bir yolu yok. Why do they do it? Neden onu yapıyorlar? Bunu neden yapıyorlar? There are so many things that I have to do. Yapmam gereken o kadar çok şey var ki. Yapmam gereken o kadar çok şey var ki. That's really nasty. O gerçekten iğrenç. Bu gerçekten iğrenç. Hunger, my boy, is no reason for taking something which belongs to another. Açlık, oğlum, bir başkasına ait olan bir şeyi almak için hiçbir neden yoktur. Açlık, oğlum, bir başkasına ait olan bir şeyi almak için bir neden değildir. I know what Tom meant to you. Tom'un sana ne demek istediğini biliyorum. Tom'un senin için ne ifade ettiğini biliyorum. What does all of this mean? Bütün bunlar ne anlama geliyor? Tüm bunlar ne anlama geliyor? Where are they taking you? Seni nereye götürüyorlar? Seni nereye götürüyorlar? You should come and live with me. Gelmelisin ve benimle yaşamalısın. Gelip benimle yaşamalısın. Some people say that eating late at night is bad for your health. Bazı insanlar gece geç saatlerde yemek yemenin sağlığınız için kötü olduğunu söylüyorlar. Bazı insanlar gece geç saatlerde yemek yemenin sağlığınız için kötü olduğunu söylüyor. He's always been on the side of the weak and oppressed since he was a child. Çocukluğundan beri zayıf ve mazlumdan yana olan bir karakteri vardı. Çocukluğundan beri hep zayıf ve ezilenlerin tarafında olmuştur. Did you bury something on that island? O adada bir şey gömdün mü? O adaya bir şey mi gömdün? I've learnt to cook. Yemek yapmayı öğrendim. Yemek yapmayı öğrendim. We won three times in a row. Biz üst üste üç kez kazandık. Üç kez üst üste kazandık. You're not going to sleep, are you? Uyumayacaksın, değil mi? Uyumayacaksın, değil mi? As everyone knows, he is a genius. O herkesin bildiği gibi, o bir dahidir. Herkesin bildiği gibi o bir dahi. Didn't you hear Tom calling your name? Tom'un adını seslendiğini duymadın mı? Tom'un adını söylediğini duymadın mı? I'm expecting a call. Bir telefon bekliyorum. Bir telefon bekliyorum. What do we have to eat? Ne yemek zorundayız? Ne yiyeceğiz? I've been friends with him since we were children. Onunla çocukluğumuzdan beri arkadaşız. Çocukluğumuzdan beri onunla arkadaş oldum. I put on my shoes immediately. Hemen ayakkabılarımı giydim. Hemen ayakkabılarımı giydim. We sometimes swim in the lake. Biz bazen gölde yüzeriz. Bazen gölde yüzeriz. We have to find out what's going on. Neler olduğunu öğrenmek zorundayız. Neler olduğunu öğrenmek zorundayız. Tom whipped Mary with his belt. Tom, Mary'ye kemeriyle vurdu. Tom Mary'yi kemeriyle kırbaçladı. But how do you know this? Peki ama bunu nereden biliyorsun? Ama bunu nereden biliyorsun? We spent a lot of money remodeling our home. Evimizin şeklini değiştirmek için çokça para harcadık. Evimizi yenilemek için çok para harcadık. Tom left soon after we got here. Tom biz buraya geldikten hemen sonra gitti. Tom biz buraya geldikten kısa bir süre sonra ayrıldı. Your left rear tire is flat. Sol arka lastiğinin havası inmiş. Sol arka lastiğin düz. You should do it this way. Onu bu şekilde yapman gerekir. Bu şekilde yapmalısın. Stay outside. Dışarıda kal. Dışarıda kal. I suddenly thought of my dead mother. Aniden, ölen annemi düşündüm. Birden ölü annemi düşündüm. The news made her happy. Haber onu mutlu etti. Haberler onu mutlu etti. That isn't Tom's real accent. Bu Tom'un gerçek aksanı değil. Bu Tom'un gerçek aksanı değil. We need to talk face to face. Bizim yüz yüze konuşmamız gerekiyor. Yüz yüze konuşmalıyız. I don't like tea. Çay sevmem. Çayı sevmem. I'll always be there for Tom. Her zaman Tom için orada olacağım. Her zaman Tom'un yanında olacağım. I live near the train station. Tren istasyonunun yakınında yaşıyorum. Tren istasyonunun yakınında oturuyorum. Guess who has written to me. Bana kim mektup yazdı bil bakalım. Bil bakalım bana kim yazdı. May I see your collection of old books? Senin eski kitap kolleksiyonunu görebilir miyim? Eski kitap koleksiyonunu görebilir miyim? Last night provided a good opportunity to see a meteor shower. Dün gece bir meteor yağmuru görmek için iyi bir fırsat sağladı. Dün gece meteor yağmurunu görmek için iyi bir fırsat sundu. Tom needs a taxi. Tom'un bir taksiye ihtiyacı var. Tom'un taksiye ihtiyacı var. Emily wrote the sentence. Emily cümleyi yazdı. Emily cümleyi yazdı. The doctor ordered a few tests and an MRI. Doktor birkaç tahlil ve MR istedi. Doktor birkaç test ve MR istedi. Did you google it? Google amcaya sordun mu? Google'da mı arattın? Maybe it's about time I started learning to program. Belki programı öğrenmeye başlamamın zamanı geldi. Belki de programlamayı öğrenmemin zamanı gelmiştir. Sami found a copy of the Quran in the church library. Sami kilise kütüphanesinde Kuran'ın bir nüshasını buldu. Sami kilise kütüphanesinde Kur'an'ın bir kopyasını buldu. Tom doesn't want to go to the hospital. Tom hastaneye gitmek istemiyor. Tom hastaneye gitmek istemiyor. Tom turned thirty on October twentieth. Tom yirmi ekimde otuz yaşına girdi. Tom 20 Ekim'de otuz yaşına girdi. Why don't we be patient? Neden sabırlı olmuyoruz? Neden sabırlı olmuyoruz? Truly you are the flower of my life. Gerçekten sen benim hayatımın çiçeğisin. Gerçekten sen benim hayatımın çiçeğisin. This isn't the time. Bu zamanı değil. Şimdi sırası değil. The essay you wrote is full of typos and grammatical mistakes. Yazdığınız deneme yazım hataları ve dilbilgisi hatalarıyla doludur. Yazdığın deneme yazım hataları ve gramer hatalarıyla dolu. We cannot achieve the impossible, but it serves us as a beacon. İmkânsız olanı başaramayız, ama en azından bize işaret fişeği olmuş olur. İmkansızı başaramayız, ama bize bir işaret olarak hizmet ediyor. Oh, don't worry about that. Oh, o konuda endişelenmeyin. Oh, bunu dert etme. I'm going to the kiosk for the newspaper. Gazete için büfeye gidiyorum. Gazete için kiosk'a gidiyorum. He is the kind of man who cannot do anything in moderation, but always goes to extremes. O, aşırıya kaçmadan bir şey yapamayan adam türüdür, ama her zaman aşırı gider. O, ölçülü bir şekilde hiçbir şey yapamayan, ama her zaman aşırı uçlara giden bir adamdır. Leave your drama at the door. Dramını kapıda bırak. Dramanı kapıda bırak. I think we all know why we're here. Sanırım neden burada olduğumuzu hepimiz biliyoruz. Sanırım hepimiz neden burada olduğumuzu biliyoruz. Let me know if there is anything I can do. Yapabileceğim bir şey olup olmadığını bana bildirin. Yapabileceğim bir şey olursa haber ver. Tom is the same height as Mary. Tom'un boyu Mary ile aynı. Tom Mary ile aynı boydadır. You shouldn't pay any attention to his eccentricities. Onun eksanterik hareketlerine hiç önem vermemelisin. Eksantrikliklerine hiç dikkat etmemelisin. I don't know what to do about this situation. Bu durum hakkında ne yapacağımı bilmiyorum. Bu durumla ilgili ne yapacağımı bilmiyorum. Isn't this the first time that's happened? Bunun ilk oluşu değil mi? Bu ilk kez olmuyor mu? Not many of us survived. Çoğumuz kurtulamadık. Pek çoğumuz hayatta kalmadık. Will there be anything else? Başka bir şey olacak mı? Başka bir şey olacak mı? Nobody really cared that Tom didn't help. Tom'un yardım almaması gerçekten kimsenin umrunda değildi. Tom'un yardım etmemesi kimsenin umurunda değildi. Tom said he had no more details. Tom daha fazla detayı olmadığını söyledi. Tom daha fazla detaya sahip olmadığını söyledi. I don't think anyone else will come. Başka kimsenin geleceğini sanmıyorum. Başka birinin geleceğini sanmıyorum. There's a car approaching. Yaklaşan bir araba var. Yaklaşan bir araba var. Do you use kratom? Kratom kullanıyor musunuz? Kratom kullanıyor musun? Tom seems to be happy and excited. Tom mutlu ve heyecanlı görünüyor. Tom mutlu ve heyecanlı görünüyor. It looks like a house. O bir eve benziyor. Bir eve benziyor. They are fascinated by blood and violence. Gözlerini kan ve şiddet bürümüş. Kan ve şiddetten büyülenirler. Nobody wanted to come to my country. Kimse ülkeme gelmek istemedi. Kimse ülkeme gelmek istemedi. My favourite biscuit is Singoalla. Benim en sevdiğim bisküvi, Singoalla'dır. En sevdiğim bisküvi Singoalla'dır. I have nothing to forgive you for. Affetmemi gerektirecek bir şey yapmadın ki. Seni affedecek bir şeyim yok. I know how that sounds. Onun nasıl göründüğünü biliyorum. Kulağa nasıl geldiğini biliyorum. Do you think you can catch up with me? Bana yetişebileceğini düşünüyor musun? Bana yetişebileceğini düşünüyor musun? Mary is an elf. Mary bir cin. Mary bir elf. I'm getting good at this. Bunda iyi oluyorum. Bu işte iyi olmaya başladım. I wonder if Tom is all right. Tom'un iyi olup olmadığını merak ediyorum. Tom'un iyi olup olmadığını merak ediyorum. It wasn't Tom who did that. Bunu yapan Tom değildi. Bunu yapan Tom değildi. I do that twice a week. Onu haftada iki kez yaparım. Bunu haftada iki kez yapıyorum. Was your high school's basketball team a good team? Lisenin basketbol takımı iyi bir takım mıydı? Lisenin basketbol takımı iyi bir takım mıydı? They are both unmarried. Onların her ikiside evli değil. İkisi de evli değil. I'm going to invest money in this business. Bu işe para yatıracağım. Bu işe para yatıracağım. Do you want to know why Tom quit going to school? Tom'un neden okula gitmeyi bıraktığını bilmek ister misin? Tom'un neden okula gitmeyi bıraktığını bilmek ister misin? Let's not get distracted. Dikkatimizi dağıtmayalım. Dikkatimizi dağıtmayalım. Tom had no intention of marrying Mary. Tom'un Mary ile evlenmek gibi bir niyeti yoktu. Tom'un Mary ile evlenmek gibi bir niyeti yoktu. I went to bed early, for I was tired. Ben erkenden yatmaya gittim, zira yorgundum. Erken yattım, çünkü yorgundum. Whose turn is it now? Şimdi sıra kimde? Şimdi kimin sırası? Do you use methamphetamines? Metamfetamin kullanıyor musunuz? Metamfetamin kullanıyor musunuz? Who asked that question? Bu soruyu kim sordu? Bu soruyu kim sordu? Has Lucy called yet? Lucy henüz aradı mı? Lucy aradı mı? They want to destroy us. Bizi yok etmek istiyorlar. Bizi yok etmek istiyorlar. I've just finished packing. Az önce paketlemeyi bitirdim. Toplanmayı yeni bitirdim. I've just worked it out. Ben onu az önce hallettim. Bunu daha yeni çözdüm. I don't know what's going on there. Orada neler oluyor, bilmiyorum. Orada neler olduğunu bilmiyorum. You'd tell me if there was a problem, right? Bir sorun varsa, bana söylersin, değil mi? Bir sorun olsa bana söylerdin, değil mi? Bright colors don't suit Tom. Parlak renkler Tom'a pek gitmiyor. Parlak renkler Tom'a uymaz. We just have to take that chance. Biz sadece o riske girmek zorundayız. Bu riski göze almalıyız. We had an examination yesterday. Dün bir sınav olduk. Dün bir muayenemiz vardı. The first time I saw this film was years ago at an outdoor cinema. Bu filmi yıllarca önce bir açık hava sinemasında izlemiştim ilk defa. Bu filmi ilk kez yıllar önce bir açık hava sinemasında izlemiştim. I haven't heard from Tom in years. Yıllardır Tom'dan haber almadım. Tom'dan yıllardır haber alamadım. He asked us not to make any noise. Gürültü yapmamamızı rica etti. Bizden ses çıkarmamamızı istedi. The express arrives at 6:30 p.m. Ekspres akşam 6:30'da varır. Ekspres saat 18.30'da varır. Yanni was short of stature, but he was very strong. Yanni güdük ama çok kuvvetliydi. Yanni kısa boyluydu ama çok güçlüydü. Isn't that how competition works? Rekabet de böyle değil midir zaten? Rekabet böyle olmuyor mu? I knew it was going to be tough to persuade Tom to help us. Bize yardım etmesi için Tom'u ikna etmenin zor olacağını biliyordum. Tom'u bize yardım etmesi için ikna etmenin zor olacağını biliyordum. We could be under attack at any time. Her an saldırıya uğrayabiliriz. Her an saldırı altında olabiliriz. Everyone says the view from here is beautiful. Herkes buradan manzaranın güzel olduğunu söylüyor. Herkes buradan manzaranın güzel olduğunu söylüyor. Tom wants to be friends with Mary. Tom Mary ile arkadaş olmak istiyor. Tom Mary ile arkadaş olmak istiyor. The doorbell woke me up. Zil beni uyandırdı. Kapı zili beni uyandırdı. I've still not booked my flights to Germany. Ben hâlâ Almanya'ya uçuş rezervasyonumu yaptırmadım. Hala Almanya'ya uçuşlarımı rezerve edemedim. He took the heavy box down from the shelf. O, raftan ağır kutuyu indirdi. Ağır kutuyu raftan indirdi. He knows many things. O çok şey biliyor. Birçok şey biliyor. I think you're overweight. Sanırım sen kilolusun. Bence fazla kilolusun. I saw your name on the list. Ben listede adınızı gördüm. Listede adını gördüm. Why didn't somebody help you? Neden biri sana yardım etmedi? Neden biri sana yardım etmedi? Are you staying at this hotel? Bu otelde mi kalıyorsunuz? Bu otelde mi kalıyorsun? All men are created equal. Bütün insanlar eşit yaratılırlar. Bütün insanlar eşit yaratılmıştır. On Earth there are five oceans. Dünya üzerinde beş okyanus vardır. Dünya'da beş okyanus vardır. We believe in Tom. Tom'a inanıyoruz. Tom'a inanıyoruz. I've been trying to get in touch with you for months. Aylardır seninle iletişime geçmeye çalışıyorum Aylardır seninle iletişim kurmaya çalışıyorum. Tom tried to walk on water, but he sank to the bottom. Tom su üzerinde yürümeye çalıştı ama dibe battı. Tom suyun üzerinde yürümeye çalıştı ama dibe battı. Tom and I have a lot of fun together. Tom ve ben birlikte çok eğleniyoruz. Tom ve ben birlikte çok eğleniyoruz. Girls love Tom. Kızlar Tom'u seviyor. Kızlar Tom'u sever. Laptops with the 11th generation Intel processors have begun to appear in the market. 11. nesil Intel işlemcili laptoplar piyasada yerini almaya başladı. 11. nesil Intel işlemcili dizüstü bilgisayarlar piyasada görünmeye başladı. The architect secured the mayor's approbation for a new housing project. Mimar, yeni bir konut projesi için belediyeden gerekli izinleri temin etti. Mimar, yeni bir konut projesi için belediye başkanının onayını aldı. Can I put this on your finger? Şunu parmağınıza takabilir miyim? Bunu parmağına takabilir miyim? I'm touched. Ben keçileri kaçırdım. Çok duygulandım. She prefers to sew, and wishes neither to walk nor to sit in the garden. O, dikiş dikmeyi tercih eder ve ne yürümek ne de bahçede oturmak ister. Dikmeyi tercih eder ve ne yürümeyi ne de bahçede oturmayı ister. Tom was my first coach. Tom benim ilk koçumdu. Tom benim ilk antrenörümdü. She's a nurse and she works here. O bir hemşire ve burada çalışıyor. O bir hemşire ve burada çalışıyor. We're just looking for him. Biz sadece onu arıyoruz. Sadece onu arıyoruz. The coffee is too bitter. Kahve çok acı olmuş. Kahve çok acı. Are you taking revenge on me? Benden intikam mı alıyorsun? Benden intikam mı alıyorsun? Tom wasn't the first man Mary kissed. Tom Mary'yi öpen ilk erkek değildi. Tom, Mary'nin öptüğü ilk adam değildi. Can you quickly describe the thief? Hırsızı hemen tarif edebilir misiniz? Hırsızı hemen tarif edebilir misiniz? A satellite was launched in Russia last year. Geçen yıl Rusya'da bir uydu fırlatıldı. Geçen yıl Rusya'da bir uydu fırlatıldı. I suggest you leave immediately. Derhal gitmeni öneririm. Hemen gitmenizi öneririm. Tom wanted to know why Mary was absent. Tom Mary'nin neden olmadığını bilmek istiyordu. tom mary'nin neden gelmediğini öğrenmek istedi. I'll ask you a question, but you'll have only one chance to guess the answer. Sana bir soru soracağım ama tek cevap hakkın var. Sana bir soru soracağım ama cevabı tahmin etmek için tek şansın olacak. He vowed to avenge his friend's death. O, arkadaşının ölümünün intikamını almak için yemin etti. Arkadaşının intikamını almaya yemin etti. Tom likes to write poems and song lyrics. Tom şiir ve şarkı sözleri yazmayı seviyor. Tom şiirler ve şarkı sözleri yazmayı sever. That's not smart. Bu zekice değil. Bu hiç akıllıca değil. Is it in the public domain? O, kamu malı mı? Kamu malı mı? I intend to hammer this idea into the student's heads. Ben bu fikri öğrencilerin kafalarına işlemek niyetindeyim. Bu fikri öğrencinin kafasına sokmak niyetindeyim. I often fell, but I never gave up. Sık sık düştüm ama asla vazgeçmedim. Sık sık düştüm ama hiç vazgeçmedim. The room charge is 100 dollars a night. Oda ücreti geceliği 100 dolar. Oda ücreti gecelik 100 dolar. I'm not stupid enough to lend Tom money. Tom'a borç verecek kadar keriz değilim. Tom'a borç verecek kadar aptal değilim. It's not really my cup of tea. Kesinlikle bana göre değil. Aslında benim bir fincan çayım değil. At least we're still in one piece. En azından biz hâlâ tek parçayız. En azından hala tek parça halindeyiz. Tom wasn't rude to me. Tom bana kaba değildi. Tom bana kaba davranmadı. This is the house I live in. Burası oturduğum ev. Yaşadığım ev burası. Tom can speak French better than me. Tom benden daha iyi Fransızca konuşabilir. Tom Fransızca'yı benden daha iyi konuşabiliyor. Tom was a church-going man. Tom kiliseye giden bir adamdı. Tom kiliseye giden bir adamdı. He hates air travel. O hava yolculuğundan nefret ediyor. Hava yolculuğundan nefret eder. He has been sacked. Görevden alındı. Görevden alındı. He went to America with high hopes, but now he's driving an Uber. Amerika'ya büyük umutlarla gitmişti ama şimdi Uber şoförlüğü yapıyor. Büyük umutlarla Amerika'ya gitti ama şimdi Uber kullanıyor. Do you have any suntan lotion? Güneş losyonunuz var mı? Güneş kremin var mı? Translate Japanese into English. Japoncayı ingilizceye çevir. Japonca'yı İngilizce'ye çevirin. Algeria is a steel producer. Cezayir bir çelik üreticisidir. Cezayir çelik üreticisi. I might be dead tomorrow. Yarın ölebilirim. Yarın ölmüş olabilirim. Don't stand next to me. Benim yanımda durma. Yanımda durma. The car came to an abrupt stop. Araba aniden durdu. Araba ani bir durağa geldi. I have lots of ideas. Bir sürü fikrim var. Bir sürü fikrim var. Being happy doesn't mean that everything is perfect, but rather that you've decided to look beyond the imperfections. Mutlu olmak her şeyin mükemmel olduğu anlamına gelmez fakat aksine eksikliklerin ötesine bakmaya karar vermenizdir. Mutlu olmak her şeyin mükemmel olduğu anlamına gelmez, aksine kusurların ötesine bakmaya karar verdiğiniz anlamına gelir. What's eating her? Onu ne yiyor? Onu ne yiyor? Tom died less than a week after Mary died. Tom Mary öldükten bir hafta daha kısa süre sonra öldü. Tom, Mary öldükten bir hafta sonra öldü. Fadil moved to Cairo. Fadıl, Kahire'ye taşındı. Fadil Kahire'ye taşındı. High blood pressure increases the workload of the heart and the arteries. Yüksek tansyion kalp ve damarlara binen yükü artırır. Yüksek tansiyon kalbin ve arterlerin iş yükünü arttırır. Tom knew why Mary slapped John. Tom Mary'nin neden John'u tokatladığını biliyordu. Tom, Mary'nin John'a neden tokat attığını biliyordu. We need hats. Bize şapka lazım. Şapkaya ihtiyacımız var. I should've kissed Tom when I had the chance. Fırsatım varken Tom'u öpmeliydim. Şansım varken Tom'u öpmeliydim. It's your decision whether you go or stay. Gidip gitmemek sana kalmış. Gitmen ya da kalman senin kararın. Should I tell Tom what I heard? Duyduğum şeyi Tom'a söylemeli miyim? Tom'a ne duyduğumu söyleyeyim mi? I have nothing to say on this matter. Benim bu konuda söyleyecek bir şeyim yok. Bu konuda söyleyecek bir şeyim yok. They have agreed to come. Tom gelmeyi kabul etti. Gelmeyi kabul ettiler. Tom can't make it. Tom onu yapamıyor. Tom gelemiyor. Sami knew a great deal about Islam. Sami İslam hakkında epey bilgiliydi. Sami İslam hakkında çok şey biliyordu. Tom finished his shift and went home. Tom vardiyasını bitirdi ve eve gitti. Tom vardiyasını bitirdi ve eve gitti. Aimee and I live in the same house. Aimee ve ben aynı evde yaşıyoruz. Aimee ve ben aynı evde yaşıyoruz. Tom is the only person Mary ever talks to. Tom, Mary'nin şimdiye kadar konuştuğu tek kişidir. Tom, Mary'nin konuştuğu tek kişidir. Tom knows Mary's address. Tom Mary'nin adresini biliyor. Tom Mary'nin adresini biliyor. Have you left the country within the last 30 days? Son 30 gün içinde ülke dışına çıktınız mı? Son 30 gün içinde ülkeyi terk ettiniz mi? She got a slight burn on her hand while cooking. Yemek pişirirken elinde hafif bir yanık oluştu. Yemek yaparken elinde hafif bir yanık vardı. Yanni bought a house in Algeria. Yanni, Cezayir'de bir ev satın aldı. Yanni Cezayir'de bir ev satın aldı. I have to admit I was starting to feel a little sorry for myself. Kendim için biraz üzülmeye başladığımı itiraf etmek zorundayım. İtiraf etmeliyim ki kendim için biraz üzülmeye başlamıştım. I can be there in 30 minutes. 30 dakika içinde orada olabilirim. 30 dakika içinde orada olabilirim. Look me up sometime. Bazen beni ara. Bir ara beni ara. Urgent business kept me from going shopping with you. Acil iş seninle alışverişe gitmemi engelledi. Acil işler beni seninle alışverişe gitmekten alıkoydu. I don't pick up hitchhikers. Ben otostopçu almıyorum. Otostopçuları almam. Have you ever received treatment for a sexually transmitted disease? Hiç cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgili tedavi gördünüz mü? Hiç cinsel yolla bulaşan bir hastalık için tedavi gördünüz mü? For the most part, I agree with what he said. Çoğunlukla onun dediğine katılıyorum. Çoğunlukla onun söylediklerine katılıyorum. Yanni was a killer. Yanni bir katildi. Yanni bir katildi. There was once a cat whose name was Tango. Bir zamanlar, Tango adında bir kedi vardı. Bir zamanlar adı Tango olan bir kedi vardı. We were shocked by what Tom did. Tom'un yaptığı şeyden dolayı şoka girdik. Tom'un yaptıklarından dolayı şok olduk. I feel as if we have already met. Sanki tanışmışız gibi hissediyorum. Sanki daha önce tanışmışız gibi hissediyorum. Tom has curly hair just like his father. Tom'un tıpkı babasınınki gibi kıvırcık saçları var. Tom'un da tıpkı babası gibi kıvırcık saçları var. I think something happened to him. Ona bir şey olduğunu düşünüyorum. Sanırım ona bir şey oldu. We set a trap. Bir tuzak kurduk. Bir tuzak kurduk. Why don't we compromise? Neden taviz vermiyoruz? Neden uzlaşmıyoruz? Thanks for the delicious meal. Lezzetli yemek için teşekkürler. Lezzetli yemek için teşekkürler. Why didn't he come to the party? O, niçin partiye gelmedi? Neden partiye gelmedi? I want to find my own place. Ben kendi yerimi bulmak istiyorum. Kendi yerimi bulmak istiyorum. It was a great debate. O büyük bir tartışmaydı. Büyük bir tartışmaydı. I need a long nap. Uzun bir uykuya ihtiyacım var. Uzun bir uykuya ihtiyacım var. Why are you so mad at me? Neden bana çok kızgınsın? Neden bana bu kadar kızgınsın? We don't spend enough time together. Birlikte yeterince vakit harcamıyoruz. Birlikte yeterince zaman geçirmiyoruz. I began to study French when I was thirteen. Ben on üç yaşındayken Fransızca öğrenmeye başladım. On üç yaşındayken Fransızca öğrenmeye başladım. Tom got an award. Tom bir ödül aldı. Tom ödül aldı. Go put on something more conservative. Daha muhafazakar bir şey giymeye git. Git daha muhafazakar bir şeyler giy. I haven't done it yet. Onu daha yapmadım. Henüz yapmadım. Tom can't remember exactly what Mary said. Tom Mary'nin ne söylediğini tam olarak hatırlayamıyor. tom mary'nin ne dediğini tam olarak hatırlayamıyor. Tom is very angry at me right now. Tom şu an bana acayip kızgın. Tom şu anda bana çok kızgın. I like climbing mountains. Ben dağlara tırmanmayı severim. Dağlara tırmanmayı severim. I'm going to help you rescue Tom. Tom'u kurtarmana yardım edeceğim. Tom'u kurtarmana yardım edeceğim. I'll be back in thirty minutes. Yarım saate dönerim. Otuz dakika sonra dönerim. Do you still think that's going to be easy? Hala onun kolay olacağını düşünüyor musun? Hala bunun kolay olacağını düşünüyor musun? Stop being hypocritical. Riyakârlığı bırak. İkiyüzlülük etmeyi bırak. I have a sore knee. Ağrıyan bir dizim var. Dizim ağrıyor. I want you to reconsider your decision. Kararını tekrar düşünmeni istiyorum. Kararınızı tekrar gözden geçirmenizi istiyorum. He was tired, so he went to bed early. Yorgundu, bu yüzden yatmaya erken gitti. Yorgundu, bu yüzden erken yattı. That tastes really good! Onun gerçekten iyi tadı var! Tadı çok güzel! I hope you'll enjoy your leave. Umarım izninizin keyfini çıkarırsınız. Umarım izinin tadını çıkarırsın. Is it okay if I ask you a few questions about your medical history? Tıbbi geçmişinizle ilgili birkaç soru sormamda sakınca var mı? Tıbbi geçmişinle ilgili birkaç soru sormamın sakıncası var mı? Tom has to go see Mary. Tom Mary'yi görmeye gitmelidir. Tom Mary'i görmeye gitmek zorunda. Tom is currently serving ten years in prison. Tom şu anda hapiste on yıllık cezasını çekiyor. Tom şu anda on yıl hapis yatmaktadır. This is what I wanted to avoid. Sakınmak istediğim şey buydu. Kaçınmak istediğim şey buydu. The defeated army retreated from the country. Yenilmiş ordu ülkeden geri çekildi. Yenilen ordu ülkeden çekildi. My colleague filled in for me while I was sick. İş arkadaşlarım ben hastayken benim yerimi doldurdular. Meslektaşım hastayken benim yerime doldurdu. Do you still remember me? Beni hala hatırlıyor musun ? Beni hala hatırlıyor musun? Tom's warned me about that. Tom o konuda beni uyardı. Tom bu konuda beni uyardı. Tom certainly worked hard yesterday. Tom dün kesinlikle çok çalıştı. Tom dün çok çalıştı. Give me his picture. Onun resmini bana ver. Resmini ver. I was foolish enough to believe him. Ona inanacak kadar akılsızdım. Ona inanacak kadar aptaldım. Are you positive? Pozitif misin? Emin misiniz? Your home is a mess. Senin evin bir pislik. Evin karmakarışık. It's still windy. Hala rüzgarlı. Hala rüzgarlı. Tom criticized Mary for not doing the job correctly. Tom, işi doğru yapmadığı için Mary'yi eleştirdi. Tom, Mary'yi işi doğru yapmadığı için eleştirdi. Does Tom really belong here? Tom gerçekten buraya ait mi? Tom gerçekten buraya mı ait? Tom had a sparkle in his eye. Tom'un gözleri pırıl pırıl parlıyordu. Tom'un gözlerinde bir parıltı vardı. Sami was found in the closet. Sami dolapta bulundu. Sami dolapta bulundu. Education is human development's best friend. Eğitim, insani gelişmenin en iyi arkadaşıdır. Eğitim, insan gelişiminin en iyi arkadaşıdır. Lopez went into the kitchen for a carton of milk. Lopez bir kutu süt için mutfağa gitti. Lopez bir karton süt için mutfağa gitti. I own three dogs. One male and two female. Üç köpeğim var. Bir erkek ve iki dişi. Üç köpeğim var, bir erkek ve iki dişi. Are you almost finished? Neredeyse hazır mısın? Bitirmek üzere misin? We are not accepting walk-in orders at this time. Şu an elden satış yapmıyoruz. Şu anda walk-in emirlerini kabul etmiyoruz. I'm telling you to shut up. Çeneni kapatmanı söylüyorum. Sana çeneni kapatmanı söylüyorum. I'm interested in that house you've got for rent on Park Street. Park Caddesinde sahip olduğun o kiralık eve ilgi duyuyorum. Park Caddesi'nde kiraladığınız evle ilgileniyorum. You wouldn't be in trouble if it weren't for me. Benim için olmasa, başın belada olmaz. Ben olmasaydım başın belaya girmezdi. English is spoken in the US. İngilizce, ABD'de konuşulur. İngilizce ABD'de konuşulur. We are looking forward to seeing you and your family. Seni ve aileni görmeye can atıyorum. Sizi ve ailenizi görmek için sabırsızlanıyoruz. How can you know if someone loves you? Birinin seni sevdiğini nasıl anlarsın? Birinin seni sevdiğini nasıl bilebilirsin? I rarely go shopping. Nadiren alışverişe çıkarım. Nadiren alışveriş yaparım. I must get my watch repaired. Saatimi tamir ettirmeliyim. Saatimi tamir ettirmeliyim. Tom thought Mary wouldn't help him. Tom Mary'nin ona yardım etmeyeceğini düşündü. Tom Mary'nin ona yardım etmeyeceğini düşündü. I've lost my patience with you. Sabır bırakmadın adamda. Sana karşı sabrımı kaybettim. Discounts are available if you buy in bulk. Adetli alımlarınızda indirim yapılır. Toplu olarak satın alırsanız indirimler mevcuttur. Both of Tom's sisters are married. Tom'un ablalarının ikisi de evli. Tom'un iki kız kardeşi de evlidir. He maintains his car well. O, arabasını iyi korur. Arabasını iyi muhafaza eder. Tom said you're old friends. Tom sizin eski dost olduğunuzu söyledi. Tom eski arkadaş olduğunuzu söyledi. I left New York two weeks ago. İki hafta önce New York'tan ayrıldım. İki hafta önce New York'tan ayrıldım. That strategy worked. O strateji işe yaradı. Bu strateji işe yaradı. He denied that he had said such a thing. O böyle bir şey söylediğini inkar etti. Böyle bir şey söylediğini inkar etti. What do Tom and Mary have to do? Tom ve Mary ne yapmak zorunda? Tom ve Mary ne yapmalı? Tom caught the bird. Tom kuşu yakaladı. Tom kuşu yakaladı. Marriage customs differ by country. Evlilik gelenekleri ülkelere göre değişir. Evlilik gelenekleri ülkeye göre farklılık gösterir. We wanted to open it up to everyone. Herkese açmak istedik. Bunu herkese açmak istedik. Tom admitted he'd taken bribes. Tom rüşvet almış olduğunu itiraf etti. Tom rüşvet aldığını itiraf etti. I failed on purpose. Bilerek kaybettim. Bilerek başarısız oldum. He was born in the 19th century. O ondokuzuncu yüzyılda doğdu. 19. yüzyılda doğdu. Most people don't feel that way. Çoğu insan o şekilde hissetmez. Çoğu insan böyle hissetmez. Tom may be back. Tom geri gelebilir. Tom geri dönebilir. I have Tom here with me. Tom'a benimle birlikte burada sahibim. Yanımda Tom var. Tom needs Mary's help. Tom'un Mary'nin yardımına ihtiyacı var. Tom'un Mary'nin yardımına ihtiyacı var. They live in Helsinki, Finland. Onlar Helsinki, Finlandiya'da yaşarlar. Helsinki, Finlandiya'da yaşamaktadırlar. At last, the day has arrived for us to act. Sonunda, harekete geçeceğimiz gün geldi. Sonunda harekete geçmemiz için gün geldi. You have to see what we're doing here. Burada ne yaptığımız görmelisin. Burada ne yaptığımızı görmelisin. That's milk. Süt bu. Bu süt. The police officer fired a warning shot into the air. Polis havaya uyarı ateşi açtı. Polis, havaya uyarı ateşi açtı. He thinks of everything in terms of profit. O kâr açısından her şeyi düşünür. Her şeyi kâr açısından düşünür. I've never hunted. Hiç avlanmadım. Hiç avlanmadım. I was wondering if you knew where Tom was. Tom'un nerede olduğunu bilip bilmediğini merak ediyordum. Tom'un nerede olduğunu bilip bilmediğini merak ediyordum. It seems to me that you've won. Bana kazandın gibi görünüyor. Bana öyle geliyor ki sen kazandın. Tom was involved in a terrible accident. Tom korkunç bir kazaya karıştı. Tom korkunç bir kazaya karıştı. They fought for their homeland. Vatanları için savaştılar. Vatanları için savaştılar. Tom is scared of dogs, isn't he? Tom köpeklerden korkuyor, değil mi? Tom köpeklerden korkuyor, değil mi? Sami had pictures of Layla's garden. Sami'de Leyla'nın bahçesinin resimleri vardı. Sami'de Layla'nın bahçesinin resimleri vardı. I hope that I get a raise. Umarım maaşıma zam yapılır. Umarım zam alırım. Which dictionary do you often use? Genellikle hangi sözlüğü kullanıyorsun? Hangi sözlükleri sıklıkla kullanıyorsunuz? They finally reached the top of the mountain. Sonunda dağın tepesine ulaştılar. Sonunda dağın tepesine ulaştılar. Let's keep this our little secret. Bu küçük sırrımızı saklayalım. Bunu küçük sırrımız olarak saklayalım. Oh my God, everybody is looking at me! Tanrım, herkes bana bakıyor! Aman Tanrım, herkes bana bakıyor! Why did you decide to dedicate yourself to that career? Yaptığın mesleği seçme sebebin neydi? Neden kendini bu kariyere adamaya karar verdin? Is it difficult to climb stairs? Merdiven çıkmakta zorlanıyor musunuz? Merdivenleri tırmanmak zor mu? We are getting older day by day. Biz günden güne yaşlanıyoruz. Gün geçtikçe yaşlanıyoruz. When I came home, my father had already been there. Eve geldiğimde, babam çoktan oradaydı. Eve geldiğimde babam zaten oradaydı. Tom is an amazing singer. Tom müthiş bir şarkıcı. Tom inanılmaz bir şarkıcı. We played Nintendo 64 all afternoon. Bütün öğleden sonra Nintendo 64 oynadık. Tüm öğleden sonra Nintendo 64 oynadık. I want to remember all of this. Bütün bunları hatırlamak istiyorum. Bütün bunları hatırlamak istiyorum. Have you ever had a pet? Hiç evcil hayvanın oldu mu? Hiç evcil hayvanınız oldu mu? I'm in here. Ben buradayım. Buradayım. Boys give promises very easily, but they as easily forget them. Erkekler çok kolay söz verirler fakat onları kolay unuturlar. Erkekler çok kolay vaatlerde bulunurlar, ama onları kolayca unuturlar. Tom is truly a great guy. Tom gerçekten iyi bir adam. Tom gerçekten harika bir adam. Let's get him back. Onu geri alalım. Onu geri alalım. Why are you learning French? Neden Fransızca öğreniyorsun? Neden Fransızca öğreniyorsun? His data is often inaccurate. Onun verileri genellikle yanlıştır. Verileri çoğu zaman hatalıdır. She's gone out. O, dışarı çıktı. Dışarı çıktı. Both legs are weak. Her iki bacak da güçsüz. Her iki bacak da zayıftır. If she'd known the results, she'd have been shocked. O, sonuçları bilseydi şok olurdu. Sonuçları bilseydi şoka uğrardı. I need you to do me a favor. Bana bir iyilik yapman gerek. Bana bir iyilik yapmanı istiyorum. Tom said Mary isn't happy about that. Tom Mary'nin bunun hakkında mutlu olmadığını söyledi. Tom, Mary'nin bundan memnun olmadığını söyledi. Tom is at least thirty. Tom nereden baksan otuzunda vardır. Tom en az otuz yaşında. I know that he arrived yesterday. Onun dün geldiğini biliyorum. Dün geldiğini biliyorum. What were you doing? Ne yapıyordun? Ne yapıyordun? We ended up having to sell most of those below cost. Bunların çoğunu zararına satmak zorunda kaldık. Maliyeti düşük olanların çoğunu satmak zorunda kaldık. I really don't want to live here. Gerçekten burada yaşamak istemiyorum. Gerçekten burada yaşamak istemiyorum. No one told me anything. Hiç kimse bana bir şey söylemedi. Kimse bana bir şey söylemedi. Tom came up with a good excuse. Tom iyi bir bahane bulmuştu. Tom iyi bir bahane buldu. Small secrets make big lies. Küçük sırlar büyük yalanlar yapar. Küçük sırlar büyük yalanlar yapar. Do you think you and I could do that together? Senin ve benim bunu birlikte yapabileceğimizi düşünüyor musun? Sence bunu birlikte yapabilir miyiz? You won't fool Tom. Tom'u kandırmayacaksın. Tom'u kandıramazsın. They're all different. Onların hepsi farklı. Hepsi farklı. I tried a shrimp-based soup. Karidesle hazırlanmış bir çorba denedim. Karides bazlı bir çorba denedim. You're really brave, aren't you? Gerçekten cesursun, değil mi? Gerçekten cesursun, değil mi? Tom saw Mary across the room and went over to talk to her. Tom odanın karşısında Mary'yi gördü ve onunla konuşmaya gitti. Tom Mary'yi odanın karşısında gördü ve onunla konuşmaya gitti. Tom has been studying French every evening. Tom her akşam Fransızca çalışıyor. Tom her akşam Fransızca okuyordu. You might not like doing that. Onu yapmaktan hoşlanmayabilirsin. Bunu yapmaktan hoşlanmayabilirsin. Do you drink alcohol every day? Her gün içki içiyor musunuz? Her gün alkol alıyor musunuz? Are you younger than him? Ondan daha genç misin? Ondan küçük müsün? The boy came back to life. Çocuk hayata geri döndü. Çocuk hayata geri döndü. I forgot to mention it to him. Bunu ona söylemeyi unuttum. Ona bahsetmeyi unuttum. Do you have any unexplained bruising or bleeding? Vücudunuzda sebepsiz morarma ya da kanamalar oluyor mu? Açıklanamayan morarma veya kanama var mı? She declined my invitation. Davetimi reddetti. Davetimi reddetti. Yanni doesn't know Skura that well. Yanni, Skura'yı o kadar iyi tanımıyor. Yanni, Skura'yı o kadar iyi tanımıyor. Tom was very shy when he was a kid. Tom çocukken çok utangaçtı. Tom çocukken çok utangaçtı. Which syllable receives the stress in the word "Australia"? "Avustralya" kelimesinde hangi hece vurgu alır? Hangi hece "Avustralya" kelimesindeki stresi alır? Dating Tom wasn't such a good idea. Tom'la flört etmek böyle iyi bir fikir değildi. Tom'la çıkmak o kadar da iyi bir fikir değildi. You like Boston, don't you? Boston'u seviyorsun, değil mi? Boston'dan hoşlanıyorsun, değil mi? We need to speak to her. Onunla konuşmamız gerek. Onunla konuşmamız gerek. You weigh more than Tom, don't you? Tom'dan daha ağır geliyorsun, değil mi? Tom'dan daha ağırsın, değil mi? Tom is still chubby. Tom hâlâ tombul. Tom hala tombul. Tom was excused from work yesterday because he was sick. Hasta olduğu için dün Tom'a işten izin verildi. Tom dün hasta olduğu için işten çıkarıldı. Don't tell Tom what we did. Tom'a ne yaptığımızı söyleme. Tom'a ne yaptığımızı söyleme. My uncle lives in an apartment. Amcam bir apartman dairesinde yaşamaktadır. Amcam bir dairede yaşıyor. It wasn't important to me. O benim için önemli değildi. Benim için önemli değildi. I can wait out here. Burada bekleyebilirim. Burada bekleyebilirim. Everybody came to work early today. Bugün herkes işe erken geldi. Bugün herkes erkenden işe geldi. For a girl of her age, Mary expresses very clever, remarkable thoughts. Onun yaşındaki bir kız için, Mary çok zeki, dikkat çekici düşünceler ifade eder. Onun yaşındaki bir kız için, Mary çok zeki, dikkate değer düşünceleri ifade eder. Tom is barely alive. Tom kıl payı ölümden döndü. Tom zar zor yaşıyor. We must take from Cesar what does not belong to him. Ona ait olmayan şeyi Cesar'dan almalıyız. Cesar'dan kendisine ait olmayan şeyi almalıyız. Sit tight for a second. Bir saniye kıpırdamadan otur. Bir saniye bekle. Tom doesn't think he can help you move the piano today. Tom bugün piyano taşımanıza yardımcı olabileceğini düşünmüyor. Tom bugün piyanoyu hareket ettirmene yardım edebileceğini düşünmüyor. I have known him for ten years. Onu on yıldır tanırım. Onu on yıldır tanıyorum. Someone has slept in this bed. Birisi bu yatakta uyudu. Biri bu yatakta yatmış. He exhausted his money. O parasını tüketti. Parasını tüketti. I want to stay here a few days. Birkaç gün burada kalmak istiyorum. Birkaç gün burada kalmak istiyorum. I arrived in Tokyo yesterday. Dün Tokyo'ya vardım. Dün Tokyo'ya geldim. We can take Tom. Tom'u alabiliriz. Tom'u alabiliriz. Everyone was doing it. Herkes onu yapıyordu. Herkes yapıyordu. What is the price of this radio? Bu radyonun fiyatı nedir? Bu radyonun fiyatı nedir? The apartment I live in isn't very large. İçinde yaşadığım daire çok büyük değil. Yaşadığım daire çok büyük değil. Why don't we take a trip to Australia? Neden Avustralya'ya bir gezi yapmıyoruz? Neden Avustralya'ya bir geziye çıkmıyoruz? Why don't we play chess? Neden satranç oynamıyoruz? Neden satranç oynamıyoruz? You accepted the challenge. Now face the consequences. Meydan okumayı kabul ettin. Şimdi sonuçlarıyla yüzleş. Meydan okumayı kabul ettin, şimdi sonuçlarına katlan. There are those who compare life to a stage. Hayatı sahneye benzetenler var. Hayatı bir sahneyle karşılaştıranlar var. When Tom plays the violín, I feel like killing him. Tom keman çalarken onu öldüresim geliyor. Tom viyolen çaldığında, onu öldürmek istiyorum. I'm sorry I ruined your party. Partini mahvettiğim için üzgünüm. Partini mahvettiğim için özür dilerim. You're drunk, aren't you? Sarhoşsun, değil mi? Sarhoşsun, değil mi? Tom is the only one in our office who can't speak French. Tom ofisimizde Fransızca konuşamayan tek kişi. Ofisimizde Fransızca konuşamayan tek kişi Tom. Nahuatl was the language of the Aztecs. Nahuatl, Azteklerin diliydi. Nahuatl Azteklerin diliydi. Just don't get involved, OK? Sadece karışma, tamam mı? Sadece karışma, tamam mı? He thought I was stupid. O, aptal olduğumu düşündü. Aptal olduğumu düşündü. Perhaps we should ask a different question. Belki de farklı bir soru sormamız gerekir. Belki de farklı bir soru sormalıyız. Tom thought that what Mary wrote didn't make any sense. Tom Mary'nin yazdığı şeyin mantıklı olmadığını düşündü. Tom, Mary'nin yazdıklarının bir anlam ifade etmediğini düşünüyordu. What number bus do I take? Kaç numaralı otobüse bineceğim? Kaç numaralı otobüse bineceğim? I'm going to take this. Bunu alacağım. Bunu ben alıyorum. I have to take care of my mother. Anneme bakmalıyım. Annemle ilgilenmem gerek. Why do we have to pay taxes? Neden vergi ödemek zorundayız? Neden vergi ödemek zorundayız? Can you wake me up at seven o'clock tomorrow morning? Yarın sabah yedide beni uyandırabilir misin? Yarın sabah yedide beni uyandırabilir misin? You have a fertile imagination. Senin yaratıcı bir hayal gücün var. Verimli bir hayal gücünüz var. Do you really think Tom will let you drive? Gerçekten Tom'un araba sürmene izin vereceğini düşünüyor musun? Tom'un gerçekten araba kullanmana izin vereceğini düşünüyor musun? What does the work environment act say? Çalışma ortamı yasası ne diyor? Çalışma ortamı ne diyor? When was the last time you drank alcohol? En son ne zaman alkol kullandınız? En son ne zaman alkol içtin? I found it hard to close the door. Kapıyı kapatmayı zor buldum. Kapıyı kapatmakta zorlandım. Boys don't play with dolls. Erkek çocukları oyuncak bebeklerle oynamaz. Erkekler bebeklerle oynamaz. Tom often eats Thai food. Tom genellikle Tay yemekleri yer. Tom sık sık Tayland yemeği yer. Do you get short of breath easily when walking? Yürürken kısa sürede nefes darlığı hissediyor musunuz? Yürürken nefes darlığı mı çekiyorsunuz? I'm really happy I ran into you. Seninle karşılaştığım için gerçekten mutluyum. Sana rastladığım için çok mutluyum. He is a masked hero; we can trust him. O maskeli bir kahraman; ona güvenebiliriz. O maskeli bir kahraman; ona güvenebiliriz. You sure know how to live it up. Nasıl gününü gün edeceğini kesinlikle biliyorsun. Nasıl yaşayacağını çok iyi biliyorsun. Let's get in the truck. Kamyona binelim. Hadi kamyona binelim. I want to thank Tom for paying my bills. Faturalarımı ödediği için Tom'a teşekkür etmek istiyorum. Tom'a faturalarımı ödediği için teşekkür etmek istiyorum. Tom is in the marching band. Tom bandoda. Tom bandoda oynuyor. Watching this type of video requires a strong stomach. Bu tarz bir video izlemek sağlam mide gerektirir. Bu tür bir video izlemek güçlü bir mide gerektirir. My back is sore. Sırtım acıyor. Sırtım ağrıyor. Tom is working on something. Tom bir şey üzerinde çalışıyor. Tom bir şey üzerinde çalışıyor. I have an aunt who lives in Australia. Avustralya'da yaşayan bir teyzem var. Avustralya'da yaşayan bir teyzem var. That goalkeeper hasn't conceded a goal in the last 10 matches. O kaleci son on maç kalesinde gol görmedi. O kaleci son 10 maçta bir gol bile kabul etmedi. I'm used to this computer. Ben bu bilgisayara alışkınım. Bu bilgisayara alışığım. These kinds of mistakes happen a lot. Bu tarz hatalar çok yaşanıyor. Bu tür hatalar çok olur. Tom would make a good lawyer. Tom iyi bir avukat olurdu. Tom iyi bir avukat olurdu. Are your ankles swollen when you wake up in the morning? Sabah kalktığınızda ayak bileklerinizde şişklik oluyor mu? Sabah uyandığınızda ayak bilekleriniz şişiyor mu? That's too expensive for me. Bu benim için çok pahalı. Bu benim için çok pahalı. I walk a lot because it's healthy. Sağlıklı olduğu için çok yürürüm. Sağlıklı olduğu için çok yürüyorum. At least be honest. En azından dürüst ol. En azından dürüst ol. I'm driving to Boston tomorrow to visit Tom. Tom'u ziyaret etmek için yarın Boston'a gidiyorum. Yarın Tom'u ziyaret etmek için Boston'a gidiyorum. I think Tom is pompous. Tom'un kendini beğenmiş olduğunu düşünüyorum. Tom'un kendini beğenmiş olduğunu düşünüyorum. We spent most of the day pulling weeds. Günün çoğunluğunu çim biçerek geçirdik. Günün çoğunu ot çekerek geçirdik. I'm the expert. Ben uzmanım. Uzman olan benim. It was preventable. O önlenebilirdi. Bu önlenebilirdi. He's bought a digital camera. O, dijital bir kamera satın aldı. Dijital bir kamera satın aldı. She put the gun to his head. Silahı onun kafasına dayadı. Silahı kafasına dayadı. I like President Obama. Başkan Obama'yı severim. Başkan Obama'yı seviyorum. Just face the facts. Sadece gerçeklerle yüzleş. Gerçeklerle yüzleş. Have you ever been tested for tuberculosis? Size hiç verem testi yapılmış mıydı? Hiç tüberküloz testi yaptırdınız mı? I usually take a bus to work. Ben genellikle otobüsle işe giderim. Genelde işe gitmek için otobüse binerim. Tom set his neighbor's house on fire. Tom komşusunun evini ateşe verdi. Tom komşusunun evini ateşe verdi. Tom is quite stubborn. Tom çok inatçı Tom oldukça inatçıdır. Tom isn't drinking vodka. He's drinking wine. Tom votka içmiyor. Şarap içiyor. Tom votka içmiyor, şarap içiyor. I hope that no one comes. Umarım kimse gelmez. Umarım kimse gelmez. Tom tied the horses to the post. Tom atları direğe bağladı. Tom atları karakola bağladı. Maisie lives in an English-speaking country. Maisie İngilizce konuşulan bir ülkede yaşıyor. Maisie İngilizce konuşulan bir ülkede yaşıyor. Do I look like a policeman to you? Sana bir polis gibi mi görünüyorum? Sana polis gibi mi görünüyorum? You shouldn't have written that. Onu yazmamalıydın. Bunu yazmamalıydın. Are you warming up to me? Bana kanın kaynamaya başladı mı? Bana ısınıyor musun? What happened in 2013? 2013'te neler oldu? 2013 yılında neler oldu? Why is Tom tired? Tom neden yorgun? Tom neden yorgun? Tom was lying on the floor. Tom yerde yatıyordu. Tom yerde yatıyordu. Yanni just waited and waited. Yanni bekleyip durdu. Yanni sadece bekledi ve bekledi. I had some difficulty finding his house. Onun evini bulmakta biraz zorlandım. Evini bulmakta biraz zorlandım. Don't let him distract you. Onun senin dikkatini dağıtmasına izin verme. Dikkatini dağıtmasına izin verme. She saw this film ONLY once. O bu filmi sadece bir kez gördü. Bu filmi sadece bir kez izlemiştir. Please go slower. Daha yavaş git lütfen. Lütfen daha yavaş gidin. What would you want for them? Onlar için ne istiyorsun? Onlar için ne istersin? There wasn't a second to lose. Kaybedecek tek bir saniye bile yoktu. Kaybedecek bir saniye bile yoktu. As for me, I don't have any comments. Bence, herhangi bir yorumum yok. Bana gelince, herhangi bir yorumum yok. Tom just turned thirty years old. Tom sadece otuz yaşına girdi. Tom daha yeni otuz yaşına girdi. Tom thought that Mary would like John. Tom Mary'nin John'u seveceğini düşündü. Tom, Mary'nin John'u seveceğini düşündü. What do you aim to be? Ne olmayı hedefliyorsun? Ne olmayı hedefliyorsun? Do you think Tom knew you were lying to him? Tom'un senin ona yalan söylediğini bildiğini düşünüyor musun? Sence Tom ona yalan söylediğini biliyor muydu? I can't afford all this stuff. Bütün bu eşyalara param yetmez. Bütün bunları karşılayamam. It's dark in here. Burası karanlık. Burası karanlık. Do we have to do this? Bunu yapmak zorunda mıyız? Bunu yapmak zorunda mıyız? He had the last laugh. Sonunda başardı. Son gülen oydu. A traffic accident happened there. Orada bir trafik kazası oldu. Orada bir trafik kazası oldu. Don't play poker with Tom. Tom ile poker oynama. Tom'la poker oynama. When I get through with my work, I'll call you. İşimi bitirdiğimde seni arayacağım. İşimi bitirdiğimde seni ararım. Basically, I am an honest person. Esasında ben dürüst bir insanım. Temel olarak, ben dürüst bir insanım. Do you study English? İngilizce çalışır mısın? İngilizce mi okuyorsun? Bob became a minister. Bob bir bakan oldu. Bob bir bakan oldu. They both smile. Onların ikisi de gülümsüyor. İkisi de gülümsüyor. I thought everyone here could speak French. Buradaki herkesin Fransızca konuşabileceğini düşündüm. Buradaki herkesin Fransızca konuşabileceğini sanıyordum. The Berbers have lived for thousands of years where others could not survive even one day. Berberler binlerce yıldır yaşıyor ve başkaları bir gün bile hayatta kalamadı. Berberiler binlerce yıldır başkalarının bir gün bile yaşayamadığı bir yerde yaşıyorlardı. Tell her to get ready to leave. Ona terk etmek için hazır olmasını söyle. Gitmeye hazır olmasını söyle. If you want me to go with you, I will. Seninle gitmemi istiyorsan, giderim. Eğer seninle gelmemi istiyorsan, gelirim. What was your favourite animated film when you were younger? Çocukken en sevdiğin çizgi film hangisiydi? Gençken en sevdiğiniz animasyon filmi hangisiydi? Tom fell behind. Tom geride kaldı. Tom geride kaldı. Your effort deserves praise. Çaban övgüyü hak ediyor. Çabanız övgüyü hak ediyor. When was the last time you heard from Tom? En son ne zaman Tom'dan haber aldın? Tom'dan en son ne zaman haber aldın? You had better act upon his advice. Onun nasihatına göre davransan iyi olur. Onun tavsiyesine uysan iyi edersin. I went to bed after I came home. Eve geldikten sonra yatmaya gittim. Eve geldikten sonra yattım. Do you know what the temperature outside is? Dışarıdaki sıcaklığın ne olduğunu biliyor musun? Dışarıdaki sıcaklığın ne olduğunu biliyor musun? They painted the window frames yellow. Onlar pencere çerçevelerini sarıya boyadı. Pencere çerçevelerini sarıya boyadılar. Do you find that your mood changes frequently in short periods of time? Ruh hâlinizin kısa aralıklarla sık sık değiştiğini gözlemliyor musunuz? Ruh halinizin kısa sürede sık sık değiştiğini mi görüyorsunuz? Do you think Tom was depressed? Tom'un depresyonda olduğunu düşünüyor musun? Tom'un depresyonda olduğunu mu düşünüyorsun? We'll land at Narita Airport at 7:00 a.m. Sabah 7:00'de Narita Havaalanına ineceğiz. Sabah 7'de Narita Havaalanı'na ineceğiz. We know we can't sustain that. Onu devam ettiremeyeceğimizi biliyoruz. Bunu sürdüremeyeceğimizi biliyoruz. Tom is such a whiner. Tom çok ağlak biri. Tom tam bir mızmız. I watched Tom drawing. Tom'un çizişine baktım. Tom'un çizimini izledim. That rude man gave me a bad impression. O kaba adam bana kötü bir izlenim verdi. O kaba adam bana kötü bir izlenim bıraktı. You and Tom used to be friends, right? Sen ve Tom arkadaştınız, değil mi? Sen ve Tom eskiden arkadaştınız, değil mi? Everything has to be perfect. Her şey kusursuz olmak zorunda. Her şey mükemmel olmak zorunda. You're one of Tom's friends, aren't you? Tom'un arkadaşlarından birisin, değil mi? Tom'un arkadaşlarındansın, değil mi? Cookie is my dog. Cookie benim köpeğimdir. Cookie benim köpeğim. Maybe we can stay a little bit longer. Belki biraz daha kalabiliriz. Belki biraz daha kalabiliriz. Tom sat down on an empty chair. Tom boş bir sandalyeye oturdu. Tom boş bir sandalyeye oturdu. The tallest mountain in the world is Mount Everest. Dünyanın en yüksek dağı Everest dağıdır. Dünyanın en yüksek dağı Everest Dağı'dır. Tom must have had a full life. Tom hayatını dolu dolu yaşamış olmalı. Tom dolu dolu bir hayat geçirmiş olmalı. John is indifferent about his clothes. John elbiseleri hakkında kayıtsız. John kıyafetleri konusunda kayıtsızdır. He opened the cage and set the birds free. Kafesi açtı ve kuşları serbest bıraktı. Kafesi açtı ve kuşları serbest bıraktı. You'll take this to the post office, won't you? Bunu postaneye götüreceksin, değil mi? Bunu postaneye götüreceksin, değil mi? I'll buy this for you if you want it. Eğer istersen bunu senin için alacağım. İstersen bunu senin için alırım. Tell me you're not afraid. Bana korkmadığını söyle. Bana korkmadığını söyle. I can't afford to buy a used car, much less a new car. Yeni bir araba bir yana, kullanılmış bir araba almayı bile göze alamam. Kullanılmış bir araba almaya gücüm yetmez, daha az yeni bir araba. Tom has been charged with assault and battery. Tom saldırı ve darp ile suçlandı. Tom saldırı ve batarya ile suçlandı. People love it. İnsanlar onu sever. İnsanlar bayılır. I'll never again let such a thing happen. Ben asla tekrar böyle bir şeyin meydana gelmesine izin vermeyeceğim. Böyle bir şeyin olmasına bir daha izin vermeyeceğim. That's most likely the reason Tom isn't here. Büyük ihtimalle Tom'un burada olmamasının sebebi budur. Tom'un burada olmamasının sebebi de bu. Tom has an appointment. Tom'un bir randevusu var. Tom'un bir randevusu var. Pandas are beautiful. Pandalar güzeldir. Pandalar güzeldir. The question is what do we do now. Soru şimdi ne yaptığımızdır. Asıl soru, şimdi ne yapacağımız. He devoured the herring salad. Ringa balığı salatasını gömdü. Ringa salatasını yedi. Tell Tom that I don't want to talk to him. Tom'a onunla konuşmak istemediğimi söyle. Tom'a onunla konuşmak istemediğimi söyle. Tom ran after the dog. Tom köpeğin peşinden koştu. Tom köpeğin peşinden koştu. Tom is the only boy Mary has ever gone out with. Mary'nin şimdiye kadar çıktığı tek erkek Tom'dur. Tom, Mary'nin çıktığı tek çocuk. I think Tom is friendly. Tom'un samimi olduğunu düşünüyorum. Tom'un arkadaş canlısı olduğunu düşünüyorum. Tom advised Mary to learn French. Tom, Mary'nin Fransızca öğrenmesini tavsiye etti. tom mary'ye Fransızca öğrenmesini tavsiye etti. He has helped the poor throughout his life. Hayatı boyunca fakire yardım etti. Hayatı boyunca yoksullara yardım etti. Sorry, but we have orders. Üzgünüm, ama aldığımız talimat bu. Kusura bakma ama emir aldık. COVID-19 has been spreading rapidly in America recently. Son zamanlarda koronavirüs Amerika'da hızla yayılıyor. COVID-19 son zamanlarda Amerika'da hızla yayılıyor. You keep telling me that I can't do anything. Bana hiçbir şey yapamayacağımı söylemeye devam ediyorsun. Bana bir şey yapamayacağımı söyleyip duruyorsun. He opened a law office in Cincinnati. Cincinnati'de bir hukuk bürosu açtı. Cincinnati'de bir hukuk bürosu açtı. I happened to be out when the call came. Çağrı geldiğinde tesadüfen dışarıdaydım. Telefon geldiğinde dışarıdaydım. I'm meeting Tom for lunch. Öğle yemeği için Tom'la buluşuyorum. Öğle yemeği için Tom'la buluşacağım. That's something we must avoid, no matter what. Bu ne pahasına olursa olsun kaçınmamız gereken bir şey. Bu ne olursa olsun kaçınmamız gereken bir şey. Are the cameras rolling? Kameralar kayıtta mı? Kameralar çalışıyor mu? The result is neither good nor bad. Sonuç ne iyi ne kötü. Sonuç ne iyi ne de kötü. Have you had chest pain recently? Bu aralar göğüs ağrısı yaşadınız mı? Son zamanlarda göğüs ağrınız var mı? Why don't we go indoors? Neden eve girmiyoruz? Neden içeri girmiyoruz? When did you last have a full meal? Breakfast, lunch, or dinner? En son ne zaman tam öğün yediniz? Sabah mı, öğlen mi, yoksa akşam mı? En son ne zaman tam bir yemek yedin? Kahvaltı, öğle yemeği veya akşam yemeği? Have you ever been hospitalized in a psychiatric hospital? Daha önce hiç ruh sağlığı hastanesine yatırılmış mıydınız? Hiç psikiyatri hastanesinde yattın mı? We galloped our horses over the hill. Tepenin üstünde atlarımızı dört nala koşturduk. Atlarımızı tepenin üzerinden dörtnala çıkardık. Yanni is a waiter. Yanni bir garson. Yanni bir garson. Don't go to extremes. Aşırıya gitme. Aşırıya kaçma. Our sensors did not detect anything out of the ordinary. Sensörlerimiz sıra dışı bir şey algılamadı. Sensörlerimiz olağan dışı bir şey tespit etmedi. I called at his house yesterday. Dün onun evine uğradım. Dün evini aradım. She can speak both English and German. O hem İngilizce hem de Almanca konuşabilir. Hem İngilizce hem de Almanca konuşabiliyor. I think we reached an agreement. Sanırım bir uzlaşmaya vardık. Sanırım bir anlaşmaya vardık. We saved a little bird who had fallen out of the nest. Yuvadan aşağı düşmüş bir yavru kuşu kurtardık. Yuvadan düşmüş küçük bir kuşu kurtardık. Alexanderplatz is in the center of Berlin. Alexanderplatz Berlin'in merkezindedir. Alexanderplatz Berlin'in merkezinde yer almaktadır. If I had enough money, I'd buy that. Eğer yeterince param olsaydı, onu satın alırdım. Eğer yeterince param olsaydı, bunu alırdım. I'm hanging the calendar on the wall. Ben takvimi duvara asıyorum. Takvimi duvara asıyorum. That hotel was very near the lake. O otel göle çok yakındı. O otel göle çok yakındı. I like baseball. What sport do you like? Beyzbolu severim. Hangi sporu beğeniyorsun? Beyzbolu severim, hangi sporu seversin? We don't want to lose our house. Evimizi kaybetmek istemiyoruz. Evimizi kaybetmek istemiyoruz. Our daughter has started crawling. Kızımız emeklemeye başladı. Kızımız sürünmeye başladı. His house is at the foot of Mt. Fuji. Onun evi Fuji Dağının eteğinde. Evi Fuji Dağı'nın eteklerindedir. Is that true, though? Bu doğru mu ki? Bu doğru mu? I hope that John will come. John'un geleceğini umuyorum. Umarım John gelir. I have never met a more sinful man. Daha günahkar bir erkeğe hiç rastlamadım. Hiç bu kadar günahkar bir adamla karşılaşmamıştım. Where were you guys? We were very worried. Nerede kaldınız? Meraktan öldük. - Neredeydiniz, çok endişelendik. I have a part-time job at a drugstore. Bir eczanede yarı zamanlı bir işim var. Bir eczanede yarı zamanlı bir işim var. Would you read my letter and correct the mistakes, if any? Mektubumu okur musun ve varsa hataları düzeltir misin? Eğer varsa mektubumu okur ve hataları düzeltir misiniz? The lake is far from here. Göl buradan uzak. Göl buradan çok uzakta. I gave him everything. Her şeyi ona verdim. Ona her şeyi verdim. There were many rotten apples in the basket. Sepette birçok çürük elmalar vardı. Sepette birçok çürük elma vardı. They say never wake a sleepwalker. Onlar asla bir uyurgezeri uyandırma derler. Asla uyurgezer uyandırma derler. That could've been embarrassing. O utanç verici olabilirdi. Bu utanç verici olabilirdi. Tom told us everything. Tom bize her şeyi anlattı. Tom bize her şeyi anlattı. Is this a flower? Bu bir çiçek mi? Bu bir çiçek mi? Check back next week. Önümüzdeki hafta tekrar kontrol edin. Haftaya tekrar kontrol et. You want to donate money, don't you? Para bağışlamak istiyorsun, değil mi? Para bağışlamak istiyorsun, değil mi? It really is an inconvenience. Bu gerçekten bir rahatsızlık. Bu gerçekten bir rahatsızlık. I wanted to have a beer with Tom. Tom'la bira içmeyi istedim. Tom'la bir bira içmek istedim. This shirt has long sleeves. Bu gömleğin uzun kolları var. Bu gömlek uzun kolludur. Your reputation precedes you. Sizin itibarınız önde gelir. Ününüz sizden önce geliyor. I doubt that Tom understands what I tried to tell him. Tom'un ona anlatmaya çalıştığımı anladığından şüpheliyim. Tom'un ona anlatmaya çalıştığım şeyi anladığından şüpheliyim. Tom was sent away to an insane asylum. Tom tımarhaneye gönderildi. Tom akıl hastanesine gönderildi. We have to do that this week. Onu bu hafta yapmak zorundayız. Bunu bu hafta yapmak zorundayız. He exploded with anger. O çileden çıktı. Öfkeyle patladı. Even if it is raining spears, I'm still going. Bardaktan boşanırcasına yağsa da, ben yine de gideceğim. Mızrak yağmuru olsa bile, yine de gidiyorum. Where do you stay when you're in Boston? Boston'da iken nerede kalıyorsunuz? Boston'dayken nerede kalıyorsun? I believe it is a gift. Bunun bir hediye olduğuna inanıyorum. Bunun bir hediye olduğuna inanıyorum. I'm studying hanzi. Hanzı öğreniyorum. Hanzi okuyorum. The man isn't made for this. Bu adam bunun için değil. Adam bunun için yaratılmamış. I call on him every other day. Onu iki günde bir ziyaret ederim. Her gün onu çağırıyorum. I enjoyed every minute of the party. Ben partinin her dakikasından keyif aldım. Partinin her dakikasından keyif aldım. I bought several books to read while I'm on vacation. Tatildeyken okumak için birkaç kitap aldım. Tatildeyken okumak için birkaç kitap aldım. The Nile is in Africa. Nil Afrika'dadır. Nil Afrika'dadır. That's not something I expected. Bu tahmin ettiğim bir şey değil. Bu beklediğim bir şey değildi. Usain Bolt is still the fastest man in the world. Usain Bolt hala dünyadaki en hızlı adam. Usain Bolt hala dünyanın en hızlı adamı. He is afraid of making mistakes. Hata yapmaktan korkuyor. Hata yapmaktan korkuyor. Just find her. Sadece onu bul. Bul onu. They're all right. Onlar iyi. İyiler. I have a French neighbor. Benim Fransız bir komşum var. Fransız bir komşum var. Tom couldn't hide his concern. Tom endişesini gizleyemedi. Tom endişesini gizleyemedi. We'll all go together. Hepimiz birlikte gideceğiz. Hep birlikte gideceğiz. Laughing is healthy! Gülmek sağlıklıdır! Gülmek Sağlıklıdır! Do you think Tom is planning to help us? Tom'un bize yardım etmeyi planladığını düşünüyor musun? Sence Tom bize yardım etmeyi düşünüyor mu? Beautiful day, innit? Güzel gün, değil mi? Güzel bir gün, değil mi? Looks delicious. Think I'll try some. Lezzetli görünüyor. Sanırım biraz deneyeceğim. Lezzetli görünüyor, sanırım deneyeceğim. Do you have cataracts? Kataraktınız var mı? Kataraktın var mı? He told me that he had lost his textbook the previous morning. O bana önceki sabah ders kitabını kaybettiğini söyledi. Bana önceki sabah ders kitabını kaybettiğini söyledi. I think I'm a great athlete. Ben büyük bir atlet olduğumu düşünüyorum. Bence harika bir atletim. I don't want to sit alone in the dark. Karanlığın içinde yalnız oturmak istemiyorum. Karanlıkta tek başıma oturmak istemiyorum. Come what may, we must do our duty. Ne olursa olsun vazifemizi yerine getirmeliyiz. Ne olursa olsun, görevimizi yapmalıyız. They were in that room with me all night. Onlar bütün gece benimle birlikte o odadaydılar. Bütün gece o odada benimle birlikteydiler. I'm on call in the hospital. Hastanede nöbetteyim. Hastanede nöbetçiyim. Tom raised his voice a little. Tom sesini biraz yükseltti. Tom sesini biraz yükseltti. I've been living in this dormitory for three and a half years. Üç buçuk yıldır bu yurtta yaşıyorum. Üç buçuk yıldır bu yurtta yaşıyorum. You aren't a millionaire, are you? Sen bir milyoner değilsin, değil mi? Milyoner değilsin, değil mi? We don't fight for trendy clothes, we fight for justice. Trend elbiseler için değil adalet için kavga ederiz. Modaya uygun kıyafetler için savaşmıyoruz, adalet için savaşıyoruz. Tom and Mary aren't idiots. Tom ve Mary salak değil. Tom ve Mary aptal değiller. He decided to continue the plan. Planı devam ettirmeye karar verdi. Plana devam etmeye karar verdi. Tom should've shown Mary how to do that. Tom Mary'ye bunu nasıl yapacağını göstermeliydi. Tom Mary'ye bunu nasıl yapacağını gösterseydi. We've got to get help. Biz yardım almak zorundayız. Yardım almamız lazım. Do you regularly use any assistive devices for walking? Yürürken genelde yardımcı bir alet kullanıyor musunuz? Yürümek için herhangi bir yardımcı cihaz düzenli olarak kullanıyor musunuz? It just makes no sense. Bu sadece mantıklı değil. Hiç mantıklı değil. I told Tom to give me a call. Tom'a beni aramasını söyledim. Tom'a beni aramasını söyledim. I don't like renegades. Dönekleri sevmem. Renegades'i sevmem. Maybe Tom should consider the possibility that Mary has left him for good. Belki Tom Mary'nin geri dönmemek üzere onu terk ettiği olasılığını göz önünde bulundurmalı. Belki de Tom, Mary'nin onu sonsuza dek terk etmiş olma ihtimalini göz önünde bulundurmalıdır. You still love me. I know you do. Biliyorum, beni hâlâ seviyorsun. Beni hala seviyorsun, biliyorum. Tom knew Mary had threatened John. Tom Mary'nin John'u tehdit ettiğini biliyordu. Tom, Mary'nin John'u tehdit ettiğini biliyordu. Stay at your house until six o'clock. Saat altıya kadar evinde kal. Saat altıya kadar evinde kal. What's this button for? Bu düğme ne işe yarıyor? Bu düğme ne için? I will be happy to attend your party. Ben partine katılmaktan mutlu olacağım. Partinize katılmaktan mutluluk duyacağım. He spoke to me when he saw me. Beni gördüğünde benimle konuştu. Beni gördüğünde benimle konuştu. I'm not busy today. Ben bugün meşgul değilim. Bugün meşgul değilim. I screamed. Ben çığlık attım. Çığlık attım. This handbag goes perfectly with my checkered jacket. Bu el çantası ekoseli ceketime çok yakışıyor. Bu çanta damalı ceketimle mükemmel gidiyor. I eat a lot of turkey. Çok hindi yerim. Çok hindi yiyorum. Bon appetit. Afiyet olsun. Afiyet olsun. Everyone was present. Herkes mevcuttu. Herkes oradaydı. You can take over now. Şimdi yönetimi devralabilirsin. Artık sen devralabilirsin. Tom told us to get in the car. Tom, arabaya binmemizi söyledi. Tom arabaya binmemizi söyledi. I don't have a husband. Benim bir kocam yok. Benim kocam yok. You already know you're my best friend. En iyi dostum olduğunu zaten biliyorsun. En iyi arkadaşım olduğunu zaten biliyorsun. Tom doesn't have to go to school anymore. Tom'un artık okula gitmesine gerek yok. Tom artık okula gitmek zorunda değil. All birds have feathers. Bütün kuşların tüyleri vardır. Bütün kuşların tüyleri vardır. You should have told him about it while he was here. O buradayken ona bundan bahsetmeliydin. O buradayken bunu ona söylemeliydin. Tom soon learned how to speak French. Tom yakında Fransızca konuşmayı öğrendi. Tom kısa süre sonra Fransızca konuşmayı öğrendi. Tom thinks that school is a waste of time. Tom okulun bir zaman israfı olduğunu düşünüyor. Tom okulun zaman kaybı olduğunu düşünüyor. You're all washed up. Hepiniz hapı yutmuşsunuz. Tamamen yıkanmışsın. Show me the plan. Bana planı göster. Bana planı göster. Tom isn't going to listen to me. Tom beni dinlemeyecek. Tom beni dinlemeyecek. Tom's family liked it in Boston. Tom'un ailesi bunu Boston'da sevdi. Tom'un ailesi Boston'da beğendi. I don't even own a car. Ben bile bir arabaya sahip değilim. Benim arabam bile yok. Did you know who Maisie was? Maisie'nin kim olduğunu biliyor muydun? Maisie'nin kim olduğunu biliyor muydun? Her viewpoint is limited. Onun bakış açısı sınırlıdır. Bakış açısı sınırlıdır. Do it according to this. Onu buna göre yapın. Buna göre yap. Tom had a tough childhood. Tom zorlu bir çocukluk geçirdi. Tom zor bir çocukluk geçirdi. I don't know why Tom was absent. Tom'un neden yok olduğunu bilmiyorum. Tom'un neden ortada olmadığını bilmiyorum. She is getting married this fall. Bu sonbahar evleniyor. Bu sonbaharda evleniyor. If you don't believe me, you'll believe your own eyes. Bana inanmıyorsan kendi gözlerine inanacaksın. Eğer bana inanmıyorsan, kendi gözlerine inanacaksın. Tom has ants in his pants. Tom'un pantolonunda karıncalar var. Tom'un pantolonunda karıncalar var. You came at the right time. Doğru zamanda geldiniz. Doğru zamanda geldin. Tom got home just before the storm hit. Tom fırtına vurmadan hemen önce eve döndü. Tom fırtınadan hemen önce eve geldi. Yanni rang the bell. Yanni zili çaldı. Yanni zili çaldı. Tom was smart enough to realize that he shouldn't be there. Tom orada olmaması gerektiğini anlamaya yetecek kadar akıllıydı. Tom orada olmaması gerektiğini anlayacak kadar zekiydi. Tom walked over to where Mary was standing. Tom Mary'nin durduğu yere doğru yürüdü. Tom Mary'nin durduğu yere doğru yürüdü. We don't really have to sell it. Biz onu gerçekten satmak zorunda değiliz. Gerçekten satmak zorunda değiliz. The accident was due to the driver's carelessness. Kaza, sürücünün dikkatsizliğinden dolayı meydana geldi. Kaza, sürücünün dikkatsizliği yüzünden oldu. I'm not sure yet. Henüz emin değilim. Henüz emin değilim. 'Madame Butterfly' is set in Nagasaki. 'Madame Butterfly' Nagasaki'de gösterimde. 'Madame Butterfly' Nagasaki'de geçiyor. Tom is looking for a good place to pitch the tent. Tom çadırı kurmak için iyi bir yer arıyor. Tom çadırı kurmak için iyi bir yer arıyor. I asked her a few questions. Ona birkaç soru sordum. Ona birkaç soru sordum. Tom decided to give up skateboarding after his accident. Tom kazadan sonra kaykay yapmaktan vazgeçmeye karar verdi. Tom kazadan sonra kaykay yapmayı bırakmaya karar verdi. Tom and Mary rode on camels through the desert. Tom ve Mary çölde develere biniyorlardı. Tom ve Mary çölde develere bindiler. I almost believe I could do that. Neredeyse yapabileceğime inanıyorum. Bunu yapabileceğime neredeyse inanacaktım. He's my stepbrother. O benim üvey erkek kardeşim. O benim üvey kardeşim. This is real cool. Bu gerçekten güzel. Bu gerçekten harika. I'd like a corner room. Köşe oda istiyorum. Köşeden bir oda istiyorum. Have you ever known me to be mistaken? Sen hiç benim yanıldığımı anladın mı? Hiç yanıldığımı gördün mü? He's the father of the bride. O gelinin babasıdır. Gelinin babası o. Write it down before you forget it. Unutmadan önce, onu not alın. Unutmadan bir yere yaz. You shouldn't have gone there without me. Oraya ben olmadan gitmemeliydiniz. Bensiz oraya gitmemeliydin. Have you had any persistent itching, rash, or dryness anywhere on your body? Vücudunuzun herhangi bir yerinde geçmeyen kaşıntı, kızarıklık ya da kuruluk oldu mu? Vücudunun herhangi bir yerinde sürekli kaşıntı, kızarıklık veya kuruluk yaşadın mı? You're more than a friend. Bir arkadaştan daha fazlasısın. Sen bir arkadaştan fazlasısın. I can't draw, but my sister is a great artist. Ben resim yapamam ama kız kardeşim büyük bir sanatçıdır. Çizemiyorum ama kız kardeşim harika bir sanatçı. I want to be you. Senin olmak istiyorum. Senin gibi olmak istiyorum. The vandals smashed all the windows and knocked all the garbage cans over. Çapulcular bütün camları kırıp çöp konteynerlerini devirdi. Vandallar bütün pencereleri parçalayıp çöp kutularını devirdiler. I never take long showers. Asla uzun süreli duş almıyorum. Ben asla uzun duş almam. Tom quickly got into the car. Tom çabucak arabaya bindi. Tom hızla arabaya bindi. I gave them clothing and some food. Onlara giyecek ve biraz yiyecek verdim. Onlara kıyafet ve yiyecek verdim. Please let me know if you feel uncomfortable. Kendinizi rahat hissetmiyorsanız lütfen söyleyin. Eğer rahatsız hissediyorsan lütfen bana haber ver. Even though I had eaten a lot for breakfast, I was already hungry. Kahvaltı için bir sürü şey yememe rağmen, ben halen açtım. Kahvaltıda çok yemek yemiş olsam da zaten acıkmıştım. We can paint your room any color you want. Odanızı istediğiniz herhangi bir renkte boyayabiliriz. Odanı istediğin renge boyayabiliriz. I was unimpressed. Ben etkilenmiş değildim. Etkilenmedim. He spoke softly to the men around him. Etrafındaki insanlarla yumuşak bir şekilde konuştu. Etrafındaki adamlarla yumuşak bir şekilde konuştu. He shook hands with me. O, benimle tokalaştı. Benimle el sıkıştı. I've met Tom several times. Tom'la birkaç kez karşılaştım. Tom'la birkaç kez karşılaştım. My weight stays the same no matter how much I eat. Ne kadar çok yersem yiyeyim kilom hep aynı kalıyor. Ne kadar yersem yiyeyim ağırlığım aynı kalıyor. Did you tell Tom what you want? Tom'a ne istediğini söylemiş miydin? Tom'a ne istediğini söyledin mi? Tell me three things that you can do well. Bana güzel yaptığın üç şey söyle. Bana iyi yapabileceğin üç şey söyle. Tom didn't tell Mary anything about that. Tom, Mary'ye o konuda hiçbir şey söylemedi. Tom Mary'ye bu konuda hiçbir şey söylemedi. He must stay. O, kalmalı. Kalmalı. You're very skeptical. Çok şüphecisin. Çok şüphecisin. I have horrible heartburn. Bende korkunç mide yanması var. Korkunç bir mide yanığım var. Paris is the capital of France. Paris, Fransa'nın başkentidir. Paris, Fransa'nın başkentidir. What can you tell us? Bize ne söyleyebilirsin? Bize ne söyleyebilirsiniz? It has no value. Hiç değeri yok. Hiçbir değeri yok. Tom and Mary seem to be very happy together. Tom ve Mary birlikte çok mutlu görünüyorlar. Tom ve Mary birlikte çok mutlu görünüyorlar. As Tom tried to tell you, you're not allowed in here. Tom'un sana söylemeye çalıştığı gibi, buraya giremezsin. Tom'un sana söylemeye çalıştığı gibi, buraya girmene izin verilmiyor. Since graduation fifteen years ago I have never run into my former classmates. On beş yıl önceki mezuniyetten beri eski sınıf arkadaşlarımla hiç karşılaşmadım. 15 yıl önce mezun olduğumdan beri eski sınıf arkadaşlarımla hiç karşılaşmadım. The motor is making a strange sound. Motordan tuhaf bir ses geliyor. Motor garip bir ses çıkarıyor. Tom is very big. Tom çok cüsseli. Tom çok büyük. You're a hottie. Sen bir çekici tipsin. Çok seksisin. There's lots of war poetry on the syllabus. Müfredatta bir sürü savaş şiiri var. Ders programında bir sürü savaş şiiri var. We had plenty of snow last year. Geçen yıl çok karımız vardı. Geçen sene bol kar yağdı. The tyre is losing air. Lastik hava kaçırıyor. Lastik hava kaybediyor. I have to be here until Monday. Pazartesiye kadar burada olmalıyım. Pazartesiye kadar burada olmam gerekiyor. No doubt he will pass the examination. Şüphesiz o, sınavı geçecek. Hiç şüphe yok ki sınavı geçecek. Adams did not expect the job to be easy. Adams işin kolay olmasını beklemiyordu. Adams işin kolay olmasını beklemiyordu. A group of men wearing masks attacked Tom. Maske takmış bir grup adam Tom'a saldırdı. Maskeli bir grup adam Tom'a saldırdı. I'm not sure that Tom knows yet. Henüz Tom'un bildiğinden emin değilim. Tom'un bundan haberi olduğundan emin değilim. How did Tom know which book Mary hadn't read? Tom, Mary'nin hangi kitabı okumadığını nasıl biliyordu? Tom Mary'nin hangi kitabı okumadığını nereden biliyordu? Three of us will come. Üçümüz geleceğiz. Üçümüz de geleceğiz. Have you written all the New Year's cards already? Tüm Yeni Yılın kartlarını şimdiden yazdın mı? Yeni yıl kartlarının hepsini yazdın mı? Do you have any pictures of Tom's children? Hiç Tom'un çocuklarının resimlerine sahip misin? Tom'un çocuklarının resimleri var mı? I don't need your answer now, you can sleep on it and come back in a few days. Cevabına şimdi ihtiyacım yok, bunu biraz düşün ve birkaç gün içinde geri gel. Şimdi cevabına ihtiyacım yok, bunun üzerinde uyuyabilir ve birkaç gün içinde geri gelebilirsin. You're confused. Kafan karışmış. Kafan karışık. I need to drink a beer now. Şimdi bir bira içmem lazım. Hemen bir bira içmem lazım. Isn't there any music that's a bit more upbeat? It's supposed to be a party. Biraz daha eğlenceli bir müzik yok mu? Bir parti olması gerekiyordu. Biraz daha neşeli bir müzik yok mu? Is there also a paperback edition of this book? Ayrıca bu kitabın bir ciltsiz baskısı var mı? Bu kitabın bir de paperback baskısı var mı? There's no excuse for Tom's behavior. Tom'un davranışı için mazeret yok. Tom'un davranışları için bir bahane yok. They live on a cobblestone street. Arnavut kaldırımlı bir sokakta oturuyorlar. Bir kaldırım taşı sokağında yaşıyorlar. What am I doing? Ben ne yapıyorum? Ne yapıyorum ben? Do you still like spicy food? Hala baharatlı yemek sever misin? Baharatlı yemekleri hala seviyor musun? That isn't the only thing Tom wanted. Tom'un istediği tek şey bu değil. Tom'un istediği tek şey bu değildi. She must still be in her twenties. Hâlâ yirmili yaşlarında olmalı. Hala yirmili yaşlarında olmalı. How can you know if someone loves you? Birinin sizi sevdiğini nereden anlarsınız? Birinin seni sevdiğini nasıl bilebilirsin? How much time did you spend at Tom's? Tom'larda ne kadar zaman geçirdin? Tom'un evinde ne kadar zaman geçirdin? Can you recommend a place for me to stay in London? Londra'da, kalmam için bir yer tavsiye edebilir misiniz? Londra'da kalmak için bir yer önerebilir misiniz? The kids are getting scared. Çocuklar korkuyor. Çocuklar korkmaya başladı. Tom said he thought he had to study French. Tom, Fransızca öğrenmek zorunda olduğunu düşündüğünü söyledi. Tom Fransızca öğrenmesi gerektiğini düşündüğünü söyledi. Activists try to prevent disease in poor countries. Aktivistler yoksul ülkelerdeki hastalığı önlemeye çalışırlar. Aktivistler yoksul ülkelerde hastalıkları önlemeye çalışırlar. You remember Tom, don't you? Tom'u hatırlıyorsun, değil mi? Tom'u hatırlıyorsun, değil mi? Children learn more from what you are than what you teach. Çocuklar senin öğrettiklerinden çok senin yaptıklarını öğreniyor. Çocuklar sizin ne olduğunuzu, öğrettiklerinizden daha fazla öğrenirler. Would it be OK if Tom came, too? Tom da gelse olur mu? Tom'un da gelmesi sorun olur mu? Mary lowered her eyelids. Mary göz kapaklarını indirdi. Mary göz kapaklarını indirdi. How can malaria be contained? Sıtma nasıl kontrol altına alınabilir? Sıtma nasıl kontrol altına alınabilir? The windshield looks perfect. Ön cam mükemmel görünüyor. Ön cam mükemmel görünüyor. I won't be defeated. Ben yenilmeyeceğim. Yenilgiye uğramayacağım. If you get hungry, there's food in the fridge. Eğer acıkırsan, buzdolabında yiyecek var. Eğer acıkırsan, buzdolabında yiyecek var. Do you like swimming? Yüzmeyi sever misin? Yüzmeyi sever misin? Tom said he didn't care about Mary's past even though he really did. Tom gerçekten ilgilenmiş olsa bile Mary'nin geçmişiyle ilgilenmediğini söyledi. Tom, Mary'nin geçmişini umursamadığını söyledi, gerçekten umursamasına rağmen. All of a sudden, all the lights went out. Aniden bütün ışıklar söndü. Birden bütün ışıklar söndü. Tom met Mary in the cafe. Tom, Mary ile kafede buluştu. tom mary ile kafede tanıştı. There was a run on the banks. Bankaların önü ana baba günü gibiydi. Bankalarda bir koşu vardı. Why don't we switch to French? Neden Fransızcaya geçmiyoruz? Neden Fransızca'ya geçmiyoruz? Sea urchin has a slimy texture. Deniz kestanesi sümüksü dokuya sahiptir. Deniz kestanesi ince bir dokuya sahiptir. Why don't we watch something else? Neden başka bir şey izlemiyoruz? Neden başka bir şey izlemiyoruz? Humans are the only animals that laugh. İnsanlar gülen tek hayvanlardır. İnsanlar gülen tek hayvanlardır. You'll go with us, won't you? Sen de bizimle gideceksin, değil mi? Bizimle geleceksin, değil mi? His opinions and ideas changed my perspective on life. Onun fikir ve düşünceleri hayata bakış açımı değiştirdi. Fikirleri ve fikirleri hayata bakış açımı değiştirdi. I have a metal table. Metal bir tablom var. Metal bir masam var. Legends speak the same language. Efsaneler aynı dili konuşur. Efsaneler aynı dili konuşur. Taking an aspirin a day can be bad for you. Günde bir aspirin almak sizin için kötü olabilir. Günde bir aspirin almak sizin için kötü olabilir. I hear he is ill. Ben onun hasta olduğunu duyuyorum. Hasta olduğunu duydum. The king's realm was terrorized by a dragon. Kralın ülkesi bir ejderha tarafından terörize edildi. Kralın krallığı bir ejderha tarafından terörize edildi. The supermarket was closed today. Süpermarket bugün kapalıydı. Süpermarket bugün kapalıydı. There isn't any evidence that ever happened. Bunun gerçekleştiğine dair hiçbir delil yok. Şimdiye kadar olan hiçbir kanıt yok. Tom got a chance to start over. Tom'un başlamak için bir şansı var. Tom baştan başlamak için bir şans buldu. How much is this ball? Bu top ne kadar? Bu top ne kadar? There's work to do. Yapılacak iş var. Yapılacak işler var. We're not going to give Tom the money he asked for. Tom'a istediği parayı vermeyeceğiz. Tom'a istediği parayı vermeyeceğiz. Do you know what's wrong with Tom? Tom'un nesi olduğunu biliyor musun? Tom'un nesi var biliyor musun? Tom just wanted to be neighborly. Tom sadece dostça olmak istiyordu. Tom sadece komşu olmak istiyordu. You wouldn't want that to happen, would you? Bunun olmasını istemezdiniz, değil mi? Bunun olmasını istemezsin, değil mi? Why don't we watch another movie? Neden başka film izlemiyoruz? Neden başka bir film izlemiyoruz? We don't even know if Tom got to Boston or not. Tom'un Boston'a varıp varmadığını ben bile bilmiyorum. Tom'un Boston'a gidip gitmediğini bile bilmiyoruz. Yesterday I started a new book. Dün yeni bir kitaba başladım. Dün yeni bir kitaba başladım. Aren't you almost finished? Neredeyse hazır değil misin? Neredeyse bitirmedin mi? I now view life differently than I used to. Ben şimdi hayata eskisinden daha farklı bakıyorum. Artık hayatı eskisinden farklı görüyorum. I'm not really a talkative person. It's just that I have a lot of things to tell you. Ben aslında geveze birisi değilimdir. Sadece sana anlatacak çok şeyim var. Konuşkan bir insan değilim, sadece sana anlatacak çok şeyim var. Yanni served us some fig jam. Yanni bize biraz incir reçeli ikram etti. Yanni bize biraz incir reçeli ikram etti. How tall is it? O ne kadar yüksek? Boyu ne kadar? That university was founded by Mr. Smith. O üniversite Bay Smith tarafından kuruldu. O üniversite Bay Smith tarafından kuruldu. She gambled the money. Parayı riske attı. Parayı kumara yatırdı. Tom admitted that he'd taken bribes. Tom rüşvet almış olduğunu itiraf etti. Tom rüşvet aldığını itiraf etti. I had to get away from him. Ondan uzak durmak zorundaydım. Ondan uzaklaşmak zorunda kaldım. I think Tom knows something. Sanırım Tom bir şey biliyor. Sanırım Tom bir şeyler biliyor. I've been very busy since the new term started. Yeni dönem başladığından beri çok meşgulüm. Yeni dönem başladığından beri çok meşgulüm. You should ask Tom that. Onu Tom'a sorman gerek. Bunu Tom'a sormalısın. We are thankful for the good food. Güzel yemek için müteşekkiriz. İyi yemek için teşekkür ederiz. We couldn't wait for them. Onları bekleyemedik. Onları bekleyemedik. Tom thinks Mary will be sympathetic. Tom Mary'nin sempatik olacağını düşünüyor. Tom Mary'nin sempatik olacağını düşünüyor. I don't drink alcohol. Ben alkol kullanmam. Ben alkol içmem. She lay awake for a long time, thinking of her future. Uzun süre gözüne uyku girmedi, geleceğini düşündü. Uzun süre uyanık kaldı, geleceğini düşündü. How did you discover that Tom was the one who had embezzled the money? Parayı zimmetine geçiren kişinin Tom olduğunu nasıl anladın? Parayı zimmetine geçirenin Tom olduğunu nasıl öğrendin? Tom can go with me. Tom benimle gidebilir. Tom benimle gelebilir. Tom should've eaten more for breakfast. Tom kahvaltıda daha çok yemeliydi. Tom kahvaltıda daha çok yemeliydi. Are you sexually active? Düzenli cinsel hayatınız var mı? Cinsel olarak aktif misiniz? Would you like to go out with me this weekend? Bu hafta sonu benimle çıkmak ister misin? Bu hafta sonu benimle çıkmak ister misin? He is very friendly, so I enjoy working with him. O çok cana yakın birisi bu yüzden onunla çalışmaktan keyif alıyorum. Çok arkadaş canlısı, bu yüzden onunla çalışmaktan zevk alıyorum. We have enough money. Yeterli paramız var. Yeterince paramız var. We won't be doing that. Onu yapıyor olmayacağız. Bunu yapmayacağız. Their research used a survey method. Onların araştırması bir anket yöntemi kullandı. Araştırmaları bir anket yöntemi kullandı. The man fell in love at first sight. Adam ilk görüşte âşık oldu. Adam ilk görüşte aşık oldu. Tom told me the boy talking to Mary was John. Tom, bana Mary'le konuşan delikanlının John olduğunu söyledi. Tom, Mary ile konuşan çocuğun John olduğunu söyledi. Tom couldn't find anyone to help him. Tom kendisine yardım edecek birini bulamadı. Tom ona yardım edecek birini bulamadı. This sentence doesn't make sense. Bu cümle mantıksız. Bu cümle hiç mantıklı değil. Tom no longer feels guilty. Tom artık kendini suçlu hissetmiyor. Tom artık kendini suçlu hissetmiyor. You won't die of age. Yaşlılıktan ölmeyeceksin. Yaştan ölmeyeceksin. I want to go on a journey around the world if possible. Ben mümkünse dünyanın etrafında bir geziye çıkmak istiyorum. Mümkünse dünya turuna çıkmak istiyorum. Why did you visit the doctor that time? Doktora o zaman neden gitmiştiniz? O zaman neden doktora gittin? The USA is very big. ABD çok büyük. ABD çok büyük. Not at all! I have never said such a thing. Ne demek! Daha önce hiç böyle bir şey söylemedim. Daha önce hiç böyle bir şey söylemedim. I'll be with you in a minute. Bir dakika içinde seninle olacağım. Bir dakika sonra yanındayım. People are hugging strangers. İnsanlar yabancılara sarılıyor. İnsanlar yabancılara sarılıyor. I can't tell you how much I miss Tom. Tom'u ne kadar çok özlediğimi sana söyleyemem. Tom'u ne kadar özlediğimi anlatamam. They love me. Onlar beni seviyorlar. Beni seviyorlar. We stopped along the way to have lunch. Öğle yemeği yemek için yolda durduk. Öğle yemeği için yol boyunca durduk. Keiko sings. Keiko şarkı söylüyor. Keiko şarkı söylüyor. Did you find your parents? Anneni ve babanı buldun mu? Aileni buldun mu? I'm sure they won't like it. Eminim beğenmeyeceklerdir. Eminim bundan hoşlanmayacaklardır. Pay attention to what I'm saying. Söylediklerime dikkat et. Söylediklerime dikkat et. Why don't we eat out for a change? Neden değişiklik olsun diye dışarıda yemiyoruz? Neden bir değişiklik olsun diye dışarıda yemiyoruz? Stay where I can see you. Seni görebileceğim bir yerde kal. Seni görebileceğim bir yerde kal. Tom is coming home next weekend. Tom önümüzdeki hafta sonu eve geliyor. Tom gelecek hafta sonu eve geliyor. Tom exhaled. Tom üfledi. Tom nefes aldı. Somebody left a stroller in front of the store. Birisi dükkanın önüne bir bebek arabası bırakmış. Biri dükkânın önünde bebek arabasını bırakmış. Tom's prestige is also being eroded. Tom'un prestiji de erozyona uğruyor. Tom'un prestiji de aşındırılıyor. Tom doesn't seem to be as patient as Mary. Tom, Mary gibi hasta görünmüyor. tom mary kadar sabırlı görünmüyor. I don't believe Tom would really do that. Tom'un gerçekten bunu yapacağına inanmıyorum. Tom'un gerçekten bunu yapacağına inanmıyorum. Can you explain it more clearly? Bunu daha net bir biçimde açıklayabilir misin? Daha açık açıklayabilir misiniz? Tom heard a knock at the door. Tom kapıda bir ses duydu. Tom kapıda bir ses duydu. I don't want to join the kind of a club that accepts people like me as members. Benim gibileri kabul edecek bir kulübe üye olmak istemem. Benim gibi insanları üye olarak kabul eden bir kulübe katılmak istemiyorum. Tom said that he was done. Tom bitirdiğini söyledi. Tom işinin bittiğini söyledi. This mango is delicious. Bu mango lezzetli. Bu mango çok lezzetli. Now, we can be happy with it. Şimdi onunla mutlu olabiliriz. Şimdi, bununla mutlu olabiliriz. I may have to replace it again. Onu tekrar değiştirmem gerekebilir. Tekrar değiştirmem gerekebilir. I suffer from osteoporosis. Osteoporozdan muzdaribim. Osteoporoz hastasıyım. Tell Tom exactly what you told me. Bana söylediğini tam olarak Tom'a söyle. Tom'a bana söylediklerini aynen anlat. He's very skeptical. O çok şüpheci. Çok şüphecidir. Tom gets tired quickly. Tom çabuk yorulur. Tom çabuk yorulur. Tom told me Mary was his ex-wife. Tom bana Mary'nin onun eski karısı olduğunu söyledi. Tom, Mary'nin eski karısı olduğunu söyledi. Learning French is difficult. Fransızca öğrenmek zordur. Fransızca öğrenmek zordur. Our team isn't likely to win. Muhtemelen bizim takım kazanmayacak. Takımımızın kazanması pek olası değil. Why don't you call me Tom? Neden bana Tom demiyorsun? Neden bana Tom demiyorsun? I paid the passport application fee. Pasaport harcını yatırdım. Pasaport başvuru ücretini ödedim. I have a bath once a day. Günde bir kere duş alırım. Günde bir kez banyo yapıyorum. He's only winding you up. O sadece seni gaza getiriyor. Sadece seni kızdırıyor. I like traveling by motorcycle. Motosikletle seyahat etmeyi seviyorum. Motosikletle gezmeyi seviyorum. I asked Tom where he and Mary had first met each other. Tom'a ilk kez onun ve Mary'nin nerede karşılaştıklarını sordum. Tom'a Mary ile ilk nerede tanıştıklarını sordum. We have to start somewhere. Bir yerden başlamak zorundayız. Bir yerden başlamamız lazım. I hope you'll put this to good use. Umarım bunu en iyi şekilde kullanırsınız. Umarım bunu iyi bir şekilde kullanırsın. He used to spend hours studying French. Eskiden Fransızca çalışmaya saatlerce zaman harcardı. Fransızca öğrenmek için saatler harcardı. "Fadil left." "What time was that?" "At nine o'clock." "Fadıl gitti." "Saat kaçtı?" "Saat dokuzdu." "Fadil gitti." "Saat kaçtı?" "Saat dokuzda." Tom likes reading novels. Tom roman okumayı sever. Tom roman okumayı sever. Tom is supposed to be here. Tom'un burada olması gerekiyor. Tom'un burada olması gerekiyordu. Tom is preparing dinner in the kitchen. Tom mutfakta akşam yemeği hazırlıyor. Tom mutfakta yemek hazırlıyor. That's where you should spend your money. İşte burada paranı harcamalısın. Paranı orada harcamalısın. Everything is confusing. Her şey kafa karıştırıcı. Her şey kafa karıştırıcı. Practice makes the master. Ustalığa giden yol pratikten geçer. Antrenman usta yapar. OK, no big deal. Pekala, hiç önemli değil. Tamam, önemli değil. It's better to drink in moderation. Aşırıya kaçmadan içki içmek daha iyidir. Ölçülü olarak içmek daha iyidir. Not all Russians are Russian citizens and not all citizens of Russia are Russians. Her Rus, Rusya vatandaşı olmadığı gibi, her Rusya vatandaşı da Rus değildir. Tüm Ruslar Rus vatandaşı değildir ve tüm Rusya vatandaşları Rus değildir. Somebody told him. Biri ona söylemiş. Biri ona söylemiş. I have to keep trying. Denemeye devam etmek zorundayım. Denemeye devam etmeliyim. Please don't tell her. Lütfen ona söyleme. Lütfen ona söyleme. Who will protect the Palestinians? Filistinlileri kim koruyacak? Filistinlileri kim koruyacak? I screwed up, and I know it. Çuvalladım ve bunun farkındayım. Her şeyi berbat ettim ve bunu biliyorum. Tom is aware of his shortcomings. Tom eksikliklerinin farkında. Tom eksikliklerinin farkındadır. This desk is good. Bu masa iyidir. Bu masa iyi. This sentence is very interesting. Bu cümle çok ilginç. Bu cümle çok ilginç. Tom is still having doubts. Tom hâlâ şüpheler yaşıyor. Tom'un hala şüpheleri var. It was Tom's idea to sell our house. Evimizi satmak Tom'un fikriydi. Evimizi satmak Tom'un fikriydi. What was Tom diagnosed with? Tom'a ne tanısı kondu? Tom'a ne teşhisi kondu? I should've told her no. Ona hayır demeliydim. Ona hayır demeliydim. It's so easy for Americans to say "I love you" but it's impossible to do this in Chinese. Amerikalılar için "seni seviyorum" demek çok kolay ama Çince'de bunu yapmak olanaksızdır. Amerikalılar için "seni seviyorum" demek çok kolay ama bunu Çince yapmak imkansız. It's a pity that Tom died so young. Tom'un çok genç ölmesi üzücü. Tom'un bu kadar genç yaşta ölmesi çok yazık. Boston has a subway. Boston'un bir metrosu vardır. Boston'da metro vardır. The argument quickly got out of control. Tartışma hızla kontrolden çıktı. Tartışma hızla kontrolden çıktı. I just wanted to sleep. Sadece uyumak istiyordum. Sadece uyumak istedim. The uncertainty didn't last long. Belirsizlik fazla sürmedi. Belirsizlik uzun sürmedi. What she ate gave her an upset stomach. Yedikleri midesini bozmuştu. Yediği şey midesini bulandırdı. Tom spent three months in Boston last year. Tom geçen sene Boston'da üç ay geçirdi. Tom geçen yıl Boston'da üç ay geçirdi. What is Germany's highest mountain? Almanya'nın en yüksek dağı nedir? Almanya'nın en yüksek dağı hangisidir? The oyster creates pearls, the bee creates honey, and humans create problems. İstiridye inciler yaratır, arı balı yaratır ve insanlar problem yaratır. İstiridye inciler yaratır, arı bal yaratır ve insanlar problemler yaratır. Last Saturday I bought a laptop. Geçen cumartesi bir laptop satın aldım. Geçen cumartesi laptop aldım. Everybody started to laugh. Herkes gülmeye başladı. Herkes gülmeye başladı. A lot of tourists visit Hungary in summer. Yazın Macaristan'ı birçok turist ziyaret eder. Birçok turist yaz aylarında Macaristan'ı ziyaret ediyor. I have read the book. Ben kitabı okudum. Kitabı okudum. You stopped to talk. Konuşmak için durdun. Konuşmayı bıraktın. We're investigating that right now. Biz şu anda onu soruşturuyoruz. Şu anda bunu araştırıyoruz. I have to help her. Ona yardım etmek zorundayım. Ona yardım etmeliyim. Tom went shopping without me. Tom alışverişe ben olmadan gitti. Tom bensiz alışverişe gitti. Nobody said it would be easy to do that. Kimse bunu yapmanın kolay olacağını söylemedi. Kimse bunu yapmanın kolay olacağını söylemedi. I think I need to go. Sanırım gitmem gerekiyor. Sanırım gitmem gerek. Tom sometimes feeds his dog table scraps. Tom bazen köpeğine masadan artanları veriyor. Tom bazen köpek sofrası artıklarını besler. Were you out last night? Dün gece dışarıda mıydın? Dün gece dışarıda mıydın? What is the day of the week today? Bugün haftanın hangi günü? Bugün haftanın günü nedir? She pulled the blinds down. O, güneşlikleri kapattı. Panjurları indirdi. Tom will be good. Tom iyi olacak. Tom iyi olacak. Koalas are agile climbers. Koalalar çevik tırmanıcılardır. Koalalar çevik dağcılardır. He is the athlete of the year. O, yılın atleti. O yılın sporcusu. I have four cats. Dört kedim var. Dört kedim var. That Ramadan was tough. O Ramazan çetin geçmişti. O Ramazan çok zordu. I'm in finance. Finanstayım. Finans sektöründeyim. Tom usually drinks red wine. Tom genellikle kırmızı şarap içer. Tom genellikle kırmızı şarap içer. They gave me 3 days to pack my bags. Onlar valizlerimi toplamak için bana 3 gün verdiler. Çantalarımı toplamam için bana 3 gün verdiler. The program was programmed by programmers. Program, programcılar tarafından programlandı. Program programcılar tarafından programlanmıştır. We don't have any potatoes any more. Artık hiç patatesimiz yok. Artık patatesimiz yok. Arabia is rich in oil. Arabistan petrol bakımından zengindir. Arabistan petrol açısından zengindir. We also had problems in the past, but this time it's of a different order of magnitude. Geçmişte de sorunlar yaşadık, ama bu seferki onlarla kıyasa gelmez. Geçmişte de sorunlarımız vardı, ama bu sefer farklı bir büyüklük sırasına göre. When was the last time you had a physical? En son ne zaman muayene oldunuz? En son ne zaman fiziksel muayene oldun? I went around Hokkaido by bike this summer. Bu yaz bisikletle Hokkaido'yu dolaştım. Bu yaz Hokkaido'yu bisikletle dolaştım. How much more time does Tom want? Tom kaç saat daha istiyor? Tom daha ne kadar zaman istiyor? "Really?" "Yeah right." "Valla mı?" "Ne sandın?" "Gerçekten mi?" "Evet, doğru." I wonder why no one tells the truth. Hiç kimsenin neden doğruyu söylemediğini merak ediyorum. Neden kimse doğruyu söylemiyor merak ediyorum. Does our country need to invest in alternative energies? Ülkemizin alternatif enerjilere yatırım yapması gerekiyor mu? Ülkemiz alternatif enerjilere yatırım yapmak zorunda mı? Have you ever had a head injury? Hiç başınızdan yaralanmış mıydınız? Hiç kafa travması geçirdin mi? Tom felt a little woozy. Tom biraz sarhoş hissetti. Tom biraz sersemlemiş hissediyordu. Tell Tom what Mary did to you. Mary'nin sana yaptığını Tom'a söyle. Tom'a Mary'nin sana yaptıklarını anlat. It's shocking what they wrote about her in the newspapers. Gazetelerde onların onun hakkında yazdıkları şey şok edici. Gazetelerde onun hakkında yazdıkları şok edici. I didn't want the money. Parayı istemedim. Parayı ben istemedim. We all cried when we watched the movie. Filmi izlediğimiz zaman hepimiz ağladık. Hepimiz filmi izlerken ağladık. What did it mean? O ne ifade ediyordu? Ne anlama geliyordu? We can fix anything. Herhangi bir şeyi düzeltebiliriz. Her şeyi düzeltebiliriz. I really thought Tom would change his mind. Ben gerçektenTom'un fikrini değiştireceğini düşündüm. Tom'un fikrini değiştireceğini düşünmüştüm. This is the same hotel I stayed in three years ago. Bu benim üç yıl önce kaldığım otelin aynısı. Üç yıl önce kaldığım otel burası. You should leave the planning to me. Planlamayı bana bırakmalısın. Planı bana bırakmalısın. He came down the hill on his bicycle. O, bisikleti ile tepeden indi. Bisikletiyle tepeden aşağı indi. Tom is listening to a TED talk. Tom bir TED konuşması dinliyor. Tom bir TED konuşmasını dinliyor. You came at just the right time. Tam doğru zamanda geldin. Tam zamanında geldin. She majors in organic chemistry. O asıl branş olarak organik kimya okuyor. Organik kimya alanında uzmandır. Have you had a persistent cough within the past few days? Son birkaç gündür geçmeyen öksürüğünüz var mı? Son birkaç gün içinde sürekli öksürük geçirdiniz mi? What was your biggest loss in life? Hayatta en büyük kaybın ne oldu? Hayattaki en büyük kaybınız neydi? These apples are so delicious! Bu elmalar çok lezzetli! Bu elmalar çok lezzetli! I live in Ethiopia. Etiyopya'da yaşıyorum. Etiyopya'da yaşıyorum. We leave for Karuizawa this afternoon. Bu öğleden sonra Karuizawa'ya hareket edeceğiz. Öğleden sonra Karuizawa'ya gidiyoruz. You spend more time with Tom than you spend with me. Tom'la benle geçirdiğinden daha fazla zaman geçiriyorsun. Tom'la benimle geçirdiğinden daha fazla vakit geçiriyorsun. I'm getting married in November. Kasım ayında evleniyorum. Kasım ayında evleniyorum. I never had that opportunity. Bu fırsata hiç sahip olmadım. Hiç böyle bir fırsatım olmadı. Is that good or bad? O iyi mi yoksa kötü mü? Bu iyi mi kötü mü? The game was sold out. Oyun satıldı. Oyun satıldı. I'm sure something can be worked out. Bir şeyin işe yarayabileceğinden eminim. Eminim bir şeyler yapılabilir. How much did you charge Tom to fix his car? Arabasını tamir etmek için Tom'dan ne kadar para aldın? Tom'a arabasını tamir etmesi için ne kadar ödedin? I think you'll need a loan. Bir krediye ihtiyacın olacağını düşünüyorum. Sanırım krediye ihtiyacın olacak. Susie was unable to take part in the game because she wasn't feeling well. Susie iyi hissetmediği için oyuna katılamadı. Susie kendini iyi hissetmediği için oyuna katılamadı. We parked our car in a free parking lot. Arabamızı ücretsiz bir park yerinde park ettik. Arabamızı ücretsiz otoparka park ettik. The first steps are always the hardest. İlk adımlar daima en zor olanlarıdır. İlk adımlar her zaman en zorudur. It's a shortcut to the school. Bu, okula bir kısa yoldur. Okula kestirme bir yol. Explain me the rules. Bana kuralları açıkla. Kuralları açıkla. The repairer will come tomorrow. Yarın tamirci gelecek. Tamirci yarın gelecek. The kids are sleepy. Çocuklar uykulu. Çocuklar uykulu. If anyone has any problems, tell them to call me. Herhangi birinin bir sorunu varsa onlara beni aramalarını söyle. Herhangi bir sorunu olan varsa, beni aramalarını söyle. Can you repeat that? Onu tekrarlayabilir misin? Tekrar edebilir misin? Tom must stay in the hospital for at least a week. Tom en az bir hafta boyunda hastanede kalmalı. Tom en az bir hafta hastanede kalmalıdır. Tom may not want to sing. Tom şarkı söylemek istemeyebilir. Tom şarkı söylemek istemeyebilir. You live here with a constant perception that something may happen at any time. Burada her an bir şeyler olabilecekmiş düşüncesiyle yaşıyorsun. Burada, herhangi bir zamanda bir şeylerin olabileceğine dair sürekli bir algıyla yaşıyorsunuz. Tom said he hopes Mary won't be late. Tom, Mary'nin geç kalmayacağını umduğunu söyledi. Tom, Mary'nin geç kalmayacağını umduğunu söyledi. We're going to have to tell Tom everything. Tom'a her şeyi anlatmak zorunda kalacağız. Tom'a her şeyi anlatmak zorundayız. Have you ever received a blood transfusion? Hiç kan nakli oldunuz mu? Hiç kan nakli yaptırdınız mı? Tom liked swimming. Tom yüzmeyi severdi. Tom yüzmeyi severdi. How long have you been vomiting? Ne kadar zamandır kusuyorsunuz? Ne zamandır kusuyorsun? Tom doesn't think he'll ever do that. Tom bunu yapacağını düşünmüyor. Tom bunu asla yapmayacağını düşünüyor. Yanni actively encouraged kids from rough neighborhoods to play soccer. Yanni gariban mahallelerdeki çocukları futbola yönlendirmek için gayret sarf ediyordu. Yanni, kaba mahallelerden gelen çocukları aktif olarak futbol oynamaya teşvik etti. Do you know the reason why the sky looks blue? Gökyüzünün mavi görünmesinin nedenini biliyor musun? Gökyüzünün neden mavi göründüğünü biliyor musun? "Have you seen my cell phone?" "It's on the table." "Cep telefonumu gördün mü?" "Masanın üstünde." "Cep telefonumu gördün mü?" "Masanın üstünde." This is something I really enjoy doing. Bu gerçekten yapmaktan keyif aldığım bir şey. Bu gerçekten yapmaktan zevk aldığım bir şey. Who did Tom play golf with? Tom kiminle golf oynadı? Tom kiminle golf oynadı? What're you doing, Tom? Tom, ne yapıyorsun? Ne yapıyorsun Tom? The policeman handcuffed Tom's hands behind his back. Polis Tom'un ellerini arkasından kelepçeledi. Polis Tom'un ellerini arkadan kelepçeledi. I ate a hasty lunch. Ben acele bir öğle yemeği yedim. Hızlı bir öğle yemeği yedim. Which antivirus do you use? Hangi antivirüsü kullanıyorsun? Hangi antivirüsü kullanıyorsunuz? Are you sexually active? Cinsel olarak aktif misiniz? Cinsel olarak aktif misiniz? I wish I could've done it by myself. Keşke bunu kendi başıma yapabilseydim. Keşke tek başıma yapabilseydim. Tom eventually told me what I needed to do. Tom sonunda bana ne yapmam gerektiğini söyledi. Tom sonunda bana ne yapmam gerektiğini söyledi. Do you want some ice? Biraz buz ister misin? Buz ister misin? He was buried in the La Recoleta Cemetery. O, La Recoleta Mezarlığı'na gömüldü. La Recoleta Mezarlığı'na gömüldü. Tom handed Mary an energy drink. Tom Mary'ye bir enerji içeceği uzattı. tom mary'ye enerji içeceği verdi. Frankly speaking, I don't even know what that word means. Açık konuşmak gerekirse bu sözcüğün ne anlama geldiğini bilmiyorum bile. Açıkçası bu kelimenin ne anlama geldiğini bile bilmiyorum. We will let him try. Biz onun onu denemesine izin vereceğiz. Denemesine izin vereceğiz. When one lucky spirit abandons you another picks you up. I just passed an exam for a job. Şanslı bir ruh seni terk ettiği zaman, bir başkası seni alır.Ben az önce bir iş sınavını geçtim. Şanslı bir ruh seni terk ettiğinde bir başkası seni alır ve ben sadece bir iş için sınavı geçtim. They often skip class. Sık sık dersi ekiyorlar. Genellikle sınıfı atlarlar. Tom isn't as smart as Mary is. Tom Mary kadar akıllı değil. Tom Mary kadar zeki değil. I couldn't sleep. Uyuyamadım. Uyuyamadım. If I'd bought the more expensive one, maybe it wouldn't have broken so quickly. Daha pahalı olanı alsaydım belki bu kadar çabuk bozulmazdı. Eğer daha pahalısını alsaydım, belki de bu kadar çabuk kırılmazdı. Tom wants to learn Serbian. Tom Sırpça öğrenmek istiyor. Tom Sırpça öğrenmek istiyor. I suppose you're worried about Tom. Sanırım Tom hakkında endişelisin. Sanırım Tom için endişeleniyorsun. Which one is better? Hangi biri daha iyi? Hangisi daha iyi? Tom has spent a lot of time in hosptials. Tom hastanelerde çok vakit geçirdi. Tom, misafirhanelerde çok zaman geçirdi. What are your thoughts on that? O konudaki düşünceleriniz nedir? Bu konuda ne düşünüyorsun? I'm like a cat on a hot tin roof. Hop oturup hop kalkıyorum. Sıcak teneke çatılı bir kedi gibiyim. We're not interpreters. Biz tercüman değiliz. Biz tercüman değiliz. I don't know who you are. Sizin kim olduğunuzu bilmiyorum. Kim olduğunu bilmiyorum. Africa has a lot of nature. Afrika'nın doğası zengindir. Afrika'nın çok fazla doğası vardır. You threw a snowball at my eye. Gözüme kartopu fırlattın. Gözüme kartopu fırlattın. I think that that would be too much to hope for. Bence bu kadar umut bağlamak çok fazla olur. Bence bu çok fazla olur. We're leaving right away. Biz derhal gidiyoruz. Hemen gidiyoruz. Do you mean this one? Bunu mu kastediyorsun? Bunu mu kastediyorsun? Everyone should have a hobby. Herkesin bir hobisi olmalı. Herkesin bir hobisi olmalı. Do you stay with Tom when you're in Boston? Boston'dayken Tom'la kalıyor musun? Boston'dayken Tom'la mı kalıyorsun? I wish Tom and his family all the best. Tom ve ailesine iyi şanslar diliyorum. Tom ve ailesine başarılar diliyorum. If you don't want to be alone, I can keep you company. Yalnız olmak istemiyorsan sana eşlik edebilirim. Yalnız kalmak istemiyorsan, sana eşlik edebilirim. All I'm trying to do is help. Tek yapmaya çalıştığım şey yardım. Yapmaya çalıştığım tek şey yardım etmek. I watched the game highlights on the Internet. İnternetten maçın özetine baktım. Maçın önemli noktalarını internette izledim. There was a roar of laughter from the audience. Seyirciler arasında kahkaha tufanı koptu. Seyircilerden bir kahkaha koptu. I thought that you already knew. Zaten bildiğini düşünüyordum. Zaten bildiğini sanıyordum. Tom can stay. Tom kalabilir. Tom kalabilir. I didn't feel well, but I went to work anyway. İyi hissetmiyordum, ama yine de işe gittim. Kendimi iyi hissetmiyordum ama yine de işe gittim. Tom spent the night in the basement, sleeping on the floor. Tom geceyi bodrumda, yerde uyuyarak geçirdi. Tom geceyi bodrumda, yerde uyuyarak geçirdi. I saw tears in his eyes. Onun gözlerinde gözyaşı gördüm. Gözlerinde yaşlar gördüm. I don't like to call it "the tricolor". I prefer the "French flag." Ben "tricolor" demekten hoşlanmıyorum. "Fransız bayrağı" demeyi tercih ederim. Buna "üç renkli" demekten hoşlanmıyorum. "Fransız bayrağı"nı tercih ederim. This is an interesting book, isn't it? Bu ilgi çekici bir kitap, değil mi? İlginç bir kitap, değil mi? Why did you let her go? Neden onun gitmesine izin verdin? Neden gitmesine izin verdin? You aren't crying, are you? Sen ağlamıyorsun, değil mi? Ağlamıyorsun, değil mi? You shouldn't be jealous. Kıskanmamalısın. Kıskanç olmamalısın. Tell us the truth now. Şimdi bize gerçeği söyle. Şimdi bize gerçeği söyle. That's worth investigating. Bu araştırmaya değer. Bu araştırmaya değer. Tom's parents adopted John a few months before they died. Tom'un ebeveynleri ölmeden birkaç ay önce John'u evlat edindiler. Tom'un ailesi ölmeden birkaç ay önce John'u evlat edindi. Tom walked over to where Mary was seated. Tom Mary'nin oturduğu yere doğru yürüdü. Tom Mary'nin oturduğu yere doğru yürüdü. We waited for a long time. Uzun süre bekledik. Uzun süre bekledik. I joined the robotics club of the university. Üniversitenin robot kulübüne katıldım. Üniversitenin robotik kulübüne katıldım. It's time to party. Parti zamanı. Parti zamanı. Don't make a fool of yourself! Kendini komik duruma düşürme! Kendini aptal yerine koyma! I didn't know that Mary was Tom's girlfriend. Mary'nin Tom'un kız arkadaşı olduğunu bilmiyordum. Mary'nin Tom'un kız arkadaşı olduğunu bilmiyordum. The open-air concert was cancelled because of the rain. Açık hava konseri yağmur yüzünden iptal oldu. Açık hava konseri yağmur nedeniyle iptal edildi. The last word hasn't been spoken yet. Henüz son söz söylenmiş değil. Son söz henüz söylenmedi. I didn't plan on singing here tonight. Bu gece burada şarkı söylemeyi planlamadım. Bu gece burada şarkı söylemeyi planlamadım. Layla tried to defend Sami. Leyla, Sami'yi savunmaya çalıştı. Layla Sami'yi savunmaya çalıştı. Don't make a fool of yourself! Kendini gülünç duruma düşürme. Kendini aptal yerine koyma! I almost never wear a hat. Neredeyse hiç şapka takmam. Neredeyse hiç şapka takmam. Some people like summer, and others like winter. Bazıları insanlar yaz mevsimini, diğerleri ise kışı sever. Bazıları yazları, bazıları kışları sever. There's no risk. Hiçbir risk yok. Risk yok. You're learning Esperanto. Esperanto öğreniyorsun. Esperanto öğreniyorsun. What percentage of the students are admitted to colleges? Öğrencilerin yüzde kaçı üniversitelere kabul edilmektedir? Öğrencilerin yüzde kaçı üniversitelere kabul ediliyor? Tom didn't try very hard to find out what was wrong. Tom neyin yanlış olduğunu bulmak için çok çalışmadı. Tom neyin yanlış olduğunu bulmak için çok uğraşmadı. It sucks having a cold. Nezle olmak berbat bir şey. Üşümek berbat bir şey. You sing in the choir, don't you? Koroda şarkı söylüyorsun, değil mi? Koroda şarkı söylüyorsun, değil mi? Tom is precious to us. Tom bizim için değerli. Tom bizim için çok değerli. Do you have regular bowel movements? Bağırsak hareketleriniz düzenli mi? Düzenli bağırsak hareketleriniz var mı? We're angry. Biz öfkeliyiz. Kızgınız. Fadil took Dania's family hostage. Fadıl, Dania'nın ailesini rehin aldı. Fadil, Dania'nın ailesini rehin aldı. Without humility, courage is a dangerous game. Mütevazilik olmaksızın cesaret tehlikeli bir oyundur. Alçakgönüllülük olmadan, cesaret tehlikeli bir oyundur. The mystery remains unsolved. Gizem çözülmemiş kalıyor. Gizem hala çözülememiştir. What do you know about what happened? Ne olduğu hakkında ne biliyorsun? Olanlar hakkında ne biliyorsun? If he is tired, let him go to sleep. Eğer o yorgunsa yatmasına izin ver. Eğer yorgunsa, bırak uyusun. Paraguay has two official languages: Spanish and Guarani. Paraguay'ın iki resmi dili vardır: İspanyolca ve Guarani. Paraguay'ın iki resmi dili vardır: İspanyolca ve Guarani. Tom was afraid that Mary might change her mind. Tom Mary'nin fikrini değiştirebileceğinden korkuyordu. Tom, Mary'nin fikrini değiştirmesinden korkuyordu. Tom didn't realize he needed to do that. Tom bunu yapması gerektiğinin farkında değildi. Tom bunu yapması gerektiğinin farkında değildi. The bank is closed on Saturdays. Banka cumartesi günleri kapalıdır. Banka cumartesi günleri kapalıdır. Tom didn't return. Tom dönmedi. Tom geri dönmedi. What are my options? Seçeneklerim neler? Seçeneklerim neler? Do you really think I'm not a good coach? Gerçekten iyi bir koç olmadığımı mı düşünüyorsun? Gerçekten iyi bir koç olmadığımı mı düşünüyorsun? I'll talk to Tom alone. Tom'la yalnız konuşacağım. Tom'la yalnız konuşurum. The procedure must be executed correctly and completely. Prosedür doğru ve eksiksiz yürütülmelidir. Prosedürün doğru ve eksiksiz bir şekilde yürütülmesi gerekir. Not all species of spiders are poisonous. Örümceklerin hiçbir türü zehirli değildir. Her örümcek türü zehirli değildir. I think that would be too much to hope for. Bence bu kadar umut bağlamak çok fazla olur. Bence bu çok fazla olur. You're still very young. Sen hala çok gençsin. Hala çok gençsin. The scientificity of this research has been often disputed. Bu araştırmanın bilimselliği çok tartışmalı. Bu araştırmanın bilimselliği sıklıkla tartışılmıştır. Please don't let Tom buy anything too expensive. Lütfen Tom'un çok pahalı bir şey almasına izin verme. Lütfen Tom'un çok pahalı bir şey almasına izin verme. Shivaji Maharaj was the founder of the Maratha Empire. Shivaji Maharaj, Maratha İmparatorluğu'nun kurucusuydu. Shivaji Maharaj, Maratha İmparatorluğu'nun kurucusuydu. Please don’t make so much noise! Lütfen bu kadar fazla ses yapma! Lütfen bu kadar gürültü yapmayın! Is it OK if I use your phone? Telefonunu kullansam olur mu? Telefonunu kullansam olur mu? The restaurant we're going to eat at tonight is near where I work. Bu gece yemek yiyeceğimiz restoran, çalıştığım yere yakın. Bu akşam yiyeceğimiz restoran benim çalıştığım yere yakın. "Is he alive or dead?" "He's alive." "O ölü mü yoksa diri mi?" "O, hayatta." "Yaşadı mı, öldü mü?" "Yaşadı." All hands on deck! Herkes el atsın! Herkes güverteye! Everybody but me was in a little group of friends. Ben hariç herkes küçük bir arkadaş grubundaydı. Ben hariç herkes küçük bir arkadaş grubundaydı. This isn't a one-way street. Bu tek taraflı bir olay değil. Burası tek yönlü bir cadde değil. I'll make a phone call. Bir telefon konuşması yapacağım. Bir telefon görüşmesi yapacağım. Something's worrying him. Bir şey onu endişelendiriyor. Bir şey onu endişelendiriyor. There is a hole in the window. Pencerede bir delik var. Pencerede bir delik var. Lovely sunset, isn't it? Güzel gün batımı, değil mi? Güzel gün batımı, değil mi? They had a great time. Harika zaman geçirdiler. Harika vakit geçirdiler. Try to open the door. Kapıyı açmayı dene. Kapıyı açmaya çalış. I am nobody's enemy. Ben kimsenin düşmanı değilim. Ben kimsenin düşmanı değilim. Why are your hands so cold? Ellerin neden bu kadar soğuk? Ellerin neden bu kadar soğuk? Health to your hand (used to thank some who has cooked for you) Eline sağlık. Elinize sağlık (sizin için pişirenlere teşekkür etmek için kullanılır) We'll have a lot more fun if Tom comes, too. Eğer Tom da gelirse çok daha fazla eğleniriz. Tom da gelirse daha çok eğleniriz. I think Tom is devious. Tom hilekar olduğunu düşünüyorum. Tom'un sahtekar olduğunu düşünüyorum. Tom didn't trust me. Tom bana güvenmedi. Tom bana güvenmiyordu. Tom's latest movie just came out. Tom'un son filmi yeni yayınlandı. Tom'un son filmi geldi. Edison invented the light bulb. Edison ampulü icat etti. Edison ampulü icat etti. Father has 500 volumes. Babamın 500 cilt kitabı var. Babamın 500 cildi var. I owe Tom a great deal. Tom'a çok şey borçluyum. Tom'a çok şey borçluyum. They know what I want. Onlar ne istediğimi biliyorlar. Ne istediğimi biliyorlar. Here's what I found in the garage. Garajda bulduğum şey bu. İşte garajda bulduğum şey. It's been a tough year for me. Benim için zor bir yıl oldu. Benim için zor bir yıl oldu. Put your phone away. The teacher's coming. Telefonunu kaldır, öğretmen geliyor. Telefonunu kapat, öğretmen geliyor. It’s said that Tokyo is a very safe city. Tokyo'nun çok güvenli bir şehir olduğu söylenir. Tokyo'nun çok güvenli bir şehir olduğu söyleniyor. Tom planned the whole thing months in advance. Tom her şeyi daha aylar öncesinden planlamış. Tom her şeyi aylar öncesinden planladı. I used to think it was my responsibility to help Tom. Tom'a yardım etmenin benim sorumluluğum olduğunu düşünürdüm. Tom'a yardım etmenin benim sorumluluğum olduğunu düşünürdüm. I really liked Diyarbakir. Diyarbakır'ı çok sevdim. Diyarbakır'ı çok sevdim. We can't go into that now. Şimdi ona giremeyiz. Şu anda bu konuya giremeyiz. Tom recently found a good job. Tom geçenlerde iyi bir iş buldu. tom son zamanlarda iyi bir iş buldu. Tom drew his gun. Tom silahını çekti. Tom silahını çekti. Tom's interesting. Tom ilginç. Tom ilginç biri. My jaw drops. Çenem düşüyor. Çenem düşüyor. I think it made a big difference. Sanırım bu büyük bir fark yarattı. Bence büyük bir fark yarattı. Close the door after you. Sizden sonra kapıyı kapatın. Kapıyı arkandan kapat. The baby began to crawl. Bebek emeklemeye başladı. Bebek sürünmeye başladı. Our neighbor has two brown dogs. Komşumuzun iki tane kahverengi köpeği var. Komşumuzun iki tane kahverengi köpeği var. Tom said he didn't have the permission to do that. Tom onu yapmak için izni olmadığını söyledi. Tom bunu yapmak için izni olmadığını söyledi. Would you come with us? Bizimle gelir misiniz? Bizimle gelir misin? Tom suggested going to the movies. Tom sinemaya gitmeyi önerdi. Tom sinemaya gitmeyi önerdi. Today is the third Friday of January. Bugün ocak ayının üçüncü cuması. Bugün Ocak ayının üçüncü Cuma günü. Sami wanted to hurt Layla. Sami, Leyla'yı incitmek istedi. Sami, Layla'ya zarar vermek istedi. Tom doesn't have freckles. Tom'un çilleri yok. Tom'un çilleri yok. Tom is going to be tough to beat. Tom yenmek için sert olacak. Tom'u yenmek zor olacak. Sindhi is a language of Pakistan spoken by the Sindhi people. Sindçe, Sindhi halkı tarafından konuşulan bir Pakistan dilidir. Sindhi, Pakistan'ın Sindhi halkı tarafından konuşulan bir dilidir. Tom said he heard Mary threaten to kill John. Tom, Mary'nin John'u öldürmekle tehdit ettiğini duyduğunu söyledi. Tom, Mary'nin John'u öldürmekle tehdit ettiğini duyduğunu söyledi. It is free of charge. Ücretsizdir. Ücretsizdir. Good luck! İyi şanslar! Bol şans! Nobody's accusing you of a crime. Hiç kimse seni bir suçla suçlamıyor. Kimse seni bir suçla suçlamıyor. Tom did all that. Bunların hepsini Tom yaptı. Tom hepsini yaptı. The video that you uploaded yesterday has gone viral. Dün yüklediğin video internette yayıldı. Dün yüklediğiniz video viral oldu. I think you'd better look at this. Bence buna baksan iyi olur. Bence buna bir baksan iyi olur. Can we go to the circus? Sirke gidebilir miyiz? Sirke gidebilir miyiz? We're artists. Biz sanatçıyız. Biz sanatçıyız. I wasn't expecting to win. Kazanmayı beklemiyordum. Kazanmayı beklemiyordum. Tom is good at dealing with children. Tom çocuklarla iyi anlaşıyor. Tom çocuklarla iyi geçinir. The lyrics are humorous. Şarkı sözleri gülünçtü. Şarkı sözleri mizahi. I'm anxious to see it. Onu görmek için endişeliyim. Bunu görmek için sabırsızlanıyorum. Why don't we speak French? Neden Fransızca konuşmuyoruz? Neden Fransızca konuşmuyoruz? Put the baby to sleep. Bebeği uyutun. Bebeği uyut. I don't like 70's music. 70'lerin müziğini sevmiyorum. 70'lerin müziğini sevmiyorum. Tom did it all alone. Tom tüm bunu tek başına yaptı. Tom hepsini tek başına yaptı. I like snowboarding. Snowboard yapmayı severim. Snowboard yapmayı severim. If you find yourself craving junk food, then pick a healthy alternative. Canın abur cubur çekerse onun yerine sağlıklı bir alternatife yönel. Eğer kendinizi abur cubur yemek isterken buluyorsanız, o zaman sağlıklı bir alternatif seçin. Empty the litter box. Çöp kutusunu boşaltın. Çöp kutusunu boşaltın. You need to help me find them. Onları bulmama yardım etmelisin. Onları bulmama yardım etmelisin. I know that it wasn't intentional. Bunun kasıtlı olmadığını biliyorum. Kasıtlı olmadığını biliyorum. Why did they expel Tom from that school? Tom'u neden o okuldan kovdular? Tom'u neden o okuldan kovdular? Tom and Mary showed me the letter that they received from John. Tom ve Mary bana John'dan aldıkları mektubu gösterdi. Tom ve Mary bana John'dan aldıkları mektubu gösterdiler. I'm waiting for this store to open. Bu dükkanın açılmasını bekliyorum. Bu dükkanın açılmasını bekliyorum. I didn't have the time. Vaktim yoktu. Vaktim yoktu. I think you might be able to help me. Bana yardım edebileceğini düşünüyorum. Bana yardım edebileceğini düşünüyorum. We'll try to be more careful the next time. Gelecek sefer daha dikkatli olmaya çalışacağız. Bir dahaki sefere daha dikkatli olmaya çalışacağız. I looked at my shoes. Ayakkabılarıma baktım. Ayakkabılarıma baktım. No one but Tom is capable of that. Bunu Tom'dan başkası beceremez. Tom'dan başka kimse bunu yapamaz. I think Tom doesn't swim very often, but I could be wrong. Sanırım tom çok sık yüzmez ama yanılabilirim. Tom çok sık yüzmez ama yanılmış olabilirim. Tom might've read the letter. Tom mektubu okumuş olabilir. Tom mektubu okumuş olabilir. You're really talented. Gerçekten yeteneklisin. Gerçekten yeteneklisin. A dog is sitting on the carpet. Bir köpek halının üzerinde oturuyor. Bir köpek halının üzerinde oturuyor. Tom and Mary are nice. Tom ve Mary güzel. Tom ve Mary çok iyiler. This song is easy to learn. Bu şarkıyı öğrenmesi kolaydır. Bu şarkıyı öğrenmek kolaydır. Have you ever been diagnosed with a learning disability? Hiç öğrenme güçlüğü tanısı aldınız mı? Hiç öğrenme güçlüğü teşhisi kondu mu? I'd pay you a visit if I had time. Zamanım olursa seni ziyaret ederim. Vaktim olsaydı seni ziyaret ederdim. I'm making myself something to eat. Kendime yiyecek bir şey yapıyorum. Kendime yiyecek bir şeyler hazırlıyorum. He likes to play kickball. O, kickball oynamayı sever. Kickball oynamayı sever. You either win or you lose. Ya kazanırsın ya da kaybedersin. Ya kazanırsın ya da kaybedersin. I have to go meet Tom at the mall. Alışveriş merkezinde Tom'la buluşmaya gitmeliyim. Tom'la alışveriş merkezinde buluşmam lazım. Tom found Mary's diary and read the last three pages. Tom, Mary'nin günlüğünü buldu ve son üç sayfasını okudu. Tom Mary'nin günlüğünü buldu ve son üç sayfayı okudu. Yanni is a poet. Yanni bir şairdir. Yanni bir şairdir. What is your favorite animal? En sevdiğin hayvan hangisidir? En sevdiğiniz hayvan hangisi? They worked hard day and night. Onlar gece gündüz çok çalıştılar. Gece gündüz sıkı çalıştılar. It's already taken care of. O iş çoktan halledildi. Zaten icabına bakıldı. In the air hung a large black spider. Havada büyük siyah bir örümcek asılıydı. Havada büyük siyah bir örümcek asılıydı. You'll never be able to sell that unless you lower the price. Fiyatı aşağı çekmeden onu asla satamazsın. Fiyatı düşürmediğiniz sürece bunu asla satamazsınız. Why do we sneeze? Neden hapşırırız? Neden hapşırıyoruz? I'm glad I met Tom. Tom ile tanıştığıma sevindim. Tom'la tanıştığıma sevindim. Whose turn is it to give the dog a bath? Köpeğe banyo yaptırmak için kimin sırası? Köpeğe banyo yapma sırası kimde? I found no money left in my pocket. Cebimde kalmış para bulmadım. Cebimde hiç para kalmadı. Don't get angry at me! Bana kızma! Bana kızma! You look like you're enjoying yourself. Eğleniyor gibi görünüyorsun. Eğleniyor gibisin. Mary told me that she didn't love her husband anymore. Mary bana artık kocasını sevmediğini söyledi. Mary bana artık kocasını sevmediğini söyledi. Were you stung by a bee? Arı sokması mı? Bir arı tarafından mı sokuldun? I must admit that things are looking quite optimistic. İşlerin oldukça iyimser göründüğünü itiraf etmeliyim. Kabul etmeliyim ki işler oldukça iyimser görünüyor. My dog has a long tail. Köpeğimin uzun bir kuyruğu var. Köpeğimin uzun bir kuyruğu var. The guitarist threw himself into the crowd. Gitarist kendini kalabalığın içine fırlattı. Gitarist kendini kalabalığın içine attı. Tom is so ready for something new. Tom yeni bir şey için oldukça hazır. Tom yeni bir şey için çok hazır. I think you know both of them. Bence onların ikisini de tanıyorsun. Bence ikisini de biliyorsun. I work too much in order to achieve my goals. Hedefime ulaşmak için çok fazla çalışıyorum. Hedeflerime ulaşmak için çok çalışıyorum. What did Marika say about life in Japan? Marika, Japonya'daki yaşam hakkında ne söyledi? Marika, Japonya'daki yaşam hakkında ne dedi? I'll have your son. Senden oğlum olacak. Oğlunu alacağım. The castle is on the other side of the river. Kale nehrin diğer tarafında. Kale nehrin diğer tarafındadır. I had a choice. Bir seçeneğim vardı. Bir seçeneğim vardı. All children are potential geniuses. Bütün çocuklar potansiyel dahilerdir. Bütün çocuklar potansiyel dahilerdir. Can I help you clean up? Temizlemene yardım edebilir miyim? Temizlemene yardım edebilir miyim? Tom kept reading. Tom okumaya devam etti. Tom okumaya devam etti. I'm sure that Tom will be here soon. Tom'un yakında burada olacağından eminim. Tom'un yakında burada olacağından eminim. At what time will the race finish? Yarış saat kaçta bitecek? Yarış saat kaçta bitecek? Tom is still working on that. Tom hâlâ onun üzerinde çalışıyor. Tom hala bunun üzerinde çalışıyor. I'll drop you a line when I get to Tokyo. Tokyo'ya vardığımda sana iki satır yazarım. Tokyo'ya vardığımda sana bir hat bırakırım. Tom is one of Mary's childhood friends. Tom, Mary'nin çocukluk arkadaşlarından biridir. Tom Mary'nin çocukluk arkadaşlarından biridir. We sing a lot. Çok şarkı söyleriz. Çok şarkı söyleriz. Is that your ballpoint? Bu tükenmezkalem senin mi? Bu senin noktan mı? If I had enough money, I'd buy that. Eğer yeterli param olsaydı, onu satın alırdım. Eğer yeterince param olsaydı, bunu alırdım. As a kid I usually played baseball after school. Çocukken genellikle okuldan sonra beyzbol oynardım. Çocukken genellikle okuldan sonra beyzbol oynardım. Good night, Tatoeba. İyi geceler, Tatoeba. İyi geceler, Tatoeba. Now I don't understand anything. Şimdi hiçbir şey anlamıyorum. Şimdi hiçbir şey anlamıyorum. She experienced a pain in her leg. O, bacağında bir ağrı yaşadı. Bacağında bir ağrı vardı. In general, little girls are fond of dolls. Genel olarak küçük kızlar bebekleri çok severler. Genel olarak, küçük kızlar bebeklere düşkündür. Do you think you could do what Tom is doing? Tom'un yaptığı şeyi yapabileceğini düşünüyor musun? Tom'un yaptığını yapabileceğini düşünüyor musun? Unfortunately, some people were offended. Ne yazık ki, bazı insanlar rahatsız edildi. Ne yazık ki, bazı insanlar gücendi. He says that he wants to speak to you. O sizinle konuşmak istediğini söylüyor. Seninle konuşmak istediğini söylüyor. Tom doesn't have any friends to talk to. Tom'un konuşmak için hiçbir arkadaşı yok. Tom'un konuşacak hiç arkadaşı yok. I think death is preferable to shame. Bence ölüm utanca tercih edilir. Bence ölüm utançtan iyidir. I file against them all. Hepsine dava açıyorum. Hepsine karşı dava açıyorum. Tom admitted that he had taken bribes. Tom rüşvet aldığını itiraf etti. Tom rüşvet aldığını itiraf etti. I don't want to spend that much. Bu kadar fazla harcamak istemiyorum. O kadar para harcamak istemiyorum. It’s said that Tokyo is a very safe city. Tokyo'nun çok güvenli bir şehir olduğu söyleniyor. Tokyo'nun çok güvenli bir şehir olduğu söyleniyor. Tom is strong willed. Tom güçlü iradeli. Tom güçlü iradelidir. I never liked to talk about politics. Siyaset konuşmayı hiç sevmedim. Politika hakkında konuşmayı hiç sevmedim. You're so lucky to have a husband like that. Böyle bir kocan olduğu için oldukça şanslısın. Böyle bir kocan olduğu için çok şanslısın. Why don't we take the 2:30 train? Neden 2:30 trenine binmiyoruz? Neden 2:30 trenine binmiyoruz? I saw Tom eating a sandwich over there. Tom'un orada bir sandviç yediğini gördüm. Tom'u orada sandviç yerken gördüm. Someone let me know when this nightmare is over. Bu kâbus bittiğinde birisi bana bildirsin. Bu kabus bittiğinde biri bana haber versin. Did you find any common ground? Ortak bir zemin bulabildiniz mi? Ortak bir nokta bulabildin mi? We wanted to help them. Biz onlara yardım etmek istedik. Onlara yardım etmek istedik. I ordered dinner to my room, but I was brought only champagne and fruit. Odama akşam yemeği sipariş ettim ama sadece şampanya ve meyve getirttim. Odama akşam yemeği sipariş ettim, ama sadece şampanya ve meyve getirdim. Apart from English, he also teaches math. İngilizcenin dışında, aynı zamanda matematik öğretir. İngilizce dışında matematik de öğretiyor. Remember that you only have three hundred dollars to spend. Unutma ki harcayacak sadece üç yüz doların var. Harcamanız gereken sadece üç yüz dolar olduğunu unutmayın. Tom listens. Tom dinler. Tom dinliyor. We had a terrible time. Berbat bir zaman geçirdik. Korkunç bir zaman geçirdik. Tom wants Mary to make sure John does his homework. Tom Mary'nin John'un ev ödevini yaptığından emin olmasını istiyor. Tom, Mary'nin John'un ödevini yaptığından emin olmasını ister. Most people spend about a third of their lives in bed. Çoğu kişi hayatlarının yaklaşık üçte birini yatakta geçiriyor. Çoğu insan hayatının yaklaşık üçte birini yatakta geçirir. Tom went by bus. Tom otobüsle gitti. Tom otobüsle gitti. You have a visitor in reception. Resepsiyonda bir ziyaretçiniz var. Resepsiyonda bir ziyaretçin var. We're economists. Biz ekonomistiz. Biz ekonomistiz. Tom couldn't do what he needed to do. Tom yapması gereken şeyi yapamadı. Tom yapması gerekeni yapamadı. Are you experiencing any discomfort? Bir rahatsızlık hissediyor musunuz? Herhangi bir rahatsızlık hissediyor musunuz? We'll have to work together on that. Bu konuda birlikte çalışmamız gerekecek. Bu konuda birlikte çalışmalıyız. Where in Helsinki do you live? Helsinki'de nerede yaşıyorsun? Helsinki'de Nerede Yaşıyorsunuz? Tom sounds like a white guy. Tom beyaz bir adam gibi görünüyor. Tom beyaz bir adama benziyor. "Objection!" "Overruled!" "İtiraz ediyorum!" "Reddedildi!" "İnkâr!" "Reddedildi!" Tom is an errand boy. Tom getir götür işlerine bakan bir çocuk. Tom bir ayakçı. Tom seemed wise. Tom akıllı görünüyordu. Tom akıllı görünüyordu. You need to get the job done. İşi yaptırman gerekiyor. İşi bitirmen gerek. We've spent a great deal of time together. Birlikte hayli zaman geçirdik. Birlikte çok zaman geçirdik. Why don't we build something? Neden bir şey inşa etmiyoruz? Neden bir şeyler inşa etmiyoruz? Tom and Mary are waiting for the bus. Tom ve Mary otobüs bekliyor. Tom ve Mary otobüsü bekliyorlar. I don't eat much meat anymore. Artık çok fazla et yemiyorum. Artık fazla et yemiyorum. Tom didn't seem to be as determined to do that as Mary seemed to be. Tom onu yapmak için Mary'nin göründüğü kadar kararlı görünmüyordu. Tom, Mary'nin göründüğü kadar kararlı görünmüyordu. We don't need these rules. Bu kurallara ihtiyacımız yok. Bu kurallara ihtiyacımız yok. You must not stay here. Burada kalmamalısın. Burada kalmamalısın. I'm happy to hear it. Bunu duyduğuma sevindim. Bunu duyduğuma sevindim. Sami didn't even know who Layla was. Sami, Leyla'nın kim olduğunu bile bilmiyordu. Sami, Layla'nın kim olduğunu bile bilmiyordu. There's been a sudden change of plans. Ani bir plan değişikliği oldu. Planlarda ani bir değişiklik oldu. Are you their mother? Sen onların annesi misin? Sen onların annesi misin? Who's the tallest in your family? Ailende en uzun boylu kim? Ailenin en uzun boylusu kim? You have very acute hearing. Senin çok akut işitmen var. Çok şiddetli bir işitme duyunuz var. I keep my money in a hole behind a painting in my bedroom. Paramı yatak odamdaki bir tablonun arkasındaki bir delikte saklıyorum. Paramı yatak odamda bir tablonun arkasındaki delikte saklıyorum. We're investigating Tom's murder. Tom'un cinayetini araştırıyoruz. Tom'un cinayetini araştırıyoruz. I hope this isn't the last time we see Tom. Umarım bu Tom'u son görüşümüz değildir. Umarım Tom'u son görüşümüz değildir. I have some unfinished business to take care of. İlgilenmem gereken biraz bitirilmemiş işim var. Halletmem gereken bitmemiş bir işim var. Tom is the oldest of the three boys. Tom üç çocuğun en büyüğü. Tom üç çocuğun en büyüğüdür. This is where I spend my time. Zamanımı harcadığım yer burası. Burası zamanımı geçirdiğim yer. We look ridiculous. Saçma görünüyoruz. Gülünç görünüyoruz. The Atlantic Ocean is very big. Atlas Okyanusu çok büyüktür. Atlantik Okyanusu çok büyüktür. People want peace. İnsanlar barış istiyor. İnsanlar barış istiyor. I don't want to look like a tourist. Bir turist gibi görünmek istemiyorum. Turist gibi görünmek istemiyorum. A week is made up of a hundred and sixty-eight hours. 1 hafta 168 saatten oluşur. Bir hafta yüz altmış sekiz saatten oluşur. When I arrived, she was just getting ready to leave. Ben vardığımda o sadece gitmeye hazırlanıyordu. Oraya vardığımda, gitmek için hazırlanıyordu. We're sorry, Tom. Üzgünüz Tom. Özür dileriz, Tom. The earthquake destroyed many houses. Deprem çok sayıda evi yerle bir etti. Deprem birçok evi tahrip etti. You're the one who suggested that we do that. Bunu yapmamızı öneren sendin. Bunu yapmamızı öneren sendin. This coffee is too weak. Bu kahve çok yumuşak içimli. Bu kahve çok zayıf. I'll go and see if I can get Tom to help. Tom'a yardım ettirebilip ettiremeyeceğimi görmeye gideceğim. Gidip Tom'a yardım edip edemeyeceğime bakacağım. His comments were distorted on social media. Sözleri sosyal medyada bağlamından koparıldı. Yorumları sosyal medyada çarpıtıldı. Tom set his neighbor's house on fire. Tom komşusunun evini yaktı. Tom komşusunun evini ateşe verdi. Give me the bottom line. Bana uzun lafın kısasını ver. Alt çizgiyi ver. To distinguish right from wrong is difficult. Doğruyu yanlıştan ayırt etmek zordur. Doğru ile yanlışı ayırt etmek zordur. My secretary is incompetent. Sekreterim yeteneksizdir. Sekreterim beceriksizdir. Tom claims he did this. Tom bunu kendisinin yaptığını iddia ediyor. Tom bunu yaptığını iddia ediyor. Mary doesn't need makeup. She's pretty just the way she is. Mary'nin makyaja ihtiyacı yok. O, olduğu gibi güzel. Mary'nin makyaja ihtiyacı yok, olduğu gibi güzel. His kindness touched my heart. Kibarlığı kalbime işledi. Nezaketi kalbime dokundu. I would like to thank you for accepting my invitation. Davetimi kabul ettiğiniz için size teşekkür etmek istiyorum. Davetimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. We have to work harder from now on. Şu andan itibaren daha çok çalışmak zorundayız. Bundan sonra daha çok çalışmalıyız. He attended the meeting as the company representative. O, şirket temsilcisi olarak toplantıya katıldı. Toplantıya şirket temsilcisi olarak katıldı. Tom is an amazing old man. Tom harika bir ihtiyar. Tom inanılmaz bir yaşlı adam. I still don't feel very well. Ben hâlâ çok iyi hissetmiyorum. Hala kendimi iyi hissetmiyorum. Qur'an chanting is pretty. Kuran ilahileri güzeldir. Kur'an-ı Kerim güzeldir. Everything is confusing. Her şey kafa karıştırıyor. Her şey kafa karıştırıcı. She remained my best friend till her dying day. O, ölene kadar en iyi arkadaşım olarak kaldı. Ölene kadar en iyi arkadaşım olarak kaldı. That's going to happen very soon. O çok yakında olacak. Bu çok yakında olacak. Tom stole some things from me. Tom benden bazı şeyler çaldı. Tom benden bir şeyler çaldı. Tom never eats after sunset. Tom akşam olduktan sonra hiçbir şey yemez. Tom gün batımından sonra asla yemek yemez. Tom doesn't know me at all. Tom beni hiç tanımıyor. Tom beni hiç tanımıyor. We're sorry, Tom. Özür dileriz Tom. Özür dileriz, Tom. Men can't live without water. İnsan susuz yaşayamaz. Erkekler su olmadan yaşayamaz. We went there in separate cars. Oraya ayrı arabalarla gittik. Oraya ayrı arabalarla gittik. Beat the eggs with a whisk. Bir çırpma teli ile yumurtaları çırp. Yumurtaları çırparak çırpın. It doesn't need to be white, but I'd prefer white. Onun beyaz olmasına gerek yok ama beyazı tercih ediyorum. Beyaz olmasına gerek yok ama beyazı tercih ederim. I must tell Tom. Tom'a söylemeliyim. Tom'a söylemeliyim. He walked past the house. O yürüyerek evin yanından geçti. Evin önünden geçti. Tom wished to be left alone. Tom yalnız bırakılmayı istiyordu. Tom yalnız kalmak istedi. Tom and Mary were both crying. Tom ve Mary'nin ikisi de ağlıyorlardı. Tom ve Mary ikisi de ağlıyordu. Tell her this is urgent. Ona bunun acil olduğunu söyle. Acil olduğunu söyle. Do you use spice or K2? Bonzai türevi kullanıyor musunuz? Baharat mı kullanıyorsun yoksa K2 mi? He met an unexpected obstacle. O beklenmedik bir engelle karşılaştı. Beklenmedik bir engelle karşılaştı. Tom helped Mary open the crate. Tom, Mary'ye sandığı açması için yardımcı oldu. Tom, Mary'nin sandığı açmasına yardım etti. They needed jobs and training. Onların işlere ve eğitime ihtiyacı vardı. İş ve eğitime ihtiyaçları vardı. How much do we need to pay? Ne kadar ödememiz gerekiyor? Ne kadar ödememiz gerekiyor? Who's sick? Kim hasta? Kim hasta? She doesn't want to try anything else. O başka bir şey denemek istemiyor. Başka bir şey denemek istemiyor. I sneezed about twenty times. Yaklaşık yirmi kez hapşırdım. Yaklaşık yirmi kez hapşırdım. It's a vicious beast. O yırtıcı bir hayvan. Bu vahşi bir canavar. I'm trying to fix it. Bunu tamir etmeye çalışıyorum. Tamir etmeye çalışıyorum. I might be able to do something about that. Bu konuda bir şey yapabilirim. Bu konuda bir şeyler yapabilirim. We're old women. Yaşlı kadınlarız. Biz yaşlı kadınlarız. This is irrelevant. Bu ilgisiz. Bu konuyla alakasız. That teacher isn't too bad. O öğretmen fazla kötü değil. O öğretmen o kadar da kötü değil. Tom grabbed his briefcase and headed for the door. Tom çantasını tuttu ve kapıya doğru yöneldi. Tom çantasını kaptı ve kapıya doğru yöneldi. Nobody but Tom is capable of that. Bunu Tom'dan başkası beceremez. Tom'dan başka kimse bunu yapamaz. Don't bullshit me. Bana saçmalama. Benimle dalga geçme. Don't ask me. Ask him. Bana sorma. Ona sor. Bana sorma, ona sor. There isn't any evidence that ever happened. Bunun olduğuna dair hiç kanıt yok. Şimdiye kadar olan hiçbir kanıt yok. I hope you have a pleasant journey. Sana iyi yolculuklar diliyorum. Umarım keyifli bir yolculuk geçirirsiniz. Money is what some die for. Para, bazılarının uğruna öldüğü bir şey. Bazılarının uğruna öldüğü şey paradır. The convention voted again. Kurultay tekrar oylama yaptı. Kongre yine oy kullandı. His eyes were full of tears. Onun gözleri gözyaşları doluydu. Gözleri yaşlarla doluydu. I left school early. Okulu erken terk ettim. Okuldan erken ayrıldım. Did you have a good time in Boston? Boston'da iyi zaman geçirdin mi? Boston'da iyi vakit geçirdin mi? Please promise me that you'll keep this secret. Lütfen bunu sır olarak saklayacağına söz ver. Lütfen bana bu sırrı saklayacağına söz ver. Do you have a picture of us? Bizim bir resmimize sahip misin? Resmimiz var mı? She left here long before you arrived. Siz gelmeden uzun süre önce buradan ayrıldı. Sen gelmeden çok önce buradan ayrıldı. If you don't bother the bees, they're unlikely to sting you. Eğer arıları rahatsız etmezsen onların seni sokması olası değil. Arıları rahatsız etmezseniz, sizi sokmaları pek olası değildir. I don't want you to do this. Bunu yapmanı istemiyorum. Bunu yapmanı istemiyorum. I haven't seen him for days. Günlerdir onu görmedim. Günlerdir onu görmedim. The staff exchanged frank opinions in the meeting. Personel toplantıda samimi bir görüş alışverişinde bulunmuştur. Personel toplantıda açık fikir alışverişinde bulundu. Drop the knife! Bıçağını bırak! Bıçağı bırak! We talked to Tom. Tom ile konuştuk. Tom'la konuştuk. Layla died in prison of a heat attack. Leyla kalp krizi nedeniyle cezaevinde öldü. Layla bir sıcak saldırıdan hapiste öldü. Has anyone ever told you that you stop breathing when you're asleep? Size hiç uykunuz sırasında nefesinizin kesildiğini söyleyen oldu mu? Hiç kimse sana uyurken nefes almayı bıraktığını söyledi mi? He showed his photograph album to me. Bana fotoğraf albümünü gösterdi. Fotoğraf albümünü bana gösterdi. I'm Tom's parent. Ben Tom'un velisiyim. Ben Tom'un ebeveyniyim. His name has a very interesting meaning. Onun adının çok ilginç bir anlamı var. İsminin çok ilginç bir anlamı var. I wish I were wrong. Keşke hatalı olsam. Keşke yanılmış olsaydım. I thought you'd want to know. Bilmek isteyeceğini düşündüm. Bilmek istersin diye düşündüm. Which is which? Hangisi hangisi? Hangisi hangisi? Tom doesn't study hard enough. Tom yeterince çok çalışmıyor. Tom yeterince çalışmıyor. For the first time in ages, I slept late. Uzun bir süredir ilk defa geç uyudum. Yıllar sonra ilk kez geç yattım. I'm not very likely to be busy on Monday. Büyük olasılıkla pazartesi günü meşgul olmayacağım. Pazartesi günü meşgul olma ihtimalim çok yüksek değil. Why don't we change that? Neden bunu değiştirmiyoruz? Neden bunu değiştirmiyoruz? It is a black hole. O bir kara delik. Bu bir kara delik. It was hard for you to say goodbye, wasn't it? Hoşçakal demen zordu, değil mi? Elveda demek senin için zordu, değil mi? There's no need to get personal. Eleman almaya gerek yok. Kişiselleşmeye gerek yok. Times change. Zamanlar değişir. Zaman değişiyor. I have a request. Bir talebim var. Bir isteğim var. His grave is there. Onun mezarı orada. Mezarı orada. Is that a penguin? Şu bir penguen mi? O bir penguen mi? Tom is a philanthropist. Tom bir hayırseverdir. Tom bir hayırseverdir. The city is separated into rich and poor. Şehir zengin ve yoksul olarak ayrılmış. Şehir zengin ve fakir olarak ayrılmıştır. All we have to do is win. Tek yapmamız gereken kazanmak. Tek yapmamız gereken kazanmak. We discussed the matter from an educational point of view. Biz konuyu eğitimsel bir bakış açısından tartıştık. Konuyu eğitim açısından ele aldık. The chair creaked as he sat down. O otururken sandalye çatırdadı. Otururken sandalye gıcırdadı. I'll get you the info you need by next week. Gelecek haftaya kadar ihtiyacın olan bilgiyi sana getireceğim. İhtiyacın olan bilgileri gelecek haftaya kadar getireceğim. We outflanked the enemy's right. Düşmanı sağ kanadından çevreledik. Düşmanın hakkını çiğnedik. That was me. O bendim. O bendim. Charity begins at home. Yardımseverlik evde başlar. Hayırseverlik evde başlar. She was living rent-free in a small house not too far from us. Bize fazla uzak olmayan küçük bir evde kira vermeden kalıyordu. Bizden çok uzak olmayan küçük bir evde kirasız yaşıyordu. You'd better do what they say. Onların söylediğini yapsan iyi olur. Dediklerini yapsan iyi olur. It's too late to turn back now. Şimdi geri dönmek için çok geç. Artık geri dönmek için çok geç. Tom was very gullible. Tom çok kolay aldatılırdı. Tom çok saftı. Tom is in the ER. Tom acil serviste. Tom acil serviste. Keep the rest for yourself. Gerisini kendin için sakla. Gerisini kendine sakla. Tell me three things that you can do well. Bana yapmakta iyi olduğun üç şey söyle. Bana iyi yapabileceğin üç şey söyle. Since we didn't have any time to prepare food, we ate a can of tuna. Yemek yapmaya vakit kalmadığından ton balığı konservesi yedik. Yemek hazırlayacak zamanımız olmadığı için bir teneke ton balığı yedik. Bill Clinton was found not guilty. Bill Clinton suçsuz bulundu. Bill Clinton suçsuz bulundu. Fadil's affair with Layla won't stay secret for long. Fadıl'ın Leyla'yla olan ilişkisi uzun süre gizli kalmayacak. Fadil'in Layla ile olan ilişkisi uzun süre gizli kalmaz. The pain is agonizing. Ağrı kıvrandırıyor. Acı acı çekiyor. I can't keep up with Tom. Tom'a ayak uyduramıyorum. Tom'a ayak uyduramıyorum. Live like you've never lived before. Daha önce hiç yaşamamış gibi yaşa. Daha önce hiç yaşamadığın gibi yaşa. Tom has answered all the questions. Tom tüm soruları yanıtladı. Tom tüm soruları cevapladı. Tom is a straight guy. Tom heteroseksüel bir erkek. Tom heteroseksüel bir adamdır. I just remembered that I was supposed to buy a loaf of bread. Sadece bir somun ekmek almam gerektiğini hatırladım. Az önce bir somun ekmek almam gerektiğini hatırladım. Tom wouldn't speak to anybody. Tom hiç kimseyle konuşmazdı. Tom kimseyle konuşmaz. Don't come into my room without knocking. Kapıyı çalmadan odama gelmeyin. Kapıyı çalmadan odama gelme. Tom tried to keep calm. Tom sakin kalmaya çalıştı. Tom sakin kalmaya çalıştı. I was about to jump over the wall. Duvarın üstünden atlayacaktım. Duvarın üzerinden atlamak üzereydim. Do you want a lawyer? Avukat ister misiniz? Avukat ister misin? Tom wants to tell us something. Tom bize bir şey söylemek istiyor. Tom bize bir şey söylemek istiyor. They cannot succeed. Başaramazlar. Başarılı olamazlar. Do you really have enough money to buy this? Bunu almak için gerçekten yeterli paranız var mı? Bunu almak için gerçekten yeterli paran var mı? Tom told me he was going to sell his car. Tom bana arabasını satacağını söyledi. Tom arabasını satacağını söyledi. Have you worked with Tom before? Daha önce Tom'la birlikte çalıştın mı? Tom'la daha önce çalıştın mı? Milly had an excessive amount of alcohol in her blood. Milly'nin kanında aşırı miktarda alkol vardı. Milly'nin kanında aşırı miktarda alkol vardı. Tom studied after dinner. Tom akşam yemeğinden sonra ders çalıştı. Tom akşam yemeğinden sonra ders çalıştı. I'll play tennis this evening. Bu akşamüstü tenis oynayacağım. Bu akşam tenis oynayacağım. He knows how to bet. O nasıl bahis yapılacağını bilir. Nasıl bahis oynanacağını biliyor. I chose between two options. Ben iki şıklar arasında seçtim. İki seçenek arasında seçim yaptım. I took my place at the end of the line. Ben sıranın sonunda yerimi aldım. Sıranın sonunda yerimi aldım. He asked me the name of Mary's father. O bana Mary'nin babasının adını sordu. Mary'nin babasının adını sordu. Sami wore his favorite hat. Sami en sevdiği şapkayı giydi. Sami en sevdiği şapkayı takardı. I get off work at 2:30. Saat 2.30'da işten ayrılırım. 2:30'da işten çıkıyorum. This house has solar panels. Bu evin güneş panelleri var. Bu evin güneş panelleri var. How much did they give you for your old car? Eski araban için onlar sana ne kadar verdiler? Eski araban için sana ne kadar verdiler? Nobody is important. Kimse önemli değildir. Kimse önemli değil. I've heard people talking about you. İnsanları senin hakkında konuşurlarken duydum. İnsanların senin hakkında konuştuklarını duydum. Roy looked solemn as I told him the story. Roy ona hikayeyi anlatırken ağırbaşlı görünüyordu. Roy ona hikâyeyi anlatırken ciddi görünüyordu. Do you really think that Tom and Mary are healthy? Sence Tom ve Mary gerçekten sağlıklı mı? Tom ve Mary'nin gerçekten sağlıklı olduğunu düşünüyor musun? I met her in London for the first time. Ben onunla ilk kez Londra'da karşılaştım. Onunla ilk kez Londra'da tanıştım. Are you worried about fuel economy? Yakıt ekonomisi hakkında endişeli misin? Yakıt ekonomisi konusunda endişeli misiniz? I'll catch up on my homework tonight. Ödevimi bu gece bitireceğim. Bu gece ödevimi bitireceğim. Tom is eating bacon and eggs. Tom pastırmalı yumurta yiyor. Tom pastırma ve yumurta yiyor. We're interviewing them. Biz onlarla görüşme yapıyoruz. Onlarla röportaj yapıyoruz. A big tree has fallen in the storm. Fırtınada büyük bir ağaç devrildi. Fırtınada büyük bir ağaç düştü. Don't you remember the Ten Commandments? On Emir'i hatırlamıyor musun? On Emir'i hatırlamıyor musun? Tom could hear laughter through the wall. Tom duvardan kahkahaları duyabiliyordu. Tom duvarın içinden kahkahalar duyabiliyordu. My grandmother has many sisters. Anneannemin birçok kız kardeşi var. Büyükannemin birçok kız kardeşi var. When's the last time you rode a motorcycle? En son ne zaman bir motosiklet sürdün? En son ne zaman bir motosiklete bindin? The Air Force trained her to become a pilot. Hava kuvvetleri bir pilot olması için onu eğitti. Hava Kuvvetleri onu pilot olması için eğitti. Mary is not my girlfriend. She's just a friend. Mary kız arkadaşım değil. O sadece bir arkadaş. Mary benim kız arkadaşım değil, sadece arkadaşım. Tom spent the night alone in the haunted house. Tom geceyi perili köşkte yalnız başına geçirdi. Tom geceyi perili evde yalnız geçirdi. Tom is confused. Tom'un kafası karıştı. Tom şaşkın. You didn't mention that on the phone. Telefonda ondan bahsetmedin. Telefonda bundan bahsetmemiştin. Tom has retired. Tom emekli oldu. Tom emekli oldu. It's an eyegasm to watch Tom playing basketball. Tom'u basketbol oynarken izlemek gözlere ziyafet. Tom'un basketbol oynadığını izlemek için bir göz kamaştırıcı. Didn't you know Tom couldn't drive? Tom'un araba kullanmayı bilmediğinden haberiniz yok muydu? Tom'un araba kullanamayacağını bilmiyor muydun? Tom wants to improve himself. Tom kendini geliştirmek istiyor. Tom kendini geliştirmek istiyor. Tom went to Boston three times in October. Tom ekim ayında üç kez Boston'a gitti. Tom Ekim ayında üç kez Boston'a gitti. Did Tom write to Mary? Tom Mary'ye yazdı mı? Tom Mary'ye mektup mu yazdı? This is our destiny. Kaderimiz bu. Bu bizim kaderimiz. You're the only thing that's holding me together. Tutunacak tek dalım sensin. Beni bir arada tutan tek şey sensin. He gobbled down the herring salad. Ringa balığı salatasını mideye indirdi. Ringa salatasını yuttu. We usually lock our car. Genelde arabamızı kilitleriz. Genelde arabamızı kilitleriz. I miss the COVID-free days. Covidsiz günleri özledim. COVID-free günlerini özlüyorum. What does your son do? Oğlunuz ne iş yapar? Oğlun ne iş yapıyor? The woman to whom the prize money was given had faked her identity. Para ödülünün verildiği kadın sahte kimlik kullanmıştı. Ödül parasının verildiği kadın sahte kimliğine bürünmüştü. Do you know where Tom buys rice? Tom'un pirinç aldığı yeri biliyor musun? Tom'un pirinç nereden aldığını biliyor musun? People who live here know how to do that. Burada yaşayan insanlar bunu yapmayı biliyor. Burada yaşayan insanlar bunu nasıl yapacaklarını bilirler. His salary is too low to support his family. Onun maaşı ailesine bakamayacak kadar çok düşük. Maaşı ailesini geçindiremeyecek kadar düşük. Can you explain what you're talking about? Ne hakkında konuştuğunu açıklayabilir misin? Neden bahsettiğini açıklayabilir misin? The soldiers thought that they might be home for Christmas. Askerler Noel için evde olabileceklerini düşündüler. Askerler Noel için evde olabileceklerini düşündüler. Charles has to go to the hospital. Charles hastaneye gitmek zorunda. Charles hastaneye gitmek zorunda. I can do without his help. Onun yardımı olmadan yapabilirim. Onun yardımı olmadan da yapabilirim. That was foreseeable. O öngörülebilirdi. Bu tahmin edilebilirdi. Wow, you look different. Vay, farklı görünüyorsun. Vay canına, farklı görünüyorsun. Hey, get in line. Hey, sıraya gir. Hey, sıraya gir. We ought to win. Biz kazanmalıyız. Kazanmamız gerek. You're too small. Sen çok küçüksün. Çok küçüksün. Yuri often went to London in those days. Yuri genelde o günlerde Londra'ya gitti. Yuri o günlerde sık sık Londra'ya giderdi. I've already spent all my money. Zaten tüm paramı harcadım. Zaten bütün paramı harcadım. Would you do that for me if I asked you to? Rica etsem bunu benim için yapar mısın? Senden istesem bunu benim için yapar mısın? Please don't let Tom ride my bicycle. Lütfen Tom'un bisikletime binmesine izin verme. Lütfen Tom'un bisikletime binmesine izin verme. Tom's best friend is his computer. Tom'un en iyi arkadaşı bilgisayarıdır. Tom'un en iyi arkadaşı bilgisayarıdır. Regardless how you look at it, he's your big brother. Nasıl görürsen gör ama o senin ağabeyin. Nasıl bakarsan bak, o senin ağabeyin. Imagine that he's reading it. What would you like to tell him? Düşün ki o bunu okuyor. Ona ne söylemek isterdin? Okuduğunu hayal edin, ona ne söylemek istersiniz? Tom is dependent on his parents. Tom anne-babasının bakımına muhtaç. Tom ebeveynlerine bağımlıdır. The other kids at school made fun of him because of his strange accent. Garip aksanı yüzünden okuldaki diğer çocuklar onunla dalga geçti. Okuldaki diğer çocuklar tuhaf aksanı yüzünden onunla dalga geçtiler. We should get to Chicago by lunchtime. Biz öğle yemeği saatine kadar Chicago'ya varmalıyız. Öğle yemeğine kadar Chicago'ya gitmeliyiz. Do you know where she's gone? Onun nereye gittiğini biliyor musun? Nereye gittiğini biliyor musun? They brought dinner. Onlar akşam yemeği getirdi. Akşam yemeği getirdiler. Do you like to be kept waiting? Bekletilmek hoşuna mı gidiyor? Beklemeye devam edilmeyi seviyor musun? Is there anything that makes your pain better? Ağrına iyi gelen bir şey var mı? Ağrını iyileştiren bir şey var mı? She and her boyfriend live together. O ve erkek arkadaşı birlikte yaşıyorlar. O ve erkek arkadaşı birlikte yaşıyor. Did you find any mistakes? Herhangi bir hata buldunuz mu? Herhangi bir hata buldunuz mu? We're investigating Tom's murder. Tom'un öldürülmesini araştırıyoruz. Tom'un cinayetini araştırıyoruz. What is it with you and Tom? Sen ve Tom neyin peşindesiniz? Tom'la aranızda ne var? We saw Tom off at the airport. Tom'u havalimanına kadar geçirdik. Tom'u havaalanında uğurladık. Objection, your honor! İtiraz ediyorum, sayın yargıç! İtiraz ediyorum, sayın yargıç! I have nothing to say about it. O konuda söyleyecek lafım yok. Bu konuda söyleyecek bir şeyim yok. I don't like to be late. Geç kalmaktan hoşlanmam. Geç kalmaktan hoşlanmam. Her hair is very short. Onun saçı çok kısa. Saçları çok kısadır. Tom is the last person to break his promise. Tom sözünü tutmayacak son insandır. Tom sözünü tutmayan son kişidir. It won't be easy, but it's possible. O kolay olmayacak ama mümkün. Kolay olmayacak ama mümkün. It just got too expensive. O sadece çok pahalandı. Çok pahalıya mal oldu. She didn't know what to do. O ne yapacağını bilmiyordu. Ne yapacağını bilmiyordu. Tom has a do-not-resuscitate order. Tom'un diriltilmek istemediğine dair yan vasiyeti var. Tom'un resüsitate olmayan bir emri var. He's a big boy. O büyük bir çocuk. O büyük bir çocuk. I decided to become a doctor. Bir doktor olmaya karar verdim. Doktor olmaya karar verdim. Tom tried to explain that to Mary. Tom bunu Mary'ye açıklamaya çalıştı. tom mary'ye bunu anlatmaya çalıştı. The result exceeded my expectations. Sonuç beklentilerimi aştı. Sonuç beklentilerimi aştı. Why would someone want to murder me? Neden biri beni öldürmek istesin? Neden biri beni öldürmek istesin ki? That's something that we tried to avoid. Bu kaçınmaya çalıştığımız bir şeydi. Bu kaçınmaya çalıştığımız bir şeydi. We were aware of what was going on. Biz ne olduğunun farkındaydık. Neler olup bittiğinin farkındaydık. I would like to learn English to know other cultures. Başka kültürler tanımak için İngilizce öğrenmek istiyorum. Diğer kültürleri tanımak için İngilizce öğrenmek istiyorum. Tom is not as well off as he used to be. Tom eskisi kadar varlıklı değil. Tom eskisi kadar iyi durumda değil. We're entrepreneurs. Biz girişimciyiz. Biz girişimciyiz. If she were still alive, Billie Holiday would be 100 today. Eğer yaşasaydı, Billie Holiday bugün 100 yaşında olacaktı. Eğer hala hayatta olsaydı, Billie Holiday bugün 100 olurdu. Walking helps me think. Yürümek, düşünmeme yardımcı oluyor. Yürümek düşünmeme yardımcı oluyor. It seems that it will rain. Yağmur yağacak gibi görünüyor. Yağmur yağacak gibi görünüyor. Tom is friends with Mary, isn't he? Tom, Mary ile arkadaş, değil mi? Tom Mary ile arkadaş, değil mi? Yanni is a sheriff. Yanni bir polis şefidir. Yanni bir şerif. If only she could see you now. Keşke o seni şimdi görebilse. Keşke seni şimdi görebilseydi. Why don't we buy a dog for Tom? Neden Tom için bir köpek almıyoruz? Neden Tom'a bir köpek almıyoruz? I spoke to the doctors in French. Doktorlarla Fransızca konuştum. Doktorlar ile Fransızca konuştum. They know we're friends. Onlar arkadaş olduğumuzu biliyor. Arkadaş olduğumuzu biliyorlar. Yanni sells dried figs. Yanni kuru incir satıyor. Yanni kuru incir satıyor. Tom said Mary is reluctant to do that. Tom, Mary'nin bunu yapmaya isteksiz olduğunu söyledi. Tom, Mary'nin bunu yapmakta isteksiz olduğunu söyledi. Do it Monday. Onu pazartesi yap. Pazartesi yap. Every ship needs a captain. Her geminin bir kaptana ihtiyacı vardır. Her geminin bir kaptana ihtiyacı vardır. We made some stupid mistakes. Biz bazı aptalca hatalar yaptık. Bazı aptalca hatalar yaptık. Are you one of Tom's relatives? Sen Tom'un akrabalarından mısın? Tom'un akrabalarından biri misiniz? Tom and Mary said that they knew they should do that alone. Tom ve Mary onu tek başlarına yapmaları gerektiğini bildiklerini söylediler. Tom ve Mary bunu tek başlarına yapmaları gerektiğini bildiklerini söylediler. Just say something. Sadece bir şey söyle. Bir şey söyle. Why did Mary change her mind? Mary düşüncesini neden değiştirdi? Mary neden fikrini değiştirdi? Why don't we go to my place? Neden benim yerime gitmiyoruz? Neden benim evime gitmiyoruz? Tom is sharing an apartment with John. Tom John ile bir daire paylaşıyor. Tom, John ile bir daire paylaşıyor. How did Tom explain that? Tom bunu nasıl açıkladı? Tom bunu nasıl açıkladı? Hey, who's this bottle of champagne for? I haven't ordered drinks. Hey, bu şampanya şişesi kimin için? Ben içki sipariş etmedim. Hey, bu şampanya şişesi kimin için? Tom failed again. Tom yine başarısız oldu. Tom yine başarısız oldu. Nobody expected this from Tom. Kimse bunu Tom'dan beklemiyordu. Kimse Tom'dan bunu beklemiyordu. I often go to the beach. Sık sık plaja gidiyorum. Sık sık plaja giderim. You accepted the gifts. Hediyeleri kabul ettin. Hediyeleri kabul ettin. Tom is still paying off that loan. Tom hâlâ o borcu ödüyor. Tom hala o krediyi ödüyor. Complex data is more easily interpreted through visualization. Karmaşık veri, görselleştirme yoluyla daha kolay yorumlanır. Karmaşık veriler görselleştirme yoluyla daha kolay yorumlanır. Please tell Tom to come in. Lütfen Tom'a içeri gelmesini söyle. Lütfen Tom'a içeri gelmesini söyle. Do you have any plans for tomorrow evening? Yarın akşam için hiç planın var mı? Yarın akşam için bir planın var mı? Her facial expression was more sour than a lemon. Onun yüz ifadesi bir limondan daha ekşiydi. Yüz ifadesi limondan daha ekşiydi. I want to feel more and see less. Daha az görüp daha fazla hissetmek istiyorum. Daha çok hissetmek ve daha az görmek istiyorum. Whichever way you may take, you can get to the station. Hangi yoldan gidersen git istasyona varabilirsin. Hangi yoldan giderseniz gidin, istasyona ulaşabilirsiniz. Tom is likely to still be in Boston now. Tom'un şu an hâlâ Boston'da olması muhtemeldir. Tom'un şu anda Boston'da olması muhtemel. The smell's making me sick. Koku beni hasta ediyor. Koku beni hasta ediyor. Tom showed me some pictures of his family. Tom bana ailesinin bazı resimlerini gösterdi. Tom bana ailesinin bazı resimlerini gösterdi. Tom has three sons who are doctors. Tom'un üç doktor oğlu var. Tom'un doktor olan üç oğlu var. Speaking English is a lot of fun. İngilizce konuşmak çok eğlenceli. İngilizce konuşmak çok eğlenceli. You've got nothing to complain about. Şikayet edecek bir şeyin yok. Şikayet edecek bir şeyin yok. Where can I buy a bathing suit? Nereden bir mayo satın alabilirim? Mayoyu nereden satın alabilirim? Would you mind answering a few questions? Birkaç soruya cevap verir misin? Birkaç soruya cevap verebilir misiniz? Spring is just around the corner. Bahar çok yakında geliyor. Bahar hemen köşede. There's no entertainment in the countryside. Kırsal bölgede hiç eğlence yoktur. Kırsal kesimde eğlence yok. What did you come in here for? Niçin buraya geldin? Buraya neden geldin? Sometimes we have to serve our husbands like slaves. Bazen köle gibi erkeğimize hizmet etmek zorundayız. Bazen kocalarımıza köle gibi hizmet etmek zorundayız. I thought it was a lot of fun. Bunu çok eğlenceli olduğunu düşündüm. Çok eğlenceli olduğunu düşündüm. Don't take it to heart. Onu ciddiye alma. Bunu ciddiye alma. It took us a long time to decide where to go. Nereye gideceğimize karar vermemiz uzun zaman aldı. Nereye gideceğimize karar vermemiz uzun zaman aldı. We shouldn't resort to violence. Şiddete başvurmamalıyız. Şiddete başvurmamalıyız. Do you have a nail file? Bir tırnak törpün var mı? Tırnak dosyan var mı? I love you. I'll call you later. Seni seviyorum. Seni daha sonra arayacağım. Seni seviyorum, seni sonra ararım. That might not do a lick of good. Bu bir naneye yaramayacaktır. Bu bir işe yaramayabilir. She turned down my proposal. O benim teklifimi geri çevirdi. Teklifimi geri çevirdi. What else has Tom done? Tom başka ne yaptı? Tom başka ne yaptı? Not at all! I have never said such a thing. Hiç de değil! Ben asla böyle bir şey söylemedim. Daha önce hiç böyle bir şey söylemedim. New York is 2 hours ahead of Seattle. New York, Seattle'dan iki saat ileride. New York Seattle'dan 2 saat ileride. Has Flight 123 arrived? Uçuş 123 geldi mi? 123 sefer sayılı uçak geldi mi? It’s summer in Paris. Paris'te yaz. Paris'te yaz mevsimi. Do you know Hungarian? Macarca biliyor musun? Macarca biliyor musun? This is a waste of taxpayers' money. Bu, vergi mükelleflerinin para kaybıdır. Bu vergi mükelleflerinin parasının boşa harcanmasıdır. I didn't move anything. Ben herhangi bir şeyi hareket ettirmedim. Hiçbir şeyi hareket ettirmedim. It's more than three kilometers to the station. İstasyon üç kilometreden daha uzak. İstasyona 3 kilometreden fazla. Is Tom a member of the swimming club? Tom yüzme kulübünün bir üyesi mi? Tom yüzme kulübüne üye mi? The man returned from his vacation full of beans. Adam tatilinden çok enerjik döndü. Adam tatilinden fasulye dolu olarak döndü. I don't think Tom will do that. Tom'un onu yapacağını sanmıyorum. Tom'un bunu yapacağını sanmıyorum. The word "conspiracy" comes from "conspirare", which literally means "to breathe together". İngilizcede komplo anlamına gelen "conspiracy" kelimesi "conspirare" kelimesinden gelmekte olup düz kelime anlamı "birlikte nefes almak"tır. Komplo kelimesi, kelimenin tam anlamıyla "birlikte nefes almak" anlamına gelen "komplo"dan gelir. He forgave us. Bizi affetti. Bizi affetti. Tom has a website for his business. Tom'un işi için bir web sitesi var. Tom'un işi için bir web sitesi var. We've hired a new coach. Yeni bir antrenör kiraladık. Yeni bir koç tuttuk. I didn't know where I was. Nerede olduğumu bilmiyordum. Nerede olduğumu bilmiyordum. I'm pretty sure that Tom still lives on Park Street. Tom'un hâlâ park caddesinde yaşadığından oldukça eminim. Tom'un hala Park Caddesi'nde yaşadığına eminim. Yanni doesn't know how to drive. Yanni araba sürmeyi bilmiyor. Yanni araba kullanmayı bilmiyor. Because of your symptoms, you must be temporarily medically isolated. Göstermiş olduğunuz belirtilerden dolayı tıbbi açıdan geçici olarak izolasyon altında olmanız gerekiyor. Belirtileriniz nedeniyle, geçici olarak tıbbi olarak izole olmalısınız. Tom was told he was too short. Tom'a çok kısa olduğu söylendi. Tom'a çok kısa olduğu söylendi. That sounds like something Tom would do. Bu Tom'un yapacağı türden bir şey gibi duruyor. Tom'un yapacağı bir şeye benziyor. Is it true that Tom wasn't able to help Mary? Tom'un Mary'ye yardım edemediği doğru mu? Tom'un Mary'ye yardım edemediği doğru mu? Why don't we buy the cheaper one? Neden daha ucuz olanı almıyoruz? Neden daha ucuz olanı almıyoruz? Tom isn't as well off as he used to be. Tom eskisi kadar varlıklı değil. Tom eskisi kadar iyi değil. Tom was wearing a bulletproof vest, so the bullet didn't kill him. Tom kurşungeçirmez bir yelek giymişti bu yüzden kurşun onu öldürmedi. Tom kurşun geçirmez yelek giyiyordu, bu yüzden kurşun onu öldürmedi. The tomcat sunned himself. Erkek kedi kendini güneşlendirdi. Tomcat kendini güneşlendirdi. This isn't what was supposed to happen. Olması gereken bu değil. Olması gereken bu değildi. They had nothing to eat. Yiyecek bir şeyleri yoktu. Yiyecek bir şeyleri yoktu. Please tell me when you can't hear this anymore. Bunu duyamamaya başladığınız zaman bana söyleyin lütfen. Lütfen bunu daha fazla duyamadığın zaman söyle. Tom is never going to come back here, is he? Tom asla buraya geri gelmeyecek, değil mi? Tom bir daha buraya gelmeyecek, değil mi? The buildings are old and about to collapse. Binalar eski ve çökmek üzereler. Binalar eski ve çökmek üzere. We have illustrated the story with pictures. Hikayeyi resimlerle açıkladık. Hikayeyi resimlerle resmettik. Tom tied his sweater around his waist. Tom belinin çevresine kazağını bağladı. Tom kazağını beline bağladı. Happy birthday to you! Happy birthday to you! Happy birthday, dear Mary! Happy birthday to you! Doğum günün kutlu olsun! Doğum günün kutlu olsun! Mutlu yıllar, sevgili Mary! Doğum günün kutlu olsun! Mutlu yıllar sana! Mutlu yıllar sana! Mutlu yıllar, sevgili Mary! Mutlu yıllar sana! Please wait for me at the gate. Lütfen beni kapıda bekle. Lütfen kapıda beni bekleyin. Tom is coming for you. Tom sizin için geliyor. Tom senin için geliyor. I woke up with my cat's butt in my face. Kedimin kıçı suratıma dayanmış bir vaziyette uyandım. Kedimin poposu yüzümde uyandım. "Have you looked under the bed?" "Yes, but it's not there." "Yatağın altına baktın mı?" "Evet ama orada değil." "Yatağın altına baktın mı?" "Evet, ama orada değil." Why don't we go there today? Neden bugün oraya gitmiyoruz? Neden bugün oraya gitmiyoruz? You teach Arabic. Arapça öğretiyorsun. Arapça öğretiyorsun. You seemed crazy. Deli görünüyordun. Deli gibi görünüyordun. What? I can't hear you. Ne? Seni duyamıyorum. Seni duyamıyorum. I know Tom isn't busy. Tom'un meşgul olmadığını biliyorum. Tom'un meşgul olmadığını biliyorum. Tom had a new scar on his forehead since the last time Mary had seen him. Tom'un alnında Mary onu son gördüğünden beri yeni bir yara vardı. Tom, Mary'nin onu son gördüğünden beri alnında yeni bir yara izi vardı. I searched all over for them. Her yerde onları aradım. Her yerde onları aradım. This is my song! Bu benim şarkım! Bu benim şarkım! Why are you doing this to him? Bunu ona niçin yapıyorsun? Bunu ona neden yapıyorsun? The elections are on Saturday. Seçim cumartesi günü. Seçimler Cumartesi günü. Tom placed the music box on the table. Tom müzik kutusunu masaya koydu. Tom müzik kutusunu masaya koydu. Tom and I are just good friends. Tom ve ben sadece iyi arkadaşız. Tom ve ben sadece iyi arkadaşız. I suspect Tom was just being sarcastic. Tom'un iğneleyici olduğundan şüpheleniyorum. Tom'un alaycı davrandığından şüpheleniyorum. Tom was never afraid of anybody. Tom hiç kimseden korkmazdı. Tom hiç kimseden korkmadı. He's writing a long letter. O uzun bir mektup yazıyor. Uzun bir mektup yazıyor. Aren't you impressed? Etkilenmedin mi? Etkilenmedin mi? Tom's allergic to honey, remember? Tom'un bala alerjisi var, hatırlıyor musum? Tom'un bala alerjisi var, unuttun mu? I'm not intending to stay long. Fazla kalmaya niyetim yok. Uzun süre kalmaya niyetim yok. Would you scrub my back, please. Sırtımı ovar mısın, lütfen? Sırtımı ovalar mısın lütfen? Tom was caught selling drugs to teenagers. Tom gençlere uyuşturucu satarken yakalandı. Tom gençlere uyuşturucu satarken yakalandı. Tom was thirty when he died. Tom öldüğünde otuz yaşındaydı. Tom öldüğünde otuz yaşındaydı. The whole neighborhood speaks ill of them. Tüm mahalle onların aleyhinde konuşuyor. Bütün mahalle onlar hakkında kötü konuşuyor. To tell the truth, I have no money with me. Doğruyu söylemek gerekirse, yanımda hiç param yok. Doğruyu söylemek gerekirse, yanımda hiç para yok. Everybody looks up to Henry. Herkes Henry'ye saygı duyar. Herkes Henry'ye saygı duyuyor. Is Tom absent today? Tom bugün yok mu? Tom bugün yok mu? The whiteness of the lily is a symbol of purity. Zambağın beyazlığı saflığın bir sembolüdür. Zambakın beyazlığı saflığın sembolüdür. I'm proud of this award. Bu ödülle gurur duyuyorum. Bu ödülle gurur duyuyorum. As long as there's life, there is hope. Hayat olduğu sürece, ümit vardır. Hayat olduğu sürece umut da vardır. There's no more room here. Burada daha fazla yer yok. Burada yer kalmadı. She really doesn't like her name. İsmini gerçekten sevmiyor. İsmini gerçekten sevmiyor. We were very tired at the time. O zaman çok yorgunduk. O zamanlar çok yorgunduk. Promise me that you won't swear around my children. Bir daha çocuklarımın yanında küfürlü konuşmayacağın konusunda bana söz ver. Çocuklarımın etrafında yemin etmeyeceğine söz ver. My time is very valuable. Benim zamanım çok değerlidir. Zamanım çok değerli. That person must be a computer programmer. Şu kişi bir bilgisayar programcısı olmalı. Bu kişi bir bilgisayar programcısı olmalıdır. We still have some that we haven't sold yet. Elimizde henüz satmadığımız bir miktar daha var. Hala satmadığımız bazı şeyler var. Tom put his hand over Mary's. Tom elini Mary'ninkinin üzerine koydu. Tom Mary'nin elini uzattı. In Japan, people legally become adults when they turn twenty. Japonya'da, insanlar yirmi yaşına girdiklerinde yasal olarak yetişkin olurlar. Japonya'da, insanlar yirmi yaşına geldiklerinde yasal olarak yetişkin olurlar. Please never ask me again! Lütfen bir daha bana asla sormayın! Lütfen bir daha sorma! He was chosen to be a member of the team. O, takımın bir üyesi olarak seçildi. Takımın bir üyesi olarak seçildi. I'm asking about the group, not about Tom specifically. Bilhassa Tom'u değil, grubu soruyorum. Grup hakkında soruyorum, özellikle Tom hakkında değil. People who live here know how to do that. Burada yaşayan insanlar bunun nasıl yapılacağını biliyor. Burada yaşayan insanlar bunu nasıl yapacaklarını bilirler. Four companies bid for the tender. İhaleye dört şirket katıldı. İhale için dört şirket teklif verdi. They sing. Onlar şarkı söyler. Şarkı söylüyorlar. Do you really want to know if Tom likes you? Tom'un seni sevip sevmediğini gerçekten bilmek istiyor musun? Tom'un senden hoşlanıp hoşlanmadığını gerçekten bilmek istiyor musun? It's almost summer. Neredeyse yaz. Neredeyse yaz geldi. Are you still awake? Hâlâ uyanık mısın? Hala uyanık mısın? Crazy people and children always tell the truth. Çılgın insanlar ve çocuklar her zaman doğruyu söyler. Deli insanlar ve çocuklar her zaman doğruyu söylerler. Tom told Mary that she should lose weight. Tom, Mary'e kilo vermesi gerektiğini söyledi. Tom Mary'ye kilo vermesi gerektiğini söyledi. Tom will meet with all of you at 2:30. Tom 2.30'da hepinizle buluşacak. Tom saat 2:30'da hepinizle buluşacak. It matters. O önemli. Fark eder. Why don't we meet on Monday? Neden pazartesi buluşmuyoruz? Neden pazartesi buluşmuyoruz? Yanni was buying more land in Algeria. Yanni, Cezayir'de daha fazla arazi satın alıyordu. Yanni, Cezayir'de daha fazla toprak satın alıyordu. The company's going to go bankrupt really soon. Şirket yakında gerçekten iflas edecek. Şirket çok yakında iflas edecek. Do you have some money? Biraz paran var mı? Paran var mı? Sami would drink that medication all the time. Sami o ilacı her zaman içer. Sami bu ilacı sürekli içerdi. I gave it to them yesterday. Dün onu onlara verdim. Dün onlara vermiştim. I am dumbfounded. Ben hayrete düştüm. Çok şaşkınım. Tom came in carrying groceries. Tom içeriye yiyecek taşıyarak girdi. Tom marketleri taşırken geldi. Tel Aviv is a beautiful city. Tel Aviv güzel bir kenttir. Tel Aviv çok güzel bir şehir. Since we have no school tomorrow, I'm planning to go there. Yarın okulumuz olmadığı için oraya gitmeyi planlıyorum. Yarın okulumuz olmadığı için oraya gitmeyi planlıyorum. Tom knew that Mary was lying to him. Tom, Mary'nin ona yalan söylediğini biliyordu. Tom Mary'nin ona yalan söylediğini biliyordu. I refuse to answer that. Bunu cevaplamayı reddediyorum. Buna cevap vermeyi reddediyorum. I'm watching a Western movie. Bir Western filmi izliyorum. Batı filmi izliyorum. I'll be in Boston until tomorrow. Yarına kadar Boston'da olacağım. Yarına kadar Boston'da olacağım. Tom might have what you need. Sana lazım olan şey Tom'da olabilir. Tom ihtiyacın olan şeye sahip olabilir. The pastor gave a sermon. Papaz bir vaaz verdi. Papaz bir vaaz verdi. I don't eat cucumbers without peeling them. Salatalığı soymadan yemem. Soyulmadan salatalık yemem. We didn't have money for that. Onun için paramız yoktu. Bunun için paramız yoktu. She knows ten languages. On dil bilir. On dil biliyor. Tom didn't even realize Mary had left. Tom Mary'nin ayrıldığının farkında bile değildi. tom mary'nin gittiğinin farkında bile değildi. We're ready for them. Biz onlar için hazırız. Onlar için hazırız. I think that Tom went to buy beer. Tom bira almaya gitti galiba. Sanırım Tom bira almaya gitti. Tom told me he did that already. Tom bana bunu zaten yaptığını söyledi. Tom bunu zaten yaptığını söyledi. He wanted me to lie. O yalan söylememi istedi. Yalan söylememi istedi. I found out who stole my bicycle. Bisikletimi kimin çaldığını öğrendim. Bisikletimi kimin çaldığını buldum. I still need to see if Tom wants to go with us. Hâlâ Tom'un bizimle gelmek isteyip istemediğini anlamam gerekiyor. Tom'un bizimle gelmek isteyip istemediğine bakmam gerek. What did Jean make? Jean ne yaptı? Jean ne yaptı? Tom assured me that this kind of problem wouldn't happen again. Tom bu tür bir sorunun tekrar olmayacağına bana güvence verdi. Tom bu tür bir sorunun tekrarlanmayacağına dair bana güvence verdi. We have to get Tom's permission. Tom’un iznini almalıyız. Tom'un iznini almalıyız. He has a good reputation no matter where he goes. Nereye giderse gitsin iyi bir üne sahiptir. Nereye giderse gitsin iyi bir üne sahiptir. Tom pointed out my mistake. Tom hatamı gösterdi. Tom hatamı gösterdi. Layla was offered a deal of six years in jail. Leyla'ya altı yıl hapis cezası olan bir anlaşma teklif edildi. Layla'ya altı yıl hapis cezası teklif edildi. Having been invited, Tom and Mary felt obliged to go. Davet edildiklerinde, Tom ve Mary gitmek zorunda hissettiler. Davet edildikten sonra Tom ve Mary gitmek zorunda hissettiler. Yanni fixed the windshield crack very quickly. Yanni, ön cam çatlağını çok çabuk düzeltti. Yanni ön cam çatlağını çok hızlı bir şekilde düzeltti. I think you've been very patient. Çok sabırlı olduğunu düşünüyorum. Bence çok sabırlı davrandın. Potentially, this disease could kill thousands. Potansiyel olarak, bu hastalık binlerce kişiyi öldürebilir. Potansiyel olarak, bu hastalık binlerce kişiyi öldürebilir. I know why Tom got sick. Tom'un neden hastalandığını biliyorum. Tom'un neden hastalandığını biliyorum. Do you know how late it stays open? Oranın saat kaça kadar açık olduğunu biliyor musun? Ne kadar geç açık kaldığını biliyor musun? What country is Tom from? Tom hangi ülkeli? Tom hangi ülkeden? We aren't very busy yet. Biz henüz çok meşgul değiliz. Henüz çok meşgul değiliz. You're taller than I imagined you'd be. Sen hayal ettiğimden daha uzun boylusun. Düşündüğümden daha uzunsun. I've lost my patience with you. Sabrımı taşırdın artık. Sana karşı sabrımı kaybettim. I have seen his glory. Onun şanını gördüm. Onun ihtişamını gördüm. Can they do better? Onlar daha iyi yapabilir mi? Daha iyisini yapabilirler mi? Is this about her? Bu onunla ilgili mi? Bu onunla mı ilgili? I know you did it. Onu senin yaptığını biliyorum. Senin yaptığını biliyorum. Did you know Tom used to work in Boston? Tom'un eskiden Boston'da çalıştığını biliyor muydun? Tom'un Boston'da çalıştığını biliyor muydun? I know this area pretty well. Bu alanı oldukça iyi biliyorum. Bu bölgeyi çok iyi biliyorum. I'm here for the card game. Ben kart oyunu için buradayım. Kart oyunu için geldim. There is little, if any, wine left in the bottle. Eğer varsa, şişede kalmış biraz şarap var. Şişede çok az şarap kalmıştır. Every man a king, but no one wears a crown. Herkes kral, ama taç takan yok. Her insan bir kraldır, ama hiç kimse taç giymez. If you heard him playing the piano, you would never think he is an eight-year-old boy. Onu piyano çalarken dinlesen onun asla sekiz yaşındaki bir çocuk olduğunu düşünmezsin. Eğer piyano çaldığını duysaydın, onun sekiz yaşında bir çocuk olduğunu asla düşünmezdin. Yanni lives half an hour from the supermarket. Yanni süpermarkete yarım saatlik mesafede oturuyor. Yanni süpermarketten yarım saat uzakta yaşıyor. My friend went back to Japan. Arkadaşım Japonya'ya geri gitti. Arkadaşım Japonya'ya geri döndü. Layla's face dropped. Leyla'nın yüzü asıldı. Layla'nın yüzü düştü. We're all sick. Hepimiz hastayız. Hepimiz hastayız. Tom isn't even in the race. Tom bile yarışta değil. Tom yarışta bile değil. Iron is a metal with many uses. Demir, birçok kullanımı olan bir metaldir. Demir, birçok kullanım alanına sahip bir metaldir. Take more money because you never know. Ne olur ne olmaz, yanına daha çok para al. Daha fazla para al çünkü asla bilemezsin. We didn't fail. Başarısız olmadık. Başarısız olmadık. They're going to torture us. Onlar bize işkence yapacaklar. Bize işkence edecekler. I'd like some ice cream. Biraz dondurma isterim. Biraz dondurma istiyorum. Have you ever been diagnosed with renal failure? Hiç böbrek yetmezliği tanısı aldınız mı? Hiç böbrek yetmezliği teşhisi kondu mu? I'll see you around. Görüşürüz. Sonra görüşürüz. He's redecorating the office. Ofisi yeniden dekore ediyor. Ofisi yeniden dekore ediyor. Tom and Mary killed time playing chess. Tom ve Mary satranç oynayarak vakit öldürdüler. Tom ve Mary satranç oynayarak zaman öldürdüler. Freedom isn't something that's just given to you. You have to fight for it and seize it yourself. Özgürlük sadece size verilen bir şey değil. Bunun için savaşmanız ve kendiniz ele geçirmeniz gerekir. Özgürlük sadece sana verilen bir şey değil, bunun için savaşmalısın ve onu kendin ele geçirmelisin. I'll try what you said if I get a chance. Fırsat bulursam dediğini deneyeceğim. Eğer bir şansım olursa söylediklerini denerim. The best solution can only be found by a process of trial and error. En iyi çözüm yolu sadece, deneme-yanılma yöntemi ile bulunabilir. En iyi çözüm ancak deneme yanılma süreciyle bulunabilir. Why don't we rent a car? Neden araba kiralamıyoruz? Neden bir araba kiralamıyoruz? In England, Labor Day is in May. İngiltere'de işçi bayramı mayıstadır. İngiltere'de İşçi Bayramı Mayıs'ta. Don't spread yourself too thin. Aynı anda bir sürü şeyle uğraşma. Kendini çok ince yayma. That was a very risky thing to do. Yapılması çok riskli bir şeydi. Bu çok riskli bir şeydi. Some of the essays are very interesting. Denemelerden bazıları çok ilginç. Bazı denemeler çok ilginçtir. All of the men that I know like cars! Tanıdığım adamların hepsi arabaları seviyor! Araba gibi tanıdığım tüm erkekler! Does anyone in your close family have heart disease? Ailenizde kalp rahatsızlığı olan var mı? Yakın ailende kalp rahatsızlığı olan var mı? The last day of school is tomorrow. Yarın okulun son günü. Okulun son günü yarın. You'll like Australia. Avustralya'yı beğeneceksin. Avustralya'yı seveceksin. Tom might have a crush on Mary. Tom Mary'ye aşık olabilir. Tom Mary'ye aşık olabilir. He who knows, rules. Bilen yönetir. Kim bilir, kurallar. The acting wasn't great. Oyunculuk pek iyi değildi. Oyunculuk harika değildi. I study English two hours a day on an average. Günde ortalama iki saat İngilizce çalışıyorum. Günde ortalama iki saat İngilizce çalışıyorum. It's finally our turn. Nihayet sıra bizde. Sonunda sıra bizde. Go play outside. Git dışarıda oyna. Git dışarıda oyna. He is always looking to the future. Her zaman geleceğe bakıyor. O her zaman geleceğe bakar. Is it impossible to live to be 150? 150 yaşına kadar yaşamak imkânsız mı? 150 yaşına kadar yaşamak mümkün mü? Sami has thirty days to pay the invoice. Faturayı ödemek için Sami'nin otuz günü var. Sami'nin faturayı ödemek için otuz günü var. Tom is going to wait in the car. Tom arabada bekleyecek. Tom arabada bekleyecek. I locked myself in my room. Kendimi odama kilitledim. Kendimi odama kilitledim. Why don't we park over there? Neden oraya park etmiyoruz? Neden oraya park etmiyoruz? Some people say it like this; others, like that. Bazıları öyle söylüyor, bazılarıysa böyle. Bazıları böyle söyler, bazıları böyle. Please get to the point. Lütfen konuya gel. Lütfen sadede gelin. That sounds really good. Bu gerçekten iyi görünüyor. Kulağa çok hoş geliyor. Let's see if we can do it without any help. Hiç yardım olmadan bunu yapabilip yapamayacağımızı görelim. Bakalım yardım almadan bunu yapabilecek miyiz? Wait a moment, please. Biraz bekle, lütfen. Bir dakika, lütfen. Tom shot him. Tom ona ateş etti. Tom onu vurdu. I'm calling you on behalf of Mr. Simon. Bay Simon tarafından arıyorum sizi. Sizi Bay Simon adına arıyorum. I didn't see where you put your car keys. Arabanın anahtarlarını nereye koyduğunu görmedim. Arabanın anahtarlarını nereye koyduğunu görmedim. I have a nice apartment. Hoş bir dairem var. Güzel bir dairem var. Layla started dating because she desperately wanted to find the perfect man. Leyla umutsuzca mükemmel erkeği bulmak için flört etmeye başladı. Layla çıkmaya başladı çünkü umutsuzca mükemmel adamı bulmak istiyordu. We are going to spend the vacation in Corsica. Tatili Korsika'da geçireceğiz. Tatilimizi Korsika'da geçireceğiz. Tom just got married. Tom henüz evlendi. Tom daha yeni evlendi. You don't need to trust me. Bana güvenmene gerek yok. Bana güvenmene gerek yok. To my surprise he failed the test. Onun sınavda başarısız olması benim için sürpriz oldu. Şaşırtıcı bir şekilde testi geçemedi. You'd better not go outside today. Bugün dışarı çıkmasan iyi olur. Bugün dışarı çıkmasan iyi olur. I just laughed it off. Ben sadece buna gülüp geçtim. Sadece güldüm. Tom opened the medicine cabinet hoping to find some aspirin. Tom bir miktar aspirin bulmayı umarak ecza dolabını açtı. Tom biraz aspirin bulmak umuduyla ilaç dolabını açtı. Tom said Mary didn't look even a little bit scared. Tom, Mary'nin biraz bile korkmuş görünmediğini söyledi. Tom, Mary'nin biraz bile korkmadığını söyledi. I'm pretty certain that they're all for you. Hepsinin senin için olduğuna oldukça eminim. Hepsinin senin için olduğundan oldukça eminim. I didn't give anything to Tom. Tom'a bir şey vermedim. Tom'a hiçbir şey vermedim. Graham hasn't got a girlfriend yet. Graham'ın henüz bir kız arkadaşı yok. Graham'ın henüz bir kız arkadaşı yok. You must prepare that work before the deadline. Bu işi son teslim tarihinden önce hazırlamalısın. Bu çalışmayı son teslim tarihinden önce hazırlamanız gerekir. I can see why it's confidential. Onun neden gizli olduğunu anlayabiliyorum. Neden gizli olduğunu anlayabiliyorum. He worked very hard. O, çok çalıştı. Çok çalıştı. I appreciate the gesture. Bu jestiniz için minnettarım. Bu jesti takdir ediyorum. I like to listen to you when you speak. Konuştuğunuzda sizi dinlemeyi severim. Konuşurken seni dinlemeyi seviyorum. We're here to win. Biz kazanmak için buradayız. Kazanmak için buradayız. Tom pleaded guilty to drunken driving and his driver's license was suspended for six months. Tom alkollü araba sürme suçunu kabullendi ve ehliyeti altı aylığına iptal edildi. Tom alkollü araç kullanmaktan suçlu bulundu ve ehliyeti altı aylığına askıya alındı. Where is the stage door? Sahne kapısı nerede? Sahne kapısı nerede? That's the only hope I have. Tek umudum bu. Tek umudum bu. Tom built a ship inside a bottle. Tom bir şişenin içinde bir gemi inşa etti. Tom bir şişenin içine bir gemi inşa etti. You speak German, don't you? Almanca konuşuyorsun, değil mi? Almanca biliyorsun, değil mi? I think I'll try a little harder next time. Sanırım gelecek sefer daha çok çalışacağım. Sanırım bir dahaki sefere biraz daha çabalayacağım. Did Tom find him? Tom onu ​​buldu mu? Tom onu buldu mu? I'll let you know the result as soon as it is made public. Sonuç halka açılır açılmaz size bildiririm. Kamuya arz edilir edilmez sonucu size bildireceğim. What season are we in? Hangi mevsimdeyiz? Hangi mevsimdeyiz? The interpreter is paid to translate. Tercümana çevirmek için ödeme yapılır. Tercümana tercümesi için ödeme yapılır. People who break the law are punished. Yasayı çiğneyen insanlar cezalandırılır. Yasayı çiğneyen insanlar cezalandırılır. I put all my belongings in a plastic bag. Tüm kişisel eşyalarımı plastik bir torbaya koydum. Tüm eşyalarımı plastik bir torbaya koydum. There's a photo of Tom on Mary's desk. Mary'nin masasında Tom'un bir fotoğrafı var. Mary'nin masasında Tom'un fotoğrafı var. Every Tatoeba member is simultaneously student and teacher. Her Tatoeba üyesi, aynı anda hem öğrenci hem de öğretmendir. Her Tatoeba üyesi aynı anda öğrenci ve öğretmendir. This train is out of service and everyone must detrain now. Bu tren hizmet dışı ve şimdi herkes inmeli. Bu tren hizmet dışı ve herkes artık trenden çekilmeli. Tom was kind of chubby in the third grade. Tom üçüncü sınıfta biraz tombuldu. Tom üçüncü sınıfta biraz tombuldu. The supermarket is open Monday through Saturday. Süpermarket pazartesiden cumartesiye kadar açıktır. Süpermarket pazartesiden cumartesiye kadar açıktır. How often do you change your password? Şifreni ne kadar zamanda bir değiştiriyorsun? Şifrenizi ne sıklıkla değiştiriyorsunuz? Combustion liberates heat. Yanma, ısıyı açığa çıkarır. Yanma ısıyı serbest bırakır. Tom is dating someone at the hospital. Tom hastanede biriyle çıkıyor. Tom hastanede biriyle çıkıyor. He dropped a letter into the mailbox. Posta kutusuna bir mektup attı. Posta kutusuna bir mektup düşürdü. This bottle's cap won't close. Bu şişenin kapağı kapanmıyor. Bu şişenin kapağı kapanmaz. I'm not going to study tonight. Bu gece çalışmayacağım. Bu gece ders çalışmayacağım. Tom said he wondered if Mary and I really could take care of ourselves. Tom, Mary ve benim kendimize gerçekten bakıp bakamayacağını merak ettiğini söyledi. Tom, Mary ve benim gerçekten başımızın çaresine bakıp bakamayacağımızı merak ettiğini söyledi. I ate all the cookies that were on the plate. Tabağın üzerindeki bütün kurabiyeleri yedim. Tabağın üzerindeki tüm kurabiyeleri yedim. The repairs for my bicycle cost me one thousand yen. Bisikletimin tamiratı bin yenime mal oldu. Bisikletimin tamiri bana bin yene mal oldu. Tom doesn't need to go. Tom'un gitmesine gerek yok. Tom'un gitmesine gerek yok. Tom regretted what he did. Tom yaptığından pişman oldu. Tom yaptıklarından pişman oldu. That's extremely dangerous. Bu son derece tehlikeli. Bu son derece tehlikeli. Tom inhaled. Tom soluk aldı. Tom nefes aldı. Tom made some flubs. Tom birkaç gaf yaptı. Tom biraz kabarıklık yaptı. Give the book back to the owner. Kitabı sahibine geri ver. Kitabı sahibine geri verin. We're leaving for Boston in an hour. Bir saat içinde Boston'a yola çıkıyoruz. Bir saat içinde Boston'a gidiyoruz. Your stitches will need to be removed in a few days. Dikişlerinizin birkaç gün içinde alınması gerekecek. Dikişlerin birkaç gün içinde çıkarılması gerekecektir. He's a kind person. O nazik bir insandır. İyi bir insandır. Speed isn't everything. Hız her şey değildir. Hız her şey değildir. Tom ran his fingers through Mary's hair. Tom parmaklarını Mary'nin saçının içinden geçirdi. Tom Mary'nin saçını parmaklarıyla taradı. Why did you decide to do this? Bunu yapmaya neden karar verdin ? Neden bunu yapmaya karar verdin? Suddenly, he accelerated the car. O, birden arabayı hızlandırdı. Aniden arabayı hızlandırdı. The Olympics are starting today. What are you feeling? Olimpiyatları bugün başlıyor. Ne hissediyorsun? Olimpiyatlar bugün başlıyor.Ne hissediyorsun? You know how much I've always wanted to go to Boston. Boston'a gitmeyi her zaman ne kadar istediğimi biliyorsun. Boston'a gitmeyi her zaman ne kadar çok istediğimi biliyorsun. He is a genius in his own opinion. Kendi görüşüne göre o bir deha. Kendi görüşüne göre bir dahi. He's dishonest. O sahtekar. O dürüst değil. Tom is probably scared. Tom muhtemelen korkmuş. Tom muhtemelen korkmuştur. He has great confidence in himself. Onun kendisine büyük güveni var. Kendine çok güveniyor. You were terrific. Müthiştin. Harikaydın. His handwriting is poor. Onun el yazısı kötü. El yazısı fakir. Tom's ignorance is telling. Tom'un cahilliği paçalarından akıyor. Tom'un cehaleti anlatıyor. We know it very well. Biz bunu çok iyi biliyoruz. Bunu çok iyi biliyoruz. I don't need to explain anything to Tom. Tom'a hiçbir açıklama yapmama gerek yok. Tom'a bir şey açıklamama gerek yok. Tom wants to see if Mary likes his new song. Tom, Mary'nin onun yeni şarkısını beğenip beğenmeyeceğini görmek istiyor. Tom, Mary'nin yeni şarkısını beğenip beğenmediğini görmek istiyor. You are my girlfriend. Sen benim kız arkadaşımsın. Sen benim kız arkadaşımsın. Lock the windows before going to bed. Yatmadan önce pencereleri kilitle. Yatmadan önce pencereleri kilitleyin. Tom put down the book he was reading. Tom okuduğu kitabı yere bıraktı. Tom okuduğu kitabı yere bıraktı. Tom never breaks promises. Tom asla sözünden dönmez. Tom asla sözünden dönmez. Spring follows winter. İlk bahar kışı izler. İlkbahar kışı takip eder. We had to run for our lives. Canımızı kurtarmak için kaçmak zorundaydık. Hayatlarımız için kaçmak zorunda kaldık. Will you be leaving soon? Yakında gidiyor musun? Yakında gidecek misin? The fog was so dense, we could hardly see anything. Sis çok yoğundu, her şeyi zorlukla görebildik. Sis o kadar yoğundu ki neredeyse hiçbir şey göremiyorduk. I'm fighting. Ben mücadele ediyorum. Kavga ediyorum. Don't underestimate us. Bizi küçümseme. Bizi hafife alma. We're now about a hundred miles away from Boston. Şimdi Boston'dan yaklaşık yüz mil uzaktayız. Şu anda Boston'dan yaklaşık yüz mil uzaktayız. I have to take care of my mother. Anneme bakmak zorundayım. Annemle ilgilenmem gerek. That was our plan the whole time. Planımız hep buydu. Bunca zamandır planımız buydu. Some cathedrals were formerly mosques. Bazı katedraller eskiden camiydi. Bazı katedraller eskiden camilerdi. Why don't you go and join her? Neden gidip katılmıyorsun ona? Neden gidip ona katılmıyorsun? Tom is addicted to money. Tom para bağımlısıdır. Tom paraya bağımlıdır. You are not pregnant. Sen hamile değilsin. Hamile değilsin. The set of prime numbers is countable. Asal sayılar kümesi sayılabilir. Asal sayıların kümesi sayılabilir. We didn't know Tom needed help. Tom'un yardıma muhtaç olduğunu bilmiyorduk. Tom'un yardıma ihtiyacı olduğunu bilmiyorduk. I took French in high school. Lisede Fransızca dersi almıştım. Lisede Fransızca dersi aldım. Tom didn't need cash. Tom'un nakite ihtiyacı yoktu. Tom'un paraya ihtiyacı yoktu. You're the only Canadian I've ever gone skiing with. Sen şimdiye kadar kayak yaptığım tek Kanadalısın. Kaymaya gittiğim tek Kanadalı sensin. Tom seems satisfied. Tom hoşnut görünüyor. Tom tatmin olmuş görünüyor. My god is greater! Benim tanrım daha büyüktür! Benim Tanrım daha büyüktür! I have been acquainted with the mayor for more than twenty years. Yirmi yıldan daha fazla bir süredir belediye başkanıyla tanışıyoruz.. Yirmi yıldan fazla bir süredir belediye başkanıyla tanışıyorum. Mike sings well. Mike iyi şarkı söylüyor. Mike iyi şarkı söylüyor. How much alcohol do you usually drink? Genelde ne kadar içki içiyorsunuz? Genelde ne kadar alkol içersiniz? I find your work abhorrent. İşini iğrenç buluyorum. İşini tiksindirici buluyorum. Phase one is complete. Birinci aşama tamamlandı. Birinci aşama tamamlandı. Tom graduated from college last spring. Tom geçen ilkbaharda üniversiteden mezun oldu. Tom geçen bahar üniversiteden mezun oldu. He gave me clothes as well as food. Bana hem elbiseler hem de yiyecek verdi. Bana yiyecek olduğu kadar kıyafet de verdi. Hosni Mobarak has only one friend. It's Israel. Hüsnü Mübarek'in sadece tek bir arkadaşı var. İsrail. Hosni Mobarak'ın tek bir arkadaşı var. You said almost all of your friends were Canadians. Neredeyse tüm arkadaşlarınız Kanadalı olduğunu söylediniz. Hemen hemen tüm arkadaşlarının Kanadalı olduğunu söylemiştin. Tom works for a trading company in Boston. Tom Boston'da bir ticaret şirketi için çalışıyor. Tom Boston'da bir ticaret şirketinde çalışıyor. Tom knows what I'm talking about. Tom ne hakkında konuştuğumu biliyor. Tom neden bahsettiğimi biliyor. The man standing over there is Tom. Orada dayanan adam Tom. Orada duran adam Tom'dur. I wish I had more friends. Keşke daha fazla arkadaşım olsa. Keşke daha fazla arkadaşım olsaydı. She is afraid of her own shadow. O kendi gölgesinden korkuyor. Kendi gölgesinden korkuyor. I've discussed that with Tom already. Bunu zaten Tom'la tartıştım. Bunu Tom'la zaten konuşmuştum. I didn't mean to imply anything. Bir şey ima etmemiştim. Bir şey ima etmek istemedim. Your assistant said I could wait here. Asistanınız burada bekleyebileceğimi söyledi. Asistanın burada bekleyebileceğimi söyledi. Why does Tom hate Mary so much? Tom neden Mary'den bu kadar çok nefret ediyor? Tom Mary'den neden bu kadar nefret ediyor? Tom spent all day yesterday studying for today's French test. Tom dün tüm günü bugünkü Fransızca sınavına çalışarak geçirdi. Tom dün bütün gününü bugünkü Fransızca sınavına çalışmakla geçirdi. Is John available now? John şu an müsait mi? John müsait mi? I hate my sister. Kız kardeşimden nefret ediyorum. Kız kardeşimden nefret ediyorum. That won't be a problem anymore. Bu artık sorun teşkil etmeyecek. Bu artık sorun olmayacak. I'd like to improve my French pronunciation. Fransızca telaffuzumu geliştirmek istiyorum. Fransızca telaffuzumu geliştirmek istiyorum. It never gets old. O asla eskimez. Asla eskimez. How many servants do you have? Kaç tane hizmetçiniz var? Kaç hizmetçin var? Trump wants an endless war in the Middle East. Trump, Orta doğu'da sonsuz bir savaş istiyor. Trump Ortadoğu'da bitmek bilmeyen bir savaş istiyor. Tom can't resign now. Tom şimdi istifa edemez. Tom artık istifa edemez. It looks like Tom is about to cry. Tom ağlamak üzere gibi görünüyor. Tom ağlamak üzere gibi görünüyor. I must calculate how much money I'll spend next week. Gelecek hafta ne kadar para harcayacağımı hesaplamalıyım. Haftaya ne kadar para harcayacağımı hesaplamalıyım. There are three ways to win. Kazanmanın üç yolu var. Kazanmanın üç yolu vardır. Show them what you can do. Onlara ne yapabileceğini göster. Onlara neler yapabileceğini göster. Maria considers Tom the best-looking man she's ever seen. Well, she hasn't seen me. Maria, Tom'u şimdiye kadar gördüğü en yakışıklı adam olarak kabul ediyor. Tabii o beni görmedi. Maria, Tom'u gördüğü en yakışıklı adam olarak görüyor. Angles are expressed in degrees and minutes. Açılar derece ve dakika cinsinden ifade edilir. Açılar derece ve dakika cinsinden ifade edilir. Has something changed? Bir şey değişti mi? Bir şey mi değişti? Tom and Mary are lifeguards. Tom ve Mary cankurtaranlar. Tom ve Mary cankurtarandır. You should be more considerate of your parents. Ailene daha saygılı olmalısın. Ailene karşı daha düşünceli olmalısın. They're nervous. Onlar gerginler. Gerginler. Leave Tom alone for a minute. Bir dakikalığına Tom'u yalnız bırak. Tom'u bir dakika yalnız bırak. Tom was never unkind to me. Tom bana nezaketsiz değildi. Tom bana asla kaba davranmadı. That must've cost him a fortune. Bu ona bir servete mal olmuş olmalı. Bu ona bir servete mal olmuştur. He thrust me aside. Beni bir kenara itti. Beni bir kenara itti. The patient is unconscious. Hasta bilinçsiz. Hasta bilinçsizdir. I have some more questions. Benim bazı sorularım daha var. Birkaç sorum daha var. Get ready to open the doors. Kapıları açmaya hazır ol. Kapıları açmaya hazır olun. You're supposed to always pay your rent on the first of the month. Her zaman ayın ilk günü kiranı ödemen gerekiyor. Kiranı her zaman ayın ilk günü ödemen gerekiyor. Tom said he just wanted to spend some time by himself. Tom biraz kendi kendine kalmak istediğini söyledi. Tom sadece kendi başına biraz zaman geçirmek istediğini söyledi. Tom doesn't like popcorn. Tom patlamış mısırdan hoşlanmaz. Tom patlamış mısır sevmez. Tom stretched out on the sofa and fell asleep. Tom, kanepede uzandı ve uykuya daldı. Tom kanepeye uzandı ve uykuya daldı. People have been injured. İnsanlar yaralandı. İnsanlar yaralandı. Tom is a real character. Tom gerçek bir karakter. Tom gerçek bir karakter. Mr Yoshida is at home in French history. Yoshida bey fransız tarihinin mutfağındandır. Bay Yoshida Fransız tarihinde evindedir. We're FBI agents. FBI ajanıyız. Biz FBI ajanıyız. Tom washed all the towels. Tom tüm havluları yıkadı. Tom bütün havluları yıkadı. I can't agree with you more. Seninle daha fazla anlaşamam. Seninle daha fazla aynı fikirde olamam. I envy you. Seni kıskanıyorum. Sana imreniyorum. Tom told me what he wanted. Tom bana onun ne istediğini söyledi. Tom bana ne istediğini söyledi. We should be able to come up with a better plan than this. Bundan daha iyi bir plan önerebilmeliyiz. Bundan daha iyi bir plan yapabilmeliyiz. What's your exercise regimen? Egzersiz programın nedir? Egzersiz rejimin nedir? That was a horrible thing to say about Tom. Tom hakkında söyleyecek berbat bir şeydi. Bu Tom hakkında söylenecek korkunç bir şeydi. Yanni is ringing the bell. Yanni zili çalıyor. Yanni zili çalıyor. I hope that I can do it. Umarım bunu yapabilirim. Umarım bunu yapabilirim. Millie has a book. Millie'nin bir kitabı var. Millie'nin bir kitabı var. Tom is likely very wealthy. Tom muhtemelen çok zengin. Tom muhtemelen çok zengindir. It wouldn't be proper. Bu uygun olmazdı. Bu uygun olmaz. Don't worry. You can always trust me. Endişe etme. Her zaman bana güvenebilirsin. Merak etme, bana her zaman güvenebilirsin. Should I fix it then? O zaman tamir edeyim mi? O zaman düzelteyim mi? I often converse with her. Ben sık sık onunla sohbet ederim. Onunla sık sık sohbet ediyorum. I love you - I love you too. Seni seviyorum- Ben de seni seviyorum. Ben de seni seviyorum. Tom and Mary hit it off immediately. Tom ve Mary hemen kaynaştılar. Tom ve Mary hemen işi bitirdiler. In the snow, the white rabbit was not visible. Karda beyaz tavşan görünmüyordu. Karda beyaz tavşan görünmüyordu. Tom is not happy with this. Tom bununla mutlu değil. Tom bundan memnun değil. Tom isn't really sleeping. Tom gerçekten uyumuyor. Tom gerçekten uyumuyor. That will not be permitted. Buna izin verilmeyecek. Buna izin verilmeyecek. You can't let anyone else know. Başka birinin bilmesine izin veremezsiniz. Başkasının bilmesine izin veremezsin. I slept lying on my face. Yüz üstü yatarak uyudum. Yüz üstü yatarken uyudum. Tom should've been more patient. Tom daha sabırlı olmalıydı. Tom daha sabırlı olmalıydı. Stop being hypocritical. İkiyüzlülüğü kes. İkiyüzlülük etmeyi bırak. I'll let you in on a secret. Gizli bir şekilde içeri girmene izin vereceğim. Sana bir sır vereyim. That's probably a mistake. O muhtemelen bir hata. Muhtemelen bu bir hatadır. How can you know if somebody loves you? Birinin seni sevdiğini nasıl anlarsın? Birinin seni sevdiğini nasıl bilebilirsin? I didn't get on the train with Tom. Trene Tom'la binmedim. Tom'la trene binmedim. Tom got injured pretty badly. Tom kötü yaralandı. Tom çok kötü yaralandı. We are leaving Japan tomorrow morning. Biz yarın sabah Japonya'dan ayrılıyoruz. Yarın sabah Japonya'dan ayrılıyoruz. We'll get you anything you need. Sana ihtiyacın olan bir şey alacağız. İhtiyacın olan her şeyi alırız. I'd like to forget the whole thing ever happened. Şimdiye kadar olan her şeyi unutmak istiyorum. Olan biten her şeyi unutmak istiyorum. Tom will eventually need to tell the truth. Tom'un er geç doğruyu söylemesi gerekiyor. Tom'un eninde sonunda gerçeği söylemesi gerekecek. I think you'd like it in Boston. Bence Boston'da olmak hoşuna gider. Boston'da hoşunuza gider diye düşünüyorum. I came to talk about Tom. Tom hakkında konuşmaya geldim. Tom hakkında konuşmaya geldim. I had no idea that Tom can be so cruel. Tom'un bu kadar zalim olabileceği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Tom'un bu kadar zalim olabileceğini bilmiyordum. Do you know how to recover a deleted file? Silinmiş bir dosyayı nasıl kurtaracağınızı biliyor musunuz? Silinmiş bir dosyayı nasıl kurtaracağınızı biliyor musunuz? Everybody was staring at her. Herkes ona bakıyordu. Herkes ona bakıyordu. I want to take pictures. Resim çekmek istiyorum. Fotoğraf çekmek istiyorum. The electric car suddenly ran out of energy. Aniden elektrikli otomobilin enerjisi tükendi. Elektrikli otomobilin aniden enerjisi tükendi. I think it'll be possible to get this ink stain out. Bence bu mürekkep lekesi çıkar. Bence bu mürekkep lekesini çıkarmak mümkün olacak. I'm not fluent in Cat. Kediceyi akıcı olarak bilmiyorum. Cat'i akıcı konuşamıyorum. The windows were replaced in our house. Bizim evimizin pencereleri yenisiyle değiştirildi. Pencereler evimizde değiştirildi. Do you want something to drink? İçecek bir şey ister misiniz? İçecek bir şey ister misin? I've finally spent all the money that you gave me. Nihayetinde bana verdiğin tüm parayı harcadım. Sonunda bana verdiğin tüm parayı harcadım. My friend, whose dream had always been to own a country home, has just bought a nice house in a small village. Hayali her zaman bir kır evi sahibi olmak olan arkadaşım, küçük bir köyde güzel bir ev satın aldı. Hayali her zaman bir kır evi sahibi olmak olan arkadaşım, küçük bir köyde güzel bir ev satın aldı. You burned yourself, didn't you? Kendini yaktın değil mi? Kendini yaktın, değil mi? He has ten children. O on çocuğa sahiptir. On çocuğu var. I was the recipient of the package. Gönderi benim adımaydı. Paketin alıcısı bendim. She is becoming more and more like her sister. O gittikçe daha çok kızkardeşine benziyor. Gittikçe kız kardeşine daha çok benziyor. I grew up on these TV shows. Bu dizilerle büyüdüm. Ben bu televizyon programlarında büyüdüm. Tom finally overcame his shyness and asked Mary to go out with him. Tom sonunda utangaçlığının üstesinden geldi ve Mary'nin onunla çıkmasını istedi. Tom sonunda utangaçlığının üstesinden geldi ve Mary'den onunla çıkmasını istedi. The flowers in the vase are roses. Vazodaki çiçekler güldür. Vazodaki çiçekler güldür. I want freedom. Özgürlük istiyorum. Özgürlük istiyorum. I had to do what I did. Yaptığımı yapmak zorundaydım. Yaptığım şeyi yapmak zorundaydım. It happened on Halloween night. Bu Cadılar Bayramı gecesinde oldu. Cadılar Bayramı gecesinde oldu. Tom can dance better than Mary. Tom Mary'den daha iyi dans edebilir. Tom Mary'den daha iyi dans edebilir. He is to come here at five. O buraya saat beşte gelecek. Saat beşte buraya gelecek. I can be your best friend or your worst enemy. Ben senin en iyi arkadaşın ya da en kötü düşmanın olabilirim. En iyi arkadaşın ya da en kötü düşmanın olabilirim. I hope what I'm about to say doesn't offend anyone. Umarım şimdi söyleyeceklerimden kimse rencide olmaz. Umarım söyleyeceklerim kimseyi gücendirmez. I was looking for something, but couldn't find it. Bir şey arıyordum ama onu bulamadım. Bir şey arıyordum ama bulamadım. We waited a little longer. Biz biraz daha bekledik. Biraz daha bekledik. I only heard three chimes. Ben sadece üç melodi duydum. Sadece üç çan duydum. I love martial arts! Ben dövüş sanatlarını severim! Dövüş sanatlarına bayılırım! Sami was trying to recover from that terrible loss. Sami o korkunç kayıptan kurtarmaya çalışıyordu. Sami bu korkunç kayıptan kurtulmaya çalışıyordu. I'm a seismologist. Deprem bilimciyim. Ben bir sismologum. Is it OK if I ask you a few questions about your medical history? Tıbbi geçmişinizle ilgili birkaç soru sormamda sakınca var mı? Tıbbi geçmişinle ilgili birkaç soru sormamın sakıncası var mı? This is the captain speaking. Burada kaptan konuşuyor. Kaptan konuşuyor. It was really no problem. Cidden hiç sorun değildi. Gerçekten sorun değildi. According to Dan, Linda had killed herself. Dan'a göre, Linda intihar etti. Dan'e göre Linda intihar etmişti. Christmas isn't a secular holiday. Noel seküler bir tatil değildir. Noel laik bir tatil değildir. You don't like me. Beni sevmiyorsunuz. Benden hoşlanmıyorsun. How much longer are you planning on staying in Boston? Daha ne kadar Boston'da kalmayı planlıyorsun? Boston'da daha ne kadar kalmayı planlıyorsun? Tom is good at math. Tom matematikte iyidir. Tom matematikte iyidir. Why don't we go roller skating? Neden paten kaymaya gitmiyoruz? Neden paten kaymaya gitmiyoruz? I have to go talk to the manager. Yönetici ile konuşmak zorundayım. Gidip müdürle konuşmalıyım. I'm a minor. Ben reşit değilim. Ben reşit değilim. The rain has started to abate. Yağmur azalmaya başladı. Yağmur azalmaya başladı. It's payday today. Bugün ödeme günü. Bugün maaş günü. Why don't we sit here? Neden burada oturmuyoruz? Neden burada oturmuyoruz? He is eating sweets. Tatlı yiyor. Tatlı yiyor. Reality is a scam by Big Physics to sell more textbooks. Gerçeklik, küresel fizik lobisinin daha fazla ders kitabı satabilmek için uydurduğu bir kandırmacadır. Gerçeklik, Big Physics tarafından daha fazla ders kitabı satmak için yapılan bir aldatmacadır. Perfect! See you later. Mükemmel! Sonra görüşürüz. Mükemmel, sonra görüşürüz. My brother isn't home. Erkek kardeşim evde değil. Kardeşim evde değil. I called Tom every day last week. Geçen hafta her gün Tom'a telefon ettim. Geçen hafta her gün Tom'u aradım. It shouldn't take more than thirty minutes to do that. Bunu yapmak yarım saatten fazla sürmez. Bunu yapmak otuz dakikadan fazla sürmez. Tom hid behind the curtain. Tom perdenin ardında saklandı. Tom perdenin arkasına saklandı. Do you have to help Tom? Tom'a yardım etmek zorunda mısın? Tom'a yardım etmek zorunda mısın? I can't imagine why you didn't attend the meeting. Did you have something even more important? Toplantıya neden katılmadığını anlayamıyorum. Daha da önemli bir şeyin mi vardı? Toplantıya neden katılmadığını hayal bile edemiyorum, daha önemli bir şeyin var mıydı? I thought you'd found someone else. Başka birini bulduğunu düşündüm. Başka birini bulduğunu sanıyordum. I'm going to be lonely when you leave. Sen gidince yalnız kalacağım. Sen gittiğinde yalnız kalacağım. Let Tom do what he likes. Bırakın Tom canı ne istiyorsa yapsın. Tom'un istediğini yapmasına izin ver. Tom knows I've helped you. Tom sana yardım ettiğini biliyor. Tom sana yardım ettiğimi biliyor. The windshield is still drying. Ön cam hala kuruyor. Ön cam hala kurumaya devam ediyor. Tom is back in prison, isn't he? Tom hapse geri döndü, değil mi? Tom hapishaneye geri döndü, değil mi? What time is our train arriving at Hakata? Trenimiz Hakata'ya ne zaman varıyor? Trenimiz Hakata'ya saat kaçta geliyor? Anyone wants to be a flight attendant? Uçuş görevlisi olmak isteyen? Uçuş görevlisi olmak isteyen var mı? Tom has done a superb job. Tom harikulade bir iş yaptı. Tom harika bir iş çıkardı. I recovered quickly. Ben çabucak kurtuldum. Çabuk iyileştim. Seventy or eighty years is the normal span of a man's life. Yetmiş ya da seksen yıl bir insanın normal yaşam süresidir. Yetmiş ya da seksen yıl, bir insanın hayatının normal süresidir. There used to be lions in Iran. Eskiden İran'da aslanlar vardı. Eskiden İran'da aslanlar vardı. Will Tom be able to walk again? Tom tekrar yürüyebilecek mi? Tom tekrar yürüyebilecek mi? I need to finish this work before it gets dark. Bu işi hava kararmadan bitirmeliyim. Hava kararmadan önce bu işi bitirmem gerek. Tom was awful to me. Tom bana karşı çok kötü. Tom bana çok kötü davrandı. Has anyone requested a briefing? Biri brifing istiyor mu? Brifing isteyen oldu mu? We must be cautious. Dikkatli olmalıyız. Tedbirli olmalıyız. This is a classic example. Bu tipik bir örnektir. Bu klasik bir örnektir. Please take off all of your clothes from the waist up. Lütfen belinizden yukarıdaki tüm giysileri çıkarın. Lütfen tüm kıyafetlerinizi belden yukarı çıkarın. We don't hang out together anymore. Artık birlikte takılmıyoruz. Artık birlikte takılmıyoruz. My parents told me that I was adopted when I was thirteen. Annem ve babam evlat edinildiğimi bana on üç yaşımdayken söylediler. Ailem bana on üç yaşındayken evlatlık olduğumu söyledi. I'm sorry for my terrible French. I'm still a beginner. Berbat Fransızcam için özür dilerim. Ben hala başlangıç düzeyindeyim. Berbat Fransızcam için özür dilerim, hala acemiyim. That man is taller than Mary. O adam Mary'den uzun. Bu adam Mary'den daha uzun. That's my complaint. Bu benim şikayetim. Bu benim şikayetim. I can't think of anything that might help. İşe yarayacak bir şey düşünemiyorum. İşe yarayabilecek bir şey düşünemiyorum. When did this pain start? Ağrı ne zaman başlamıştı? Bu ağrı ne zaman başladı? Maybe I'll give it a try. Belki onu deneyeceğim. Belki bir denerim. I think that Tom will call Mary. Tom'un Mary'yi arayacağını düşünüyorum. Tom'un Mary'yi arayacağını düşünüyorum. Eagles have curved beaks. Kartalların kıvrık gagaları vardır. Kartalların kavisli gagaları vardır. Haven't you decided yet? Henüz karar vermedin mi? Henüz karar vermedin mi? Arabic calligraphy is beautiful. Arapça hat güzeldir. Arap kaligrafisi güzeldir. I could never stop loving you. Seni sevmekten kendimi hiç alamadım. Seni sevmekten asla vazgeçemezdim. He talked to himself. O kendi kendine konuştu. Kendi kendine konuştu. We've got to get someone to help us. Birini bize yardım ettirmek zorundayız. Bize yardım edecek birini bulmalıyız. We have room for many more. Daha fazlası için yerimiz var. Çok daha fazlası için yerimiz var. Do you think Tom can pull it off? Sizce Tom bunun üstesinden gelebilir mi? Tom'un bunu başarabileceğini düşünüyor musun? He embraced his son warmly. O, oğlunu içtenlikle kucakladı. Oğlunu sıcak bir şekilde kucakladı. What is your name? Adın nedir? Adın ne senin? The empire absorbed all the small states. İmparatorluk bütün küçük devletleri yuttu. İmparatorluk tüm küçük devletleri içine aldı. You must perform your duty. Görevini yerine getirmelisin. Görevini yerine getirmelisin. Each of the students has his own locker. Her öğrencinin kendi kilitli dolabı var. Öğrencilerin her birinin kendi dolabı vardır. Tom has written a novel. Tom bir roman yazdı. Tom bir roman yazdı. What did you eat for breakfast? Kahvaltı için ne yedin? Kahvaltıda ne yedin? It amazed us that she had been to Brazil alone. Brezilya'ya tek başına gitmesi bizi şaşırttı. Brezilya'ya tek başına gitmiş olması bizi çok şaşırttı. When was the last time you visited the dentist? En son ne zaman dişçiye gittiniz? En son ne zaman dişçiye gittin? It doesn't matter who started it or why it started. Kimin başlattığı ya da neden başladığı önemli değil. Kimin başlattığı ya da neden başladığı önemli değil. Given the lovely smell, there's no doubting that lunch is ready. Güzel koku göz önüne alındığında, öğle yemeğinin hazır olduğundan şüphe yok. Güzel koku göz önüne alındığında, öğle yemeğinin hazır olduğuna şüphe yok. This fashion came from England. Bu moda İngiltere'den gelme. Bu moda İngiltere'den geldi. Tom wouldn't do that here. Tom bunu burada yapmazdı. Tom burada bunu yapmaz. Do you take nitroglycerin? Nitrogliserin kullanıyor musunuz? Nitrogliserin alıyor musunuz? I have a friend who's a vegetarian. Vejetaryen olan bir arkadaşım var. Vejetaryen olan bir arkadaşım var. Nobody wants to come. Hiç kimse gelmek istemiyor. Kimse gelmek istemiyor. She likes her. O onu seviyor. Ondan hoşlanıyor. She is Russian. O Rus'tur. O bir Rus. The education is the birthright of every child. Eğitim her çocuğun doğuştan hakkıdır. Eğitim her çocuğun doğuştan hakkıdır. Tom plays the harmonica well. Tom mızıkayı iyi çalar. Tom mızıkayı iyi çalıyor. You've never been to the US. ABD'ye hiç uğramadın. ABD'ye hiç gitmedin. Something's very wrong. Bir şey çok yanlış. Bir terslik var. Tom told me that he thought Mary was wealthy. Tom, Mary'nin zengin olduğunu düşündüğünü söyledi. Tom, Mary'nin zengin olduğunu düşündüğünü söyledi. We're responsible for them. Onlardan biz sorumluyuz. Onlardan biz sorumluyuz. There are no casinos in Algeria. Cezayir'de hiç kumarhane yoktur. Cezayir'de kumarhane yok. Tom often lies to Mary. Tom sık sık Mary'ye yalan söylüyor. Tom sık sık Mary'e yalan söyler. We don't have a single thing to worry about. Endişelenecek tek bir şeyimiz yok. Endişelenecek tek bir şey yok. Unfortunately, these beautiful words are not mine. Maalesef bu güzel kelimeler benim değil. Ne yazık ki bu güzel sözler bana ait değil. Don't drink too much, okay? Çok fazla içme, tamam mı? Çok fazla içme, tamam mı? Tom has classes today. Tom'un bugün dersleri var. Tom'un bugün dersleri var. God won't forgive it. There's no way to escape his judgment. Tanrı bunu bağışlamaz. Onun yargısından kaçış yoktur. Tanrı bunu affetmez, yargısından kaçmanın bir yolu yok. Unlock the door. Kapının kilidini açın. Kapıyı aç. A bee is buzzing around. Etrafta bir arı vızıldıyor. Bir arı vızıldamaya başladı. Joey represents the family. Joey aileyi temsil ediyor. Joey aileyi temsil eder. Sami was looking for Layla again. Sami, Leyla'yı tekrar arıyordu. Sami yine Layla'yı arıyordu. Oh, "that's a good idea," she said. Oh, " iyi bir fikir " dedi. "Bu iyi bir fikir," dedi. Tom did that a lot. Tom bunu çok yaptı. Tom bunu çok yaptı. Meet me on the wharf. Benimle iskelede buluş. Benimle iskelede buluş. I took it for granted that Tom wouldn't do that. Tom'un bunu yapmayacağına kesin gözüyle bakıyordum. Tom'un bunu yapmayacağını kabul ettim. Did Tom look angry? Tom kızgın görünüyor muydu? Tom kızgın mı görünüyordu? How did you get into that business? O işe nasıl girdin? Bu işe nasıl girdin? Everybody suspected him of taking a bribe. Herkes onun rüşvet aldığından şüphelendi. Herkes rüşvet aldığından şüphelendi. Why don't you guys head on home? Siz niye eve gitmiyorsunuz? Neden eve gitmiyorsunuz? Tom and Mary are probably right. Tom ve Mary muhtemelen haklı. Tom ve Mary muhtemelen haklılar. Insisting is stubbornness. To persevere is determination. Israr inattan, azim sebattan gelir. Israr etmek inatçılıktır, sebat etmek ise azimdir. This caught us by surprise. Bu bizi şaşırttı. Bu bizi şaşırttı. I have brothers. Erkek kardeşlerim var. Kardeşlerim var. Tom saw Mary kissing another guy at the party. Tom, Mary'yi partide başka bir adamla öpüşürken gördü. Tom, Mary'yi partide başka bir adamla öpüşürken gördü. Don't mix business with pleasure. İşi zevkle karıştırma. İşi zevkle karıştırmayın. All Tom does is complain. Tom'un tek yaptığı şikayet etmek. Tom'un tek yaptığı şikayet etmek. I spent the morning in bed, reading a book. Sabahı yatakta kitap okuyarak geçirdim. Sabahı yatakta, kitap okuyarak geçirdim. This cloth sticks to your skin. Bu bez cildinize yapışır. Bu bez cildine yapışır. All of this won't fit in my suitcase. Bunları hepsi bavuluma sığmaz. Bunların hepsi bavuluma sığmayacak. Do you like this job? Bu işi beğeniyor musun? Bu işi seviyor musun? Don't leave me here like this. Beni bu hâlde bırakma burada. Beni burada böyle bırakma. Tell me later. Bana sonra söyle. Sonra anlatırsın. Think about this. Bunun hakkında düşünün. Bunu bir düşün. I heard they offered you Tom's job. Tom'un işini sana teklif ettiklerini duydum. Sana Tom'un işini teklif ettiklerini duydum. If you're going to the beach, you need sunscreen. Sahile gidiyorsan güneş kremine ihtiyacın var. Plaja gideceksen güneş kremine ihtiyacın var. This is the same hotel that I stayed in three years ago. Bu benim üç yıl önce kaldığım otelin aynısı. Üç yıl önce burada kaldığım otel. They cheat. Onlar aldatırlar. Hile yapıyorlar. This golf course is not open to non-members. Bu golf sahası üye olmayanlara açık değildir. Bu golf sahası üye olmayanlara açık değildir. Tom is sleeping now. Tom şimdi uyuyor. Tom şimdi uyuyor. I would like to sit in the non-smoking section. Sigara içilmeyen bölümünde oturmak istiyorum. Sigara içilmeyen bölümde oturmak istiyorum. I'll do this, with or without you. Bunu ya seninle ya sensiz yapacağım. Sen olsan da olmasan da bunu yapacağım. Tom cringed a little. Tom biraz yaltaklandı. Tom biraz gıcırdadı. I don't want to spend that much. Bu kadar da fazla harcamak istemiyorum. O kadar para harcamak istemiyorum. It's warm all year here. Burası tüm yıl sıcak. Burası yıl boyu sıcak. That story turned out to be a hoax. O olay palavra çıktı. O hikâyenin bir aldatmaca olduğu ortaya çıktı. I don't know where you have to go. Nereye gitmek zorunda olduğunu bilmiyorum. Nereye gitmen gerektiğini bilmiyorum. I haven't slept in forty-eight hours. Kırk sekiz saat uyumadım. 48 saattir uyumadım. I could hardly hear him. Onu güçlükle duyabiliyordum. Onu zar zor duyabiliyordum. How did you find out it was Tom who stole your bicycle? Bisikletini çalanın Tom olduğunu nasıl öğrendin? Bisikletini çalanın Tom olduğunu nasıl öğrendin? I need someone to find him. Onu bulmak için birine ihtiyacım var. Onu bulacak birine ihtiyacım var. You are losing blood. Kan kaybediyorsun. Kan kaybediyorsun. Tom tried to attract someone's attention. Tom birinin dikkatini çekmeye çalıştı. Tom birinin dikkatini çekmeye çalıştı. These earphones are louder on one side. Bu kulaklığın bir tarafından daha çok ses geliyor. Bu kulaklıklar bir tarafta daha yüksek. I have a feeling I'm going to really like living in Boston. İçimde Boston'da yaşamaktan gerçekten hoşlanacağıma dair bir his var. Boston'da yaşamayı çok seveceğime dair bir his var içimde. If you have faith in God,You can control all five senses and live a peaceful longlife Allah'a imanın varsa, tüm beş duyunu kontrol edip huzurlu bir uzun yaşam sürebilirsin. Eğer Tanrı'ya inanıyorsanız, beş duyuyu da kontrol edebilir ve huzurlu bir hayat yaşayabilirsiniz. Do I get a prize? Bir ödül alır mıyım? Ödül alacak mıyım? This is one of the busiest bridges in the city. Bu, şehrin en işlek köprülerinden biridir. Bu, şehrin en işlek köprülerinden biridir. If you want, I can come back. Eğer istersen, geri dönebilirim. Eğer istersen, geri gelebilirim. I already know who did it. Onu kimin yaptığını zaten biliyorum. Kimin yaptığını zaten biliyorum. Tom said more than he'd planned to. Tom yapmayı planladığından daha fazlasını söyledi. Tom planladığından daha fazlasını söyledi. Are we going to study Japanese? Japonca çalışacak mıyız? Japonca mı okuyacağız? Tom bought a welcome mat. Tom üstünde "Hoş geldiniz" yazan bir paspas aldı. Tom bir karşılama matı aldı. Tom and Mary walked off in opposite directions. Tom ve Mary zıt yönlere yürüdüler. Tom ve Mary ters yönlere doğru yürüdüler. Tom told me he didn't know Mary. Tom bana Mary'yi tanımadığını söyledi. Tom Mary'yi tanımadığını söyledi. I'll use it. Onu kullanırım. Ben kullanırım. Tom was the best of the best. Tom fevkaladenin fevkindeydi. Tom en iyilerin en iyisiydi. I didn't come here for them. Buraya onlar için gelmedim. Buraya onlar için gelmedim. We lay emphasis on the importance of being sincere. Biz samimi olmanın önemini vurgularız. Samimi olmanın önemine vurgu yapıyoruz. Tom is likely to never do that. Tom muhtemelen bunu asla yapmayacak. Tom'un bunu asla yapmaması muhtemeldir. I'm glad you're coming to visit us next month. Gelecek ay bizi ziyarete geldiğiniz için memnun oldum. Gelecek ay bizi ziyarete gelmene sevindim. You don't want to convey the impression that we're not interested. İlgilenmediğimiz izlenimini vermek istemezsiniz. İlgilenmediğimiz izlenimini vermek istemezsin. Tom said that he wants to spend another three days here in Boston. Tom, burası Boston'da üç gün daha geçirmek istediğini söyledi. Tom burada Boston'da üç gün daha geçirmek istediğini söyledi. Layla saw Sami's profile picture and she liked it. Leyla, Sami'nin profil resmini gördü ve onu beğendi. Layla, Sami'nin profil resmini gördü ve beğendi. Everybody knows everybody. Herkes herkesi biliyor. Herkes herkesi tanır. Here's a comfortable chair you can sit in. İşte oturabileceğin rahat bir sandalye. İşte oturabileceğiniz rahat bir sandalye. My wife spends a lot more on clothes than I do. Hanımım kıyafetlere benden daha fazla zaman harcıyor. Karım kıyafetlere benden çok daha fazla para harcıyor. Mary cheated on her husband. Mary kocasını aldattı. Mary kocasını aldattı. Good to meet you. Tanıştığıma memnun oldum. Tanıştığıma memnun oldum. Taking care of animals is a valuable experience. Hayvanlarla ilgilenmek değerli bir deneyimdir. Hayvanlara bakmak değerli bir deneyimdir. Where do you sleep? Nerede uyursun? Nerede uyuyorsun? Tom and Mary were snuggled up to each other and Tom was whispering something into Mary's ear. Tom ve Mary birbirlerine sarıldı ve Tom Mary'nin kulağına bir şey fısıldıyordu. Tom ve Mary birbirlerine sarıldılar ve Tom Mary'nin kulağına bir şeyler fısıldıyordu. I cannot put up with her behavior. Onun davranışına katlanamam. Onun davranışlarına katlanamıyorum. He is accused of murder. O cinayetle suçlanıyor. Cinayetle suçlanıyor. When will we know the results? Sonuçları ne zaman öğreneceğiz? Sonuçları ne zaman öğreneceğiz? It was everything I'd hoped for. Tam umduğum gibiydi. Umduğum her şey buydu. It won't be as difficult to do as you think. Bunu yapmak düşündüğün kadar zor olmayacak. Düşündüğün kadar zor olmayacak. We know who's out there. Orada kimin olduğunu biliyoruz. Dışarıda kimin olduğunu biliyoruz. I'm going to leave you alone. Seni yalnız bırakacağım. Seni yalnız bırakacağım. I've heard that many times. Bunu birçok kez duydum. Bunu birçok kez duydum. Where did you leave Tom? Tom'u nereye bıraktın? Tom'u nerede bıraktın? Would you like to take part in this risky experiment? Bu tehlikeli deneye katılmak ister misiniz? Bu riskli deneye katılmak ister misiniz? This dream will come true. Bu rüya çıkacak. Bu rüya gerçek olacak. No Canadians were injured. Hiçbir Kanadalı yaralı değildi. Kanadalılar yaralanmadı. Tom really doesn't need to worry. Tom'un gerçekten endişelenmek zorunda değil. Tom'un gerçekten endişelenmesine gerek yok. I still don't know if I'll want to go to the beach. Plaja gitmek isteyip istemeyeceğimi hâlâ bilmiyorum. Hala sahile gitmek isteyip istemediğimi bilmiyorum. Vote again then! O zaman tekrar oy ver! O zaman tekrar oy verin! That is all I can tell you. Sana tüm söyleyebileceğim bu. Sana söyleyebileceğim tek şey bu. Tom says he's thinking about quitting his job. Tom işini bırakmayı düşündüğünü söylüyor. Tom işini bırakmayı düşündüğünü söylüyor. Health is the most important thing. Sağlık en önemli şeydir. Sağlık en önemli şeydir. Tom's operation was going to cost a small fortune. Tom'un operasyonu küçük bir servete mal olacak. Tom'un operasyonu küçük bir servete mal olacaktı. Tom really didn't want to go to jail. Tom gerçekten hapishaneye gitmek istemiyordu. Tom gerçekten hapse girmek istemedi. That goalkeeper hasn't conceded a goal in the last 10 matches. O kaleci son on maç gole geçit vermedi. O kaleci son 10 maçta bir gol bile kabul etmedi. It's like being in a candy store. Bir bir şeker dükkanında olmak gibi. Şekerci dükkanında olmak gibi bir şey. Tom realized he had to do that. Tom onu yapmak zorunda olduğunu farketti. Tom bunu yapmak zorunda olduğunu fark etti. No wonder you didn't find these words. Senin bu kelimeleri bulmamana şaşmamalı. Bu kelimeleri bulamamana şaşmamalı. I'll do better this time. Bu sefer daha iyi yapacağım. Bu sefer daha iyisini yapacağım. It doesn't look too hard. Bu çok zor görünmüyor. Çok da zor görünmüyor. I think you deserve this. Bence bunu hak ediyorsun. Bence bunu hak ediyorsun. We don't have to go. Gitmek zorunda değiliz. Gitmemize gerek yok. I am beginning to like Ken little by little. Ken'den yavaş yavaş hoşlanmaya başlıyorum. Ken'i yavaş yavaş sevmeye başladım. Maybe now Tom will be in the mood to talk. Belki şimdi Tom konuşma havasında olacak. Belki şimdi Tom konuşmak için havaya girer. What type of birth control do you use? Hangi korunma yöntemlerini kullanıyorsunuz? Ne tür bir doğum kontrolü kullanıyorsunuz? We'll chat some more during intermission. Biz mola sırasında biraz daha sohbet edeceğiz. Ara verme sırasında biraz daha sohbet edeceğiz. I've made some changes to my schedule. Çizelgemde biraz değişiklikler yaptım. Programımda bazı değişiklikler yaptım. Somebody drank my beer. Biri biramı içmiş. Biri biramı içmiş. I consider him an idiot. Onun bir aptal olduğunu düşünüyorum. Onu aptal olarak görüyorum. The political landscape of the region turned into a Mexican standoff. Bölgedeki politik manzara Meksika açmazına dönmüş durumda. Bölgenin siyasi manzarası Meksika'da bir çıkmaza dönüştü. She's moving her head in time with the music. Başıyla müziğe eşklik ediyor. Müzikle zamanında kafasını hareket ettiriyor. I'll show you how to do it. Bunu nasıl yapacağını sana göstereceğim. Sana nasıl yapılacağını göstereyim. What happens when you have an allergic reaction? Alerjik reaksiyonunuz olunca size nasıl etkisi oluyor? Alerjik bir reaksiyon olduğunda ne olur? I'm never too busy for you. Ben asla senin için fazla meşgul değilim. Senin için asla çok meşgul değilim. Tom needs a hand. Tom'un yardıma ihtiyacı var. Tom'un yardıma ihtiyacı var. We will visit our teacher next week. Gelecek hafta öğretmenimizi ziyaret edeceğiz. Haftaya öğretmenimizi ziyaret edeceğiz. Mary is an attractive girl. Mary çekici bir kızdır. Mary çekici bir kızdır. Things did not go as intended. İşler planlandığı gibi gitmedi. İşler planlandığı gibi gitmedi. What's the number of the party you are trying to reach? Ulaşmaya çalıştığınız partinin sayısı nedir? Ulaşmaya çalıştığın parti sayısı kaç? I hate backseat drivers. Arka koltuktaki sürücülerden nefret ederim. Arka koltuk şoförlerinden nefret ederim. I don't want you to see my daughter anymore. Artık kızımı görmeni istemiyorum. Artık kızımı görmeni istemiyorum. How many cars are there in the United States? ABD'de kaç tane araba var? Amerika Birleşik Devletleri'nde kaç araba var? Tom looks like a tired old man. Tom yorgun yaşlı bir adam gibi görünüyor. Tom yorgun bir ihtiyara benziyor. I'm ready to throw in the towel. Yenilgiyi kabul etmeye hazırım. Havluyu atmaya hazırım. Dan was considering a divorce. Dan boşanmayı düşünüyordu. Dan boşanmayı düşünüyordu. Is Finland dangerous? Finlandiya tehlikeli midir? Finlandiya tehlikeli mi? I had hoped to save more money. Biraz daha para biriktirmeyi ummuştum. Daha fazla para biriktirmeyi ummuştum. It was still there. O hâlâ oradaydı. Hala oradaydı. Let me think about it a bit longer. Onun hakkında biraz daha uzun düşüneyim. Biraz daha düşünmeme izin ver. This rice cooker uses fuzzy logic. Bu pirinç ocağı bulanık mantık kullanır. Bu pirinç ocak bulanık mantık kullanır. Yanni wasn't that type of person. Yanni o tarz biri değildi. Yanni öyle biri değildi. Thank you very much for sending me such a nice present. Bana böyle hoş bir hediye gönderdiğin için çok teşekkür ederim. Bana böyle güzel bir hediye gönderdiğin için çok teşekkür ederim. Yanni just waited and waited. Yanni paso bekledi. Yanni sadece bekledi ve bekledi. I thought you were someone else. Senin başka biri olduğunu düşündüm. Seni başka biri sandım. Can you snap your fingers? Parmak şıklatabilir misin? Parmaklarını şıklatabilir misin? I have to go back for them. Ben onlar için geri dönmek zorundayım. Onlar için geri dönmeliyim. Mary warned you. Mary seni uyardı. Mary seni uyardı. I don't know what I would do without you. Sensiz ne yapacağımı bilmiyorum. Sen olmasan ne yapardım bilmiyorum. They washed their legs. Bacaklarını yıkadılar. Bacaklarını yıkadılar. Tom adjusted his seat. Tom koltuğunu ayarladı. Tom koltuğunu düzeltti. I'm not here to fight. Dövüşmek için burada değilim. Buraya savaşmak için gelmedim. I'm younger than him. Ben ondan daha gencim. Ondan daha gencim. I got a mouth ulcer again. Ağzımda yine aft çıktı. Yine ağız ülseri oldum. What, may I ask, are you doing? Ne, yaptığını, sorabilir miyim? Ne, sorabilir miyim, ne yapıyorsun? She wants to sing and dance. O şarkı söyleyip dans etmek istiyor. Şarkı söyleyip dans etmek istiyor. How about something to drink? İçecek bir şeye ne dersin? Bir şeyler içmeye ne dersin? The water is really cold. Su gerçekten soğuk. Su gerçekten soğuk. I wear a floral dress. Çiçekli bir elbise giyiyorum. Çiçekli bir elbise giyiyorum. I don't care about the cost. Maliyeti umurumda değil. Bedeli umurumda değil. We shouldn't have let him go. Onun gitmesine izin vermemeliydik. Gitmesine izin vermemeliydik. Yanni is a bad person. Yanni kötü biridir. Yanni kötü bir insandır. It's very cold today, don't you think? Bugün hava çok soğuk, sana da öyle gelmiyor mu? Bugün hava çok soğuk değil mi? The windows were open. Pencereler açıktı. Pencereler açıktı. We shared the profit among us all. Kazancı hepimizin arasında paylaştık. Kârı hepimiz arasında paylaştık. Tom often reads in bed. Tom çoğu kez yatakta okur. Tom sık sık yatakta okur. I am the one who knocks. Kapıyı tıklayanım ben! Kapıyı çalan benim. Do you know how to play softball? Softbol oynamayı biliyor musun? Softball oynamayı biliyor musun? Spread your fingers. Parmaklarınızı ayırın. Parmaklarını aç. Why don't we just go? Neden gitmiyoruz. Neden gitmiyoruz? Tom and his friends helped me carry the piano. Tom ve arkadaşları piyanoyu taşmama yardım etti. Tom ve arkadaşları piyano taşımama yardım ettiler. Tom was very courteous. Tom çok kibardı. Tom çok kibardı. I'm intoxicated. Sarhoşum. Sarhoş oldum. I think Tom is here already. Sanırım Tom zaten burada. Tom'un çoktan burada olduğunu düşünüyorum. They will set up a new company. Onlar yeni bir şirket kuracaklar. Yeni bir şirket kuracaklar. Tom didn't find us. Tom bizi bulamadı. Tom bizi bulamadı. How many bags do you have? Kaç tane çantan var? Kaç çantan var? I left most of my stuff in my locker. Eşyalarımın çoğunu dolabımda bıraktım. Eşyalarımın çoğunu dolabımda bıraktım. Mary cut herself while she was mincing onions. Mary soğanları kıyarken elini kesti. Mary soğanları doğrarken kendini kesti. Were you popular in high school? Lisede popüler miydin? Lisede popüler miydin? Do not look out of the window. Pencereden dışarı bakma. Pencereden dışarı bakma. Tom's keys are still on the table. Tom'un anahtarları hala masanın üstünde. Tom'un anahtarları hala masada. Dan and Linda quickly fell in love. Dan ve Linda çabucak aşık oldular. Dan ve Linda çabucak aşık oldular. This is the same wallet as I lost a week ago. Bu bir hafta önce kaybettiğim cüzdanın aynı. Bu bir hafta önce kaybettiğim cüzdanın aynısı. My parents don't speak English. Anne babam İngilizce konuşmuyor. Ailem İngilizce bilmiyor. We're still in the driver's seat. Hala sürücü koltuğundayız. Hala sürücü koltuğundayız. I have to catch a plane in three hours. Üç saat içinde bir uçağı yakalamak zorundayım. Üç saat içinde uçağa yetişmem lazım. If you turn left, you'll see a coffee shop. Eğer sola dönerseniz, bir kahve dükkanı göreceksiniz. Sola dönerseniz bir kahve dükkanı göreceksiniz. His ex-wife obtained a court order that forbid him from coming closer than 200 yards. Eski karısı, adamın kendisine 200 metreden fazla yaklaşmasını yasaklayan bir mahkeme emri çıkarttı. Eski karısı, 200 metreden daha yakınına gelmesini yasaklayan bir mahkeme kararı aldı. This is the hospital I was born in. Bu benim doğduğum hastanedir. Burası doğduğum hastane. Do you speak Tagalog? Tagalogca konuşuyor musun? Tagalog biliyor musun? The children collect seeds of various shapes and colours. Çocuklar çeşitli şekil ve renklerde tohum toplarlar. Çocuklar çeşitli şekil ve renklerde tohumlar toplarlar. This material isn't elastic enough. Bu malzeme yeterince esnek değil. Bu malzeme yeterince elastik değil. Nowadays, I only listen to the radio when I'm driving. Bugünlerde radyoyu sadece araba kullanırken dinliyorum. Bugünlerde sadece araba kullanırken radyo dinliyorum. Tom and Mary divided the money between themselves. Tom ve Mary parayı kendi aralarında paylaştılar. Tom ve Mary parayı kendi aralarında bölüştüler. Sometimes I correct sentences with small errors without notifying. Bazen ufak hataları olan cümleleri haber vermeden düzeltiyorum. Bazen cümleleri küçük hatalarla, haber vermeden düzeltirim. Tom kept his mouth shut. Tom ağzını kapalı tuttu. Tom ağzını kapalı tuttu. On what date did your last period start? En son hangi tarihte adet kanamanız başladı? Son döneminiz hangi tarihte başladı? He also promised a strong foreign policy. Ayrıca güçlü bir dış politika sözü verdi. Ayrıca güçlü bir dış politika sözü verdi. I need to check your temperature. Ateşinizi ölçmem gerekiyor. Ateşini kontrol etmem gerek. Are you suggesting I behaved improperly? Uygunsuz davrandığımı mı düşünüyorsun? Uygunsuz davrandığımı mı ima ediyorsun? Don't trouble about small things. Küçük şeyleri kafana takma. Küçük şeyleri dert etme. Tom knocked on the door, but nobody answered. Tom kapıyı çaldı ama kimse cevap vermedi. Tom kapıyı çaldı ama kimse cevap vermedi. They've cut off the electricity again. Elektrikler yine kesildi. Yine elektriği kestiler. Altan is a big-time schmuck. Altan malın en önde bayrak sallayanıdır. Altan büyük bir ahmaktır. Tom reminded Mary not to forget to flush the toilet. Tom Mary'ye tuvalette sifonu çekmeyi unutmamasını hatırlattı. Tom, Mary'ye tuvaleti yıkamayı unutmamasını hatırlattı. Tom asked me if I was tired. Tom bana yorgun olup olmadığımı sordu? Tom yorgun olup olmadığımı sordu. Hold your breath! It's poisonous gas. Nefesinizi tutun! Bu zehirli gaz. Nefesini tut, zehirli bir gaz. Tom finally did what he agreed to do. Tom sonunda yapmayı kabul ettiği şeyi yaptı. Tom sonunda kabul ettiği şeyi yaptı. I thought you didn't smoke. Sigara içmediğini düşündüm. Sigara içmediğini sanıyordum. Why don't we change places? Neden yerleri değiştirmiyoruz? Neden yer değiştirmiyoruz? Don't touch it. Leave it as it is. Dokunma. Olduğu gibi bırak. Dokunma ona, olduğu gibi bırak. I hope no one steals my stuff. Umarım kimse eşyamı çalmaz. Umarım kimse eşyalarımı çalmaz. I wish you hadn't done that. Keşke onu yapmasaydın. Keşke bunu yapmasaydın. Take care of Tom while I'm away. Ben yokken Tom'a göz kulak ol. Ben yokken Tom'a göz kulak ol. Tom and Mary came to Boston with me. Tom ve Mary benimle Boston'a geldi. Tom ve Mary benimle Boston'a geldiler. What does it taste like? Onun nasıl tadı var? Tadı nasıl? I read your book. It was really interesting. Kitabınızı okudum, gerçekten ilginç. Kitabını okudum, çok ilginçti. Where did you get your shirt? Gömleğini nereden aldın? Gömleğini nereden aldın? Why don't we take the bus next time? Neden bir sonraki otobüse binmiyoruz? Neden bir dahaki sefere otobüse binmiyoruz? Are you saying Tom lied? Tom'un yalan söylediğini mi söylüyorsun? Tom yalan mı söyledi? Bob has too many books to read. Bob'ın okumak için pek çok kitabı var. Bob'un okumak için çok fazla kitabı var. His mother had three sons, and he was the youngest. Onun annesinin üç oğlu vardı ve o en küçüğüydü. Annesinin üç oğlu vardı ve en küçüğüydü. I heard Tom and Mary talking about it. Tom ve Mary'nin onun hakkında konuştuğunu duydum. Tom ve Mary'nin bu konuda konuştuklarını duydum. What the hell just happened? Demin neler oldu? Az önce ne oldu? She was fascinated. O büyülenmişti. Çok büyülenmişti. Tom never said it was possible. Tom asla bunun mümkün olduğunu söylemedi. Tom bunun mümkün olduğunu hiç söylemedi. It quickly became obvious that Tom couldn't understand very much French. Tom'un çok fazla Fransızca anlayamadığı çabucak belli oldu. Tom'un Fransızca'yı çok fazla anlayamadığı hemen anlaşıldı. In my dream, I was you. Rüyamda ben sendim. Rüyamda, ben sendim. I shouldn't even be here. Ben bile burada olmamalıyım. Burada olmamam lazım. An uncle of mine died last week. Bir amcam geçen hafta vefat etti. Geçen hafta bir amcam öldü. She knew that she had nothing to lose. Kaybedecek hiçbir şeyi olmadığını biliyordu. Kaybedecek bir şeyi olmadığını biliyordu. When was the last time you slept? En son ne zaman uyudun? En son ne zaman uyudun? Why don't we stay with Tom? Neden Tom'la kalmıyoruz? Neden Tom'la kalmıyoruz? My friend is crying. Arkadaşım ağlıyor. Arkadaşım ağlıyor. I can't speak Tok Pisin well. Ben iyi Tok Pisin konuşamıyorum. Tok Pisin'i iyi konuşamıyorum. This is different from what I thought. Bu düşündüğümden farklı. Bu düşündüğümden farklı. Tom might be a really good runner. Tom gerçekten iyi bir koşucu olabilir. Tom gerçekten iyi bir koşucu olabilir. It snowed all night. Bütün gece kar yağdı. Bütün gece kar yağdı. Tom is just lazy. Tom sadece tembel. Tom sadece tembel. We had our photo taken on the beach. Plajda fotoğrafımızı çektirdik. Sahilde fotoğraf çektirdik. You can meet them tonight. Bu gece onlarla tanışabilirsin. Onlarla bu gece buluşabilirsin. That just goes to prove that you are a liar. O sadece senin bir yalancı olduğunu kanıtlamak için gidiyor. Bu sadece yalancı olduğunu kanıtlamaya yarar. They just cleaned their room. Onlar az önce odasını temizledi. Odalarını yeni temizlemişler. We still have the same problem. Sorunumuz hâlâ aynı. Hala aynı problemimiz var. We can wait till he comes home, can't we? O eve gelene kadar bekleyebiliriz, değil mi? Eve gelene kadar bekleyebiliriz, değil mi? I know what you told him. Ona söylediğini biliyorum. Ona ne söylediğini biliyorum. This is the same hotel that I stayed in three years ago. Burası üç yıl önce de kaldığım otel. Üç yıl önce burada kaldığım otel. Tom is breathing heavily. Tom aşırı derecede nefes alıyor. Tom ağır nefes alıyor. Why don't we start over? Neden yeniden başlamıyoruz? Neden baştan başlamıyoruz? I just hate to see Tom cry. Sadece Tom'un ağladığını görmekten nefret ediyorum. Tom'u ağlarken görmekten nefret ediyorum. If they're looking for us, I'm sure they'll find us. Bizi arıyorlarsa eminim bulacaklardır. Eğer bizi arıyorlarsa, eminim bizi bulurlar. Finding Yanni after all this time won't be easy. Bu kadar zamanın ardından Yanni'yi bulmak kolay olmayacak. Bunca zamandan sonra Yanni'yi bulmak kolay olmayacak. The company is bringing out a new kind of sports car. Şirket piyasaya yeni bir tür spor araba sürüyor. Şirket yeni bir spor otomobil türü ortaya çıkarıyor. On a scale of 0 to 10, where 10 is the worst, can you rate your pain? 10 en şiddetli düzey olmak üzere, ağrınızın şiddetinin 0 ila 10 arasında hangi düzeyde olduğunu düşünüyorsunuz? 0'dan 10'a kadar olan bir ölçekte, 10'un en kötü olduğu yerde, acınızı değerlendirebilir misiniz? Did you buy the house you were considering? Düşündüğün evi aldın mı? Düşündüğün evi satın aldın mı? Tom made everything. Tom her şeyi yaptı. Tom her şeyi yaptı. It will be snowing tomorrow. Yarın kar yağıyor olacak. Yarın kar yağacak. He does not have a particle of honesty in him. İçinde bir parça dürüstlüğe sahip değil. Onda dürüstlük zerresi yoktur. Emily is a college student. Emily bir kolej öğrencisidir. Emily bir üniversite öğrencisidir. We should honor our parents. Anne-babamızı onurlandırmalıyız. Ailemizi onurlandırmalıyız. Tom knows what's happening. Tom ne olduğunu biliyor. Tom neler olduğunu biliyor. Hey! Come here please! Hey! Buraya gel lütfen! Buraya gelin lütfen! My wife started practicing Muay Thai today. I'm scared. Karım bugün Muay Thai yapmaya başladı. Tırsıyorum. Karım bugün Muay Thai antrenmanına başladı. I work for them. Ben onlar için çalışıyorum. Onlar için çalışıyorum. I wasn't even insured. Ben sigortalı bile değildim. Sigortalı bile değildim. You'd remember them. Onları hatırlardınız. Onları hatırlarsın. If you were gone, I'd die. Sen gidersen ölürüm. Sen gitseydin, ben ölürdüm. Old friends called on me. Eski arkadaşlar bana uğradı. Eski arkadaşlarım beni aradı. Tom will leave the company at the end of the year. Tom yıl sonunda şirketten ayrılacak. Tom yıl sonunda şirketten ayrılacak. Tom didn't know that Mary had intended to go yesterday. Tom, Mary'nin dün gitmek istediğini bilmiyordu. tom mary'nin dün gitmeyi planladığını bilmiyordu. Sami didn't move again after that. Ondan sonra Sami tekrar hareket etmedi. Sami bundan sonra bir daha hareket etmedi. I moved closer, so I could hear better. Yaklaştım, böylece daha iyi duyabildim. Daha yakına taşındım, böylece daha iyi duyabiliyordum. Why don't you say it? Söylesene. Neden söylemiyorsun? I'm untidy. Ben dağınığım. Ben untidy'im. We can beat Tom. Tom'u yenebiliriz. Tom'u yenebiliriz. Diversify your investments. Yatırımlarınızı çeşitlendirin. Yatırımlarınızı çeşitlendirin. Allow yourself to make mistakes. Hata yapmak için kendine izin ver. Hatalar yapmana izin ver. I think Tom is callous. Tom'un duygusuz olduğunu düşünüyorum. Tom'un duygusuz olduğunu düşünüyorum. My ears didn't stop ringing. Kulaklarımın çınlaması geçmemişti. Kulaklarım çalmayı bırakmadı. The door was locked, so I didn't go in. Kapı kilitliydi, o yüzden içeri girmedim. Kapı kilitliydi, bu yüzden içeri girmedim. Here's what I want to do. İşte yapmak istediğim şey. Yapmak istediğim şey şu. There was a rerun of the episode last night. Dün gece dizinin tekrarı oynuyordu. Dün gece bölümün tekrarı vardı. The pants I bought are too tight. Satın aldığım pantolon çok dar. Aldığım pantolonlar çok dar. Tom is going to be late today, too. Tom bugün de geç kalacak. Tom da bugün geç kalacak. They were prohibited from leaving the hotel. Otelden ayrılmaları yasaklandı. Otelden çıkmaları yasaklandı. I'm going to buy a mobile phone tomorrow! Yarın bir cep telefonu satın alacağım. Yarın bir cep telefonu alacağım! What is he writing? O ne yazıyor? Ne yazıyor? We're not going to let that stop us. Onun bizi durdurmasına izin vermeyeceğiz. Bunun bizi durdurmasına izin vermeyeceğiz. Replace those books on the shelf when you're done with them. Onlarla işiniz bittiğinde bu kitapları rafa koyun. Onlarla işiniz bittiğinde raftaki kitapları değiştirin. You have a very pleasant voice. Çok güzel bir sesin var. Çok hoş bir sesin var. Most of my cousins live in Madrid. Kuzenlerimin çoğu Madrid'de yaşıyor. Kuzenlerimin çoğu Madrid'de yaşıyor. Sami was convicted of double murder. Sami çifte cinayetten mahkum edildi. Sami çifte cinayetten suçlu bulundu. We need to be here tomorrow. Yarın burada olmamız gerekiyor. Yarın burada olmamız gerek. She said she was walking through the woods, looking for wild flowers. O, ormanda yürüdüğünü, yabani çiçekler aradığını söyledi. Ormanda yürüdüğünü, vahşi çiçekler aradığını söyledi. They were really happy. Onlar gerçekten mutluydu. Gerçekten mutluydular. All hope is in vain. Bütün umutlar boşuna. Tüm umutlar boşunadır. Layla wanted to make a personal call. Leyla kişisel bir telefon görüşmesi yapmak istedi. Layla kişisel bir arama yapmak istedi. I warned you not to trust me. Bana güvenmemen için seni uyarmıştım. Bana güvenmemen konusunda seni uyarmıştım. Was the operation an outpatient procedure? Müdahale ayakta mı yapılmıştı? Ameliyat ayakta tedavi yöntemi miydi? Was John Brown a terrorist or a freedom fighter? John Brown bir terörist mi yoksa bir özgürlük savaşçısı mıydı? John Brown terörist miydi yoksa özgürlük savaşçısı mıydı? Where are you, admins? Neredesiniz, yöneticiler? Neredesiniz, yöneticiler? Tom has never lacked confidence. Tom hiç güven eksikliği yaşamıyor. Tom hiçbir zaman kendine güven duymadı. We could ask them not to go. Onların gitmemelerini isteyebiliriz. Gitmemelerini isteyebiliriz. All the cookies have been eaten. Tüm kurabiyeler yendi. Bütün kurabiyeler yenmiş. Don't let him take it. Onu almasına izin verme. Almasına izin verme. I'm really prepared. Ben gerçekten hazırım. Gerçekten hazırım. Tom started studying French three years ago. Tom üç yıl önce Fransızca öğrenmeye başladı. Tom üç yıl önce Fransızca öğrenmeye başladı. I heard a funny noise. Ben tuhaf bir gürültü duydum. Komik bir ses duydum. Why don't we go cycling? Neden bisiklete binmiyoruz? Neden bisiklete binmiyoruz? There is much furniture in this room. Bu odada çok mobilya var. Bu odada çok fazla mobilya var. There's no way you can do that by yourself. Onu tek başına yapabileceğin hiçbir yol yok. Bunu tek başına yapmana imkan yok. We came here to play basketball. Buraya basketbol oynamaya geldik. Buraya basketbol oynamaya geldik. We will wait for you there. Biz seni orada bekliyoruz. Sizi orada bekleyeceğiz. Christmas is a magical time of the year. Noel yılın büyülü bir zamanı. Noel, yılın büyülü bir zamanıdır. I am in favor of a German orthographic reform. Ben Alman imla reformundan yanayım. Alman ortografik reformundan yanayım. They can speak English. Onlar İngilizce konuşabilirler. İngilizce konuşabiliyorlar. I need to ask Tom a favor. Tom'dan bir iyilik istemeliyim. Tom'dan bir iyilik isteyeceğim. Altan doesn't miss a single chance to be a spoilsport. Altan keyif kaçırmak için hiçbir fırsatı kaçırmaz. Altan, spoyspor olmak için tek bir şansı bile kaçırmaz. I have to make a long-distance phone call. Şehirlerarası bir telefon görüşmesi yapmak zorundayım. Uzun mesafeli bir telefon görüşmesi yapmam gerekiyor. Algeria has a cool flag. Cezayir'in güzel bir bayrağı var. Cezayir'in güzel bir bayrağı var. Don't expect me to help you with your homework. Ev ödevinde sana yardım etmemi bekleme. Ödevlerinde sana yardım etmemi bekleme. Continue doing what you've been doing. Yaptığını yapmaya devam et. Yaptığın şeyi yapmaya devam et. I don't want a wife. Ben bir karı istemiyorum. Ben bir eş istemiyorum. Sami can't manage this. Sami bunu başaramaz. Sami bunu kaldıramaz. It is a good idea to read this book. Bu kitabı okumak iyi fikir. Bu kitabı okumak iyi bir fikir. I'm really impressed with the way Tom plays the saxophone. Tom'un saksafon çalış biçiminden gerçekten etkilendim. Tom'un saksafon çalmasından çok etkilendim. Please remove all of your clothes, except your underwear. Lütfen iç çamaşırlarınız dışındaki tüm giysilerinizi çıkarın. Lütfen iç çamaşırlarınız hariç tüm kıyafetlerinizi çıkarın. Tom said he didn't want anything for his birthday. Tom doğum günü için bir şey istemediğini söyledi. Tom doğum günü için bir şey istemediğini söyledi. She managed to find her high school crush. Lise aşkını bulmayı başardı. Lise aşkını bulmayı başardı. Tom has done time. Tom hapiste yattı. Tom zaman yaptı. We don't speak the same language. Aynı dili konuşmuyoruz. Aynı dili konuşmuyoruz. I'll call you this evening. Bu akşam seni ararım. Seni bu akşam ararım. Tom promised not to tell Mary about what happened. Tom olanları Mary'ye anlatmayacağına söz verdi. Tom Mary'ye olanları anlatmayacağına söz verdi. I make it a rule to study math every day. Her gün matematik çalışmayı prensip edinirim. Her gün matematik okumayı bir kural haline getiriyorum. Would it be OK if I gave Tom this old suitcase? Bu eski bavulu Tom'a verebilir miyim? Tom'a bu eski çantayı versem olur mu? Tom was bald. Tom dazlaktı. Tom keldi. You won't have to do that today. Bunu bugün yapmak zorunda olmayacaksın. Bugün bunu yapmak zorunda kalmayacaksın. What's done can't be undone. İş işten geçmiş. Olanlar geri alınamaz. My teacher told me that I didn't devote enough time to preparing my lecture. Öğretmen bana dersime hazırlanmak için yeterince zaman ayırmadığımı söyledi. Öğretmenim, dersimi hazırlamak için yeterince zaman ayırmadığımı söyledi. Why don't we all sing? Neden hepimiz şarkı söylemiyoruz? Neden hepimiz şarkı söylemiyoruz? What Tom needs is your love. Tom'un ihtiyacı olan şey senin sevgindir. Tom'un ihtiyacı olan şey senin aşkın. It's no secret that she fucks around with anybody. Önüne gelenin altına yattığı bir sır değil. Onun kimseyle yattığı bir sır değil. Who do you think is going to do that? Onu kimin yapacağını düşünüyorsun? Sence bunu kim yapacak? I have a fever. Ateşim var. Ateşim var. What's causing the noise? Gürültüye ne sebep oluyor? Bu gürültüye ne sebep oluyor? Tom painted the chairs and the table the same color. Tom sandalyelerle masayı aynı renge boyadı. Tom sandalyeleri ve masayı aynı renge boyadı. Do you feel safe at home? Evde kendinizi güvende hissediyor musunuz? Evde kendinizi güvende hissediyor musunuz? Five to the power of four is six hundred and twenty-five. Beş üssü dört, altı yüz yirmi beştir. Beşe dört, altı yüz yirmi beş eder. My roommate, who can't hold his liquor, came home after the party and barfed all over my new shoes! Hemen sarhoş olan oda arkadaşım partiden sonra eve geldi ve tüm yeni ayakkabılarımın üstüne kustu. İçkisini tutamayan oda arkadaşım partiden sonra eve geldi ve yeni ayakkabılarımın üzerine kustu! Try to control yourself. Kendinizi kontrol etmeye çalışın. Kendini kontrol etmeye çalış. Does she watch TV? TV izler mi? Televizyon izliyor mu? The cat caught me by surprise! Kedi beni şaşırttı! Kedi şaşkınlıkla beni yakaladı! Tom didn't follow my advice. Tom tavsiyemi dinlemedi. Tom tavsiyemi dinlemedi. Tom asked Mary to be patient. Tom, Mary'den sabırlı olmasını istedi. Tom Mary'den sabırlı olmasını istedi. We will have an English test next Monday. Gelecek Pazartesi bir İngilizce sınavı olacağız. Pazartesi günü İngilizce sınavımız var. Hurry! The concert is starting! Acele et! Konser başlıyor! Acele et, konser başlıyor! Tom was injured when a large chunk of ice slid off the roof and hit him. Büyük bir buz yığını çatıdan kaydığında ve ona çarptığında Tom yaralandı. Tom, büyük bir buz parçası çatıdan kayarak ona çarptığında yaralandı. You asked Tom how he'd do that, didn't you? SenTom'a bunu nasıl yapacağını sordun, değil mi? Tom'a bunu nasıl yapacağını sormuştun, değil mi? Vladivostok is a city in Russia. Vladivostok, Rusya'da bir kenttir. Vladivostok, Rusya'da bir şehirdir. Your standards confuse me. Standartlarınız kafamı karıştırıyor. Standartların beni şaşırtıyor. Tom raised his right hand. Tom sağ elini kaldırdı. Tom sağ elini kaldırdı. You have to adapt to the circumstances. Duruma adapte olmalısın. Koşullara uyum sağlamak zorundasınız. Have you been poor? Sen fakir miydin? Fakir miydin? We used to call him Tom. Biz ona Tom derdik. Ona Tom derdik. Where is the newsstand? Gazete bayisi nerede? Gazete bayisi nerede? I take a walk at six in the morning. Sabah altıda yürüyüş yaparım. Sabah altıda yürüyüşe çıkıyorum. It's been a while since I've done something like this. Böyle bir şey yapmayalı epey oldu. Böyle bir şey yapmayalı uzun zaman oldu. I won't ask you to do that. Senden onu yapmanı istemeyeceğim. Bunu yapmanı istemeyeceğim. You are now old enough to support yourself. Sen şimdi kendini geçindirecek kadar yaşlısın. Artık kendini destekleyecek yaştasın. Tom is currently writing a book. Tom şu anda bir kitap yazıyor. Tom şu anda bir kitap yazıyor. I hear with my ears. Ben kulaklarımla duyuyorum. Kulaklarımla duyuyorum. You ought to tell Tom not to do that anymore. Tom'a artık onu yapmamasını söylemelisin. Tom'a artık bunu yapmamasını söylemelisin. I didn’t take you for such a selfless person. Böyle özverili biri olduğunu bilmiyordum. Seni böyle özverili bir insan olarak kabul etmedim. It's warmer. Hava daha sıcak. Daha sıcak. I love my grandma. Büyük annemi Seviyorum. Büyükannemi seviyorum. Show them your bruise. Onlara çürüğünü göster. Onlara morluklarını göster. I'll buy this. Bunu alacağım. Bunu alacağım. Chill out! Sakin ol! Sakin olun! We're undergrads. Lisans öğrencisiyiz. Biz öğrenciyiz. We need some toothpaste. Biraz diş macununa ihtiyacımız var. Diş macununa ihtiyacımız var. Would you do me a favour? Siz bana bir iyilik yapar mısınız? Bana bir iyilik yapar mısın? He forgave me. O beni affetti. Beni affetti. Sing us a song in French. Bize Fransızca bir şarkı söyle. Bize Fransızca bir şarkı söyle. Don't you want to see that happen again? Onun bir daha olmasını görmek istemiyor musun? Bunun tekrar olmasını istemiyor musun? Tom ended up in second place. Tom ikinci sırada tamamladı. Tom ikinci oldu. Tom wondered why Mary was so late. Tom Mary'nin niçin o kadar geç kaldığını merak etti. tom mary'nin neden bu kadar geç kaldığını merak etti. Spread the word. Kelimeyi yay. Haberi yay. The person to whom the letter was sent died three years ago. Mektubun gönderildiği kişi üç yıl önce öldü. Mektubun gönderildiği kişi üç yıl önce öldü. Tom vanished. Tom kayboldu. Tom ortadan kayboldu. We should've stayed till the end of the party. Partinin sonuna kadar kalmalıydık. Partinin sonuna kadar kalmalıydık. Do you have a gun in your house? Evinde bir silahın var mı? Evinizde silah var mı? That seems hard to believe. İnanmak zor görünüyor. İnanması zor görünüyor. It's unusual for Tom to be here so early. Tom'un bu kadar erken burada olması alışılmadık. Tom'un bu kadar erken gelmesi alışılmadık bir durum. Tom might not like it. Tom onu sevmeyebilir. Tom'un hoşuna gitmeyebilir. I like greengages. Papaz eriğini severim. Ben yeşillikleri severim. Why don't we try these? Neden bunları denemiyoruz? Neden bunları denemiyoruz? You're in Brazil. Brezilya'dasın. Brezilya'dasın. My mother won't let me have one. Annem bir tane almama izin vermeyecek. Annem bir tane almama izin vermiyor. If you invite him, he may come. Onu davet edersen gelebilir. Onu davet edersen, gelebilir. Do you know why I wanted to do that? Bunu neden yapmak istediğimi biliyor musun? Bunu neden yapmak istediğimi biliyor musun? You really have to control your jealousy. It's like a beast inside of you. Gerçekten kıskançlığını kontrol etmek zorundasın. O senin içindeki bir canavar gibidir. Kıskançlığını kontrol etmek zorundasın, sanki içindeki bir canavar gibi. I got here just before 2:30. Buraya saat 2.30'dan hemen önce geldim. Buraya 2:30'dan hemen önce geldim. Maybe I'll lose some weight. Belki biraz kilo veririm. Belki biraz kilo veririm. I have spoken with the Polish ambassador. Polonya büyük elçisi ile konuştum. Polonya Büyükelçisi ile görüştüm. Do you think Tom really wanted to do it that way? Sence Tom onu gerçekten o şekilde mi yapmak istiyordu? Tom'un gerçekten bu şekilde yapmak istediğini mi düşünüyorsun? I didn't feel like buying a car. Canım bir araba almak istemiyordu. Araba almak gibi bir niyetim yoktu. What are you giving Tom in return? Tom'a karşılık olarak ne veriyorsun? Karşılığında Tom'a ne vereceksin? He felt the rain on his face. O, yağmuru yüzünde hissetti. Yağmuru yüzünde hissetti. Tom landed face-first. Tom yeri öptü. Tom önce yüzüstü yere indi. Sami was still lying on the couch. Sami hâlâ kanepede yatıyordu. Sami hala kanepede yatıyordu. That's what I've been telling Tom. Tom'a söylediğim bu. Ben de Tom'a bunu söylüyordum. Seitan is the Satan of celiac patients. Seitan çölyak hastalarının şeytanıdır. Seitan çölyak hastalarının şeytanıdır. A lot still remains to be done. Hâlâ yapılacak çok şey var. Hala yapılacak çok şey var. Tom loves horse racing. Tom at yarışını sever. Tom at yarışlarına bayılır. Is it OK if I turn on the lights? Işıkları açarsam sorun olur mu? Işıkları açmamın bir sakıncası var mı? We were persistent. Biz kalıcıydık. Israr ediyorduk. Why didn't somebody stop Tom? Niçin birisi Tom'u durdurmadı? Neden biri Tom'u durdurmadı? We'll install spotlights. Sahne ışıkları kuracağız. Spot ışıkları yerleştireceğiz. Colors speak all languages. Renkler tüm dilleri konuşuyor. Renkler tüm dilleri konuşur. Tom was on the fence. Tom kuşkuluydu. Tom çitin üzerindeydi. This blue thing isn't yellow. Bu mavi şey sarı değil. Bu mavi şey sarı değil. I'd like to have a room with a nice view. Güzel manzaraya sahip bir oda isterim. Güzel manzaralı bir oda istiyorum. We're not cowards. Biz korkaklar değiliz. Biz korkak değiliz. Tom isn't able to understand French. Tom Fransızca anlayamıyor. Tom Fransızca'yı anlayamaz. They both agreed to sever all ties. Ortak bir kararla tüm bağlarını kopardılar. İkisi de tüm bağları koparmayı kabul etti. I leave the city in the summer. Yaz aylarında şehirden ayrılıyorum. Yazın şehri terk ediyorum. Let's sit near the front. Hadi öne yakın oturalım. Ön tarafa oturalım. We have every reason to be hopeful. Umutlu olmak için her nedenimiz var. Umutlu olmak için her türlü nedene sahibiz. The murderer was finally caught last night. Katil sonunda dün gece yakalandı. Katil nihayet dün gece yakalandı. Tom worked the clay into a vase. Tom kilden bir vazo çalışması yaptı. Tom kili bir vazoya çevirdi. I didn't ignore him. Ben onu gözardı etmedim. Onu görmezden gelmedim. Tom was screaming. Tom bağırıyordu. Tom bağırıyordu. The French like to eat frog legs. Fransızlar kurbağa bacakları yemeyi severler. Fransızlar kurbağa bacaklarını yemeyi severler. I have dishonored my family. Ailemin saygınlığına gölge düşürdüm. Ailemin onurunu lekeledim. I believe I know this feeling of relief. Sanırım bu rahatlama hissine inanıyorum. Sanırım bu rahatlama hissini biliyorum. If I were you, I'd go. Senin yerinde olsam giderdim. Yerinde olsam giderdim. I was going to go to Boston next week, but I've changed my mind. Ben gelecek hafta Boston'a gidecektim ama fikrimi değiştirdim. Haftaya Boston'a gidecektim ama fikrimi değiştirdim. He reluctantly did it. İsteksizce yaptı. Bunu gönülsüzce yaptı. That's a large house. Bu büyük bir ev. Büyük bir ev. This clock is accurate. Bu saat doğrudur. Bu saat doğru. Mary reached for her purse. Mary çantasına uzandı. Mary çantasına uzandı. The square of 5 is 25. 5'in karesi 25'tir. 5'in karesi 25'tir. Tom needs a map. Tom'un bir haritaya ihtiyacı var. Tom'un haritaya ihtiyacı var. She lives far away from me. Benden uzakta oturuyor. Benden çok uzakta yaşıyor. He lives all by himself in the country. Kırsalda tamamen yalnız başına yaşar. Ülkede tek başına yaşıyor. Why don't we meet there? Neden orada buluşmuyoruz? Neden orada buluşmuyoruz? I think that Tom bought the house he was looking at last week. Sanırım Tom geçen hafta baktığı evi almış. Sanırım Tom geçen hafta baktığı evi satın aldı. The garden is common to the two houses. Bahçe, iki eve aittir. Bahçe iki ev için de yaygındır. He has been made redundant. İşten çıkarıldı. Fazlalık haline getirildi. Has Tom lost his mind? Tom aklını mı oynattı? Tom aklını mı kaçırdı? Whenever he explains something, he can't stop. He rambles on. O ne zaman bir şey anlatırsa, duramaz. Saçmalar.. Ne zaman bir şeyi açıklasa, duramaz. Tom will come looking for me. Tom beni aramaya gelecek. Tom beni aramaya gelecek. Who did Tom collaborate with? Tom kimlerle işbirliği yaptı? Tom kiminle işbirliği yaptı? We've all said nice things about Tom. Biz hepimiz Tom hakkında güzel şeyler söyledik. Tom hakkında hepimiz güzel şeyler söyledik. That'll take some time. Bu biraz zaman alacak. Bu biraz zaman alır. You should have locked, or at least closed, all the doors. Bütün kapıları kilitlemeli, en azından kapatmalısın. Tüm kapıları kilitlemeliydin ya da en azından kapatmalıydın. Do you have brothers or sisters? Erkek ya da kız kardeşin var mı? Erkek ya da kız kardeşin var mı? Do I have to pay in advance? Peşin ödeme yapmak zorunda mıyım? Önceden ödeme yapmak zorunda mıyım? Bogdan Tanevich is retiring due to colon cancer. Bogdan Tanevich, kolon kanseri nedeniyle emekli oluyor. Bogdan Tanevich kolon kanseri nedeniyle emekli oluyor. Should I call a gravedigger or an ambulance? Cenaze hizmetlerini mi arayayım, yoksa 112'yi mi? Mezarcı mı çağırayım ambulans mı? Will you stay here for a while? Bir süre burada kalır mısın? Bir süre burada kalır mısın? Would you like a glass of tea? Bir bardak çay ister misiniz? Bir bardak çay ister misin? I think that was him. Sanırım o oydu. Sanırım oydu. Don't blink. Gözünüzü kırpmayın. Gözünü kırpma. Tom tried to pass Mary's shit tests using his amused mastery. Tom, Mary'nin çektiği sondaj ve yoklamaları işi gırgıra vurarak savuşturmaya çalıştı. Tom, Mary'nin boktan testlerini eğlenceli ustalığını kullanarak geçmeye çalıştı. Tom said his dog's name was Cookie. Tom köpeğinin adının Cookie olduğunu söyledi. Tom köpeğinin adının Cookie olduğunu söyledi. I think Tom already knows why Mary doesn't want to do that. Sanırım Tom, Mary'nin bunu neden yapmak istemediğini zaten biliyor. Tom Mary'nin bunu neden yapmak istemediğini zaten biliyor. Tom had an argument with his boss. Tom patronuyla bir tartışma yaşadı. Tom'un patronuyla bir tartışması vardı. The fog gradually began to lift. Sis yavaş yavaş kalkmaya başladı. Sis yavaş yavaş yükselmeye başladı. We hope the public will join us. Halkın bize katılacağını umuyoruz. Umalım da halk bize katılsın. Everyone's looking at you. Herkes sana bakıyor. Herkes sana bakıyor. You're famous now. Artık ünlüsün. Artık ünlüsün. Nobody talks about Tom. Hiç kimse Tom hakkında konuşmaz. Kimse Tom'dan bahsetmiyor. I noticed that one of the names on the list was yours. Listedeki isimlerden birinin seninki olduğunu fark ettim. Listedeki isimlerden birinin senin olduğunu fark ettim. Sami called for pizza. Sami pizza istedi. Sami pizza istedi. I was feeling blue. Canım sıkılıyordu. Kendimi mavi hissediyordum. Neither Tom nor Mary has done that yet. Ne Tom ne de Mary bunu henüz yapmadı. Ne Tom ne de Mary bunu henüz yapmadı. I was this close to giving up. Pes etmenin eşiğindeydim. Pes etmeye çok yaklaşmıştım. I was dazzled. Benim gözüm kamaştı. Gözlerim kamaşmıştı. Tom has already drunk all the milk. Tom zaten bütün sütü içti. Tom bütün sütü içti bile. I'm from Chile. Where are you from? Ben Şili'denim. Nerelisin? Ben Şililiyim, sen nerelisin? My watch says it's half two. Saatim iki buçuk olduğunu söylüyor. Saatim yarım iki olduğunu söylüyor. He has thick glasses. Kalın gözlükleri var. Kalın gözlükleri var. I'm not sure why Tom wanted me to do that. Tom'un neden bunu yapmamı istediğinden emin değilim. Tom'un bunu neden yapmamı istediğinden emin değilim. He's a student who I'm teaching English to this year. O, bu yıl İngilizce öğrettiğim bir öğrencidir. Bu yıl İngilizce öğrettiğim bir öğrenci. The students whose test grades were low had to come back after school for an extra lesson. Sınav notları düşük olan öğrenciler okuldan sonra ekstra ders almak için tekrar gelmek zorunda kaldılar. Sınav notları düşük olan öğrenciler ekstra bir ders için okuldan sonra geri gelmek zorunda kaldılar. Tom was born three days before Christmas of 2013. Tom 2013 Noelinden üç gün önce doğdu. Tom 2013 Noel'inden üç gün önce doğdu. May I take a message for him? Onun için bir ileti alabilir miyim? Onun için bir mesaj alabilir miyim? I don't like flip-flops at all. Parmak arası terlikleri hiç sevmem. Flip-flopları hiç sevmem. Do you miss Tom? Tom'u özlüyor musun? Tom'u özlüyor musun? Tom isn't a team player. Tom bir takım oyuncusu değil. Tom takım oyuncusu değil. Tom goes to church every Sunday. Tom her pazar kiliseye gider. Tom her pazar kiliseye gider. There was a surveillance team watching Dan. Dan'ı izleyen bir gözetim ekibi vardı. Dan'i izleyen bir gözetleme ekibi vardı. I sat in the front. Ben önde oturdum. Ön tarafta oturdum. I know you were born in Boston. Boston'da doğduğunu biliyorum. Boston'da doğduğunu biliyorum. Today is a cloudy day. Bugün bulutlu bir gün. Bugün bulutlu bir gün. Tom says he found it on the bench. Tom bunu bankta bulduğunu söylüyor. Tom onu bankta bulduğunu söylüyor. Why don't I understand English? Neden İngilizce anlamıyorum? Neden İngilizce anlamıyorum? I've gotten used to going to bed early. Erken yatmaya alıştım. Erken yatmaya alıştım. She is anxious to visit Europe. O, Avrupa'yı ziyaret etmek için isteklidir. Avrupa'yı ziyaret etmek için can atıyor. I don't think Tom knows Mary didn't do that. Tom'un Mary'in bunu yapmadığını bildiğini sanmıyorum. Tom'un Mary'nin bunu yapmadığını bildiğini sanmıyorum. Tom doesn't hunt anymore. Tom artık avcılık yapmıyor. Tom artık avlanmıyor. She's cleverer than him. O, ondan daha zeki. Ondan daha zeki. They are enjoying a healthy life in the country. Onlar ülkede sağlıklı bir yaşamın tadını çıkarıyor. Ülkede sağlıklı bir hayatın tadını çıkarıyorlar. I wish that we could've spent more time together. Keşke birlikte daha fazla zaman geçirebilseydik. Keşke birlikte daha fazla zaman geçirebilseydik. He is proficient in English. O, İngilizcede yeterlidir. İngilizce konusunda yetkindir. I'm not certain Tom is here. Tom'un burada olduğundan emin değilim. Tom'un burada olduğundan emin değilim. She told her son to wait a minute. Oğluna bir dakika beklemesini söyledi. Oğluna bir dakika beklemesini söyledi. I wonder why this is so expensive. Bu neden çok pahalı acaba? Bunun neden bu kadar pahalı olduğunu merak ediyorum. These kinds of mistakes happen a lot. Bu tip hatalar çok oluyor. Bu tür hatalar çok olur. Are your shoes new? Ayakkabılarınız yeni mi? Ayakkabıların yeni mi? I don't think we could survive on just my salary. Sadece benim maaşımla yaşamımızı sürdürebileceğimizi sanmıyorum. Sadece maaşımla hayatta kalabileceğimizi sanmıyorum. Tom said Mary is probably still eating now. Tom, Mary'nin muhtemelen hâlâ yemek yediğini söyledi. tom mary'nin hala yemek yediğini söyledi. Do we have to do this? Bunu yapmamız şart mı? Bunu yapmak zorunda mıyız? He likes quinoa. O, kinoayı seviyor. Quinoa sever. Have you found someone to replace Tom? Tom'un yerine geçecek birini buldun mu? Tom'un yerine birini buldun mu? I'm so tired of keeping secrets. Sırları saklamaktan çok bıktım. Sır saklamaktan çok yoruldum. I'm afraid she may have the mumps. Onun kabakulak olabileceğinden korkuyorum. Korkarım kabakulak onda olabilir. How far is the next farm? Bir sonraki çiftlik ne kadar uzakta? Bir sonraki çiftlik ne kadar uzakta? Please chop the chicken for the salad. Lütfen salata için tavuğu doğra. Lütfen salata için tavuğu doğrayın. Sami messaged Layla. Sami, Leyla'ya mesaj gönderdi. Sami Layla'ya mesaj attı. Help me open this window. Bu pencereyi açmama yardım et. Pencereyi açmama yardım et. This is only the beginning. Bu sadece başlangıç. Bu daha başlangıç. What's the best way to say this in French? Bunu Fransızca söylemek için en iyi yol nedir? Bunu Fransızca söylemenin en iyi yolu nedir? Tom is wearing a strange-looking hat today. Tom bugün tuhaf görünümlü bir şapka giyiyor. Tom bugün garip görünümlü bir şapka takıyor. Tom thinks we can take care of ourselves. Tom kendimize bakabileceğimizi düşünüyor. Tom kendi başının çaresine bakabileceğimizi düşünüyor. Tom knows what to expect. Tom ne bekleyeceğini biliyor. Tom ne bekleyeceğini biliyor. It seems that he's lying. O yalan söylüyor gibi görünüyor. Görünüşe göre yalan söylüyor. The sprinting champion is Jamaican. Kısa mesafe koşu şampiyonu Jamaikalı. Sprint şampiyonu Jamaikalıdır. I wonder whether or not Tom can help us. Tom'un bize yardım edebilip edemeyeceğini merak ediyorum. Tom'un bize yardım edip edemeyeceğini merak ediyorum. The food here is excellent. Buranın yemekleri enfes. Buradaki yemekler mükemmel. I don't want the same thing to happen to us. Aynı şeyin bize olmasını istemiyorum. Aynı şeyin bizim başımıza gelmesini istemiyorum. He is suffering from a bad cold. O kötü bir soğuk algınlığına yakalandı. Kötü bir soğuk algınlığından muzdarip. Tom doesn't need to come if he doesn't want to. Eğer istemiyorsa Tom'un gelmesine gerek yok. Tom istemiyorsa gelmek zorunda değil. Tom didn't even tell me. Tom bile bana söylemedi. Tom bana söylemedi bile. Dreams always come out differently. Hayaller her zaman farklı olarak ortaya çıkıyor. Rüyalar her zaman farklı ortaya çıkar. That would be incredible. Bu inanılmaz olurdu. Bu inanılmaz olurdu. How long do you have to stay in Boston? Boston'da ne kadar süre kalmak zorundasın? Boston'da ne kadar kalman gerekiyor? He focused his eyes on the ceiling. O, gözlerini tavana odakladı. Gözlerini tavana dikti. Oh, my God! Frankfurt is in Germany, not in the Middle East! Tanrım! Frankfurt Orta Doğu'da değil Almanya'da. Frankfurt Almanya'da, Orta Doğu'da değil! Why don't we take a rest? Neden dinlenmiyoruz? Neden biraz dinlenmiyoruz? Tom unzipped the zip file. Tom zip dosyasını açtı. Tom zip dosyasını açtı. Who broke this? Bunu kim kırdı? Kim kırdı bunu? Tom was wearing a blue shirt. Tom mavi bir gömlek giyiyordu. Tom mavi bir gömlek giyiyordu. The police have no suspects. Polisin hiçbir şüphelisi yok. Polisin şüphelisi yok. I brought you a little something. Sana küçük bir şey getirdim. Sana küçük bir şey getirdim. Mary, my love! Mary, aşkım! Mary, aşkım! Ageing is a disease that you must die of. Yaşlanma ölmek zorunda olduğunuz bir hastalıktır. Yaşlanma, ölmeniz gereken bir hastalıktır. Tom won't let me do that anymore. Tom artık bunu yapmama izin vermeyecek. Tom artık bunu yapmama izin vermiyor. You won't be at peace as long as Tom is alive. Tom sağken sana huzur yok. Tom hayatta olduğu sürece huzur içinde olmayacaksın. My father pointed out to me that I did not need to be a Jew to be a Zionist, for I am. Babam bana Siyonist olmak için Yahudi olmak zorunda olmadığımı söylerdi, ki ben de bu yüzden öyleyim. Babam, Siyonist olmak için Yahudi olmaya gerek olmadığını bana işaret etti, çünkü öyleyim. You can come to visit me, but only if you promise to behave well. Sen ancak iyi davranmaya söz verirsen, beni ziyaret etmek için gelebilirsin. Beni ziyarete gelebilirsin, ama sadece iyi davranacağına söz verirsen. Rumors of defeat were circulating. Yenilgi söylentileri dolaşıyordu. Yenilgi söylentileri dolaşıyordu. Tom is doing that, isn't he? Tom bunu yapıyor, değil mi? Tom bunu yapıyor, değil mi? Tom is the fastest swimmer on our team. Tom, takımımızdaki en hızlı yüzücüdür. Tom takımımızın en hızlı yüzücüsüdür. I'll ask around and see if anyone I know has a room you can rent. Tanıdığım birinin kiralayabileceğin bir yerinin olup olmadığını birilerine sorup anlayacağım. Etrafa sorarım ve tanıdığım birinin kiralayabileceği bir oda var mı diye bakarım. We should've done what Tom suggested. Tom'un önerdiğini yapmalıydık. Tom'un önerdiği şeyi yapmalıydık. That man looks familiar. O adam tanıdık geliyor. Bu adam tanıdık geliyor. Why don't we eat here? Neden burada yemiyoruz? Neden burada yemiyoruz? What's the real reason? Gerçek sebep nedir? Gerçek neden nedir? What do you take pride in? Neyle gurur duyuyorsun? Neyle gurur duyuyorsun? I had two copies of the book. Kitabın iki kopyasına sahiptim. Kitabın iki kopyası vardı. Why don't we visit Tom? Neden Tom'u ziyaret etmiyoruz? Neden Tom'u ziyaret etmiyoruz? To make matters worse, it began snowing. Daha da kötüsü, kar yağmaya başladı. Daha da kötüsü, kar yağmaya başladı. The big day has arrived. Büyük gün geldi. Büyük gün geldi. She quit her job. O işini bıraktı. İşini bıraktı. All of us were excited with the result of the experiment. Hepimiz deneyin sonuçlarıyla heyecanlandık. Deneyin sonucunda hepimiz heyecanlandık. Let me show you how to use it. Onu nasıl kullanacağını sana göstereyim. Sana nasıl kullanılacağını göstereyim. I have an itch right in the middle of my back and I can't reach it. Arrgghh! Şu anda sırtımın ortası kaşınıyor ve ben oraya ulaşamıyorum. Arrgghh! Sırtımın tam ortasında bir kaşıntı var ve ona ulaşamıyorum. I hope what I'm about to say doesn't offend anyone. Umarım birazdan diyeceklerim kimseyi rahatsız etmez. Umarım söyleyeceklerim kimseyi gücendirmez. Living without Jamal is unthinkable. Jamal olmadan yaşamak düşünülemez. Jamal olmadan yaşamak düşünülemez. Tom is not coming. Tom gelmiyor. Tom gelmiyor. The music faded away. Müzik yavaş yavaş yok oldu. Müzik kayboldu. Tom did much better on this week's test. Tom bu haftanın testinde çok daha iyi yaptı. Tom bu haftaki testte çok daha iyisini yaptı. Can you hear Tom? Tom'u duyabiliyor musun? Tom'u duyabiliyor musun? Maybe I could use some help after all. Bütün bu olanlardan sonra belki biraz yardım alabilirim. Belki her şeye rağmen biraz yardıma ihtiyacım olabilir. Become aware of your thoughts. Düşüncelerinin farkına var. Düşüncelerinizin farkına varın. We can't hear Tom. Tom'u duyamıyoruz. Tom'u duyamıyoruz. Why do you want to do that so much? Neden bunu o kadar çok yapmak istiyorsun? Bunu neden bu kadar çok istiyorsun? Where's my order? Siparişim nerede? Siparişim nerede? You saved my ass. Götümü kurtardın. Kıçımı kurtardın. I don't blame Yanni one bit. Yanni'yi hiç suçlamıyorum. Yanni'yi hiç suçlamıyorum. Tom is really angry. Tom gerçekten kızgın. Tom gerçekten çok kızgın. First, there's something I'd like to show you. Önce, sana göstermek istediğim bir şey var. Öncelikle size göstermek istediğim bir şey var. We're not interpreters. Biz yorumlayıcı değiliz. Biz tercüman değiliz. Tom went to the river to get a bucket of water. Tom bir kova su almak için nehre gitti. Tom bir kova su almak için nehre gitti. Tom wasn't responsible for what happened. Tom olanlardan sorumlu değildi. Olanlardan Tom sorumlu değildi. Tom saw Mary trying to escape. Tom'u Mary'yi kaçırmaya çalışırken gördüm. tom mary'nin kaçmaya çalıştığını gördü. I'm not used to treatment like that. Böyle tedaviye alışkın değilim. Böyle bir tedaviye alışık değilim. Tom wasn't at work. Tom iş yerinde değildi. Tom işte değildi. I asked him where I could park my car. Ona, arabamı nereye park edebileceğimi sordum. Arabamı nereye park edebileceğimi sordum. Tom did a wheelie. Tom tek teker yaptı. Tom bir tekerlekli sandalye yaptı. Tom won't change his opinion. Tom görüşünü değiştirmeyecek. Tom fikrini değiştirmez. Reading opens up windows. Okumak kafa açıyor. Okumak pencereleri açar. Hello Mr Magpie! How's your wife? Merhaba Bay Magpie! Eşiniz nasıl? Merhaba Bay Magpie, karınız nasıl? Content is king. İçerik her şeydir. İçerik kraldır. I've been crying. Ağlıyordum. Ben de ağlıyordum. Where do Mary and Tom live? Mary ve Tom nerede yaşıyor? Mary ve Tom nerede yaşıyor? How long have you been traveling? Ne kadar zamandır seyahat ediyorsun? Ne zamandır seyahat ediyorsunuz? I'll talk to her tomorrow. Yarın onunla konuşacağım. Yarın onunla konuşurum. A week is made up of a hundred and sixty-eight hours. Bir haftada yüz altmış sekiz saat vardır. Bir hafta yüz altmış sekiz saatten oluşur. Tom came up for a gasp of air. Tom soluk almak için yukarı çıktı. Tom biraz hava almak için geldi. If I gave you three hundred dollars, what would you spend it on? Eğer sana üç yüz dolar verirsem, ne üzerine harcarsın? Sana üç yüz dolar versem, neye harcardın? Tom wondered where Mary wanted to live. Tom, Mary'nin nerede yaşamak istediğini merak etti. tom mary'nin nerede yaşamak istediğini merak etti. People tend to raise their voices when they get excited. İnsanlar heyecanlandıklarında seslerini yükseltmeye eğilimlidirler. İnsanlar heyecanlandıklarında seslerini yükseltme eğilimindedirler. Find out what happened to Tom. Tom'un başına ne geldiğini öğren. Tom'a ne olduğunu öğren. Tom cried as he read Mary's letter. Tom Mary'nin mektubunu okurken ağladı. tom mary'nin mektubunu okurken ağladı. What day was she born? Doğduğunda günlerden neydi? Hangi gün doğdu? Some say it is so; others differ. Bazıları öyle söylüyor, bazıları başka türlü. Bazıları öyle diyor, diğerleri farklı. I hope that you'll put this to good use. Umarım bunu en iyi şekilde değerlendirirsin. Umarım bunu iyi bir şekilde kullanırsın. Do you know how to play softball? Softbol nasıl oynanır biliyor musun? Softball oynamayı biliyor musun? You should let Tom do what he wants. Tom'un istediğini yapmasına izin vermelisin. Tom'un istediğini yapmasına izin vermelisin. I can't take jokes anymore. Artık şaka kaldıramıyorum. Artık şakalara katlanamıyorum. He'll confess, sooner or later. Er ya da geç itiraf edecek. Er ya da geç itiraf edecek. I taught Mary how to make bread. Mary'ye nasıl ekmek yapacağını öğrettim. Mary'ye ekmek yapmayı öğrettim. We have two dogs, one white and one black. İki köpeğimiz var, biri beyaz biri siyah. Biri beyaz, biri siyah olmak üzere iki köpeğimiz var. Tom had a clear conscience. Tom'un temiz bir vicdanı var. Tom'un temiz bir vicdanı vardı. Have you ever been diagnosed with a heart condition? Hiç kalp rahatsızlığı tanısı aldınız mı? Hiç kalp rahatsızlığı teşhisi kondu mu? Were you always this strange? Siz her zaman bu kadar garip miydiniz? Hep bu kadar garip miydin? The general decided to launch an offensive against the enemy camp. General düşman kampına karşı bir saldırı başlatmaya karar verdi. General düşman kampına karşı bir taarruz başlatmaya karar verdi. Jean and Kate are twins. Jean ve Kate ikizler. Jean ve Kate ikizdir. We're proud. Gururluyuz. Gurur duyuyoruz. Tom has made a fatal mistake. Tom ölümcül bir hata yaptı. Tom ölümcül bir hata yaptı. Are you responsible for all of this? Bunun hepsi için sen mi sorumlusun? Bütün bunlardan sen mi sorumlusun? Tom went shopping with Mary. Tom Mary ile alışverişe gitti. tom mary ile alışverişe gitti. I can't even drink water. Su bile içemiyorum. Su bile içemiyorum. Figs are mentioned in the Quran and the Bible. İncir Kur'an ve İncil'de geçiyor. Kur'an'da ve İncil'de incillerden bahsedilir. Tom got on his motorcycle and drove off. Tom motosikletine bindi ve uzaklaştı. Tom motosikletine bindi ve gitti. I do not want to eat. Yemek yemek istemiyorum. Ben yemek istemiyorum. Fadil needed the affection of a father. Fadıl'ın bir babanın şefkatine ihtiyacı vardı. Fadil'in bir babanın sevgisine ihtiyacı vardı. Our car is over there. Aracımız orada. Arabamız şu tarafta. I can help you do that if you want me to. İstersen bunu yapmana yardım edebilirim. İstersen bunu yapmana yardım edebilirim. I hope I didn't hurt Tom. Umarım Tom'u incitmedim. Umarım Tom'a zarar vermemişimdir. I've never seen a fat vegan. Hiç şişman bir vegan görmedim. Hiç şişman bir vegan görmedim. This is a doorbell. Bu bir kapı zilidir. Bu bir kapı zili. Girls love Tom. Kızlar Tom'a hasta. Kızlar Tom'u sever. Books are to the mind what food is to the body. Vücut için gıda neyse; zihin için de kitap odur. Kitaplar, beden için yiyeceğin ne olduğu konusunda zihindedir. Tom is a great person. Tom harika bir kişi. Tom harika bir insan. What a strange thought! Ne tuhaf bir düşünce! Ne garip bir düşünce! Go and apologize to her. Git ve ona özür dile. Git ve ondan özür dile. How long does it take you to get to school? Okula gitmen ne kadar sürer? Okula gitmen ne kadar sürer? A lightyear is the distance that light travels in one year. Işık yılı, ışığın bir yılda gittiği mesafedir. Işık yılı, ışığın bir yılda kat ettiği mesafedir. I tried to forget. Unutmaya çalıştım. Unutmaya çalıştım. Sami is perturbed about that. Sam o konuda tedirgindir. Sami bu konuda endişeli. I wanted to live alone, not in a retirement home. Tek başıma yaşamak istiyordum, bir huzurevinde değil. Yalnız yaşamak istedim, emeklilik evinde değil. Perhaps I've met Tom before. Belki de daha önce Tom ile tanıştık. Belki de Tom'la daha önce tanışmışımdır. Did anyone tell Tom what time he was supposed to be here? Birisi Tom'a ne zaman burada olması gerektiğini söyledi mi? Tom'a saat kaçta burada olması gerektiğini söyleyen oldu mu? Let me tell you a little about my school. Size biraz okulumdan bahsedeyim. Size okulumdan biraz bahsedeyim. Everyone praises the boy. Herkes çocuğu övüyor. Herkes çocuğu övüyor. How much time is enough? Ne kadar zaman yeterli? Ne kadar zaman yeterli? Which woman's son is sick? Hangi kadının oğlu hasta? Hangi kadının oğlu hasta? People don't want the truth. İnsanlar gerçeği istemiyor. İnsanlar gerçeği istemez. Tom spent the whole weekend partying. Tom tüm hafta sonunu parti yaparak geçirdi. Tom bütün hafta sonunu parti yaparak geçirdi. Both of those options stink. Bu şeçeneklerin ikisi de pis kokuyor. Bu iki seçenek de berbat. We're delighted with the way things turned out. Olayların bu hâle gelmesinden memnunuz. İşlerin bu hale gelmesinden çok memnunuz. We kind of like what we've done. Biz yaptığımızdan biraz hoşlanıyoruz. Yaptığımız şeyi sevdik sayılır. I called her about thirty times. Onu yaklaşık otuz kez aradım. Onu yaklaşık otuz kez aradım. Tom especially likes going to Italian restaurants. Tom özellikle İtalyan restoranına gitmeyi sever. Tom özellikle İtalyan restoranlarına gitmeyi sever. I was thinking about asking her out. Ona çıkma teklif etmeyi düşünüyordum. Ona çıkma teklif etmeyi düşünüyordum. I wish Tom had done it. Keşke onu Tom yapsaydı. Keşke Tom yapsaydı. I'll let you go. Gitmene izin vereceğim. Gitmene izin vereceğim. The author wrote some beautiful poems in the beginning of his book. Yazar, kitabının başında bazı güzel şiirler yazdı. Yazar, kitabının başında çok güzel şiirler yazdı. The problem is that everyone is too scared to talk to Tom. Sorun şu ki herkes Tom ile konuşmaktan çok korkuyor. Sorun şu ki, herkes Tom'la konuşmaktan çok korkuyor. I have a wooden comb that I bought in Brazil. Brezilya'dan aldığım tahta bir tarağım var. Brezilya'da satın aldığım tahta bir tarağım var. He isn't working for me anymore. O artık benim için çalışmıyor. Artık benim için çalışmıyor. You need to be there by 2:30. Saat 2.30'a kadar orada olmanız gerekiyor. Saat 2:30'da orada olman gerekiyor. Here are the results. İşte sonuçlar. İşte sonuçlar. Old friends contacted me. Eski arkadaşlar benimle bağlantıya geçtiler. Eski arkadaşlar benimle iletişime geçti. She remembers her long journey. O, uzun yolculuğunu hatırlar. Uzun yolculuğunu hatırlar. Look, Tom, can I borrow some money? Bak, Tom, biraz ödünç para alabilir miyim? Bak Tom, biraz borç alabilir miyim? How many beds are there in the house? Evde kaç tane yatak var? Evde kaç yatak var? Tell him everything is fine. Ona her şeyin iyi olduğunu söyle. Ona her şeyin yolunda olduğunu söyle. I participated in the celebration. Kutlamaya katıldım. Kutlamaya katıldım. The substance must be treated with acid. Bu madde, asite maruz kalmış olmalı. Madde asit ile tedavi edilmelidir. This isn't something that happens very often. Bu çok sık olmayan bir şey. Bu çok sık olan bir şey değil. Are you sure you don't use machine translations? Makine çevirileri kullanmadığına emin misin? Makine çevirilerini kullanmadığına emin misin? Please tell me about your town in your next letter. Lütfen bir sonraki mektubunda bana kentinden söz et. Lütfen bir sonraki mektubunda bana kasabanı anlat. He commanded me to leave the bedroom immediately. Yatak odasını hemen terk etmemi emretti. Hemen yatak odasından çıkmamı emretti. Do you know Chinese? Çince biliyor musun? Çince biliyor musun? I want to save them if I can. Yapabilirsem onları kurtarmak istiyorum. Elimden geldiğince onları kurtarmak istiyorum. I don't see any reason for doing this. Bunu yapmak için herhangi bir neden görmüyorum. Bunu yapmak için bir sebep göremiyorum. I'm planning to move back to Boston next year. Gelecek yıl Boston'a geri taşınmayı planlıyorum. Gelecek yıl Boston'a taşınmayı planlıyorum. Tom is bothering me. Tom beni rahatız ediyor. Tom beni rahatsız ediyor. Tom suggested that we change the schedule. Tom çizelgeyi değiştirmemizi önerdi. Tom programı değiştirmemizi önerdi. Sami was taking cocaine. Sami kokain alıyordu. Sami kokain alıyordu. The dog was burnt to death. Köpek yakılarak öldürüldü. Köpek yanarak öldü. Why is everybody smiling? Neden herkes gülümsüyor? Neden herkes gülümsüyor? Jealously can destroy people's lives. Kıskançlık insanın hayatını mahvedebilir. Kıskançlık insanların hayatını mahvedebilir. Show me how good you are. Ne kadar iyi olduğunu bana göster. Ne kadar iyi olduğunu göster. Do you have any lamb ribs? Sizde kuzu kaburga var mı? Kuzu kaburgan var mı? Tom is dependent on his parents. Tom anne-babasına muhtaç. Tom ebeveynlerine bağımlıdır. I know that you still love me. Beni hâlâ sevdiğini biliyorum. Beni hala sevdiğini biliyorum. Dan and Linda seemed perfect together. Dan ve Linda birlikte mükemmel görünüyordu. Dan ve Linda birlikte mükemmel görünüyorlardı. I was not aware of his absence from the meeting. Toplantıda onun yokluğunun farkında değildim. Toplantıdan sonra onun yokluğundan haberim yoktu. What's going on with you? Sana neler oluyor? Neyin var senin? I'm sorry for not having answered earlier. Daha önceden cevap vermediğim için özür dilerim. Daha önce cevap vermediğim için özür dilerim. Truth is subjective. Gerçek subjektiftir. Gerçek subjektiftir. The old man stroked his beard thoughtfully. Yaşlı adam nazik bir şekilde sakalını sıvazladı. Yaşlı adam sakalını düşünceli bir şekilde okşadı. Tom should ask Mary to do that. Tom Mary'den onu yapmasını istemelidir. Tom Mary'den bunu yapmasını istemeli. Have you ever been wounded by a bullet? Hiç kurşun yarası aldınız mı? Hiç kurşunla yaralandın mı? Tom doesn't have a website. Tom'un bir web sitesi yok. Tom'un bir web sitesi yok. When I last saw Tom he was just a babe in arms. Tom'u son gördüğümde daha el kadar bebekti. Tom'u son gördüğümde sadece kolları bağlı bir bebekti. The decision was easy to make. Karar vermek kolaydı. Karar vermek kolaydı. The probe is ready to be launched into space. Sonda uzaya gönderilmeye hazır. Sonda uzaya fırlatılmaya hazır. Tom is driving to the hospital. Tom araçla hastaneye gidiyor. Tom hastaneye gidiyor. Anything goes here. Oraya bir şey gidiyor. Burada her şey olur. We're the last ones to arrive. Biz gelen son kişileriz. Son gelenler biziz. Was Tom the one who told you about this? Tom sana bundan bahseden kişi miydi? Bunu sana söyleyen Tom muydu? I'm prepared to wait. Beklemek için hazırım. Beklemeye hazırım. Tom asked me if I loved him. Tom bana onu sevip sevmediğimi sordu. Tom onu sevip sevmediğimi sordu. Don't repeat what I've told you. Sana söylediğimi tekrarlama. Sana söylediklerimi tekrar etme. He had cut down on sweets. O, şekerlemeyi azalttı. Şekerleri kesmişti. You've been so understanding. Sen çok anlayışlıydın. Çok anlayışlı davrandın. Tom couldn't get the book he wanted. Tom istediği kitabı alamadı. Tom istediği kitabı alamadı. Tom is a lot more creative than I am. Tom benden daha yaratıcı. Tom benden çok daha yaratıcı. I just got some bad news. Az önce kötü bir haber aldım. Kötü haberlerim var. This software is not useful; delete it. Bu yazılım kullanışlı değil; silin. Bu yazılım yararlı değildir; sil. Come at any time you like. Lütfen ne zaman istersen gel. İstediğin zaman gelebilirsin. The shoes are worn out. Ayakkabılar eskimiş. Ayakkabılar yıpranmış. I'm not arguing with you. Seninle tartışmıyorum. Seninle tartışmıyorum. Tom admitted he'd taken bribes. Tom rüşvet aldığını itiraf etti. Tom rüşvet aldığını itiraf etti. Do you want Tom to wait? Tom'un beklemesini mi istiyorsun? Tom'un beklemesini ister misin? Weren't you supposed to go shopping with Tom? Tom ile alışverişe gitmen gerekmiyor muydu? Tom'la alışverişe gitmen gerekmiyor muydu? Tom is a grandfather now. Tom artık bir büyükbaba. Tom artık bir dede. The murderer will soon confess his crime. Katil yakında suçunu itiraf edecek. Katil yakında suçunu itiraf edecek. The coffee has got to be as hot as a girl's kiss on the first date, as sweet as those nights in her arms, and as dark as the curse of her mother when she finds out. Kahve bir kızın ilk buluşmasındaki öpücük kadar sıcak, o gece kızın kucağı kadar yumuşak ve annesinin kızı bulduğu zaman ettiği küfürler kadar siyah olmalıdır. Kahve, ilk buluşmada bir kızın öpücüğü kadar sıcak, kollarındaki geceler kadar tatlı ve öğrendiğinde annesinin laneti kadar karanlık olmalı. We washed our car yesterday. Dün arabamızı yıkadık. Dün arabamızı yıkadık. Traveling by ship gives us great pleasure. Gemi ile seyahat etmek bize büyük zevk veriyor. Gemiyle seyahat etmek bize büyük bir zevk veriyor. Tom will want to know where you hid the money. Tom parayı nereye sakladığını bilmek isteyecek. Tom parayı nereye sakladığını bilmek isteyecektir. She calls me often. O beni sık sık arar. Beni sık sık arar. That was very enlightening. O çok aydınlatıcıydı. Bu çok aydınlatıcıydı. If you want something you've never had, then you've got to do something you've never done. Eğer hiç yapmadığın bir şeyi istiyorsan, öyleyse hiç yapmadığın bir şeyi yapmak zorundasın. Eğer hiç sahip olmadığın bir şeyi istiyorsan, o zaman hiç yapmadığın bir şeyi yapmalısın. She mistook me for Mr. Tamori. O, beni Bay Tamori ile karıştırdı. Beni Bay Tamori ile karıştırdı. I'm a cheerful and nice guy. Ben neşeli ve yakışıklı bir adamım. Ben neşeli ve iyi bir adamım. Do not try to catch me! Beni yakalamaya çalışmayın! Beni yakalamaya çalışma! It's a once in a lifetime opportunity. Böyle fırsat insanın ayağına 100 yılda bir gelir. Hayat boyu bir defalık bir fırsat. Tom said that he quit his job. Tom işini bıraktığını söyledi. Tom işini bıraktığını söyledi. Tom told me Mary was his girlfriend. Tom bana Mary'nin onun kız arkadaşı olduğunu söyledi. Tom Mary'nin kız arkadaşı olduğunu söyledi. I didn't mean to spook you. Seni korkutmak istemedim. Seni korkutmak istememiştim. I'm trying to protect Tom. Tom'u korumaya çalışıyorum. Tom'u korumaya çalışıyorum. If you want, you can eat all of the Turkish delights. I don't want any. İstersen tüm Türk lokumlarını yiyebilirsin. Ben istemiyorum. İstersen bütün Türk lezzetlerini yiyebilirsin, ben istemiyorum. I didn't know that Tom wasn't at home. Tom'un evde olmadığını bilmiyordum. Tom'un evde olmadığını bilmiyordum. This is where I spend a lot of my time. Çokça zamanımı geçirdiğim yer burası. Burası zamanımın çoğunu geçirdiğim yer. To live is to fight. Yaşamak mücadele etmektir. Yaşamak savaşmaktır. There is no factory in this village. Bu köyde hiç fabrika yok. Bu köyde fabrika yok. The flood caused a crisis for their community. Sel toplulukları için bir krize neden oldu. Sel, toplumları için bir krize neden oldu. Tom wanted to try it. Tom bunu denemek istiyordu. Tom denemek istedi. The mass production has started. Seri üretime geçildi. Seri üretim başladı. Tom budgeted three hundred dollars for the party. Tom parti için üç yüz dolarlık bütçe ayırdı. Tom parti için üç yüz dolar bütçe biçti. How come you didn't come? Niçin gelmedin? Nasıl oldu da gelmedin? We had a lot to drink. İçecek çok şeyimiz vardı. Çok içtik. I didn't know why Tom refused to do that. Tom neden bunu yapmayı reddettiğini bilmiyordum. Tom'un bunu neden reddettiğini bilmiyordum. Tom seems to be disorganized. Tom dağınık gibi görünüyor. Tom dağınık görünüyor. Everybody loves Tom very much. Tom'u herkes çok sever. Herkes Tom'u çok seviyor. Can I take your photograph? Fotoğrafını çekebilir miyim? Fotoğrafını çekebilir miyim? You don't listen to me. Beni dinlemiyorsun. Beni dinlemiyorsun. I'm from Arbil. Erbilliyim. Ben Arbil'liyim. I ran into the house. Eve ulaştım. Eve koştum. Tom whipped out his phone. Tom birden telefonunu çıkardı. Tom telefonunu kırbaçladı. We're FBI agents. Bizler FBI ajanıyız. Biz FBI ajanıyız. I've missed them. Onları özledim. Onları özledim. He had left his country one year before. O bir yıl önce ülkesini terk etmişti. Bir yıl önce ülkesini terk etmişti. He's way off. Çok yanlış yolda. Çok uzakta. Can I see them now? Şimdi onları görebilir miyim? Şimdi görebilir miyim? It's a pleasure to be able to help you. Size yardımcı olabilmek bir zevk. Size yardımcı olmak büyük bir zevk. He doesn't give her any support. Ona herhangi bir destek vermiyor. Ona hiç destek vermiyor. Tom jumped off the train. Tom trenden atladı. Tom trenden atladı. I hope that nobody comes. İnşallah kimse gelmez. Umarım kimse gelmez. There are three people waiting for you in the lobby. Lobide seni bekleyen üç kişi var. Lobide seni bekleyen üç kişi var. The stranger came toward me. Yabancı bana doğru geldi. Yabancı bana doğru geldi. Gas is an important natural resource. Gaz önemli bir doğal kaynaktır. Gaz önemli bir doğal kaynaktır. You were opening the door. Kapıyı açıyordunuz. Kapıyı açıyordun. I advised Tom to eat more vegetables. Tom'a daha fazla sebze yemesini önerdim. Tom'a daha fazla sebze yemesini tavsiye ettim. Tom ate in his car. Tom yemeği arabasında yedi. Tom arabasında yemek yedi. Are you her friend? Onun arkadaşı mısın? Sen onun arkadaşı mısın? Let them decide. Onların karar vermesine izin ver. Bırak onlar karar versin. It's almost rush hour. Neredeyse yoğun saatler. Neredeyse acele saati geldi. Were my letters sent? Mektuplarım gönderildi mi? Mektuplarım gönderildi mi? Who else is coming with us? Bizimle gelen başka kim var? Başka kim bizimle geliyor? Excuse me, where's the bathroom? Affedersiniz, tuvalet nerede? Affedersiniz, tuvalet nerede? Whose house is that? O kimin evi? Bu kimin evi? This is the first time I've ever coughed this much. Şimdiye kadar ilk defa bu kadar çok öksürdüm. İlk defa bu kadar öksürüyorum. Tom has a popcorn machine. Tom'un mısır patlatma makinesi var. Tom'un patlamış mısır makinesi var. I promise I won't be late. Ben geç kalmayacağıma söz veriyorum. Söz veriyorum geç kalmayacağım. Why do you want to work for us? Neden bizim için çalışmak istiyorsun? Neden bizim için çalışmak istiyorsun? It is time to shut the gate. Kapıyı kapatma zamanı geldi. Kapıyı kapatmanın zamanı geldi. I feel I'm a good person. İyi bir insan olduğumu hissediyorum. İyi bir insan olduğumu hissediyorum. Will you wake me at seven? Beni yedide uyandırır mısın? Saat yedide beni uyandırır mısın? How many clocks did you have? Kaç tane saatin vardı? Kaç saatin vardı? Get the paramedics! Sağlık görevlilerine ulaş! Sağlık görevlilerini çağırın! Tomorrow is Sunday. Yarın pazar. Yarın pazar. There are sentences which everybody knows. Herkesin bildiği cümleler var. Herkesin bildiği cümleler vardır. There is an old man sitting on a bench. Bir bankta oturan yaşlı bir adam var. Bir bankta oturan yaşlı bir adam var. Your mother must have been very disappointed. Annen çok hayal kırıklığına uğramış olmalı. Annen çok hayal kırıklığına uğramış olmalı. I'm sorry. I'm partly responsible for it. Üzgünüm. Ben bunun için kısmen sorumluyum. Özür dilerim, kısmen ben sorumluyum. He loves chili. O, kırmızı biberi seviyor. Chili'yi çok sever. He has guts. Onun cesareti vardır. Cesareti var. That's a basketball. Bu bir basketbol topu. Bu bir basketbol. The elevator doors opened slowly. Asansör kapıları yavaşça açıldı. Asansör kapıları yavaş yavaş açıldı. I'd rather visit Australia. Avustralya’yı ziyaret etmeyi tercih ederim. Avustralya'yı ziyaret etmeyi tercih ederim. Tom didn't seem to be disgusted. Tom bıkkın gibi görünmüyordu. Tom iğrenmiş görünmüyordu. This time you'll fail. Bu sefer başaramayacaksın. Bu sefer başarısız olacaksın. What makes Tom's so awesome? Tom'u bu kadar müthiş yapan ne? Tom'u bu kadar harika yapan nedir? Tom is such a moaner. Tom çok ağlak biri. Tom tam bir inlemeci. Yanni's house is full of trash and smells of mold. Yanni'nin evi çöp dolu ve küf kokuyor. Yanni'nin evi çöp ve küf kokuyor. Oh, I forgot to buy milk. Ah, süt satın almayı unutmuşum. Oh, süt almayı unuttum. I only have one picture of great-grandmother. Ben sadece büyük büyükannemin sadece bir resmine sahibim. Büyük-büyükannemin tek bir resmi var. Don't talk to your parents like that. Anne-babanla o şekilde konuşma. Ailenle böyle konuşma. Who'd want to kill Tom? Tom'u kim öldürmek ister? Tom'u kim öldürmek ister ki? The bird fell and died. Kuş düştü ve öldü. Kuş düştü ve öldü. You'd be perfect for this job. Bu iş için mükemmel olurdun. Bu iş için mükemmel olurdun. Tom won't do anything crazy. Tom aptalca bir şey yapmayacak. Tom çılgınca bir şey yapmaz. Tom may not be able to win. Tom kazanamayabilir. Tom kazanamayabilir. Tom's feet stink. Tom'un ayakları pis kokuyor. Tom'un ayakları kokuyor. I expect that Tom will eat before he comes. Gelmeden önce Tom'un yemek yiyeceğini umuyorum. Tom'un gelmeden önce yemek yemesini bekliyorum. Tom overheard Mary telling John about what had happened. Tom, Mary'nin olanları John'a anlatmasına kulak misafiri oldu. Tom, Mary'nin John'a olanları anlattığına kulak misafiri oldu. Tom seems lucky. Tom şanslı görünüyor. Tom şanslı görünüyor. Let's try to make her laugh. Onu güldürmeye çalışalım. Onu güldürmeye çalışalım. I know Tom will be missed. Tom'un özleneceğini biliyorum. Tom'un özleneceğini biliyorum. How about having a barbecue party next Sunday? Gelecek pazar barbekü partisi vermeye ne dersin? Gelecek pazar barbekü partisine ne dersin? I don't think it's strange at all. Onun tuhaf olduğunu hiç de düşünmüyorum. Bence hiç de garip değil. Tom chose the restaurant where we ate lunch. Tom öğle yemeği yediğimiz restoranı seçti. Tom öğle yemeği yediğimiz restoranı seçti. Tom isn't doing anything today. Tom bugün bir şey yapmıyor. Tom bugün bir şey yapmıyor. I don't think Tom and Mary are like that. Tom ve Mary'nin öyle olduğunu sanmıyorum. Tom ve Mary'nin böyle olduğunu sanmıyorum. Are you breastfeeding your child? Çocuğunuzu emziriyor musunuz? Çocuğunuzu emziriyor musunuz? You need to walk more. Daha fazla yürümen gerek. Daha fazla yürümen gerek. I'll tell you if you promise me that you won't get mad. Kızmayacağına söz verirsen söylerim. Bana kızmayacağına söz verirsen söylerim. Would you tell me why you want to do that? Neden onu yapmak istediğini bana söyler misin? Bunu neden yapmak istediğini söyler misin? Will you lend me your knife? Bana bıçağınızı ödünç verir misiniz? Bıçağını ödünç verir misin? Is your stomach pain dull, sharp, cramping, or something else? Karnındaki ağrı künt bir ağrı mı, bıçak saplanır gibi mi, yoksa kramp şeklinde ya da başka türlü bir ağrı mı? Mide ağrın donuk mu, keskin mi, kramp mı, yoksa başka bir şey mi? Tom isn't the captain of the basketball team. Tom basketbol takımının kaptanı değil. Tom basketbol takımının kaptanı değil. Mary was rescued by a handsome firefighter. Mary yakışıklı bir itfaiyecil tarafından kurtarıldı. Mary yakışıklı bir itfaiyeci tarafından kurtarıldı. I wasn't that hungry. Karnım o kadar acıkmamıştı. O kadar aç değildim. We did the things good. İyi şeyler yaptık. İyi şeyler yaptık. We've not done well. Biz iyi yapmadık. İyi bir şey yapmadık. Tom is listening to the news on the radio. Tom radyoda haber dinliyor. Tom radyodan haberleri dinliyor. I think I've made the wrong choice. Sanırım yanlış seçim yaptım. Sanırım yanlış bir seçim yaptım. The police found Tom's fingerprints on the doorknob. Polis, Tom'un parmak izlerini kapı kolunun üzerinde buldu. Polis Tom'un parmak izlerini kapı kolunda buldu. What's up with them? Onların neyi var? Bunların nesi var? Tom is very big. Tom çok iri yarı biri. Tom çok büyük. There's a convenience store diagonally across the street. Caddenin çaprazlama karşısında bir mahalle bakkalı var. Caddenin karşısında çapraz olarak bir market var. How old is the lead singer? Solist kaç yaşında? Baş şarkıcı kaç yaşında? He was snoring loudly. Yüksek sesle horluyordu. Yüksek sesle horluyordu. I immediately knew something was wrong. Bir şeylerin yolunda gitmediğini hemen anlamıştım. Bir şeylerin ters gittiğini hemen anladım. Tom is a friendly kid. Tom samimi bir çocuk. Tom arkadaş canlısı bir çocuk. It was a strange feeling. O garip bir duyguydu. Garip bir duyguydu. He's on his last legs. Onun ölümü yakındır. Son ayaklarında. I want to know where you've been. Nerede olduğunu bilmek istiyorum. Nerede olduğunu bilmek istiyorum. It didn't get as cold last night as I expected. Dün gece beklediğim kadar soğuk olmadı. Dün gece beklediğim kadar soğumadı. We don't want it anymore. Biz artık bunu istemiyoruz. Artık onu istemiyoruz. Here are the rules. Kurallar şöyle. İşte kurallar. I have already cleaned my room. Çoktan odamı temizledim. Odamı çoktan temizledim. Tom doesn't have anything to do. Tom'un yapacak bir şeyi yok. Tom'un yapacak bir şeyi yok. What do you intend to do? Ne yapmaya niyet ediyorsun? Ne yapmayı düşünüyorsun? The birds don't seem scared of the plastic owl. Kuşlar plastik baykuştan korkmuş görünmüyor. Kuşlar plastik baykuştan korkmaz. Sami met Layla through his sister. Sami, Leyla ile Leyla'nın kız kardeşi aracılığıyla tanıştı. Sami, Layla ile kız kardeşi aracılığıyla tanıştı. I'm not as talkative as you. Senin kadar konuşkan değilim. Ben senin kadar konuşkan değilim. I'm not drunk. I'm as sober as a judge. Sarhoş değilim. Yargıç kadar ayığım. Sarhoş değilim, bir yargıç kadar ayığım. When education ends, learning begins. Eğitim bittiği zaman öğrenme başlar. Eğitim sona erdiğinde, öğrenme başlar. Tom was your boyfriend at one time, wasn't he? Tom bir defasında senin erkek arkadaşındı, değil mi? Tom bir zamanlar erkek arkadaşındı, değil mi? The key is to keep busy. İşin püf noktası kendini meşgul etmek. Önemli olan meşgul olmak. Sami attempted to contact Layla many times. Sami birçok kez Leyla ile iletişime geçmeye çalıştı. Sami birçok kez Layla ile temasa geçmeye çalıştı. Most of my cousins live in Madrid. Çoğu kuzenim Madrid'de yaşıyor. Kuzenlerimin çoğu Madrid'de yaşıyor. That strike lasted three months. Bu grev üç ay sürdü. Bu grev üç ay sürdü. In order to buy a foreign car, he worked very hard. O, yabancı bir araba almak için çok çalıştı. Yabancı bir araba almak için çok çalıştı. Tom didn't have to wait in line. Tom sırada beklemek zorunda değildi. Tom sırada beklemek zorunda değildi. Why did you stay with them? Neden onlarla kaldın? Neden onlarla kaldın? Maybe Tom said something he shouldn't have. Belki Tom söylememesi gereken bir şeyi söyledi. Belki Tom söylememesi gereken bir şey söylemiştir. How are light bulbs recycled? Ampuller nasıl geri dönüştürülür? Ampuller nasıl geri dönüştürülür? Do you have a room? Odanız var mı? Odanız var mı? According to folktales, cats have nine lives. Halk hikayelerine göre kediler dokuz canlıdır. Halk masallarına göre kedilerin dokuz canı vardır. Why don't we take a bus? Neden otobüse binmiyoruz? Neden otobüsle gitmiyoruz? I have tried to overcome my shyness, but to no avail. Utangaçlığımı atlatmaya çalıştım, ama boşuna. Utangaçlığımı yenmeye çalıştım ama hiçbir işe yaramadı. Tom has a do-not-resuscitate order. Tom'un yaşam destek ünitesine bağlanmak istemediğine dair talimatı var. Tom'un resüsitate olmayan bir emri var. "Would you mind taking me home?", she said. "Beni eve götürür müsünüz? dedi. "Beni eve götürür müsün?" dedi. Who's the funniest teacher in your school? Okulunuzdaki en komik öğretmen kim? Okulundaki en komik öğretmen kim? She talks well. O iyi konuşur. İyi konuşuyor. Why didn't you tell me that Tom was here? Neden bana Tom'un burada olduğunu söylemedin? Neden bana Tom'un burada olduğunu söylemedin? This shirt isn't the same as that one. The buttons are different. Bu gömlek onunla aynı değil. Düğmeler farklı. Bu gömlek aynı değil, düğmeler farklı. Who'll believe that? Ona kim inanacak? Buna kim inanır ki? Teachers should treat all their students impartially. Öğretmenler bütün öğrencilerine tarafsız davranmalılar. Öğretmenler tüm öğrencilerine tarafsız davranmalıdır. She's the only woman I want. O benim istediğim tek kadın. İstediğim tek kadın o. Would you sit with me? Benimle oturur muydun? Benimle oturur musun? Tom and Mary split up last week. Tom ve Mary geçen hafta ayrıldılar. Tom ve Mary geçen hafta ayrıldılar. She is not home, but at school. O, evde değil fakat okuldadır. Evde değil, okulda. Monday is my busiest day. Pazartesi benim en yoğun günümdür. Pazartesi benim en yoğun günüm. Tom had a few more things to say. Tom'un söyleyecek birkaç şeyi daha vardı. Tom'un söyleyecek birkaç şeyi daha vardı. It's going to get steadily hotter from now. Bundan sonra giderek daha sıcak olacak. Bundan sonra gittikçe ısınacak. Algeria needs a new privatization plan. Cezayir'in yeni bir özelleştirme planına ihtiyacı var. Cezayir'in yeni bir özelleştirme planına ihtiyacı var. I want to enrol in a course. Bir kursa kaydolmak istiyorum. Bir kursa kayıt olmak istiyorum. All three of us plan to do that. Üçümüz de bunu yapmayı planlıyoruz. Üçümüz de bunu yapmayı planlıyoruz. Some people are doing disrespectful things. Bazı insanlar nezaketsiz şeyler yapıyor. Bazı insanlar saygısızca şeyler yapıyor. I didn't have the nerve to ask Tom that question. Tom'a o soruyu sormaya yüzüm tutmadı. Tom'a bu soruyu sormaya cesaret edemedim. Tom seemed to know Mary. Tom Mary'yi tanıyor gibi görünüyordu. tom mary'yi tanıyor gibiydi. I spend about half my salary on food. Maaşımın yaklaşık yarısını yemeğe harcarım. Maaşımın yaklaşık yarısını yemek için harcıyorum. Since I have a cold, I have no sense of taste. Soğuk aldığım için, tad hissim yok. Üşüdüğüm için tadım yok. My office is in the Foreign Languages Department. Ofisim Yabancı Diller Bölümünde. Ofisim Yabancı Diller Bölümü'ndedir. I certainly hope so. Ben kesinlikle öyle umuyorum. Kesinlikle öyle umuyorum. I injured myself during PE class. Beden dersinde sakatlandım. Beden eğitimi dersinde kendimi yaraladım. Paul is smarter than Otto. Paul Otto'dan daha zeki. Paul, Otto'dan daha zekidir. Is it true that you dated Tom in high school? Lisede Tom'la flört ettiğin doğru mu? Lisede Tom'la çıktığın doğru mu? How many lawyers does Tom have? Tom'un kaç tane avukatı var? Tom'un kaç avukatı var? A great deal has happened since that time. O zamandan beri çok şey oldu. O zamandan beri çok şey oldu. She lost her favorite sweatshirt. En sevdiği kazağını kaybetti. En sevdiği sweatshirt'ünü kaybetti. I can't give it to them. Bunu onlara veremem. Onlara veremem. Communism is the system practiced in the Soviet Union. Komünizm, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nde uygulanmış sistemdir. Komünizm, Sovyetler Birliği'nde uygulanan sistemdir. They won't have a chance. Onların bir şansı olmayacak. Hiç şansları olmayacak. We are not at the cinema. Biz sinemada değiliz. Biz sinemada değiliz. Here's one I forgot. Benim unuttuğum burada. İşte unuttuğum bir tane. Mary isn't so beautiful. Mary o kadar güzel değil. Mary o kadar da güzel değil. It's absolutely haram. Vov, vov, vov, haram. Kesinlikle haram. Skip the ad. Reklamı atla. Reklamı atlayın. Our teacher warned him not to be late again. Öğretmenimiz tekrar geç kalmaması için onu uyardı. Öğretmenimiz onu bir daha geç kalmaması konusunda uyardı. Why don't we go by taxi? Neden taksiyle gitmiyoruz? Neden taksiyle gitmiyoruz? My little toe hurts. Küçük ayak parmağım ağrıyor. Küçük parmağım acıyor. We spent some time talking about our families. Ailelerimiz hakkında konuşarak biraz zaman geçirdik. Ailelerimiz hakkında konuşmak için biraz zaman harcadık. We had spotlights installed in the bathroom. Banyoya spot aydınlatma yaptırdık. Banyoya spot ışığı yerleştirdik. An idea occurred to me. Aklıma bir fikir geldi. Aklıma bir fikir geldi. How do you usually handle a situation like this? Genellikle böyle bir durumun nasıl üstesinden gelirsin? Genelde böyle bir durumla nasıl başa çıkarsın? She rubbed her eyes. Gözlerini ovuşturdu. Gözlerini ovuşturdu. When you go to Romania, you will see more. Romanya'ya gittiğinizde, daha fazlasını göreceksiniz. Romanya'ya gittiğinizde daha fazlasını göreceksiniz. She is always complaining about something or other. O her zaman bir şey hakkında şikayet ediyor. Her zaman bir şeyden ya da başka bir şeyden şikayet eder. Don't you think we have pretty good alibis? Oldukça iyi mazeretlerimiz olduğunu düşünmüyor musun? Sence de çok iyi mazeretlerimiz yok mu? She talks with a heavy German accent. O, ağır Alman aksanıyla konuşur. Ağır bir Alman aksanıyla konuşuyor. Tom got good at singing. Tom şarkı söylemede iyileşti. Tom şarkı söylemede başarılı oldu. It only took an hour. Sadece bir saat sürdü. Sadece bir saat sürdü. Did Tom say when he'd get here? Tom ne zaman buraya varacağını söyledi mi? Tom ne zaman geleceğini söyledi mi? Once a war breaks out, both sides are in the wrong. Bir defa savaş patlak verdi mi, her iki taraf da hatalıdır. Bir savaş patlak verdiğinde, her iki taraf da hatalıdır. We need to do this report again. Bu raporu yeniden yapmalıyız. Bu raporu tekrar yapmamız gerekiyor. Why don't you have any homework? Neden herhangi bir ev ödevin yok? Neden ödevin yok? This jacket's got buttons. Bu ceketin düğmeleri var. Bu ceketin düğmeleri var. Have you been seeing a lot of him recently? Son zamanlarda onu çok görüyor musun? Son zamanlarda onunla sık sık görüşüyor musun? He made a list of things he needed to buy. Alması gereken şeylerin bir listesini yaptı. Satın alması gereken şeylerin bir listesini yaptı. Who's your travel agent? Seyahat danışmanın kim? Seyahat acenten kim? All we can do is wait for the police to arrive. Bütün yapabileceğimiz polislerin gelmesini beklemektir. Tek yapabileceğimiz polisin gelmesini beklemek. I can see the tiniest spot. Ben en küçük lekeyi görebilirim. En küçük yeri görebiliyorum. Old in body but young at heart. Vücutta yaşlı ama kalpte genç. Vücutta yaşlı ama kalbinde genç. Will you help me move this desk? Bu masayı taşımama yardım eder misin? Bu masayı taşımama yardım eder misin? Wake me up when we get to Tom's. Tom'un evine vardığımızda beni uyandır. Tom'a vardığımızda beni uyandır. Your stitches will be removed in a few days. Dikişleriniz birkaç gün sonra alınacak. Dikişleriniz birkaç gün içinde çıkarılacaktır. He hid in a barrel. Bir fıçının içinde gizlendi. Bir fıçıya saklandı. What kind of part-time job should I get? Ne tür bir yarı-zamanlı iş yapmalıyım? Nasıl bir part-time iş bulmalıyım? Is there anybody who knows first aid? İlk yardım bilen biri var mı? İlk yardımı bilen var mı? I'm going to start tomorrow. Yarın başlayacağım. Yarın başlıyorum. Can Tom swim? Tom yüzebilir mi? Tom yüzebilir mi? She's very interested in chess. Satrançla çok ilgileniyor. Satrançla çok ilgileniyor. That's not my decision to make. Bu benim verebileceğim bir karar değil. Bu benim verebileceğim bir karar değil. There's so much I want to say to you. Sana söylemek istediğim çok şey var. Sana söylemek istediğim çok şey var. You always have the right to refuse treatment, however, I must explain the potential consequences if that will be your choice. Tedaviyi reddetme hakkınız her zaman var, ama tercihinizin bu olması durumunda yaşanabilecek olası sonuçlarla ilgili açıklama yapmak durumundayım. Tedaviyi reddetme hakkına her zaman sahipsiniz, ancak bu sizin seçiminiz olacaksa olası sonuçları açıklamalıyım. Winter is cold, but I like it. Kış soğuk fakat ben onu seviyorum. Kış soğuk ama hoşuma gitti. Tom laughed as he read Mary's letter. Tom Mary'nin mektubunu okurken güldü. tom mary'nin mektubunu okurken güldü. There is a big market for coffee. Kahve için büyük bir pazar var. Kahve için büyük bir pazar var. Arriving at the station, he found his train gone. İstasyona vardığında, trenini gitmiş buldu. İstasyona vardığında, treninin gittiğini buldu. You're filthy. Sen pissin. Pissin. I won't say much. Çok şey söylemeyeceğim. Fazla bir şey söylemem. Tom is avoiding Mary. Tom Mary'den kaçınıyor. Tom Mary'den kaçıyor. Will you lend me your dictionary? Bana sözlüğünü ödünç verir misin? Bana sözlüğünü ödünç verir misin? Would you mind picking up something on the way back? Geri dönerken bir şey alır mısın? Dönüşte bir şey alır mısın? Yes, it's true I've forgotten the world. Who cares about it but you? Luckily, you're there to save it! Evet, benim dünyayı unuttuğum doğrudur. Ama senden başka kimin umurunda? İyi ki, onu kurtarmak için oradasınız! Evet, dünyayı unuttuğum doğru. Bunu senden başka kim umursar? Neyse ki, onu kurtarmak için oradasın! I don't think Tom likes me. Tom'un beni sevdiğini sanmıyorum. Tom'un benden hoşlandığını sanmıyorum. Tom is the only one with a camera. Tom kameralı tek kişidir. Kamerası olan tek kişi Tom'dur. Are those for me? Onlar benim için mi? Bunlar benim için mi? When does school break up for Christmas? Okul Noel için ne zaman ara verir? Okul Noel'de ne zaman dağılır? Tom nodded hesitantly. Tom tereddütle başını salladı. Tom tereddütle başını salladı. I want you to say you're not going back to Boston. Boston'a geri dönmeyeceğini söylemeni istiyorum. Boston'a geri dönmeyeceğini söylemeni istiyorum. This place is below the sea level. Bu yer deniz seviyesinin altındadır. Burası deniz seviyesinin altında. They know how to make an atomic bomb. Atom bombasının nasıl yapılacağını biliyorlar. Atom bombası yapmayı biliyorlar. Nobody's going to believe this. Hiç kimse buna inanmayacak. Kimse buna inanmayacak. He drives a pickup truck. O bir pikap kullanıyor. Bir pikap kamyonu kullanıyor. It's going to be worthless. Bu değersiz olacak. Değersiz olacak. I just want you to go away. Sadece uzaklaşmanı istiyorum. Sadece gitmeni istiyorum. All commercial goods and packages from abroad go through customs. Yurt dışından gelen her türlü mal ve paket gümrüğe tabidir. Yurtdışından gelen tüm ticari mallar ve paketler gümrükten geçer. I need to finish packing. Paketlemeyi bitirmem gerekiyor. Toplanmayı bitirmem lazım. Children in day care are more likely to get sick than ones who stay home. Kreşe giden çocukların hasta olma ihtimali evde duranlardan daha yüksektir. Günlük bakımdaki çocukların hasta olma olasılığı, evde kalanlara göre daha yüksektir. I have to work this afternoon. Bu öğleden sonra çalışmak zorundayım. Öğleden sonra çalışmak zorundayım. It was one of the great discoveries in science. Bilimdeki büyük keşiflerden biriydi. Bilimdeki en büyük keşiflerden biriydi. I need you to urinate in this cup. Şu kaba idrarınızı yapmanızı rica ediyorum. Bu kupada işemene ihtiyacım var. A colloquial term for an ocular prosthetic is a glass eye. Protez göze halk arasında cam göz de denir. Bir oküler protez için konuşma terimi bir cam gözdür. The front door won't open. Ön kapı açılmayacak. Ön kapı açılmıyor. Tom is heading west. Tom batıya gidiyor. Tom batıya gidiyor. Tom heard about the murder from Mary. Tom, Mary'den cinayetini duydu. Tom cinayeti Mary'den duymuş. Tom also has to do that. Tom da onu yapmak zorunda Tom da bunu yapmak zorunda. May I try it? Bunu deneyebilir miyim? Deneyebilir miyim? Things began to spin out of control. İşler çığırından çıkmaya başladı. İşler kontrolden çıkmaya başladı. She charged me with being irresponsible. Beni sorumsuz olmakla suçladı. Beni sorumsuz olmakla suçladı. What country is this? Bu hangi ülke? Burası hangi ülke? I'll help you pay for it. Ödemene yardım edeceğim. Bunu ödemene yardım edeceğim. The cops are here. Polisler geldi. Polisler geldi. Let's make a recording. Bir albüm yapalım. Bir kayıt yapalım. Tom is good with young children. Tom'un küçük çocuklarla arası iyidir. Tom küçük çocuklarla iyi geçinir. That water pipe leaks. Şu su borusu sızdırır. Su borusu sızıyor. Miss March gave me an English dictionary. Bayan March bana İngilizce bir sözlük verdi. Bayan March bana İngilizce sözlük verdi. We need air support! Hava desteğine ihtiyacımız var! Hava desteğine ihtiyacımız var! It is polite of him to write me back at once. Onun bana hemen yanıt yazması kibarlıktır. Beni hemen geri yazması çok kibarca. Tell her I'll be right over. Ona gecikmeden orada olacağımı söyle. Ona hemen geleceğimi söyle. Tom has a cottage by the sea. Tom'un deniz kenarında bir kulübesi vardır. Tom'un deniz kenarında bir kulübesi var. Tom was accused of scaremongering. Tom korku pompalamakla suçlanıyor. Tom korkutmakla suçlandı. I've got a very full schedule. Çok dolu bir programım var. Çok yoğun bir programım var. I ran as fast as possible, but I wasn't in time for the last train. Koşabildiğim kadar hızlı koştum, ama son trene zamanında yetişemedim. Olabildiğince hızlı koştum ama son trene yetişemedim. I hope our troubles are over. Umarım dertlerimiz biter. Umarım sorunlarımız sona ermiştir. I need Tom. Tom'a ihtiyacım var. Tom'a ihtiyacım var. Why are you going? Neden gidiyorsun? Neden gidiyorsun? Tom hasn't been out of his house in a long time. Tom uzun zamandır kapıdan dışarı çıkmadı. Tom uzun zamandır evinden dışarı çıkmadı. Tom sold all his property. Tom tüm mallarını sattı. Tom tüm mülkünü sattı. What Tom told Mary wasn't true. Tom'un Mary'ye söylediği doğru değildi. Tom'un Mary'ye söyledikleri doğru değildi. I can understand Hungarian, but I can't speak it. Macarcayı anlayabiliyorum ama onu konuşamıyorum. Macarcayı anlayabiliyorum ama konuşamıyorum. Do you know why Tom got fired? Tom'un niye işten atıldığını biliyor musun? Tom'un neden kovulduğunu biliyor musun? Yanni seemed resolved to be a better man. Yanni daha iyi bir insan olmaya azmetmiş gibiydi. Yanni daha iyi bir adam olmaya kararlı görünüyordu. Tom walks a lot. Tom çok yürür. Tom çok yürür. Learning Chinese might be as important as learning English in the near future. Yakın gelecekte Çince öğrenmek İngilizce öğrenmek kadar önemli olabilir. Çince öğrenmek, yakın gelecekte İngilizce öğrenmek kadar önemli olabilir. I still haven't finished the architecture course. Mimarlık kursunu hâlâ bitirmedim. Henüz mimarlık dersini bitirmedim. How many pounds has Tom lost? Tom kaç kilo kaybetti? Tom kaç kilo verdi? I have already read today's paper. Bugünkü gazeteyi zaten okudum. Bugünkü gazeteyi zaten okudum. Yanni is no stranger to crime. Yanni, suça yabancı değil. Yanni suça yabancı değildir. Tom seemed very nervous. Tom çok sinirli görünüyordu. Tom çok gergin görünüyordu. Let's all do it. Hepimiz bunu yapalım. Hadi hep beraber yapalım. She's way off. Çok yanlış yolda. O çok uzakta. Why don't we take the children swimming tomorrow? Neden yarın çocukları yüzmeye götürmüyoruz? Neden çocukları yarın yüzmeye götürmüyoruz? I enjoyed talking with him at the party. Partide onunla konuşmaktan zevk aldım. Partide onunla konuşmaktan keyif aldım. I've seen Tom do it before. Tom'un daha önce bunu yaptığını gördüm. Tom'un bunu yaptığını daha önce de görmüştüm. Layla's energy levels hit rock bottom. Leyla'nın enerji seviyeleri dibe vurdu. Layla'nın enerji seviyeleri dibe vurdu. If you're not more careful with your things, you may lose some of them. Eşyalarına daha fazla dikkat etmezsen , bazılarını kaybedebilirsin. Eşyalarınıza daha fazla dikkat etmezseniz, bazılarını kaybedebilirsiniz. Capitalism is a pyramid scheme. Kapitalizm bir piramit şeması. Kapitalizm bir piramit şemasıdır. I gave some money to the homeless. Evsizlere biraz para verdim. Evsizlere biraz para verdim. I'm not disturbing you, am I? Sizi rahatsız etmiyorum, değil mi? Rahatsız etmiyorum, değil mi? They named the library after me. Onlar kütüphaneye benim adımı verdiler. Kütüphaneye benim adımı verdiler. What'll it cost have this tree cut down? Bu ağacı kestirmek kaça mal olacak? Bu ağacın kesilmesi ne kadara mal olacak? I went back upstairs. Üst kata geri döndüm. Yukarı çıktım. Tom's parents hope that he'll become a doctor someday. Tom'un anne ve babası onun bir gün doktor olacağını umuyor. Tom'un ailesi bir gün doktor olacağını umuyor. Home prices have skyrocketed in the last ten years. Ev fiyatları son on yılda fırladı. Son on yılda ev fiyatları fırladı. Dogs can't distinguish colors. Köpekler renkleri ayırt edemezler. Köpekler renkleri ayırt edemez. Someone has to pay the price. Birisi bedeli ödemek zorunda. Birilerinin bedelini ödemesi gerekiyor. 200 grams of Tanzania dark roast coffee beans, please. 200 gram koyu kavrulmuş Tanzanya çekirdek kahve lütfen. 200 gram Tanzanya koyu kavrulmuş kahve çekirdeği, lütfen. I've studied it. Onu çalıştım. Onu inceledim. He made fun of my accent. Aksanımla alay etti. Aksanımla dalga geçti. I've had this computer for a long time. Bu bilgisayarı epeydir kullanıyorum. Bu bilgisayarı uzun zamandır kullanıyorum. Tom should get started. Tom başlamalı. Tom başlamalı. I didn't shoot anybody. Ben kimseyi vurmadım. Ben kimseyi vurmadım. The apple was cut in two by her with a knife. Elma bir bıçakla onun tarafından ikiye kesildi. Elma bir bıçakla onun tarafından ikiye bölündü. Do you think that would really help? Onun gerçekten yardımcı olacağını düşünüyor musun? Sence bu gerçekten işe yarar mı? Read it out loud. Yüksek sesle oku. Yüksek sesle oku. The man driving the bus is a good friend of mine. Otobüs süren adam benim iyi bir arkadaşım. Otobüsü kullanan adam benim iyi bir arkadaşım. We will wash dishes. Bulaşıkları yıkayacağız. Bulaşıkları yıkayacağız. Tom is used to traveling. Tom seyahat etmeye alışkın. Tom seyahat etmeye alışıktır. In the winter, I find that I become more tired. Kışın daha çok yorulduğumu hissediyorum. Kışın daha çok yorulduğumu fark ettim. Not all of them are Canadians. Onların hepsi Kanadalı değil. Bunların hepsi Kanadalı değil. She picked him up at the station. O, onu istasyondan aldı. Onu karakoldan aldı. Four kids are enough. Dört çocuk yeterli. Dört çocuk yeter. I'm a yo-yo dieter. Diyette verdiğim kiloları yoyo gibi hemen geri alıyorum. Yo-yo diyeti yapıyorum. Mary nursed her baby. Mary bebeğini emzirdi. Mary bebeğini emzirdi. She gave up her plans against her will. O kendi isteği dışında planlarından vazgeçti. İradesi dışında planlarından vazgeçti. "There's a hair in my soup." "It looks like your hair." "Çorbamda bir saç var." "Senin saçına benziyor." "Çorbamda bir saç var." "Senin saçına benziyor." What's wrong with you? Senin sorunun ne? Neyin var senin? I sent them away. Onları gönderdim. Onları gönderdim. What a great story! Ne harika bir hikaye! Ne harika bir hikaye! She caught him smoking a cigarette. Onu bir sigara içerken yakaladı. Onu sigara içerken yakaladı. It was a terrible day. O korkunç bir gündü. Korkunç bir gündü. You're not getting dressed. Sen giyinmiyorsun. Giyinmiyorsun ki. One ticket costs five hundred yen. Bir bilet beş yüz yen. Bir biletin fiyatı beş yüz yen. I still need to deliver these packages. Benim hala bu paketleri teslim etmem gerek. Yine de bu paketleri teslim etmem gerekiyor. Tom was looking at me. Tom bana bakıyordu. Tom bana bakıyordu. I don't have any money on me now. Şu an yanımda hiç para yok. Şu an üzerimde hiç para yok. I spent my youth in foreign lands. Gençliğimi yaban ellerde geçirdim. Gençliğimi yabancı topraklarda geçirdim. I got the last piece of pie. Son pasta dilimini aldım. Son turtayı aldım. I was deep asleep. Mışıl mışıl uyuyordum. Derin uykudaydım. Broken people find each other. Dertli insanlar birbirlerini bulur. Kırık insanlar birbirlerini bulur. December 24th is Christmas Eve. 24 Aralık Noel arefesidir. 24 Aralık Noel arifesidir. It's really rare. Gerçekten nadir. Çok nadir görülür. Tom accidentally deleted all the files on one of his external hard disks. Tom yanlışlıkla harici hard disklerden birindeki tüm dosyaları sildi. Tom, harici sabit disklerinden birinin üzerindeki tüm dosyaları yanlışlıkla sildi. Tom probably won't become famous. Tom muhtemelen ünlü olmayacak. Tom büyük ihtimalle ünlü olmayacak. One shouldn't betray one's friends. İnsan arkadaşlarına ihanet etmemeli. İnsan arkadaşlarına ihanet etmemelidir. Tom left the door unlocked. Tom kapıyı kilitlemeden bıraktı. Tom kapıyı açık bıraktı. That's a pretty name. O güzel bir isim. Çok güzel bir isim. I hope that we don't have to spend the whole day doing this. Umarım tüm günü bunu yaparak geçirmek zorunda kalmayız. Umarım bütün günü bunu yaparak geçirmek zorunda kalmayız. The nurse gave an injection to the patient. Hemşire hastaya iğne yaptı. Hemşire hastaya iğne yaptı. Tom works out in a gym near his house. Tom evinin yakınındaki bir spor salonunda egzersiz yapıyor. Tom evinin yakınındaki bir spor salonunda çalışıyor. I wonder why Tom gave me this. Tom'un bunu bana neden verdiğini merak ediyorum. Tom'un bunu bana neden verdiğini merak ediyorum. The concept of beauty isn't fixed. Güzellik kavramı herkes için farklıdır. Güzellik kavramı sabit değildir. Layla and Sami argued repeatedly that night. Leyla ve Sami o gece defalarca tartıştılar. Layla ve Sami o gece defalarca tartıştılar. We're not translators. Biz tercüman değiliz. Biz çevirmen değiliz. Tom fell off the roof and broke three ribs. Tom çatıdan düştü ve üç kaburgasını kırdı. Tom çatıdan düştü ve üç kaburgasını kırdı. I've got a terrible hangover. Berbat bir içki mahmurluğum var. Berbat bir akşamdan kalmalığım var. I want to go to a foreign country sometime. Bir ara yabancı bir ülkeye gitmek istiyorum. Bir ara yabancı bir ülkeye gitmek istiyorum. I study maths more seriously than English. Matematiğe İngilizce'den daha ciddi olarak çalışıyorum. Matematiği İngilizceden daha ciddiye alıyorum. Tom and Mary are both overweight, aren't they? Tom ve Mary ikisi de fazla kilolu, değil mi? Tom ve Mary'nin ikisi de fazla kilolu, değil mi? Athens is the capital of Greece. Atina Yunanistan'ın başkentidir. Atina Yunanistan'ın başkentidir. Every day grandfather and grandmother gave the kitten plenty of milk, and soon the kitten grew nice and plump. Büyük babam ve büyük annem kedi yavrusuna her gün bir sürü süt verdi ve kısa sürede yavru güzel ve tombul oldu. Her gün büyükbaba ve büyükanne yavru kediye bol miktarda süt verdi ve kısa süre sonra yavru kedi güzelleşti ve tombullaştı. Would you come with me? Benimle gelir misin? Benimle gelir misin? Tom is lying on the sofa watching TV. Tom TV izleyerek kanepede uzanıyor. Tom kanepede uzanıp televizyon izliyor. I couldn't say no. Hayır diyemedim. Hayır diyemezdim. What's your lucky number? Senin şanslı sayın nedir? Şanslı numaran kaç? This is our job. Bu bizim işimiz. Bu bizim işimiz. I hope what you're saying is true. Umarım söyledikleriniz gerçektir. Umarım söylediklerin doğrudur. Tom invited us to a costume party. Tom bizi bir kostüm partisine davet etti. Tom bizi kostüm partisine davet etti. Kill all the zombies. Tüm zombileri öldürün. Tüm zombileri öldürün. I've never heard Tom cuss. Tom'un küfrettiğini hiç görmedim. Tom'u hiç duymadım. Tom said that Mary was thin. Tom Mary'nin zayıf olduğunu söyledi. Tom Mary'nin zayıf olduğunu söyledi. That gave Tom an idea. O, Tom'a bir fikir verdi. Bu Tom'a bir fikir verdi. Please turn off the TV. Lütfen televizyonu kapatın. Lütfen televizyonu kapatın. You look great. Harika görünüyorsun. Harika görünüyorsun. Please go ahead without me. Bensiz devam edin lütfen. Lütfen bensiz devam edin. Tom spends hours in the library studying. Tom çalışarak kütüphanede saatler harcar. Tom kütüphanede saatlerce ders çalışır. I didn't know that Tom didn't know French. Tom'un Fransızca bilmediğini bilmiyordum. Tom'un Fransızca bilmediğini bilmiyordum. Tom told me about what he saw. Tom bana gördüğünden bahsetti. Tom bana gördüklerini anlattı. Tom did have fun. Tom eğlendi. Tom eğlendi. When was the last time you used opiates? En son ne zaman opiat kullandınız? En son ne zaman uyuşturucu kullandın? Why don't we buy some blueberries? Neden biraz yaban mersini almıyoruz? Neden biraz yaban mersini almıyoruz? What should I do with these empty bags? Bu boş çantalarla ne yapmalıyım? Bu boş çantalarla ne yapmalıyım? I'm Paola. Ben Paolalıyım. Ben Paola. Yanni put the light bulb into a sealed container. Yanni ampulü kapalı bir kaba koydu. Yanni ampulü mühürlü bir kabın içine koydu. Ask whatever you want to ask. Ne sormak istersen sor. Ne sormak istiyorsan sor. Where was your daughter? Kızın neredeydi? Kızınız neredeydi? I went to high school with Tom. Ben liseye Tom'la birlikte gittim. Tom'la birlikte liseye gittim. I've visited Boston twice. Boston'u iki kez ziyaret ettim. Boston'u iki kez ziyaret ettim. I went to Harvard. Ben Harvard'a gittim. Harvard'a gittim. Tom broke into Mary's office. Tom Mary'nin ofisine zorla girdi. Tom Mary'nin ofisine girdi. We're in the middle of nowhere. Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdeyiz. Hiçbir yerin ortasındayız. Those are too big. Onlar çok büyük. Bunlar çok büyük. The song reminds me of my youth. Bu şarkı bana gençliğimi hatırlatıyor. Şarkı bana gençliğimi hatırlatıyor. Seattle has a very wet climate. Seattle çok yağışlı bir iklime sahiptir. Seattle çok ıslak bir iklime sahiptir. I like hunting. Avlanmaktan hoşlanırım. Avlanmayı severim. Don't chew gum in class. Sınıfta sakız çiğneme. Sınıfta sakız çiğneme. Do you feel nervous in the office today? Bugün ofiste kendinizi gergin hissettiniz mi? Bugün ofiste gergin hissediyor musun? Quit kicking Tom. Tom'u tekmelemeyi bırak. Tom'u tekmelemeyi bırak. This sounds ridiculous. Kulağa çok saçma geliyor. Kulağa saçma geliyor. I'll keep my eyes shut. Ben gözlerimi kapalı tutacağım. Gözlerimi kapalı tutacağım. Why don't we buy a pony for Tom? Neden Tom için bir midilli almıyoruz? Neden Tom'a bir midilli almıyoruz? Tom closed his eyes and pretended to be asleep. Tom gözlerini kapadı ve uyuyor gibi davrandı. Tom gözlerini kapadı ve uyuyormuş gibi yaptı. Darkhan is nearer than Beijing, right? Darhan Pekin'den daha yakın, değil mi? Darkhan Pekin'den daha yakın, değil mi? Have you ever driven with a standard shift transmission? Sen hiç manuel araba sürdün mü? Hiç standart vites şanzımanı kullandınız mı? Tom's strange. Tom gariptir. Tom tuhaf biri. Tom was the one who advised me to hire a lawyer. Bana avukat tutmamı tavsiye eden Tom'du. Bir avukat tutmamı tavsiye eden kişi Tom'du. Do you have proof? Kanıtın var mı? Kanıtın var mı? I'm in prison for a crime I didn't commit. İşlemediğim bir suç için hapisteyim. İşlemediğim bir suçtan dolayı hapisteyim. The public is stupid, so the public will pay. Halk aptaldır, bu nedenle halk ödeyecek. Halk aptaldır, bu yüzden halk ödeyecektir. Either you or he has to attend the meeting. Ya sen ya da o, toplantıya katılmak zorunda. Ya siz ya da o toplantıya katılmak zorunda. Good movies expand our horizons. Güzel filmler ufkumuzu genişletir. İyi filmler ufkumuzu genişletir. She's a real gossip. O gerçek bir dedikoducu. Gerçek bir dedikoducu. The patio is very small. Bu veranda çok küçük. Verandası çok küçük. Tom wasn't last. Mary was. Tom sonuncu değildi. Mary sonuncuydu. Tom sonuncu değildi. It's very onerous. O çok zahmetli. Bu çok huysuzca. I can honestly say it wasn't me. Dürüst olarak, onun ben olmadığını söyleyebilirim. Dürüstçe ben olmadığımı söyleyebilirim. Chicago's population is a lot bigger than that of Boston. Chicago'nun nüfusu Boston'ınkinden çok daha büyüktür. Chicago'nun nüfusu Boston'dan çok daha büyüktür. We are from Germany. Almanya'lıyız. Biz Almanya'dan geliyoruz. I know exactly where I am. Nerede olduğumu tam olarak biliyorum. Tam olarak nerede olduğumu biliyorum. I give charity almost every day. Neredeyse her gün sadaka veririm. Neredeyse her gün sadaka veriyorum. Tom has too many strange ideas. Tom'unbir sürügarip fikirleri var. Tom'un çok fazla garip fikri var. I realize the effort you have put into this project and I really appreciate it. Bu projeye kattığın çabanın farkındayım ve onu gerçekten taktir ediyorum. Bu projeye harcadığınız çabanın farkındayım ve gerçekten takdir ediyorum. I caused you to die. Ben senin ölmene sebep oldum. Seni ölüme ben sebep ettim. Ray was willing to corroborate Gary's story, but the police were still unconvinced that either of them were telling the truth. Ray, Gary'nin hikayesini desteklemek istiyordu fakat polisler onların ikisininde gerçeği söylediklerine ikna olmamışlardı. Ray, Gary'nin hikayesini doğrulamaya istekliydi, ancak polis hala ikisinin de doğru söylediğine ikna olmadı. I'm really sorry about what happened last night. Dün gece olanlar hakkında gerçekten üzgünüm. Dün gece olanlar için gerçekten üzgünüm. He's always upbeat. O her zaman iyimserdir. Her zaman iyimserdir. I brought three bottles of wine. Üç şişe şarap getirdim. Üç şişe şarap getirdim. Kissing a man without a mustache is like eating eggs without salt. Bıyıksız bir adamı öpmek tuzsuz yumurta yemek gibidir. Bıyıksız bir adamı öpmek, tuzsuz yumurta yemek gibidir. Hmm. Hımm. Hmm. Tom is the only one with a key. Anahtar sadece Tom'da var. Tom anahtarı olan tek kişidir. He was mistaken for his younger brother. Küçük erkek kardeşiyle karıştırıldı. Küçük kardeşiyle karıştırıldı. It can't be removed. It's attached permanently. Çıkarmak mümkün değil, sabitlenmiş. Kaldırılamaz, kalıcı olarak bağlanır. Tom had a pretty rough childhood. Tom oldukça zor bir çocukluk dönemi yaşadı. Tom oldukça zor bir çocukluk geçirdi. The suffix "da" is added to the noun "araba" to give the meaning of "in the car." "da" eki "arabanın içinde" anlamı vermek için araba ismine eklendi. "da" eki, "arabada" anlamını vermek için "araba" ismine eklenir. He will do his best. O, elinden geleni yapacaktır. Elinden geleni yapacaktır. Go heat up some water. Gidip biraz su ısıt. Git biraz su ısıt. Tom said that he was very suspicious. Tom çok şüpheli olduğunu söyledi. Tom çok şüpheli olduğunu söyledi. Tom didn't have to help us. Tom bize yardım etmek zorunda değildi. Tom bize yardım etmek zorunda değildi. Tom took her in his arms. Tom onu ​​kollarına aldı. Tom onu kollarına aldı. Now I am busy. Şimdi meşgulüm. Şimdi meşgulüm. I'm pretty sure that's Tom. Onun Tom olduğundan oldukça eminim. Tom olduğuna eminim. You're far from the truth. Gerçeklerden çok uzaktasın. Gerçeklerden uzaksın. Perhaps you'd better drive. Belki araba sürsen iyi olur. Belki de sürsen iyi olur. Tom probably won't want to tag along. Tom muhtemelen peşine takılmak istemeyecek. Tom muhtemelen peşimden gelmek istemeyecektir. Tom waited for Mary to say more, but she didn't. Tom, Mary'nin daha fazla söylemesini bekledi ama o söylemedi. Tom Mary'nin daha fazla şey söylemesini bekledi ama söylemedi. His coolness has alienated his friends. Onun soğukluğu arkadaşlarını soğuttu. Soğukkanlılığı arkadaşlarını yabancılaştırdı. Tom said nobody else could help Mary. Tom başka kimsenin Mary'ye yardım edemeyeceğini söyledi. Tom, Mary'ye başka kimsenin yardım edemeyeceğini söyledi. The people were in a line to get the signature of the president. İnsanlar, Devlet Başkanı'nın imzasını almak için sıraya girdiler. Halk, başkanın imzasını almak için sıraya girmişti. This is useless. Bu işe yaramaz. Bu işe yaramaz. Mary isn't very friendly. Mary çok da dostane değil. Mary pek arkadaş canlısı değildir. You control your destiny. Sen kaderini kontrol ediyorsun. Kaderini kontrol ediyorsun. I'd like to be a dentist in the future. Gelecekte bir dişçi olmak istiyorum. Gelecekte dişçi olmak istiyorum. His behavior is very odd today. Onun davranışı bugün çok gariptir. Davranışları bugün çok garip. Of all the phrases I have tried to contribute to the Tatoeba project, only those written in Portuguese can have any value, because Portuguese is my only mother tongue. Tatoeba projesine katkıda bulunmaya çalıştığım tüm ifadeler arasında, sadece Portekizce yazılanlar herhangi bir değere sahip olabilir, çünkü sadece Portekizce benim ana dilimdir. Tatoeba projesine katkıda bulunmaya çalıştığım tüm ifadeler arasında, sadece Portekizce yazılmış olanların herhangi bir değeri olabilir, çünkü Portekizce benim tek ana dilimdir. Let's do that instead. Onun yerine bunu yapalım. Onun yerine bunu yapalım. Why don't we buy some bananas? Neden biraz muz almıyoruz? Neden biraz muz almıyoruz? You're wrong about that. Bu konuda yanılıyorsun. Bu konuda yanılıyorsun. You should call for a doctor. Senin bir doktor çağırman gerekir. Bir doktor çağırmalısın. What do you plan to major in in college? Üniversitede hangi alanda uzmanlaşmayı planlıyorsun? Üniversitede ne yapmayı planlıyorsun? She spends every Saturday afternoon playing tennis. O her cumartesi öğleden sonrayı tenis oynayarak geçirir. Her cumartesi öğleden sonrasını tenis oynayarak geçirir. Tom isn't going to hurt anyone again. Tom tekrar kimseyi incitmeyecek. Tom bir daha kimseye zarar vermeyecek. Neptune has thirteen known moons. Neptün'ün bilinen on üç uydusu vardır. Neptün'ün bilinen on üç uydusu vardır. What do you think of the soup? Çorba hakkında ne düşünüyorsun? Çorba hakkında ne düşünüyorsun? Tom's been playing computer games since noon. Tom öğleden beri bilgisayar oyunları oynuyor. Tom öğleden beri bilgisayar oyunu oynuyor. It's time to say goodbye to Tom. Tom'a veda etme vakti geldi. Tom'a veda etme zamanı geldi. Tom is a good singer, isn't he? Tom iyi bir şarkıcı, değil mi? Tom iyi bir şarkıcı, değil mi? Are you in Boston right now? Şimdi Boston'da mısın? Şu anda Boston'da mısın? Will you risk it? Bunu riske atacak mısın? Riske girecek misin? There's nobody here by that name. Burada o isimde hiç kimse yok. Burada bu isimde kimse yok. The sun is bright today. Güneş bugün parlak. Güneş bugün parlak. He was patient. O, sabırlıydı. Sabırlıydı. Do you really think Tom is going to die? Tom'un öleceğini gerçekten düşünüyor musun? Gerçekten Tom'un öleceğini düşünüyor musun? Tom canceled his party. Tom partisini iptal etti. Tom partisini iptal etti. Tom has lived here all his life. Tom bütün hayatını burada yaşadı. Tom hayatı boyunca burada yaşadı. Are you going to choose, or should I? Sen seçecek misin, yoksa ben mi seçeyim? Sen mi seçeceksin yoksa ben mi seçeyim? Tom got home. Tom eve vardı. Tom eve döndü. Don't you want some ice cream? Biraz dondurma istemez misin? Dondurma istemiyor musun? Can you tell me where you are right now? Bana şu anda bulunduğunuz yeri söyleyebilir misiniz? Şu an nerede olduğunu söyleyebilir misin? You're not serious. Ciddi değilsiniz. Ciddi olamazsın. How much pie did you eat? Ne kadar pasta yedin? Ne kadar turta yedin? Tom didn't seem to be worried about Mary. Tom, Mary hakkında endişeli görünmüyordu. tom mary için endişeli görünmüyordu. I am not so stupid as to deny its great beauty. Ben onun harika güzelliğini reddedecek kadar aptal değilim. Onun muhteşem güzelliğini inkar edecek kadar aptal değilim. I started the car. Arabayı çalıştırdım. Arabayı ben çalıştırdım. Ken wants to be a baseball player. Ken bir beyzbol oyuncusu olmak istiyor. Ken beyzbol oyuncusu olmak istiyor. If Tom doesn't want to help, he doesn't have to. Tom yardım etmek istemiyorsa etmek zorunda değil. Tom yardım etmek istemiyorsa, etmek zorunda değildir. Tom has to have everything his own way. Tom her şeye kendi yoluyla sahip olmak zorunda. Tom her şeye sahip olmak zorunda. She has some money of her own. Onun kendine ait bir miktar parası var. Kendi parası var. I'm your new roommate. Ben senin yeni oda arkadaşınım. Ben senin yeni oda arkadaşınım. The egg is a symbol of fertility. Yumurta bereket simgesidir. Yumurta doğurganlığın sembolüdür. Would this be acceptable to you? Bu size göre kabul edilebilir mi? Bu senin için kabul edilebilir mi? I saw Tom kissing another girl. Tom'un başka bir kızla öpüştüğünü gördüm. Tom'u başka bir kızla öpüşürken gördüm. He said he had eaten nothing, but that wasn't true. Hiçbir şey yemediğini söyledi ama bu doğru değildi. Hiçbir şey yemediğini söyledi ama bu doğru değildi. That forest is haunted. O orman tekin değil. O orman perili. Tom should be back by now. Tom şimdiye kadar dönmüş olmalı. Tom şimdiye kadar dönmüş olmalıydı. Whenever you come, you are always welcome. Ne zaman gelirsen gel sana her zaman kapımız açık. Ne zaman gelsen, her zaman hoş karşılanırsın. I have cancer. Kanserim var. Kanserim var. Can this windshield crack be fixed? Bu ön cam çatlağı düzeltilebilir mi? Bu ön cam çatlağı düzeltilebilir mi? We have three grandchildren. Üç tane torunumuz var. Üç torunumuz var. Do you have any idea how unhealthy that is? Bunun ne kadar sağlıksız olduğu hakkında bir fikrin var mı? Bunun ne kadar sağlıksız olduğu hakkında bir fikrin var mı? Can you call me a taxi? Bana bir taksi çağırabilir misiniz? Bana taksi çağırabilir misin? You won't be able to help us. Bize yardım edemeyeceksin. Bize yardım edemeyeceksin. My eyes must be tricking me. Gözüm beni yanıltıyor olmalı. Gözlerim beni kandırıyor olmalı. This is harassment. Bu, rahatsızlık. Bu bir taciz. It's time to go to bed, so turn the radio off. Yatma zamanı geldi, radyoyu kapat. Yatma vakti geldi, telsizi kapat. Tom never asked about Mary. Tom Mary hakkında sormadı. Tom Mary'yi hiç sormadı. Her brother Kensaku is now in Brazil. Erkek kardeşi Kensaku şimdi Brezilya'dadır. Kardeşi Kensaku şu anda Brezilya'da. Would you like to join us for some drinks? Bazı içecekler için bize katılmak ister misiniz? Bir şeyler içmek için bize katılmak ister misin? We won't cook for them. Biz onlar için yemek yapmayacağız. Onlar için yemek pişirmeyeceğiz. They mistook my politeness for friendship. Kibarlığımı dostlukla karıştırdılar. Nezaketimi arkadaşlık için yanlış anladılar. I can talk with you afterwards. Seninle daha sonra konuşabilirim. Seninle daha sonra konuşabilirim. I must have a car. Bir araba sahibi olmalıyım. Bir arabam olmalı. He is without a doubt rich, but I don't trust him. O şüphesiz zengin ama ona güvenmiyorum. Hiç şüphe yok ki zengin ama ona güvenmiyorum. I think Tom is great. Sanırım Tom harika. Tom'un harika olduğunu düşünüyorum. We don't sell those anymore. Onları artık satmıyoruz. Artık bunları satmıyoruz. Until you ask him, Tom won't do that. Tom sen istemeden onu yapmaz. Ona sorana kadar Tom bunu yapmaz. I suspect Tom had nothing to do with that. Tom'un onunla hiçbir ilgisi olmamasından şüpheleniyorum. Tom'un bununla bir ilgisi olmadığını düşünüyorum. You may bring whoever wants to come. Gelmek isteyen herkesi getirebilirsin. Gelmek isteyeni getirebilirsin. I dream every night. Her gece rüya görürüm. Her gece rüya görürüm. The accident was due to careless driving. Kaza dikkatsiz sürüşten dolayıydı. Kaza dikkatsiz sürüşten kaynaklanıyordu. It's just a waste of time. O sadece bir zaman israfı. Sadece zaman kaybı. Let him do it alone. Onu tek başına yapsın. Bırak tek başına yapsın. I was very rich until I met her. Onu tanıyıncaya kadar çok zengindim. Onunla tanışana kadar çok zengindim. Tom turned the doorknob slowly. Tom yavaşça kapı topuzunu döndürdü. Tom yavaşça kapı tokmağını çevirdi. Sami let Layla live. Sami, Leyla'nın yaşamasına izin verdi. Sami, Layla'nın yaşamasına izin verdi. Tom says he doesn't want to do that anymore. Tom, artık onu yapmak istemediğini söyledi. Tom artık bunu yapmak istemediğini söylüyor. We let our teammates down. Takım arkadaşlarımızı hayal kırıklığına uğrattık. Takım arkadaşlarımızı hayal kırıklığına uğrattık. Tom has never trusted me. Tom bana hiç güvenmedi. Tom bana hiç güvenmedi. Come on, let's go for a walk. Haydi yürüyüşe çıkalım. Hadi, yürüyüşe çıkalım. You can't go along this road. It is under repair. Bu yolda devam edemezsin. Onarım altında. Bu yoldan gidemezsin, tamir altında. My house faces south. Evim güneye bakıyor. Evim güneye bakıyor. I gave you explicit instructions not to touch anything. Ben sana hiçbir şeye dokunmaman için açık talimatlar vermiştim. Sana hiçbir şeye dokunmaman için açık talimatlar verdim. I'm sure Tom understands what I mean. Tom'un ne demek istediğimi anladığına eminim. Tom'un ne demek istediğimi anladığına eminim. You've bought something for Mary. Sen Mary için bir şey aldın. Mary için bir şey aldın. Forget about the past, live in the present, think about the future. Geçmişi unut, şimdide yaşa, geleceği düşün. Geçmişi unut, bugünü yaşa, geleceği düşün. All her motions were graceful. Onun tüm hareketleri zarifti. Bütün hareketleri zarifti. She did what she believed was right. Doğru olduğuna inandığı şeyi yaptı. Doğru olduğuna inandığı şeyi yaptı. How long has Tom been sleeping? Tom ne kadar süredir uyuyor? Tom ne zamandır uyuyor? I don't have any money on me now. Şu an üzerimde hiç para yok. Şu an üzerimde hiç para yok. I'll soon catch up with you. Kısa sürede sana yetişeceğim. Yakında sana yetişirim. Is the apartment across from yours still vacant? Dairenizin karşısı hâlâ boş mu? Karşınızdaki daire hala boş mu? They stayed up all night. Onlar bütün gece uyumadılar. Bütün gece ayakta kaldılar. Have you two been fighting? Siz ikiniz dövüşüyor muydunuz? Siz ikiniz kavga mı ettiniz? Time flies. Zaman uçar. Zaman uçup gidiyor. Can it happen here? O burada olabilir mi? Burada olabilir mi? Tom didn't tell me he couldn't speak French. Tom bana Fransızca konuşamadığını söylemedi. Tom bana Fransızca konuşamayacağını söylemedi. I have not seen such beautiful flowers. Böyle güzel çiçekler görmemiştim. Böyle güzel çiçekler görmedim. I don't want Tom to come here. Tom'un buraya gelmesini istemiyorum. Tom'un buraya gelmesini istemiyorum. How long has Tom worked for you? Tom ne kadar zamandır sizin için çalışıyor? Tom ne zamandır senin için çalışıyor? It's you I'll always love. Her zaman seveceğim sensin. Her zaman seveceğim sensin. Idle hands are the Internet's workshop. Boş eller internetin atölyesidir. Boş eller internetin atölyesidir. Tom managed to finish the work without any help. Tom herhangi bir yardım olmadan işi bitirmeyi başarabildi. Tom yardım almadan işi bitirmeyi başardı. Suddenly rain began to fall. Aniden yağmur yağmaya başladı. Birden yağmur yağmaya başladı. I'd like to work this out. Bunu halletmek istiyorum. Bu işi halletmek istiyorum. There is no one in my life as important as Naz. Hayatımda Naz gibi önemli birisi yok. Hayatımda Naz kadar önemli kimse yok. That's how the story ended. Hikaye böyle bitti. Hikaye böyle sona erdi. I disapprove of what you say, but I will defend to the death your right to say it. Ben söylediğini doğru bulmuyorum fakat onu söyleme hakkını ölünceye kadar savunacağım. Söylediklerini tasvip etmiyorum ama bunu söyleme hakkını ölümüne savunacağım. Why don't we take a vote? Neden oylama yapmıyoruz? Neden oylamaya girmiyoruz? I must find them. Onları bulmalıyım. Onları bulmalıyım. Tom has never been very good at French. Tom'un Fransızcası hiç çok iyi olmadı. tom fransızcada hiç iyi olmadı. Tom said that he wasn't at today's meeting. Tom bugünkü toplantıda olmadığını söyledi. Tom bugünkü toplantıda olmadığını söyledi. I think Tom and John are identical twins. Sanırım Tom ve John tek yumurta ikizleri. Tom ve John'un tek yumurta ikizleri olduğunu düşünüyorum. You're a little too young for me. Benim için biraz çok gençsin. Benim için biraz gençsin. Tom said that he wasn't sure he wanted to do that. Tom, bunu yapmak istediğinden emin olmadığını söyledi. Tom bunu yapmak istediğinden emin olmadığını söyledi. He stole the money from my safe. O, kasamdan parayı çaldı. Kasamdan parayı çaldı. Who's your travel agent? Seyahat acentan ne? Seyahat acenten kim? He is one of my neighbors. O, komşularımdan biri. O benim komşularımdan biri. I can't go to school today. I'm sick. Bugün okula gidemem. Hastayım. Bugün okula gidemem, hastayım. They like stories. Onlar hikayeleri seviyor. Hikayeleri severler. Earthquakes happen all the time here. Burada sürekli deprem olur. Depremler burada her zaman olur. We have to talk, Tom. Konuşmak zorundayız, Tom. Konuşmamız gerek Tom. Tom worked in a factory. Tom bir fabrikada çalışıyordu. Tom bir fabrikada çalışıyordu. Step away from the prisoner. Mahkûmdan uzaklaş. Tutukludan uzak dur. Why do I have to go to school today? Bugün neden okula gitmek zorundayım? Neden bugün okula gitmek zorundayım? This won't happen overnight. Bu bir gecede olmaz. Bu bir gecede olmayacak. Where do you write your novels? Romanlarını nerede yazıyorsun? Romanlarını nerede yazıyorsun? Guess who's written to me. Bana kim mektup yazdı bil bakalım. Bil bakalım bana kim yazdı? Did something happen to the bus? Otobüse bir şey mi oldu? Otobüse bir şey mi oldu? What bands were popular when you were young? Sen gençken hangi gruplar popülerdi? Gençken hangi gruplar popülerdi? What kind of vegetables does Tom sell? Tom ne tür sebze satıyor? Tom ne tür sebzeler satıyor? Mary's mother is an extraordinarily difficult woman to get along with. Mary'nin annesi geçinilmesi olağanüstü zor bir kadın. Mary'nin annesi, geçinmesi olağanüstü zor bir kadındır. That scene was so tear-jerking I couldn't stop crying. Bu sahne öylesine duygu yüklüydü ki gözyaşlarıma engel olamadım. O sahne o kadar can sıkıcıydı ki ağlamaktan kendimi alamadım. Why don't we buy some apples? Neden biraz elma almıyoruz? Neden biraz elma almıyoruz? Tom is heavily armed. Tom ağır silahlı. Tom ağır silahlıdır. I want you to be with me. Benimle olmanı istiyorum. Benimle olmanı istiyorum. Most of us love our country. Çoğumuz ülkemizi seviyoruz. Çoğumuz ülkemizi seviyoruz. People are going to die. İnsanlar ölecek. İnsanlar ölecek. Tom spent the night on the beach. Tom geceyi plajda geçirdi. Tom geceyi sahilde geçirdi. Why is Tom dressed like that? Neden Tom öyle giyinmiş? Tom neden böyle giyinmiş? I figured that you'd understand. Anlayacağını düşündüm. Anlayacağını tahmin etmiştim. What do you think of this plan? Bu plan hakkında ne düşünüyorsun? Bu plan hakkında ne düşünüyorsun? How many apples do you have? Kaç tane elmanız var? Kaç tane elman var? We've known each other for thirty years. Otuz yıldır birbirimizi tanıyoruz. Birbirimizi otuz yıldır tanıyoruz. I had him paint my house. Ona evimi boyattım. Ona evimi boyattırdım. 20 boxes filled with pirate CDs and DVDs were found. Korsan CD ve DVD dolu 20 kutu bulundu. Korsan CD'leri ve DVD'leriyle dolu 20 kutu bulundu. Tom made me feel great. Tom kendimi harika hissettirdi. Tom beni harika hissettirdi. A week comprises a hundred and sixty-eight hours. Bir haftada yüz altmış sekiz saat vardır. Bir hafta yüz altmış sekiz saatten oluşur. You are really clumsy, aren't you! Gerçekten beceriklisiniz, değil mi? Gerçekten sakarsın, değil mi? They cheered the young Americans. Onlar genç Amerikalıları alkışladılar. Genç Amerikalıları neşelendirdiler. Why don't we set a date? Neden bir tarih ayarlayamıyoruz? Neden bir tarih belirlemiyoruz? How far is the garden from your house? Bahçe evinizden ne kadar uzakta? Bahçe evin ne kadar uzağında? How much do you spend on groceries a month? Market alışverişine bir ayda ne kadar para harcıyorsun? Yiyeceklere ayda ne kadar harcıyorsunuz? Meat often gets discounted just before closing time. Et genellikle sadece kapanış saatinden önce iskonto alır. Et genellikle kapanış saatinden hemen önce indirimlidir. Tom will be back in Boston tomorrow. Tom yarın Boston'a dönmüş olacak. Tom yarın Boston'a dönecek. This is the best gift I've ever received. Bu şimdiye kadar aldığım en iyi hediye. Bu şimdiye kadar aldığım en iyi hediye. You always try to get what you want. Her zaman istediğini almaya çalışıyorsun. Her zaman istediğini elde etmeye çalışırsın. We can talk in front of them. Onların önünde konuşabiliriz. Onların önünde konuşabiliriz. Our house is in a convenient location. Evimizin konum olarak ulaşımı rahat. Evimiz uygun bir yerdedir. I hate this girl. Bu kızdan nefret ediyorum. Bu kızdan nefret ediyorum. Yanni never gave me Skura's name. Yanni bana Skura'nın ismini hiç söylemedi. Yanni bana Skura'nın adını hiç vermedi. Three of us will come. İçimizden üç kişi gelecek. Üçümüz de geleceğiz. The mother divided the money among her children. Anne parayı çocukları arasında bölüştürdü. Anne parayı çocukları arasında bölüştürdü. The woman trying to speak to this boy is a teacher. Bu çocukla konuşmaya çalışan kadın bir öğretmen. Bu çocukla konuşmaya çalışan kadın bir öğretmendir. It wasn't as easy as we'd hoped. Umduğumuz kadar kolay olmadı. Umduğumuz kadar kolay olmadı. There is no chance of escaping this place for the likes of us. Bizim gibilerin buradan kurtulma şansı yok. Bizim gibiler için buradan kaçma şansımız yok. Tom just stood there with his hands in his pockets. Tom orada ellerini ceplerinde durdu. Tom orada elleri ceplerinde öylece duruyordu. This sticky liquid can be used as glue. Bu yapışkan sıvı tutkal olarak kullanılabilir. Bu yapışkan sıvı tutkal olarak kullanılabilir. You can eat whatever you like. Her ne istiyorsanız yiyebilirsiniz. Ne istersen yiyebilirsin. Huskies like cold weather. Haskiler soğuk havayı sever. Huskies soğuk havaları sever. It's never okay to do this. Bunu yapmak hiçbir zaman doğru olmaz. Bunu yapmak hiçbir zaman doğru olmaz. You're not helping me. Bana yardım etmiyorsun. Bana yardım etmiyorsun. It'll be cool tonight. Bu gece serin olacak. Bu gece hava güzel olacak. Tom is closing the door. Tom kapıyı kapıyor. Tom kapıyı kapatıyor. Did they understand what you were saying? Onlar ne söylediğini anladı mı? Söylediklerini anladılar mı? Mike asked that he not be disturbed. Mike rahatsız edilmemesini istedi. Mike rahatsız edilmemesini istedi. Sami got an e-mail from a person who read his column in the newspaper. Sami, gazetedeki sütununu okuyan birinden bir e-posta aldı. Sami gazetede köşe yazısını okuyan bir kişiden e-posta aldı. Tom didn't have any reason not to believe Mary. Tom'un Mary'ye inanmamak için bir nedeni yoktu. Tom'un Mary'ye inanmamak için bir sebebi yoktu. What do you have to do today? Bugün ne yapmak zorundasın? Bugün ne yapman gerekiyor? Tom said Mary doesn't need to do that. Tom, Mary'nin bunu yapmasına gerek olmadığını söyledi. Tom, Mary'nin bunu yapmasına gerek olmadığını söyledi. What will you do if you fail the exam? Sınavdan başarısız olursan ne yapacaksın? Sınavda başarısız olursan ne yapacaksın? This book belongs to Paolo. Bu kitap Paolo’ya aittir. Bu kitap Paolo'ya ait. I think that Tom didn't mean to do that. Sanırım Tom onu yapmak istemedi. Bence Tom bunu yapmak istemedi. They're all hungry. Hepsi aç. Hepsi aç. Tom's closest friend is Mary. Tom'un en yakın arkadaşı Mary'dir. Tom'un en yakın arkadaşı Mary'dir. Take a left, and it's the last house on your right. Sola dönün ve sağınızdaki son ev orasıdır. Sola dön ve sağındaki son ev olsun. That's what people always say. Bu, insanların her zaman söylediği şey. İnsanlar hep böyle der. Sit here, please. Buraya otur lütfen. Buraya oturun lütfen. Let's cut the cake now. Şimdi pastayı keselim. Pastayı hemen keselim. I think you're really going to like it. Gerçekten beğeneceğinizi düşünüyorum. Bence gerçekten hoşuna gidecek. Why don't we work together on this? Neden buna birlikte çalışmıyoruz? Neden bu konuda birlikte çalışmıyoruz? We kept walking in the same direction, hoping to find water. Su bulma umuduyla aynı yönde yürümeye devam ettik. Su bulmayı umarak aynı yöne doğru yürümeye devam ettik. I've no reason not to believe him. Ona inanmamak için bir sebebim yok. Ona inanmamam için bir sebep yok. I can't believe Tom hung up on me. Tom'un telefonu yüzüme kapattığına inanamıyorum. Tom'un telefonu yüzüme kapattığına inanamıyorum. I wouldn't want to see you get hurt. Yaralandığını görmek istemiyorum. Senin incindiğini görmek istemezdim. That doesn't sound so good to me. O bana o kadar iyi görünmüyor. Bu bana pek iyi gelmiyor. Tatoeba is addictive. Tatoeba bağımlılıktır. Tatoeba bağımlılık yapıyor. I think you know which one I like better. Hangisini daha çok sevdiğimi bildiğini düşünüyorum. Sanırım hangisini daha çok sevdiğimi biliyorsun. We don't understand. Anlamıyoruz. Biz anlamıyoruz. We have to find Tom before it gets dark. Hava kararmadan Tom'u bulmak zorundayız. Hava kararmadan Tom'u bulmalıyız. I don't deserve your friendship. Senin arkadaşlığını hak etmiyorum. Arkadaşlığını hak etmiyorum. I can't help feeling that Tom hasn't told me the whole truth. Tom'un bana bütün gerçeği söylemediğini hissetmeden geçemeyeceğim. Tom'un bana tüm gerçeği anlatmadığını hissetmekten kendimi alamıyorum. What's the real reason you don't want to do that? Onu yapmak istememenin gerçek nedeni nedir? Bunu yapmak istememenin asıl sebebi nedir? Tom and I were like brothers. Tom'la kardeş kadar yakındık. Tom ve ben kardeş gibiydik. Is that a big deal? O büyük bir anlaşma mı? Büyütülecek bir şey mi bu? Don't you work at all? Hiç çalışmıyor musun? Hiç çalışmıyor musun? Tom had other work to do. Tom'un yapacak başka işi vardı. Tom'un yapacak başka işleri vardı. The mirror broke. Ayna kırıldı. Ayna kırıldı. It must be done by tomorrow. Yarına kadar bitmiş olmalı. Yarına kadar yapılmalı. We should substitute margarine for butter for our health. Sağlığımız için margarin yerine tereyağı kullanmalıyız. Margarini sağlığımız için tereyağı yerine koymalıyız. Spain was ruled by a dictator until 1975. İspanya 1975'e kadar bir diktatör tarafından yönetildi. İspanya 1975 yılına kadar bir diktatör tarafından yönetildi. Do you know when Tom left for Boston? Tom'un Boston'a ne zaman gittiğini biliyor musun? Tom'un Boston'a ne zaman gittiğini biliyor musun? Tom was stupid enough to believe what Mary said. Tom Mary'nin söylediğine inanacak kadar aptaldı. Tom, Mary'nin söylediklerine inanacak kadar aptaldı. The lamp needs to be filled with oil. Lamba yağ ile doldurulmalı. Lambanın yağla doldurulması gerekir. Let's be friends. Arkadaş olalım. Arkadaş olalım. I thought you said you hated that. Ondan nefret ettiğini söylediği sanıyordum. Bundan nefret ettiğini söylediğini sanıyordum. She undressed to take a bath. O, duş almak için soyundu. Banyo yapmak için soyundu. Go outside. Dışarı çıkın. Dışarı çık. You're not supposed to be doing that. Bunu yapmanız gerekmiyor. Bunu yapmaman gerekiyordu. This is really weird. Bu gerçekten garip. Bu gerçekten çok garip. A lot of terrible things happened to Yanni. Yanni'nin başına çok kötü şeyler geldi. Yanni'nin başına çok kötü şeyler geldi. She cannot have done it. Onu yapmış olamaz. Bunu yapmış olamaz. The final score wasn't even close. Oyun çok farklı skorla bitmişti. Final skoru yakın bile değildi. Last night Takashi came to me in a dream. Takashi dün gece rüyama girdi. Dün gece Takashi rüyamda bana geldi. She speaks Hebrew with her mother and Polish with her father. O annesi ile İbranice konuşuyor ve babasıyla Lehçe konuşuyor. Annesiyle İbranice ve babasıyla Lehçe konuşur. I heard sirens in the distance. Uzaktan gelen siren sesleri işittim. Uzaktan sirenler duydum. What time do the shops open? Dükkanlar kaçta açılıyor? Mağazalar saat kaçta açılıyor? Tom was honking his horn. Tom korna çalıyordu. Tom kornasını çalıyordu. When we were kids, we always loved it when it was fish fingers. Biz çocukken, balık kroket olduğu zamanları hep severdik. Çocukken, balık parmakları olduğu zamanları hep severdik. Now that it has stopped raining, we can go home. Mademki yağmur durdu, eve gidebiliriz. Artık yağmur dindiği için eve dönebiliriz. Did you really believe that is what Tom wanted? Onun Tom'un istediği olduğuna gerçekten inandın mı? Tom'un bunu istediğine gerçekten inandın mı? Tom and Mary were the first ones to do that. Tom ve Mary onu yapmak için ilk kişilerdi. Tom ve Mary bunu yapan ilk kişilerdi. Who benefits from all of that? Bütün bunlardan kim yararlanır? Tüm bunlardan kim yararlanır? It was a wonder to behold. Gözlere ziyafetti. Bunu görmek bir mucizeydi. Sami slept with a pistol under his pillow. Sami yastığının altında bir tabanca ile uyuyordu. Sami yastığının altında bir tabancayla yattı. Tom isn't one of my patients. Tom ebeveynlerimden biri değildir. Tom hastalarımdan biri değil. Tom is going to like it here. Tom burada bundan hoşlanacak. Tom burayı sevecek. Open the palm of your hand. Avucunu aç. Elinizin avucunu açın. I'll handle this. Ben bunu halledeceğim. Ben hallederim. He is lying on the sofa. O, kanepede uzanıyor. Kanepede yatıyor. He is staying with his aunt. O, teyzesi ile kalıyor. Halasının yanında kalıyor. These two chairs are small. Bu iki sandalye küçük. Bu iki sandalye küçüktür. It wasn't the first time they had done it. Onların yaptığı ilk kez değildi. Bunu ilk kez yapmıyorlardı. I was here all afternoon. Bütün öğleden sonra buradaydım. Bütün öğleden sonra buradaydım. She kept him waiting half an hour. Onu yarım saat bekletti. Onu yarım saat bekletti. I'm not a teacher and don't want to become one. Ben bir öğretmen değilim ve olmak istemiyorum. Ben öğretmen değilim ve öğretmen olmak istemiyorum. It's cold today! Bugün hava soğuk. Bugün hava soğuk! Tom isn't fooling anyone. Tom kimseyi kandırmıyor. Tom kimseyi kandırmıyor. They should sue her. Onlar ona dava açmalı. Onu dava etmeliler. We need to pay our bill. Faturamızı ödemeliyiz. Faturamızı ödemek zorundayız. Tom and Mary were disgusted with each other. Tom ve Mary birbirinden nefret etmişti. Tom ve Mary birbirlerinden iğrendiler. Tom says you should always tell the truth. Tom her zaman gerçeği söylemen gerektiğini söylüyor. Tom her zaman doğruyu söylemen gerektiğini söylüyor. May I sit next to you? Senin yanında oturabilir miyim? Yanınıza oturabilir miyim? I fell asleep while reading. Okurken uyuyakaldım. Okurken uyuyakaldım. Why don't we buy a bicycle for Tom? Neden Tom için bisiklet almıyoruz? Neden Tom'a bir bisiklet almıyoruz? Many go out for wool and come home shorn. Çokları Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olur. Birçoğu yün için dışarı çıkar ve eve döner. I like your smile. Gülüşünü seviyorum. Gülüşün hoşuma gitti. Tom doesn't often drink beer. Tom sık sık bira içmiyor. Tom sık sık bira içmez. Don't put ideas in Tom's head. Tom'un kafasına fikirler koymayın. Tom'un kafasına fikir koyma. The caterpillar is turning into a butterfly. Tırtıl kelebeğe dönüşüyor. Tırtıl kelebeğe dönüşüyor. I think you're mad. Bence sen delisin. Bence sen delisin. I read all kinds of books. Her tür kitabı okudum. Her türlü kitabı okudum. You need to get here soon. Kısa süre içinde buraya gelmen gerek. Hemen buraya gelmelisin. There is no coffee left. Hiç kahve kalmamış. Kahvesi kalmadı. Tom didn't know anything about Mary. Tom, Mary hakkında hiçbir şey bilmiyor. Tom Mary hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Algeria has the second largest Berber-speaking community in the world. Dünyada en çok Berberice konuşan nüfusa sahip ikinci ülke Cezayir. Cezayir, dünyanın en büyük ikinci Berberi konuşan topluluğuna sahiptir. We all have missed you. Hepimiz seni özledik. Hepimiz seni özledik. Writers always have to have the last word. Yazarlar her zaman son söze sahip olmak zorundadır. Yazarlar her zaman son sözü söylemek zorundadırlar. Living in Kabylie is a best decision I have ever made. Kabiliye'de yaşamak şimdiye kadar verdiğim en iyi karardır. Kabylie'de yaşamak şimdiye kadar verdiğim en iyi karar. Tom said Mary is probably still nervous. Tom Mary'nin muhtemelen hâlâ sinirli olduğunu söyledi. Tom, Mary'nin hala gergin olduğunu söyledi. You're such a pessimist. Sen böylesine bir kötümsersin. Çok kötümsersin. I can't remember my password. Şifremi hatırlayamıyorum. Şifremi hatırlayamıyorum. Everything is as we left it. Her şey bıraktığımız gibi. Her şey bıraktığımız gibi. Our house is in a convenient location. Evimiz ulaşım açısından rahat bir mevkide. Evimiz uygun bir yerdedir. Are your ankles swollen when you wake up in the morning? Sabah uyandığınızda ayak bileklerinizde şişme oluyor mu? Sabah uyandığınızda ayak bilekleriniz şişiyor mu? Try not to come too late again tomorrow. Yarın çok geç gelmemeye çalışın. Yarın çok geç gelmemeye çalış. Is the zoo far from here? Hayvanat bahçesi buradan uzak mı? Hayvanat bahçesi buradan uzak mı? We have to learn the right things. Doğru şeyleri öğrenmeliyiz. Doğru şeyleri öğrenmek zorundayız. Come into the room. Odaya gel. Odaya gel. That isn't a valid comparison. Bu geçerli bir kıyaslama değil. Bu geçerli bir karşılaştırma değil. Tom's plan was horrible. Tom'un planı berbattı. Tom'un planı korkunçtu. We can't let them win. Kazanmalarına izin veremeyiz. Kazanmalarına izin veremeyiz. Every rule has its exceptions. Her kural için istisnalar vardır. Her kuralın istisnaları vardır. This is the cornerstone of creation. Bu, yaratılışın köşe taşıdır. Bu yaratılışın temel taşıdır. The girl got her fingers caught in the door. Kız, parmaklarını kapıya kaptırdı. Kız parmaklarını kapıda yakaladı. Winners quit fast, quit often, and quit without guilt. Kazananlar suçluluk hissetmeden sıkça ve hızla bir şeyleri bırakmayı bilir. Kazananlar hızlı, sık sık ve suçluluk duymadan bırakırlar. I think I saw something moving. Sanki hareket eden bir şey gördüm. Sanırım hareket eden bir şey gördüm. Every fifth person has a car in this country. Bu ülkede her beşinci kişinin bir arabası var. Bu ülkede her beş kişiden birinin arabası var. The gossip is true! Dedikodu doğrudur! Dedikodu doğru! I polished Tom's shoes. Tom'un ayakkabılarını cilaladım. Tom'un ayakkabılarını parlattım. If you want to study in the United States, you need to get a student visa. Amerika Birleşik Devletlerinde eğitim görmek istiyorsan bir öğrenci vizesi almalısın. Amerika Birleşik Devletleri'nde okumak istiyorsanız, öğrenci vizesi almanız gerekir. Why are you always bothering Tom? Neden hep Tom'u rahatsız ediyorsun? Neden hep Tom'u rahatsız ediyorsun? How much more money do we need to spend to complete this project? Bu projeyi tamamlamak için ne kadar para harcamamız gerekiyor? Bu projeyi tamamlamak için ne kadar para harcamamız gerekiyor? My neighbors are very nice people. Komşularım çok güzel insanlar. Komşularım çok iyi insanlardır. I didn't see Tom again after that. Ondan sonra Tom'u bir daha görmedim. Ondan sonra Tom'u bir daha görmedim. Yanni set up a workshop with cheap labor in Morocco. Yanni ucuz iş gücünden faydalanarak Fas'ta bir iş yeri açtı. Yanni, Fas'ta ucuz işgücü ile bir atölye kurdu. Let's talk about happiness. Mutluluk hakkında konuşalım. Mutluluktan bahsedelim. What color was the phlegm that you coughed up? Çıkardığınız balgam ne renkti? Öksürdüğün balgam ne renkti? Now I can't work. Şimdi çalışamam. Artık çalışamıyorum. Today is the fourth day of Ramadan. Bugün ramazan'ın dördüncü günü. Bugün Ramazan'ın dördüncü günü. Did you tell Tom what you want? Ne istediğini Tom'a söyledin mi? Tom'a ne istediğini söyledin mi? Do you use contact lenses? Lens kullanıyor musun? Kontakt lens kullanıyor musunuz? If I had done my best, I might have succeeded. Elimden geleni yapsaydım, başarabilirdim. Elimden gelenin en iyisini yapsaydım başarılı olabilirdim. Tom ducked under the low-hanging branches. Tom yere sarkan dallardan kaçınmak için eğildi. Tom alçakta asılı dalların altına eğildi. She was found mysteriously murdered. Gizemli bir şekilde öldürülmüş olarak bulundu. Gizemli bir şekilde öldürülmüş olarak bulundu. I like your sarong style skirt. Malaya peştemalı tarzı elbiseni seviyorum. Sarong tarzı eteğin hoşuma gitti. I would like to take a seat over there. Ben orada oturmak istiyorum. Orada bir yere oturmak istiyorum. How long were you at the party? Ne kadar süre partideydin? Partide ne kadar kaldın? Tom works at a museum not too far from here. Tom buradan çok uzak olmayan bir müzede çalışıyor. Tom buradan çok uzak olmayan bir müzede çalışıyor. I know you want to do that. Bunu yapmak istediğini biliyorum. Bunu yapmak istediğini biliyorum. We're sunk. Biz battık. Battık. Tom loves animals. Tom hayvanları sever. Tom hayvanları sever. Tom isn't your servant. Tom senin hizmetkarın değil. Tom senin hizmetçin değil. I don't know who Tom will go to Boston with. Tom'un Boston'a kiminle gideceğini bilmiyorum. Tom'un Boston'a kiminle gideceğini bilmiyorum. I know what you told me. Bana söylediğini biliyorum. Bana ne söylediğini biliyorum. The airfield on the island is now covered with weeds. Adadaki havaalanı yabani otlarla kaplıdır. Adadaki hava sahası artık yabani otlarla kaplıdır. What's Tom doing out there? Tom orada ne yapıyor? Tom'un dışarıda ne işi var? Tom saved us from the fire. Tom bizi yangından kurtardı. Tom bizi yangından kurtardı. Today, the locomotive is pushing the cars in the train. Bugün lokomotif, trendeki vagonları itiyor. Bugün lokomotif trendeki arabaları itiyor. Sami took his shahada. Sami şehadet getirdi. Sami Şahadasını aldı. Tom says it's not worth the effort. Tom buna değmeyeceğini söyledi. Tom çabaya değmez diyor. I've got to go meet him. Onu karşılamaya gitmek zorundayım. Onunla buluşmaya gitmem gerek. The Suez Canal links the Mediterranean and the Red Sea. Süveyş Kanalı, Akdeniz ve Kızıldeniz'i birbirine bağlar. Süveyş Kanalı Akdeniz ve Kızıldeniz'i birbirine bağlar. Tom wants a cat. Tom bir kedi ister. Tom bir kedi istiyor. Eating raw eggs could be bad for you. Çiğ yumurta yemek sizin için kötü olabilir. Çiğ yumurta yemek sizin için kötü olabilir. The police suspect Tom poisoned Mary. Polis Mary'yi Tom'un zehirlediğinden şüpheleniyor. Polis şüphelisi Tom Mary'yi zehirledi. We're open 24/7. 7/24 açığız. 7/24 açığız. Tom died from electrocution. Tom elektrik çarpması sonucu öldü. Tom elektrik çarpmasından öldü. Tom just came from there. Tom henüz oradan geldi. Tom az önce oradan geldi. It is probable that she will come tomorrow. Onun yarın gelecek olması mümkün. Muhtemelen yarın gelecek. Do you know Esperanto? Esperanto biliyor musun? Esperanto'yu tanıyor musun? Tom heard a moan. Tom bir inilti duydu. Tom bir inilti duydu. Many became homeless because of the earthquake. Deprem yüzünden birçok insan evsiz kaldı. Birçoğu deprem nedeniyle evsiz kaldı. Has he lived here for two years? O, iki yıldır burada mı yaşıyor? İki yıl burada mı yaşadı? He suffered from high blood pressure. Yüksek kan basıncından rahatsızlık çekiyor. Yüksek tansiyonu vardı. Tom said Mary was likely to be jealous. Tom Mary'nin muhtemelen kıskanç olacağını söyledi. tom mary'nin kıskanacağını söyledi. Tom is the only child Mary has. Tom, Mary'nin tek çocuğu. Tom Mary'nin tek çocuğudur. I've asked you not to do that. Senden onu yapmamanı istedim. Senden bunu yapmanı istemedim. There are printing errors on some of the book's pages. Kitabın bazı sayfalarında baskı hatası var. Kitabın bazı sayfalarında baskı hataları var. Tom is going downtown, isn't he? Tom şehir merkezine gidiyor, değil mi? Tom şehir merkezine gidiyor, değil mi? If it rains tomorrow, I'll watch TV. Yarın yağmur yağarsa televizyon seyredeceğim. Yarın yağmur yağarsa televizyon izlerim. Why didn't you tell me about this sooner? Neden bunu bana daha önce söylemedin? Bunu bana neden daha önce söylemedin? Wow, that's so big. Vay canına, bu çok büyük. Vay canına, bu çok büyük. I opened the windows. Pencereleri açtım. Pencereleri açtım. Tom and I get along pretty well. Tom ve ben gayet iyi anlaşıyoruz. Tom ve ben oldukça iyi anlaşıyoruz. A new planet has been discovered. Yeni bir gezegen bulundu. Yeni bir gezegen keşfedildi. Ok. Tamam. Peki. Takeshi did come, but didn't stay long. Takeshi geldi ama uzun kalmadı. Takeshi geldi ama fazla kalmadı. She went at the invitation of an unknown man. Kim olduğu bilinmeyen bir adamın daveti üzerine gitti. Bilinmeyen bir adamın daveti üzerine gitti. Doesn't it look a little strange? Bu biraz tuhaf görünmüyor mu? Biraz garip görünmüyor mu? How's your English? İngilizcen nasıl? İngilizcen nasıl? I know that I'll see you again. Seni tekrar göreceğimi biliyorum. Seni tekrar göreceğimi biliyorum. Why don't we take a break for a second? Neden bir an ara vermiyoruz? Neden bir saniye ara vermiyoruz? Do you eat salads? Salata yer misin? Salata yer misin? What book are you reading now? Şimdi hangi kitabı okuyorsun? Şimdi hangi kitabı okuyorsun? My favorite website is Kylie Konnect and it's better than Facebook. Favori web sitem Kylie Konnect'tir ve Facebook'tan daha iyidir. En sevdiğim web sitesi Kylie Konnect ve Facebook'tan daha iyi. You can't treat me like this. Bana böyle davranamazsın. Bana böyle davranamazsın. Tom asked for my opinion. Tom benim fikrimi istedi. Tom fikrimi sordu. You think you're so funny. Çok komik olduğunu sanıyorsun. Çok komik olduğunu düşünüyorsun. I live in Belfast. Ben Belfast'ta yaşıyorum. Belfast'ta yaşıyorum. We may need help. Yardıma muhtaç olabiliriz. Yardıma ihtiyacımız olabilir. I went swimming in the lake with Hiroko. Hiroko ile gölde yüzmeye gittim. Hiroko ile gölde yüzmeye gittim. Christmas is just three days away. Noel'e sadece üç gün var. Noel'e sadece üç gün kaldı. Why don't we try to do something? Neden bir şeyler yapmaya çalışmıyoruz? Neden bir şeyler yapmaya çalışmıyoruz? I think that it'll be possible to get this ink stain out. Bence bu mürekkep lekesi çıkar. Bence bu mürekkep lekesini çıkarmak mümkün olacak. She stands out from the rest. Diğerleri arasında göze çarpıyor. Geri kalanlardan sıyrılıyor. It's so fucking cold! Hava çok şiddetli soğuk. Hava çok soğuk! Ashamedly, I went along with it. Utanarak, onu destekledim. Utanarak, onunla birlikte gittim. Tom wanted to do that right away. Tom onu hemen yapmak istiyordu. Tom bunu hemen yapmak istedi. I need to let her know. Ona bildirmem gerekiyor. Ona haber vermem gerek. Tom is on this plane, too. Tom da bu uçakta. Tom da bu uçakta. Tom wants to come to our party. Tom partimize gelmek istiyor. Tom partimize gelmek istiyor. Yanni was shot four times in the back of the head. Yanni, başının arkasından dört kez vuruldu. Yanni, kafasının arkasından dört kez vuruldu. Their comments were distorted on social media. Sözleri sosyal medyada bağlamından koparıldı. Yorumları sosyal medyada çarpıtıldı. He came to see you yesterday. O dün seni görmek için geldi. Dün seni görmeye geldi. In Brazil, you will eat a lot of delicious fruit. Brezilya'da pek çok lezzetli meyve yiyeceksin. Brezilya'da çok lezzetli meyveler yiyeceksiniz. It seems like all of you are wrong. Görünüşe göre hepiniz haksızsınız. Görünüşe göre hepiniz yanılıyorsunuz. Enclosed is our company profile. Bizim şirket profilimiz ektedir. Şirket profilimiz kapalıdır. Aren't you thirsty? Susamadın mı? Susadın mı? Nobody could answer my questions. Kimse benim sorularıma cevap veremedi. Kimse sorularıma cevap veremedi. I don't think we were invited to Tom's party. Tom'un partisine davet edildiğimizi sanmıyorum. Tom'un partisine davet edildiğimizi sanmıyorum. My uncle keeps a dog. Amcam bir köpek besliyor. Amcamın köpeği var. They are planning to settle in New Zealand. Yeni Zelandaya yerleşmeyi planlıyorlar. Yeni Zelanda'ya yerleşmeyi planlıyorlar. Tom is a popular guy. Tom popüler bir adam. Tom popüler bir adamdır. We all played well. Hepimiz iyi oynadık. Hepimiz iyi oynadık. The wedding cake didn't taste very good. Düğün pastasının tadı çok iyi değildi. Düğün pastasının tadı pek iyi değildi. I don't like the rainy season. Yağışlı mevsimi sevmem. Yağmurlu sezonu sevmiyorum. I am sorry if I scared you. Seni korkuttuysam özür dilerim. Seni korkuttuysam özür dilerim. Can you stay for a few days? Birkaç gün kalabilir misin? Birkaç gün kalabilir misin? I know how it sounds. Kulağa nasıl geldiğini biliyorum. Kulağa nasıl geldiğini biliyorum. When was your last tetanus booster? Son tetanoz aşını ne zaman vuruldun? Son tetanoz güçlendiricin ne zamandı? My opinion is exactly the opposite of yours. Benim görüşüm sizinkinin tam tersi. Benim görüşüm seninkinin tam tersi. I was an idealist. İdealisttim. Ben bir idealisttim. Where's the nearest art gallery? En yakın sanat galerisi nerede? En yakın sanat galerisi nerede? I'm studying hanzi. Çin yazısı öğreniyorum. Hanzi okuyorum. We have to cooperate. İşbirliği yapmak zorundayız. İşbirliği yapmak zorundayız. You've got to see him. Onu görmek zorundasın. Onu görmen lazım. The stars shone in the sky. Yıldızlar gökyüzünde parladı. Yıldızlar gökyüzünde parladı. Tom said he thought that he could win. Tom kazanabileceğini düşündüğünü söyledi. Tom kazanabileceğini düşündüğünü söyledi. A new railway bridge will be built between the two cities. İki şehir arasında yeni bir demiryolu köprüsü inşa edilecek. İki şehir arasında yeni bir demiryolu köprüsü inşa edilecek. Someone left a stroller in front of the store. Birisi mağazanın önüne bir bebek arabası bıraktı. Biri dükkânın önünde bebek arabasını bırakmış. I'm glad we got here early. Buraya erken geldiğimize memnun oldum. Buraya erken geldiğimize sevindim. Tom is watching something on TV. Tom televizyonda bir şey izliyor. Tom televizyonda bir şeyler izliyor. You're the one who suggested we do that. Bunu yapmamızı sen tavsiye etmiştin. Bunu yapmamızı öneren sendin. We're in position. Pozisyon aldık. Yerimizi aldık. There is no toilet paper. Hiç tuvalet kağıdı yok. Tuvalet kağıdı yok. What's your ISP? İnternet sağlayıcın hangisi? ISP'niz nedir? I drink to forget. Unutmak için içiyorum. Unutmak için içiyorum. He's learning German. O, Almanca öğreniyor. Almanca öğreniyor. This is my I.D. card. Bu benim kimlik kartım. Bu benim kimlik kartım. The nurse will check your arm within 2 days to see if there is a reaction. Hemşire bir reaksiyon olup olmadığına bakmak için iki gün içinde kolunuzu kontrol edecek. Hemşire, reaksiyon olup olmadığını görmek için 2 gün içinde kolunu kontrol edecektir. You're allowed to do that if you want to. İstiyorsan yapmakta serbestsin. İstersen bunu yapmana izin var. Tom and I have broken up. Tom ve ben ayrıldık. Tom ve ben ayrıldık. Aren't you going to go anywhere this summer? Bu yaz herhangi bir yere gitmeyecek misin? Bu yaz hiçbir yere gitmeyecek misin? Tom was babysitting last night. Tom dün gece bebek bakıcılığı yapıyordu. Tom dün gece bakıcılık yapıyordu. Let's agree to disagree. Tartışmayı bırakalım ve birbirimizin fikirlerine tolere edelim. Aynı fikirde olmadığımızı kabul edelim. How did you get those bruises on your legs? Bacaklarının üzerindeki o çürükleri nasıl aldın? Bacaklarındaki morluklar nasıl oldu? Tom still sleeps next to his mom. Tom hâlâ annesinin yanında uyuyor. Tom hala annesinin yanında uyuyor. I should've let Tom have my bicycle. Tom'un bisikletimi almasına izin vermeliydim. Bisikletimi Tom'un almasına izin vermeliydim. Mary is a wealthy woman. Mary zengin bir kadın. Mary zengin bir kadındır. Sami cut Layla's head off to make it impossible to identify her. Sami, onu tanımayı imkansız hale getirmek için Leyla'nın kafasını kesti. Sami, Layla'nın kafasını kesip onu teşhis etmeyi imkansız hale getirdi. I expected to get an A in biology, but I only got a C. Biyolojide A almayı umuyordum ama sadece C aldım. Biyolojide A almayı bekliyordum ama sadece C aldım. I heard a sound. Bir ses duydum. Bir ses duydum. The country is headed on the wrong track. Ülke yanlış yolda ilerliyor. Ülke yanlış yolda ilerliyor. Tom said he didn't really care. Tom gerçekten umursamadığını söyledi. Tom gerçekten umursamadığını söyledi. For our friendship! Dostluğumuza! Arkadaşlığımız için! Tom left the gym at 2:30. Tom spor salonundan 2: 30'da ayrıldı. Tom saat 2:30'da spor salonundan ayrıldı. Do you wear dentures? Takma diş kullanıyor musunuz? Takma diş takıyor musun? He devoured the herring salad. Ringa balığı salatasını mideye indirdi. Ringa salatasını yedi. It was worth a try. O denemeye değerdi. Denemeye değerdi. I already saw him. Ben zaten onu gördüm. Onu zaten gördüm. Tom often borrows money from me. Tom sık sık benden ödünç para alır. Tom sık sık benden borç alır. I've been coughing since this morning. Sabahtan beri öksürüyorum. Sabahtan beri öksürüyorum. Tom thought Mary might not know John. Tom, Mary'nin John'ı tanımayabileceğini düşündü. Tom, Mary'nin John'u tanımayabileceğini düşündü. Tom didn't trust Mary. Tom, Mary'ye güvenmedi. Tom Mary'e güvenmiyordu. The people at this store are very friendly, and get very many customers as a result. Bu mağazadaki insanlar çok cana yakınlar, haliyle de çok sayıda müşteri çekiyorlar. Bu mağazadaki insanlar çok cana yakın ve sonuç olarak çok fazla müşteri alıyorlar. My grandfather on my mother's side passed away ten years ago. Annemin tarafında büyükbabam on yıl önce vefat etti. Annem tarafından büyükbabam on yıl önce vefat etti. What do you like doing? Ne yapmayı seversin? Ne yapmayı seversin? Tom spends a lot of time at the gym. Tom spor salonunda çok vakit geçiriyor. Tom spor salonunda çok zaman geçirir. Yes, it has already started. Evet, bu zaten başladı. Evet, çoktan başladı. The hinges are rusty. Menteşeler paslı. Menteşeler paslanmış. That isn't a bad start. Bu kötü bir başlangıç değil. Bu kötü bir başlangıç değil. Why aren't you done yet? Neden henüz bitirmedin? Neden daha bitirmedin? He reached for the apple. O, elmaya uzandı. Elmaya uzandı. Tom picked up the knife and peeled the apple. Tom bıçağı aldı ve elmayı soydu. Tom bıçağı aldı ve elmayı soydu. He has a wife and three children. Onun bir karısı ve üç çocuğu var. Bir karısı ve üç çocuğu var. That's when I went to the police. Polise gittiğim zaman budur. İşte o zaman polise gittim. Algeria should invest more in infrastructure. Cezayir altyapıya daha fazla yatırım yapmalı. Cezayir altyapıya daha fazla yatırım yapmalı. A part of me will always love you. Bir parçam seni hep sevecek. Bir parçam seni her zaman sevecek. I haven't worn this in years. Bunu yıllardır giymedim. Yıllardır bunu giymedim. They said no. Onlar hayır dediler. Hayır dediler. Have you read his will? Vasiyetini okudun mu? Vasiyetini okudun mu? Somebody was in the car with Layla. Biri arabada Leyla'yla birlikteydi. Layla'yla birlikte arabada biri vardı. My parents caught me smoking. Anne babam beni sigara içerken yakaladı. Ailem beni sigara içerken yakaladı. Tom helps anybody who asks him. Tom isteyen herkese yardımcı olur. Tom ona soran herkese yardım eder. Tom spent a few years on a small island. Tom küçük bir adada birkaç yıl geçirdi. Tom birkaç yılını küçük bir adada geçirdi. What games do you like? Hangi oyunları seversin? Hangi oyunları seversin? You can see stars with a telescope. Bir teleskopla yıldızları görebilirsin. Yıldızları teleskopla görebilirsiniz. Do you think it will last long? Onun uzun süreceğini düşünüyor musun? Sence uzun sürecek mi? I say this not because of me. Bunu benden dolayı söylemiyorum. Bunu benim yüzümden söylemiyorum. That isn't the way I do that. Ben öyle yapmıyorum. Ben böyle yapmam. We know health care is expensive. Sağlık hizmetinin pahalı olduğunu biliyoruz. Sağlık hizmetlerinin pahalı olduğunu biliyoruz. We queued for the bus. Otobüs sırasına girdik. Otobüs için sıraya girdik. How do I open the hood? Kaputu nasıl açarım? Kaputu nasıl açarım? It would be rude to do that. Onu yapmak kabalık olur. Bunu yapmak kabalık olur. Sami earns a six-figure salary. Sami altı rakamlı bir maaş alıyor. Sami 6 haneli maaş alıyor. The girls were asleep. Kızlar uyuyordu. Kızlar uyuyordu. His low salary prevents him from buying the house. Onun düşük maaşı onun ev satın almasını engeller. Düşük maaşı, evi satın almasını engelliyor. Does faith healing work? Telkinle tedavi işe yarar mı? İnanç iyileştirme işe yarar mı? He is the tallest boy. O en uzun boylu çocuktur. En uzun boylu çocuktur. We could've helped you. Sana yardım edebilirdik. Sana yardım edebilirdik. What's your favorite domestic wine? Favori yerli şarabın nedir? En sevdiğin ev şarabı hangisi? Yanni needs to reapply some resin to the windshield crack. Yanni'nin ön cam çatlağına yeniden biraz reçine sürmesi gerekiyor. Yanni'nin ön cam çatlağına biraz reçine uygulaması gerekiyor. We painted the house green. Biz evi yeşile boyadık. Evi yeşile boyadık. It took five minutes to get to the station. İstasyona gitmek beş dakika aldı. İstasyona ulaşmak beş dakika sürdü. Read the bottom of the page. Bir sayfanın alt kısmını okuyun. Sayfanın alt kısmını okuyun. Your ideas are quite old fashioned. Fikirlerin oldukça çağ dışı. Fikirlerin oldukça eski moda. The fact is, I have heard nothing about it. Aslında, bu konuda hiçbir şey duymadım. Gerçek şu ki, bu konuda hiçbir şey duymadım. I don't care about fashion. Moda umurumda değil. Moda umurumda değil. Tom promised me he'd help me paint my garage. Tom garajımı boyamama yardım edeceğine söz verdi. Tom garajımı boyamama yardım edeceğine söz verdi. You're a cheapskate. Çok pintisin. Sen bir cimrisin. Tom left a lot behind. Tom geride çok şey bıraktı. Tom geride çok şey bıraktı. Is Tom coming here? Tom buraya geliyor mu? Tom buraya geliyor mu? He is getting better. O daha iyileşiyor. Daha iyiye gidiyor. I should tell Tom I'm busy. Tom'a meşgul olduğumu söylemeliyim. Tom'a meşgul olduğumu söylemeliyim. Where's my thermos? Termosum nerede? Termos nerede? Yanni is a successful urologist. Yanni başarılı bir ürolog. Yanni başarılı bir ürologdur. I didn't write anything. Hiçbir şey yazmadım. Hiçbir şey yazmadım. We're buying. Satın alıyoruz. Satın alıyoruz. Doesn't Tom look handsome? Tom yakışıklı görünmüyor mu? Tom yakışıklı görünmüyor mu? You have it wrong. Yanılıyorsun. Yanlış anlamışsın. Do you feel like you can't connect with other people? İnsanlarla iletişim kurmakta zorlandığınızı düşünüyor musunuz? Başka insanlarla bağlantı kuramıyormuş gibi hissediyor musunuz? They went straight to bed. Doğruca yatmaya gittiler. Doğruca yatağa gittiler. They cannot afford a holiday. Tatile verecek paraları yok. Tatil için paraları yetmez. Tom asked Mary to return the money that he had lent her. Tom Mary'nin onun ona ödünç verdiği parayı iade etmesini istedi. Tom Mary'den ona ödünç verdiği parayı iade etmesini istedi. Tom suddenly got sick. Tom birdenbire hastalandı. Tom aniden hastalandı. Give me the rota, please. Bana rotayı ver, lütfen. Rotayı bana ver, lütfen. There is a long wait between trains. Trenler arasında uzun bir bekleme var. Trenler arasında uzun bir bekleyiş var. He watched a Swedish movie. Bir İsveç filmi izledi. İsveç yapımı bir film izledi. Give the administration a chance. Yönetime bir şans ver. Yönetime bir şans verin. Tom said he would try. Tom deneyeceğini söyledi. Tom deneyeceğini söyledi. I don't like this tie. Show me another one. Ben bu kravatı beğenmiyorum. Bana başka bir tane göster. Bu kravatı sevmedim, bana bir tane daha göster. The man is right. Adam haklı. Adam haklı. Hi, I have an appointment with the general manager. This is my interview notice. Merhaba, genel müdürle bir randevum var. Bu, röportajımın belgesi. Merhaba, genel müdürle bir randevum var. I'm not Darth Vader. Ben, Darth Vader değilim. Ben Darth Vader değilim. Say nothing to Tom. Tom'a bir şey söyleme. Tom'a bir şey söyleme. Tom deserves to be treated better. Tom daha iyi tedavi edilmeyi hak ediyor. Tom daha iyi muamele görmeyi hak ediyor. People can't live without water. İnsanlar su olmadan yaşayamaz. İnsanlar su olmadan yaşayamazlar. Tom refused to pay protection money. Tom haraç vermeyi reddetti. Tom koruma parası ödemeyi reddetti. Tom didn't need to go to the doctor. Tom'un doktora gitmesine gerek yoktu. Tom'un doktora gitmesine gerek yoktu. I wanted to apologize to Tom. Tom'dan özür dilemek istedim. Tom'dan özür dilemek istedim. The Wi-Fi is weak in the next room. Yan odadan internet çok iyi çekmiyor. Yan odada Wi-Fi zayıf. In the first place we have to decide on the name. İlk olarak isim üzerinde karar vermek zorundayız. Öncelikle isim konusunda karar vermemiz gerekiyor. Girls like that. Don't ask how I know that. Kızlar bundan hoşlanır. Nasıl bildiğimi sorma. Kızlar bunu nasıl bildiğimi sorma. The treasure was buried on an island. Hazine bir adada gömülüymüş. Hazine bir adaya gömüldü. Tom is obviously a little upset. Açıkçası Tom biraz üzgün. Tom belli ki biraz üzgün. It scares me a little. Bu beni biraz korkutuyor. Beni biraz korkutuyor. Did you hear the bell? Zili duydun mu? Zili duydun mu? Has anyone close to you ever committed suicide? Yakınlarınızdan hiç intihar eden oldu mu? Sana yakın olan hiç intihar etti mi? My laptop is being repaired. Dizüstü bilgisayarım tamir ediliyor. Dizüstü bilgisayarım tamir ediliyor. Don't forget to put a stamp on your letter. Mektubuna bir pul yapıştırmayı unutma. Mektubuna damga koymayı unutma. I think about you every day. Her gün senin hakkında düşünüyorum. Her gün seni düşünüyorum. Tom can't sing a high A. Tom tiz bir "La" tonunda şarkı söyleyemez. Tom yüksek bir A söyleyemez. Mount Etna has erupted, sending lava and ash plumes into the Sicilian sky. Etna, Sicilya göğüne lav ve duman göndererek püskürdü. Etna Dağı patladı, lav ve kül tüylerini Sicilya gökyüzüne gönderdi. Tom is standing on the platform. Tom platformda duruyor. Tom platformda duruyor. It must be enough. Yeterli olmalı. Bu yeterli olmalı. We're both professionals. İkimiz de profesyoneliz. İkimiz de profesyoneliz. Tom put his lunch tray on the table. Tom öğle yemeği tepsisini masaya koydu. Tom yemek tepsisini masaya koydu. It worked like a charm. Tıkır tıkır çalıştı. Cazibe gibi işe yaradı. Are you saying I have no sense of humor? Mizah duygumun olmadığını mı söylüyorsun? Espri anlayışım olmadığını mı söylüyorsun? He/she was a doctor for 40 years O kirk yildan beri bir doktordu 40 yıl boyunca doktorluk yaptı. How old are the tires on your car? Arabanızdaki lastikler kaç yaşında? Arabanızdaki lastikler kaç yaşında? She signs the most important documents. O en önemli belgeleri imzalar. En önemli belgeleri imzalar. Tom goes to Boston once a month. Tom, ayda bir kere Boston'a gider. Tom ayda bir kez Boston'a gider. Her daughters have gone to Tokyo. Onun kızları Tokyo'ya gitti. Kızları Tokyo'ya gitti. Aren't you convinced Tom was the one who did that? Onu yapan kişinin Tom olduğundan emin değil misin? Bunu yapanın Tom olduğuna ikna olmadın mı? Are you sure you're ready to go? Gitmeye hazır olduğundan emin misin? Gitmeye hazır olduğuna emin misin? Fadil watched an episode of X-Files. Fadıl, X-Files'ın bir bölümünü izledi. Fadil, X-Files'ın bir bölümünü izledi. He placed the plates on the top shelf. O, tabakları üst rafa koydu. Plakaları üst rafa yerleştirdi. I've only felt this way once before. Daha önce bir kez sadece bu şekilde hissettim. Daha önce sadece bir kez böyle hissetmiştim. We went dancing. Biz dansa gittik. Dans etmeye gittik. I hope no one comes. Umarım kimse gelmez. Umarım kimse gelmez. You have every right to do that. Onu yapmak için her hakka sahipsin. Bunu yapmaya hakkın var. You have what it takes. Gerekli şeylere sahipsin. Gereken her şeye sahipsin. We're kind of playing it by ear. Duruma göre hareket ediyor sayılırız. Bir nevi kulaktan kulağa çalıyoruz. Trade between the two countries has been steadily growing. İki ülke arasındaki ticaret sürekli gelişiyor. İki ülke arasındaki ticaret istikrarlı bir şekilde büyüyor. I don't feel much like laughing. Canım çok gülmek istemiyor. Pek gülmek istemiyorum. I told her about you. Ona senden bahsettim. Ona senden bahsettim. I have to use a needle to inject this under your skin. Bunu derinizin altına enjekte etmem için iğne kullanmam gerekiyor. Bunu derinin altına enjekte etmek için iğne kullanmam gerekiyor. This is one of the fish that Tom caught. Bu Tom'un yakaladığı balıklardan biri. Bu Tom'un yakaladığı balıklardan biri. I took the book. Ben kitabı aldım. Kitabı aldım. We murdered Tom. Tom'u öldürdük. Tom'u öldürdük. You have to do it, whether you like it or not. İstesen de istemesen de onu yapmak zorundasın. Hoşuna gitse de gitmese de bunu yapmak zorundasın. Tom wants to marry Marie. Tom, Marie ile evlenmek istiyor. Tom Marie ile evlenmek istiyor. From this time the man and his wife lived so happily together that it was a pleasure to see them. Bu vakitten sonra adam ve karısı birlikte o kadar mutlu yaşadılar ki onları görmek bir zevkti. Bu andan itibaren adam ve karısı birlikte o kadar mutlu yaşadılar ki onları görmek bir zevkti. What do you say we buy everyone a drink? Herkese bir içki satın almamıza ne dersiniz? Herkese bir içki ısmarlamaya ne dersin? We like to sit around the campfire singing songs and talking to each other. Kamp ateşinin etrafında oturup şarkılar söylemeyi ve birbirimizle konuşmayı seviyoruz. Kamp ateşinin etrafında oturup şarkı söylemeyi ve birbirimizle konuşmayı seviyoruz. Has the world gone mad? Dünya çıldırmış mı? Dünya çıldırdı mı? Tom wouldn't go hiking by himself. Tom tek başına yürüyüşe çıkmazdı. Tom tek başına yürüyüşe çıkmazdı. I've finally spent all the money that you gave me. Nihayetinde bana verdiğin paranın tamamını harcadım. Sonunda bana verdiğin tüm parayı harcadım. I'm trapped behind the refrigerator. Send help. Buzdolabının arkasına sıkıştım, yardım yollayın. Buzdolabının arkasında mahsur kaldım, yardım gönderin. I thought you would never come here. Senin asla buraya gelmeyeceğini düşündüm. Buraya asla gelmeyeceğini sanıyordum. The president was forced to return to Washington. Başkan Washington'a dönmek zorunda kaldı. Başkan Washington'a dönmek zorunda kaldı. I was calm until I saw the syringe. Enjektörü görünceye kadar sakindim. Şırıngayı görene kadar sakindim. Our work began to flourish. İşlerimiz gelişmeye başladı. Çalışmalarımız gelişmeye başladı. Have you ever rented a car? Hiç araba kiraladın mı? Hiç araba kiraladınız mı? What happened to you in Boston? Boston'da sana ne oldu? Boston'da sana ne oldu? Dan planned to build a resort on that island. Dan o adada bir tatil yeri inşa etmeyi planladı. Dan o adada bir tatil köyü kurmayı planlıyordu. Gasoline isn't cheap anymore. Benzin artık ucuz değil. Benzin artık ucuz değil. Everyone turned around. Herkes döndü. Herkes arkasını döndü. What matters most now is Tom's health. Şu an en mühim şey Tom'un sağlığı. Şu anda en önemli şey Tom'un sağlığı. May it be so! Öyle olsun! Öyle olsun! What sort of thing is Wikipedia? Wikipedia ne tür bir şeydir? Wikipedia nasıl bir şey? Tom is a person we can trust. Tom güvenebileceğimiz bir kişi. Tom güvenebileceğimiz bir insan. It hurts to see you like this. Seni böyle görmek acı veriyor. Seni böyle görmek canımı yakıyor. The only two people that know exactly what happened are dead. Ne olduğunu tam olarak bilen iki kişi de ölmüş durumda. Tam olarak ne olduğunu bilen sadece iki kişi öldü. On December 3rd, 1967, Doctor Barnard was able to perform the first human heart transplant. 3 Aralık 1967 tarihinde, Doktor Barnard ilk insan kalp naklini gerçekleştirebildi. 3 Aralık 1967'de Doktor Barnard ilk insan kalp naklini gerçekleştirdi. I've done that quite a lot. Onu pek çok defa yaptım. Bunu çok yaptım. There isn't any evidence that that ever happened. Bunun gerçekleştiğine dair hiçbir delil yok. Bunun olduğuna dair hiçbir kanıt yok. Karl is an egocentric monomaniac. Karl benmerkezci bir monoman. Karl benmerkezci bir monomanyaktır. Tom lives with Mary in Memphis. Tom, Memphis'te Mary'yle birlikte yaşıyor. Tom Mary ile Memphis'te yaşıyor. We don't know just yet. Henüz bilmiyoruz. Henüz bilmiyoruz. I hope you're convinced. İkna olduğunuzu umuyorum. Umarım ikna olmuşsundur. We should be there by noon. Öğleye kadar orada olmalıyız. Öğlene kadar orada oluruz. Eid Mubarak. İyi bayramlar. Eid Mübarek. The press is focusing on the scandal. Basın skandal üzerinde yoğunlaşıyor. Basın skandala odaklanıyor. I hope that no one comes. İnşallah kimse gelmez. Umarım kimse gelmez. We'd like to find out what happened. Ne olup bittiğini öğrenmek istiyoruz. Ne olduğunu öğrenmek istiyoruz. I have to make a note of that. Onu not etmek zorundayım. Bunu not etmem lazım. I was very sober at the time. O zaman çok ağırbaşlıydım. O zamanlar çok ayıktım. Tomorrow night, I am going to Narita airport. Yarın gece, Narita havalimanına gidiyorum. Yarın akşam Narita havaalanına gideceğim. Now that you're here in Boston, we can spend more time together. Mademki sen burası Boston'dasın, birlikte daha fazla zaman geçirebiliriz. Artık Boston'da olduğuna göre birlikte daha çok vakit geçirebiliriz. I joined the university robotics club. Üniversitenin robot kulübüne katıldım. Üniversite robotik kulübüne katıldım. Mary is a fashion designer. Mary bir moda tasarımcısı. Mary bir moda tasarımcısıdır. How about a cup of tea? Bir bardak çaya ne dersiniz? Bir fincan çaya ne dersin? If Tom ran for president, I'd vote for him. Tom başkanlığa aday olursa oyumu veririm. Tom başkanlığa aday olsaydı, ona oy verirdim. Lie down and rest for a while. Uzan ve biraz dinlen. Uzan ve bir süre dinlen. Tom and Mary congratulated each other on their success. Tom ve Mary başarıları için birbirlerini kutladılar. Tom ve Mary başarılarından dolayı birbirlerini tebrik ettiler. Are you talking about my friend? Arkadaşım hakkında mı konuşuyorsun? Arkadaşımdan mı bahsediyorsun? Everyone was looking at Tom curiously. Herkes merakla Tom'a bakıyordu. Herkes Tom'a merakla bakıyordu. Many of the traditional wooden houses are ablaze. Geleneksel ahşap evlerin çoğu alevler içinde. Geleneksel ahşap evlerin çoğu alevlidir. Tom is never going to give up trying. Tom denemekten asla vazgeçmeyecek. Tom denemekten asla vazgeçmeyecek. He should thank you. O sana teşekkür etmeli. Sana teşekkür etmeli. Which of these do you consider your best painting? Bunlardan hangisini en iyi tablon olarak düşünüyorsun? Bunlardan hangisini en iyi resim olarak değerlendiriyorsunuz? Tom hopped in the driver seat. Tom sürücü koltuğuna oturdu. Tom sürücü koltuğuna atladı. It snowed in Osaka. Osaka'da kar yağdı. Osaka'da kar yağdı. I got home around 2:30. Eve saat 2.30 civarında vardım. Eve 2:30 gibi geldim. Why aren't you in school? Neden okulda değilsin? Neden okulda değilsin? Composting is important. Gübrelemek önemlidir. Kompost önemlidir. Tom wasn't able to convince Mary do that. Tom Mary'yi bunu yapmaya ikna edemedi. tom mary'yi bunu yapmaya ikna edemedi. Employees must wear a uniform. Çalışanlar üniforma giymelidir. İşçiler üniforma giymeli. Tom is hard to please, isn't he? Tom'u memnun etmek zor, değil mi? Tom'u memnun etmek zor, değil mi? Tom is wearing blue. Tom mavi giyiyor. Tom mavi giyiyor. Our parents never punished us. Ebeveynlerimiz bizi asla cezalandırmadı. Ailelerimiz bizi hiç cezalandırmadı. I did everything I could today. Bugün elimden gelen her şeyi yaptım. Bugün elimden geleni yaptım. What's the story about? Hikaye ne hakkında? Hikâye ne hakkında? No one could believe the magnitude of the tragedy. Hiç kimse trajedinin büyüklüğüne inanamıyordu. Trajedinin büyüklüğüne kimse inanamadı. Winter is here, and the weather's getting cold. Burada mevsim kış ve hava soğuyor. Kış geldi ve hava soğuyor. We'd like to ask you some questions. Sana bazı sorular sormak istiyoruz. Size birkaç soru sormak istiyoruz. It took you a while to pick up speed, but now you're really hitting your stride. Hızını artırman biraz zaman aldı, ama şu an tutabilene aşk olsun. Hızlanman biraz zaman aldı, ama şimdi gerçekten adımını atıyorsun. Kate knows how to make a cake. Kate nasıl pasta yapacağını bilir. Kate pasta yapmayı biliyor. I got a new pair of shoes. Ben de yeni bir çift ayakkabı var. Yeni bir çift ayakkabı aldım. On the fifteenth of August, thousands of people fly kites. On beş Ağustos'ta, binlerce insan uçurtmalar uçururlar. 15 Ağustos'ta binlerce insan uçurtma uçurur. There was an attempt on the president's life. Devlet başkanına karşı bir suikast girişimi oldu. Başkanın hayatına kastedildi. I'm pretty lucky. Oldukça şanslıyım. Çok şanslıyım. I do whatever Tom asks. Tom her ne isterse yaparım. Tom ne isterse onu yaparım. Have you ever received treatment for chlamydia? Hiç klamidya tedavisi gördünüz mü? Hiç klamidya tedavisi gördün mü? Do you regularly have nosebleeds? Burnunuz sık kanıyor mu? Düzenli olarak burun kanamanız var mı? Tom is a Francophile. Tom bir Fransız hayranı. Tom bir Francophile'dir. Come at ten o'clock sharp. Saat tam onda gel. Saat tam 10'da gelin. What are your influences? Etkileriniz nedir? Sizin etkileriniz neler? I see her even in my dreams. Onu rüyalarımda bile görüyorum. Onu rüyalarımda bile görüyorum. I don't know anything about cooking. Ben yemek pişirme hakkında bir şey bilmiyorum. Yemek pişirme hakkında hiçbir şey bilmiyorum. How are you going to spend your last few days before classes start again? Dersler tekrar başlamadan önceki son birkaç gününü nasıl geçireceksin? Dersler yeniden başlamadan önce son birkaç gününüzü nasıl geçireceksiniz? Yesterday night, I was almost bitten to death by the laboratory mosquitoes. Dün gece kobay sivrisinekler tarafından öldüresiye ısırıldım. Dün gece laboratuvar sivrisinekleri tarafından neredeyse ısırılıyordum. Smoking prohibited inside elevator. Asansörde sigara içilmez! Asansörde sigara içmek yasaktır. I wouldn't go under any circumstances. Herhangi bir koşul altında gitmezdim. Hiçbir koşul altında gitmezdim. Tom died before the ambulance could get there. Tom, ambulansın oraya ulaşmasından önce öldü. Tom ambulans oraya varamadan öldü. You should've stayed in the hospital. Hastanede kalmalıydın. Hastanede kalmalıydın. Please show me the scar. Lütfen yara izini gösterin. Lütfen yara izini göster. I'm the one who should be doing this. Bunu yapıyor olması gereken kişi benim. Bunu yapması gereken benim. Emojis have been used a lot recently, haven't they? Emojiler son zamanlarda fazla kullanılmıyor, değil mi? Emojiler son zamanlarda çok kullanılıyor, değil mi? Please bring your own eating utensils. Lütfen kendi yemek takımını getir. Lütfen kendi yemek kaplarınızı getirin. How late will you stay up? Kaça kadar yatmayacaksın? Ne kadar geç kalkacaksın? Tom said that Mary had fun at your party. Tom, Mary'nin partinizde eğlendiğini söyledi. Tom, Mary'nin partinde eğlendiğini söyledi. She didn't live a single day of her life without violence. O, hayatının bir gününde bile şiddetsiz yaşamadı. Hayatının tek bir gününü şiddet olmadan geçirmedi. I wish you the best of luck in your next endeavor. Bir sonraki uğraşında sana iyi şanslar diliyorum. Bir sonraki çabanızda size iyi şanslar dilerim. She'd just begun to read the book when someone knocked on the door. Birisi kapıyı çaldığında, o tam kitabı okumaya başlamıştı. Biri kapıyı çaldığında kitabı yeni okumaya başlamıştı. I haven't been to Boston in a long time. Uzun süredir Boston'a gitmedim. Uzun zamandır Boston'a gitmedim. I don't feel like going to bed. Canım yatmak istemiyor. Yatağa gitmek istemiyorum. Who gave the order to do it? Bunu yapma emrini kim verdi? Bunu yapma emrini kim verdi? So far, nobody's laughed at any of Tom's jokes. Şimdiye kadar hiç kimse Tom'un şakalarından hiçbirine gülmedi. Şimdiye kadar kimse Tom'un şakalarına gülmedi. There is nothing like summer and ice cream. Yaz mevsimi ve dondurma gibi hiçbir şey yoktur. Yaz ve dondurma gibisi yoktur. Tom was a security guard at that time. Tom o sırada bir güvenlik görevlisiydi. Tom o zamanlar güvenlik görevlisiydi. I think you should meet Tom. Bence Tom'u karşılamalısın. Bence Tom'la tanışmalısın. We have a common enemy. Ortak bir düşmanımız var. Ortak bir düşmanımız var. Tom still has a chance. Tom'un hâlâ bir şansı var. Tom'un hala bir şansı var. We could stop somewhere. Bir yerde durabiliriz. Bir yerde durabiliriz. I didn't see anyone catch any fish. Kimsenin herhangi bir balık yakaladığını görmedim. Kimsenin balık yakaladığını görmedim. The video you uploaded yesterday has gone viral. Dün yüklediğin video internette yayıldı. Dün yüklediğiniz video viral oldu. I'm a changed man. Ben değişmiş bir insanım. Ben değişmiş bir adamım. Yanni got caught in the flood. Yanni sele kapıldı. Yanni selde yakalandı. You're in charge. Sen sorumlusun. Sen sorumlusun. I am afraid she is ill. Korkarım ki o hastadır. Korkarım ki o hasta. Was that all you said to her? Ona söylediğinin hepsi bu muydu? Ona söylediğin tek şey bu muydu? There will be traffic jams. Trafik sıkışıklığı olacak. Trafik sıkışıklığı olacak. Tom gave his father a tie on Father's Day. Tom babasına Babalar Günü'nde bir kravat verdi. Tom, Babalar Günü'nde babasına bir kravat verdi. I used to be able to sing that song. Ben o şarkıyı söyleyebilirdim. Eskiden o şarkıyı söyleyebiliyordum. I'm very proud of the girls. Kızlarla övünüyorum. Kızlarla gurur duyuyorum. He has changed. O değişti. Değişti. No, he doesn't have a motive. Hayır, onun bir güdüsü yok. Hayır, bir nedeni yok. Try and calm down. Dene ve sus. Sakin olmaya çalış. Neither Tom nor Mary has been punished. Ne Tom ne de Mary cezalandırıldı. Ne Tom ne de Mary cezalandırıldı. I do need one favor. Bir iyiliğe ihtiyacım var. Bir iyiliğe ihtiyacım var. He says he likes flowers. Çiçeklerden hoşlandığını söylüyor. Çiçekleri sevdiğini söylüyor. I live in southern California. Kaliforniya'nın güneyinde yaşıyorum. Güney Kaliforniya'da yaşıyorum. I found it funny. Bunu eğlenceli buldum. Bunu komik buldum. Tom doesn't like eggs. Tom yumurta sevmiyor. Tom yumurta sevmez. That's a great milestone. Bu büyük bir mihenk taşı. Bu harika bir kilometre taşı. Tom doesn't have a clue, does he? Tom'un bir ipucu yok, değil mi? Tom'un bir fikri yok, değil mi? It's been ages since I saw you last. Seni son gördüğümden beri uzun zaman oldu. Seni en son görmeyeli yıllar oldu. The road which leads to the hotel is narrow. Otele giden yol dar. Otele giden yol dardır. Do you have diarrhea? İshaliniz var mı? İshalin var mı? Who are you waving at? Kime el sallıyorsun? Kime el sallıyorsun? Sami was taking medication to deal with depression. Sami depresyonla baş etmek için ilaç alıyordu. Sami depresyonla başa çıkmak için ilaç alıyordu. Did you see the solar eclipse yesterday? Dünkü Güneş tutulmasını gördün mü? Dün güneş tutulmasını gördün mü? There's been an interesting development. İlginç bir gelişme oldu. İlginç bir gelişme oldu. Did you see who it was? Kim olduğunu gördünüz mü? Kim olduğunu gördün mü? She earns a living as a writer. O, bir yazar olarak hayatını kazanıyor. Bir yazar olarak hayatını kazanıyor. Tom said he didn't have a choice. Tom bir seçeneği olmadığını söyledi. Tom başka seçeneği olmadığını söyledi. You're the most important woman in the whole world. Sen tüm dünyadaki en önemli kadınsın. Sen dünyadaki en önemli kadınsın. Would you speak more slowly? Daha yavaş konuşur musun? Daha yavaş konuşur musun? My suitcase is packed. Bavulum hazır. Bavulum dolu. You should brush your hair. Saçını taramalısın. Saçını fırçalamalısın. You're out of line. Sen görgü kurallarına uymuyorsun. Çizgiyi aştın. Come and see me whenever you like. İstediğin zaman beni görmeye gelebilirsin. Ne zaman istersen gel ve beni gör. Fadil recognized Dania and called the police. Fadıl, Dania'yı tanıdı ve polisi aradı. Fadil, Dania'yı tanıdı ve polisi aradı. Tom doesn't still do that, does he? Tom hâlâ bunu yapmıyor, değil mi? Tom hala bunu yapmıyor, değil mi? I'll sign up for baglama lessons. Bağlama kursuna yazılacağım. Baglama derslerine kaydolacağım. We talked about our summer vacations. Biz yaz tatillerimiz hakkında konuştuk. Yaz tatillerimiz hakkında konuştuk. That is a necessary contribution to its subsistence. Bu onun geçimine gerekli bir katkıdır. Bu onun geçimine gerekli bir katkıdır. We need to finish this. Bunu bitirmemiz gerek. Bu işi bitirmeliyiz. I'm investigating a murder case. Bir cinayet vakasını araştırıyorum. Bir cinayet davasını araştırıyorum. I didn't really like the stew that Tom made. Tom'un yaptığı güveci gerçekten beğenmedim. Tom'un yaptığı yahniyi pek sevmedim. She advised him to read those books. O ona şu kitapları okumasını tavsiye etti. Ona o kitapları okumasını tavsiye etti. Tom called me by name. Tom, adıyla beni aradı. Tom beni ismiyle çağırdı. Tom ran back inside. Tom içeri koştu. Tom içeri kaçtı. You might be able to do that. Onu yapabilirsin. Bunu yapabilirsin. Fadil wanted to see Layla. Fadıl, Leyla'yı görmek istedi. Fadil, Layla'yı görmek istedi. At first the job looked good to him, but later it became tiresome. İş ona baştan güzel göründü ama sonra yorucu geldi. İlk başta iş ona iyi göründü, ama daha sonra yorucu oldu. You're a pretty good guitarist, aren't you? Sen oldukça iyi bir gitaristsin, değil mi? Çok iyi bir gitaristsin, değil mi? Cats' eyes are very sensitive to light. Kedilerin gözleri ışığa karşı çok duyarlıdır. Kedilerin gözleri ışığa karşı çok hassastır. Why didn't Tom let us do that? Tom bunu yapmamıza neden izin vermedi? Tom neden bunu yapmamıza izin vermedi? How can I get in touch with you? Seninle nasıl temas kurabilirim? Seninle nasıl iletişime geçebilirim? I did not order this car. Ben bu arabayı sipariş etmedim. Bu arabayı ben sipariş etmedim. You said you loved him. Onu sevdiğini söyledin. Onu sevdiğini söylemiştin. Consuming figs in excess could cause loose stools. Aşırı incir tüketmek cırcıra davetiye çıkarabilir. Fazla miktarda incir tüketmek, gevşek dışkılara neden olabilir. The police threw tear gas bombs. Polis göz yaşartıcı bomba attı. Polis göz yaşartıcı gaz bombaları attı. Tom claims he can do astral projection. Tom astral seyahat yapabildiğini iddia ediyor. Tom astral projeksiyon yapabileceğini iddia ediyor. One day your life will flash before your eyes. Make sure it's worth watching. Bir gün hayatın gözlerinin önünde hızla akıp gidecektir. Emin ol, izlemeye değer. Bir gün hayatın gözlerinin önünde parlayacak ve izlemeye değer olduğundan emin ol. I am so thirsty, probably because I ate pizza yesterday night. Ben çok susadım, muhtemelen dün gece pizza yediğim içindir. Çok susadım, muhtemelen dün gece pizza yediğim için. Tom continued to talk. Tom konuşmaya devam etti. Tom konuşmaya devam etti. "Do you recognize me?" I asked him. "We are old friends." "Beni tanıyor musun?" diye ona sordum. "Biz eski arkadaşız." "Beni tanıdın mı?" diye sordum. "Biz eski dostuz." Who's the gentleman Tom is speaking to? Tom'un konuştuğu beyefendi kim? Tom'un konuştuğu beyefendi kim? Tom tore up Mary's letter after reading it. Tom okuduktan sonra Mary'nin mektubunu yırttı. Tom, Mary'nin mektubunu okuduktan sonra yırttı. Swahili is widely spoken in eastern Africa. Swahili, Doğu Afrika'da yaygın olarak konuşulmaktadır. Swahili Doğu Afrika'da yaygın olarak konuşulmaktadır. You shouldn't talk to your parents like that. Annen ve babanla öyle konuşmaman gerekir. Ailenle böyle konuşmamalısın. Swahili is widely spoken in eastern Africa. Swahili, Doğu Afrika'da yaygın olarak konuşulur. Swahili Doğu Afrika'da yaygın olarak konuşulmaktadır. I almost couldn't close the suitcase. Neredeyse bavulu kapatamadım. Bavulu neredeyse kapatamıyordum. Did you vote yet? Henüz oy verdiniz mi? Oy kullandın mı? I tell her that every day. Onu ona her gün söylerim. Bunu ona her gün söylüyorum. Everyone got up and left. Herkes kalktı ve gitti. Herkes kalkıp gitti. Tom isn't very good at skiing. Tom kayak yapmakta çok iyi değil. Tom kayakta pek iyi değildir. Tom's handwriting is hard to read. Tom'un el yazısını okumak zordur. Tom'un el yazısı zor okunur. We must continue. Devam etmeliyiz. Devam etmeliyiz. Happy or unhappy, life is the only treasure which man possesses. Mutlu ya da mutsuz, hayat insanın sahip olduğu tek hazinedir. Mutlu ya da mutsuz, hayat insanın sahip olduğu tek hazinedir. Recently someone told me about a language website, tatoeba.org. Son günlerde biri bana bir dil web sitesinden bahsetti: "tatoeba.org" Son zamanlarda biri bana bir dil web sitesi, tatoeba.org'dan bahsetti. Look what Tom found in the backyard. Tom'un arka bahçede bulduğu şeye bak. Tom'un arka bahçede ne bulduğuna bak. No one knows if he loves her or not. Hiç kimse onun onu sevip sevmediğini bilmiyor. Onu sevip sevmediğini kimse bilmiyor. We drove home. Arabayla eve döndük. Eve gittik. My plan saved us a lot of money. Planım bize çok para kazandırdı. Planım bize çok para kazandırdı. I destroyed everything. Her şeyi yok ettim. Her şeyi mahvettim. It's a violet. Bu bir menekşe. Bu bir menekşe. I gelded one. Ben birini hadım ettim. Ben bir tane yaptım. The windshield is clean now. Ön cam şu an temiz. Ön cam artık temiz. Figs are mentioned in the Quran and the Bible. Kur'an ve İncil'de incirden bahsediliyor. Kur'an'da ve İncil'de incillerden bahsedilir. The management of that company is sexist. O şirketin yönetimi cinsiyetçidir. O şirketin yönetimi cinsiyetçidir. What country was he born in? Hangi ülkede doğmuş? Hangi ülkede doğdu? Tom's family visited him in the hospital. Tom'un ailesi onu hastanede ziyaret etti. Tom'un ailesi onu hastanede ziyaret etti. I think that this is Tom's. Bence bu Tom'un. Sanırım bu Tom'un. How long does it take you to take a bath? Ne sıklıkla banyo yapıyorsun? Banyo yapmak ne kadar sürer? Do you want me to stay or don't you? Kalmamı istiyor musun yoksa istemiyor musun? Kalmamı istiyor musun istemiyor musun? Your clumsiness will get you into big trouble one day. Bu sakarlığın bir gün başına büyük bir iş açacak. Sakatlığın bir gün başını büyük belaya sokacak. That sounds pretty bad. Bu oldukça kötü görünüyor. Kulağa çok kötü geliyor. I think we'd better wait another thirty minutes. Sanırım otuz dakika daha beklesek iyi olur. Sanırım otuz dakika daha beklesek iyi olur. It'll be difficult to do that with your arm in a sling. Kolun askıdayken bunu yapmak zor olacak. Kolun askıdayken bunu yapmak zor olacak. Tom's house has a large garden. Tom'un evi geniş bir bahçeye sahiptir. Tom'un evinin büyük bir bahçesi var. I'm sick and tired of this business. Bu iş beni iyice baydı. Bu işten bıktım usandım. Tom didn't notice anything out of the ordinary. Tom olağan dışı bir şey fark etmedi. Tom sıra dışı bir şey fark etmedi. Tom thinks the world is getting worse all the time. Tom dünyanın her zaman kötüleştiğini düşünüyor. Tom, dünyanın sürekli kötüleştiğini düşünüyor. It's too late now to do that. Artık bunu yapmak için çok geç. Bunu yapmak için artık çok geç. Why are we discussing this? Neden bunu tartışıyoruz? Bunu neden tartışıyoruz? Whatever you do, don't pull this rope. Ne yaparsan yap, bu ipi çekme. Ne yaparsan yap, bu ipi çekme. My father always speaks to me in French and my mother always speaks to me in English. Babam benimle her zaman Fransızca konuşur ve annem benimle her zaman İngilizce konuşur. Babam benimle hep Fransızca konuşur, annem de hep İngilizce konuşur. I bought this shirt yesterday. Bu gömleği dün aldım. Bu gömleği dün aldım. I thought you might be able to give me a hand. Bana yardım edebileceğini düşündüm. Bana yardım edebileceğini düşündüm. I have something I need to tell Tom. Tom'a söylemem gereken bir şeyim var. Tom'a söylemem gereken bir şey var. Tom didn't expect to get a raise. Tom zam almayı ummuyordu. Tom zam almayı beklemiyordu. I answered wrong. Yanlış cevap verdim. Yanlış cevap verdim. Tom was showing Mary how to unclog a drain. Tom, Mary'ye gider tıkanıklığını nasıl açacağını gösteriyordu. Tom Mary'ye bir drenajın nasıl açılacağını gösteriyordu. Tom is probably the one who scared Mary away. Tom muhtemelen Mary'yi korkutan kişidir. Tom muhtemelen Mary'yi korkutup kaçıran kişidir. I need to speak with Tom alone. Tom'la tek başıma konuşmalıyım. Tom'la yalnız konuşmam gerek. Yanni had a Ford pickup. Yanni'nin bir Ford pikabı vardı. Yanni'nin Ford pikapı vardı. That's not what Tom says. Tom'un söylediği bu değil. Tom öyle demiyor. I must sleep now. Şimdi uyumalıyım. Şimdi uyumam lazım. Dynamite was invented by Alfred Nobel in 1857. Dinamit 1857 yılında Alfred Nobel tarafından icat edilmiştir. Dinamit Alfred Nobel tarafından 1857 yılında icat edilmiştir. Mary ironed the shirts and forgot to turn off the iron. Mary gömlekleri ütüledi ve ütüyü kapatmayı unuttu. Mary gömlekleri ütüledi ve demiri kapatmayı unuttu. I'll cancel it. Onu iptal edeceğim. İptal ederim. We live near the zoo. Oturduğumuz yer hayvanat bahçesine yakın. Hayvanat bahçesinin yakınında yaşıyoruz. I have four sisters and one brother. Dört kız kardeşim ve bir erkek kardeşim var. Dört kız kardeşim ve bir erkek kardeşim var. I have to go home and get a good night's sleep. Eve gitmek ve iyi bir gece uykusu uyumak zorundayım. Eve gidip iyi bir uyku çekmem lazım. I don't work at night. Gece çalışmıyorum. Geceleri çalışmıyorum. I have some good news to share. Paylaşacak bazı iyi haberlerim var. Paylaşacak güzel haberlerim var. They are extremely popular among teenagers. Gençler arasında müthiş derecede popülerler. Gençler arasında son derece popülerdir. Tom has obviously been listening for a while. Tom belli ki bir süredir dinliyor. Tom belli ki bir süredir dinliyor. If the sun were to rise in the west, I wouldn't change my mind. Güneş batıdan doğsa fikrimi değiştirmezdim. Eğer batıda güneş doğsaydı, fikrimi değiştirmezdim. Tom has waited for three hours. Tom üç saat bekledi. Tom üç saat bekledi. They fought for freedom. Onlar özgürlük için savaştılar. Özgürlük için savaştılar. You won't get away with it. Bu yanınıza kâr kalmayacak. Bundan kurtulamayacaksın. All the people in whom he believed betrayed him. Onun inandığı herkes ona ihanet etti. İnandığı bütün insanlar ona ihanet etti. Many flowers bloom in the spring. İlkbaharda birçok çiçek açar. İlkbaharda birçok çiçek açar. Tom couldn't stop staring at Mary. Tom kendini Mary'ye bakmaktan alamadı. Tom Mary'ye bakmaktan kendini alamadı. Tom has never actually lived in Australia. Tom aslında Avustralya'da hiç yaşamamış. Tom aslında Avustralya'da hiç yaşamadı. I want him put in prison. Onun hapsedilmesini istiyorum. Hapse atılmasını istiyorum. As the majority of the population revolted against the mayor, he abandoned his position. Halkın çoğu belediye başkanına kazan kaldırınca koltuğunu bıraktı. Nüfusun çoğunluğu belediye başkanına karşı ayaklanırken, pozisyonunu terk etti. I think France is the most beautiful country in Europe. Ben Fransa'nın Avrupa'nın en güzel ülkesi olduğunu düşünüyorum. Bence Fransa Avrupa'nın en güzel ülkesi. Do you want her there? Onu orada istiyor musunuz? Onu orada istiyor musun? He turned off all the lights at eleven. O, saat on birde bütün ışıkları kapattı. Saat 11'de tüm ışıkları kapattı. Tom is allergic to honey. Tom'un bala alerjisi var. Tom'un bala alerjisi var. Maria hates her job for many reasons. Maria birçok nedenlerden dolayı işinden nefret ediyor. Maria birçok nedenden dolayı işinden nefret eder. We don't have much to lose. Kaybedecek çok şeyimiz yok. Kaybedecek pek bir şeyimiz yok. For years, Tom suffered from migraine headaches. Yıllardır, Tom migren baş ağrısından çekti. Yıllar boyunca Tom migren baş ağrılarından muzdaripti. How can I become smarter? Nasıl daha akıllı olabilirim? Nasıl daha akıllı olabilirim? What did they give you to eat? Yemen için onlar sana ne verdi? Sana yemek için ne verdiler? I've been drunk before and likely will get drunk many more times. Evvelce sarhoş oldum; daha da çok olacak gibiyim. Daha önce de sarhoştum ve muhtemelen daha birçok kez sarhoş olacağım. Why don't we take the children to the zoo this afternoon? Neden bu öğleden sonra çocukları hayvanat bahçesine götürmüyoruz? Neden çocukları bu öğleden sonra hayvanat bahçesine götürmüyoruz? She is quite satisfied with her life as it is. Hayatından olduğu gibi oldukça memnun. Hayatından olduğu gibi oldukça memnundur. Baseball is fun to watch. Beyzbol izlemesi zevklidir. Beyzbol izlemek eğlencelidir. Tom is really proud of Mary. Tom gerçekten Mary ile gurur duyuyor. tom mary ile gurur duyuyor. Tom told us he'd be waiting in front of the post office. Tom bize postanenin önünde bekleyeceğini söyledi. Tom postanenin önünde bekleyeceğini söyledi. Tom and Mary just did what they were told to do. Tom ve Mary sadece onlara yapılması söylenilen şeyi yaptı. Tom ve Mary kendilerine söyleneni yaptılar. How long do your migraines typically last? Migren ataklarınız genelde ne kadar sürüyor? Migreniniz tipik olarak ne kadar sürer? Tom was in his late thirties. Tom otuzlu yaşların sonundaydı. Tom otuzlu yaşlarının sonlarındaydı. Tom lied about being in Boston. Tom Boston'da olduğu hakkında yalan söyledi. Tom Boston'da olduğu hakkında yalan söyledi. Use your own words to retell the content of the lesson. Dersin içeriğini yeniden anlatmak için kendi sözlerini kullan. Dersin içeriğini yeniden anlatmak için kendi kelimelerinizi kullanın. You never listen, no matter how many times I tell you. Sana kaç kere söylesem de, asla dinlemezsin. Sana kaç kere söylersem söyleyeyim, hiç dinlemiyorsun. Tom has never written a letter to Mary. Tom, Mary'ye hiç mektup yazmadı. tom mary'ye hiç mektup yazmadı. She's supposed to be back by lunch time. Onun öğle yemeği vaktine kadar geri dönmesi gerekiyor. Öğle yemeğine kadar dönmüş olması gerekiyordu. How many packs of cigarettes do you smoke daily? Günde kaç paket sigara içiyorsunuz? Günde kaç paket sigara içiyorsunuz? I have diarrhea. Amel oldum. İshal oldum. Do you mind if I sit next to you? Senin yanında oturmamın bir sakınca var mı? Yanına oturmamın sakıncası var mı? Many of the railroads I see aren't even used anymore. Gördüğüm demiryolu hatlarının çoğu artık kullanılmıyor bile. Gördüğüm demiryollarının çoğu artık kullanılmadı bile. I think that it's dangerous for children to do that. Bunu çocukların yapmasının tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Çocukların bunu yapmasının tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Those are rain clouds. Bunlar yağmur bulutu. Bunlar yağmur bulutları. I want you to call him. Onu aramanı istiyorum. Onu aramanı istiyorum. I think you're stylish. Sanırım sen şıksın. Bence şıksın. I am tired from running fast. Hızlı koşmaktan yoruldum. Hızlı koşmaktan yoruldum. What's Tom doing for Christmas? Tom Noel için ne yapıyor? Tom Noel'de ne yapıyor? Our family consists of five members. Bizim ailemiz beş kişiden oluşur. Ailemiz beş üyeden oluşmaktadır. Without her advice, he would have failed. Onun tavsiyesi olmadan, o başarısız olurdu. Onun tavsiyesi olmasaydı başarısız olurdu. What if Tom did that? Ya Tom bunu yapsaydı? Ya Tom bunu yaptıysa? She took her dog to the park before breakfast. Kahvaltıdan önce köpeğini parka götürdü. Kahvaltıdan önce köpeğini parka götürdü. He lacks motivation. O motivasyondan yoksundur. Motivasyon eksikliği var. It was mind-numbing. O sıkıcıydı. Akıllara durgunluk veriyordu. I'm moving in with him. Onunla birlikte taşınıyorum. Onun yanına taşınıyorum. We get along fine. Biz iyi geçiniriz. İyi anlaşıyoruz. I want you to wear this. Bunu giymeni istiyorum. Bunu giymeni istiyorum. Tom barely managed to keep his head above water. Tom kafasını suyun üstünde tutmayı zar zor başarabildi. Tom başını suyun üstünde tutmayı zar zor başardı. Oh, yes! Ha, evet! Oh, evet! Tom belched. Tom geğirdi. Tom'un canı yandı. This painter lives in London. Bu ressam Londra'da yaşıyor. Bu ressam Londra'da yaşıyor. Stay with Tom until I return. Ben dönene kadar Tom'la kal. Ben dönene kadar Tom'la kal. This is what I wanted to avoid. Uzak durmak istediğim şey buydu. Kaçınmak istediğim şey buydu. Please squeeze my fingers. Parmaklarımı sıkın lütfen. Lütfen parmaklarımı sıkın. Please continue eating. Don't worry about me. Lütfen yemeye devam et. Benim hakkımda endişelenme. Lütfen yemeğe devam et, beni merak etme. Tom didn't know if he should really do that. Tom onu gerçekten yapması gerekip gerekmediğini bilmiyordu. Tom bunu gerçekten yapıp yapmayacağını bilmiyordu. Our team is good. Takımımız iyidir. Takımımız iyi. He never goes to a gathering. O asla bir toplantıya gitmez. Asla bir toplantıya gitmez. Was it Tom who beat you up? Seni yenen Tom muydu? Seni döven Tom muydu? What is the highest level of school you completed? Eğitim düzeyiniz nedir? Tamamladığınız en yüksek okul seviyesi nedir? Tom will likely be hungry. Tom muhtemelen acıkacak. Tom muhtemelen acıkacaktır. Syria is completely destroyed. Suriye tamamen harap olmuş durumda. Suriye tamamen yok edildi. Tom has done what everyone said couldn't be done. Tom herkesin yapılamadığını söylediği şeyi yaptı. Tom herkesin yapamayacağını söylediği şeyi yaptı. Are you doing a special thing? Özel bir şey yapıyor musun? Özel bir şey mi yapıyorsun? I wonder why this is so expensive. Bunun niye bu kadar pahalı olduğunu merak ediyorum. Bunun neden bu kadar pahalı olduğunu merak ediyorum. Dan didn't hesitate even a second to do that. Dan onu yapmak için bir an bile çekinmedi. Dan bunu yapmak için bir saniye bile tereddüt etmedi. Many students complain about their teachers. Pek çok öğrenci öğretmenlerinden yakınır. Birçok öğrenci öğretmenlerinden şikayetçidir. Did Tom have what he needed? Tom ihtiyacı olan şeyi aldı mı? Tom'un ihtiyacı olan şey var mıydı? My uncle lived a happy life. Amcam mutlu bir hayat yaşadı. Amcam mutlu bir hayat yaşadı. Tom should be fired immediately. Tom derhal kovulmalı. Tom hemen kovulmalı. "I'll win." "In your dreams." "Ben kazanacağım." "Rüyalarında." "Kazanacağım." "Hayallerinde." I'd be delighted if you'd come with me. Benimle gelseydiniz mutlu olurdum. Benimle gelirsen çok sevinirim. You swim well, don't you? Sen iyi yüzersin, değil mi? İyi yüzüyorsun, değil mi? Do you have a tape measure? Mezuran var mı? Kaset ölçün var mı? Don't let this get wet. Bunun ıslanmasına izin verme. Bunun ıslanmasına izin verme. You really want to move back to Boston, don't you? Gerçekten Boston'a geri taşınmak istiyorsun, değil mi? Gerçekten Boston'a dönmek istiyorsun, değil mi? Have you noticed a change in the size or color of moles? Benlerinizin boyut ya da renginde bir değişiklik fark ettiniz mi? Köstebeklerin boyutu veya renginde bir değişiklik fark ettiniz mi? Tom really wants to do that. Tom gerçekten bunu yapmak istiyor. Tom gerçekten bunu yapmak istiyor. Who invented bifocals? Çift odaklı gözlüğü kim icat etti. Bifokalleri kim icat etti? I followed Tom into the living room. Tom'u oturma odasına kadar izledim. Tom'u oturma odasına kadar takip ettim. Zucchini is a summer vegetable. Kabak bir yaz sebzesidir. Zucchini bir yaz sebzesidir. The dog was hit by a car. Köpek bir araba tarafından çarpıldı. Köpeğe bir araba çarptı. Are you sure that Tom is Mary's boyfriend? Tom'un Mary'nin erkek arkadaşı olduğundan emin misin? Tom'un Mary'nin erkek arkadaşı olduğuna emin misin? The goldfish is alive. Akvaryum balığı canlı. Japon balığı yaşıyor. I ran as fast as possible, but I was not in time for the last train. Koşabildiğim kadar hızlı koştum, ama son trene zamanında yetişemedim. Olabildiğince hızlı koştum ama son trene yetişemedim. He constantly criticizes other people. O sürekli diğer insanları eleştirir. Sürekli olarak diğer insanları eleştirir. We need to keep the lines of communication open. Muhabere hatlarını açık tutmamız gerekiyor. İletişim hatlarını açık tutmalıyız. The noise was growing louder. Gürültü şiddetleniyordu. Gürültü gittikçe artıyordu. Tom died because he had eaten some contaminated beef. Tom biraz bozulmuş sığır eti yediği için öldü. Tom, kirli bir sığır eti yediği için öldü. I want to buy Tom some books. Tom'a kitap almak istiyorum. Tom'a kitap almak istiyorum. Tom is still on the payroll. Tom hâlâ maaş bordrosunda. Tom hala maaş bordrosunda. Someone stole my umbrella at the bakery. Birisi fırında şemsiyemi çaldı. Biri pastanede şemsiyemi çalmış. Flour is made from wheat. Un buğdaydan yapılır. Un buğdaydan yapılır. This is going to be a great trip. Bu harika bir gezi olacak. Bu harika bir yolculuk olacak. Why don't you go by foot to the book store? Kitapçıya neden tabanvayla gitmiyorsun? Neden kitap dükkanına yürüyerek gitmiyorsun? Why don't we eat outside? Neden dışarıda yemiyoruz? Neden dışarıda yemiyoruz? Tom won't catch me. Tom beni yakalamayacak. Tom beni yakalayamaz. I believe that but didn't always. Ona inanıyorum ama her zaman değil. Buna inanıyorum ama her zaman inanmadım. I'm still waiting for your answer. Hâlâ cevabını bekliyorum. Hala cevabını bekliyorum. Hands off. Ona dokunma. Çek ellerini. Tom is doing something. Tom bir şey yapıyor. Tom bir şeyler yapıyor. Tom hasn't yet stopped doing that. Tom bunu yapmayı henüz bırakmadı. Tom henüz bunu yapmaktan vazgeçmedi. All languages are hard in translating from them to Lojban. Tüm dilleri onlardan Lojbana çevirmek zordur. Tüm diller onlardan Lojban'a çevirmekte zorlanır. Have you ever kissed a girl? Hiç bir kız öptün mü? Hiç bir kızı öptün mü? It's hard to find a good place to live. Yaşamak için iyi bir yer bulmak zor. Yaşamak için iyi bir yer bulmak zor. Tom shouldn't have been doing what he was doing. Tom yaptığını yapmamalıydı. Tom yaptığı şeyi yapmamalıydı. Tom might've left the door unlocked. Tom kapıyı kilitlemeden bırakmış olabilir. Tom kapıyı açık bırakmış olabilir. Please pass the sugar. Lütfen şekeri ver. Lütfen şekeri uzatın. Tell Tom how to get to the beach. Tom'a sahile nasıl gideceğini söyle. Tom'a sahile nasıl gideceğini söyle. Let's speak English. İngilizce konuşalım. İngilizce konuşalım. You'd better let me do this. İyisi mi bunu yapmama izin ver. Bunu yapmama izin versen iyi olur. Deodoro da Fonseca was the first president of Brazil. Galileo and isaac Newton were great physicists. Deodoro da Fonseca Brezilya'nın ilk cumhurbaşkanıydı. Galileo ve Isaac Newton büyük fizikçilerdi. Deodoro da Fonseca Brezilya'nın ilk başkanıydı. Galileo ve Isaac Newton büyük fizikçilerdi. I know what Tom would do. Tom'un ne yapacağını biliyorum. Tom'un ne yapacağını biliyorum. The man who answered the door was holding a gun. Kapıya bakan adamın elinde bir silah vardı. Kapıyı açan adam elinde silah tutuyordu. We did that deliberately. Bunu bilerek yapmıştık. Bunu bilerek yaptık. Tom brushed the dirt off his pants. Tom pantolonuna bulaşan çamuru fırçayla temizledi. Tom pantolonunun kirlerini fırçaladı. We found out that that wasn't true. Bunun doğru olmadığını öğrendim. Bunun doğru olmadığını öğrendik. I'm going to exercise every day. Her gün egzersiz yapacağım. Her gün egzersiz yapacağım. The explanation wasn't hard to understand. Açıklamanın anlaşılması zor değildi. Açıklamayı anlamak zor değildi. Don't figure on going abroad this summer. Bu yaz yurt dışına gitmeyi bekleme. Bu yaz yurtdışına çıkmayı düşünme. Many Muslim people died protecting non-Muslims. Birçok Müslüman insan gayrimüslimleri korurken öldü. Birçok Müslüman, Müslüman olmayanları korurken öldü. Tom is the one who advised Mary to do that. Mary'ye bunu yapmasını tavsiye eden kişi Tom'dur. tom mary'ye bunu yapmasını tavsiye etti. Tell her that I am coming. Ona geldiğimi söyle. Ona geleceğimi söyle. Why did you let me sleep so late? Niye bu saate kadar uyandırmadın beni? Neden bu kadar geç uyumama izin verdin? I have to clean that up. Onu temizlemek zorundayım. Bunu temizlemem lazım. This is considered to be a matter of great importance. Bu çok önemli bir mesele olarak dikkate alınır. Bu çok önemli bir konu olarak kabul edilir. I wish you and your family a very happy Easter. Sana ve ailene çok mutlu bir Paskalya diliyorum. Size ve ailenize çok mutlu bir Paskalya diliyorum. I liked this book better than that one. Bu kitabı ondan daha çok beğendim. Bu kitabı ondan daha çok sevdim. Tom used to play tennis every Monday afternoon. Tom her pazartesi öğleden sonra tenis oynardı. Tom her pazartesi öğleden sonra tenis oynardı. "Do you know where this camera was made?" "I think it was made in China, but I'm not sure." "Bu kameranın nerede yapıldığını biliyor musun?" "Sanırım Çin'de yapıldı ama emin değilim." "Bu kameranın nerede yapıldığını biliyor musun?" "Sanırım Çin'de yapıldı, ama emin değilim." What shall we do today? Bugün ne yapalım? Bugün ne yapacağız? Her boyfriend did it for her. Erkek arkadaşı bunu onun için yaptı. Erkek arkadaşı onun için yaptı. There are two zombies inside my house. Evimin içinde iki tane zombi var. Evimin içinde iki zombi var. Tom found the note that Mary had left for him. Tom Mary'nin onun için bıraktığı notu buldu. Tom, Mary'nin ona bıraktığı notu buldu. You have the choice of soup or salad. Çorba veya salata seçeneğiniz var. Çorba veya salata seçiminiz var. I don't know who you want to see. Kimi görmek istediğini bilmiyorum. Kimi görmek istediğini bilmiyorum. Dan was trained in crime solving. Dan suç çözmede eğitildi. Dan suç çözme konusunda eğitildi. Mary was my friend. Mary benim dostumdu. Mary benim arkadaşımdı. Anybody could do this. Bunu kim olsa yapabilir. Bunu herkes yapabilir. She saw my name written on the wall. O, duvarda yazılı adımı gördü. Duvarda ismimin yazılı olduğunu gördü. The band is excellent. Grup mükemmel. Grup mükemmel. Lying is not good behaviour. Yalan söylemek iyi davranış değildir. Yalan söylemek iyi bir davranış değildir. After the storm, the ocean was calm. Fırtınadan sonra, okyanus sakindi. Fırtınadan sonra okyanus sakinleşti. The rooms are deserted. Odalar terk edilmiş. Odalar terk edilmiş. It was just a matter of time. An meselesiydi. Bu sadece bir zaman meselesiydi. I have no objection to what you want to do. Ne yapmak istediğine itirazım yok. Ne yapmak istediğine bir itirazım yok. You never seemed to want to do that. Onu yapmak istiyor gibi görünmüyordun. Bunu hiç yapmak istemiyor gibiydin. There is no reason why I should help him. Ona yardım etmemi gerektiren bir sebep yok. Ona yardım etmem için bir sebep yok. That's why we're here. İşte bu yüzden buradayız. Bu yüzden buradayız. Tom doesn't like any kind of music. Tom müziğin herhangi bir türünü sevmez. Tom hiçbir müzik türünü sevmez. Tom seemed to know what Mary had to do. Tom, Mary'nin ne yapması gerektiğini biliyor gibi görünüyordu. tom mary'nin ne yapması gerektiğini biliyor gibiydi. In Spain, it's the Three Kings that bring the children their presents. İspanya'da çocuklara hediyelerini getiren Üç Kral'dır. İspanya'da çocuklara hediyelerini getiren Üç Kral'dır. Your mamma's so fat, she'd break London Bridge. Senin annen o kadar şişmanki, Londra Köprüsü'nü çökertiyordu. Annen o kadar şişman ki Londra Köprüsü'nü kırar. This is the guest room. Bu konuk odası. Burası misafir odası. The train is ten minutes late today. Tren bugün on dakika geç kaldı. Tren bugün on dakika gecikti. On this street there is a cat for every person. Bu sokakta adam başına bir kedi düşüyor. Bu sokakta her insan için bir kedi vardır. I couldn't go to your birthday party. Doğum günü partine gidemedim. Doğum günü partine gidemedim. I told her to wear sunblock. Ona güneş kremi kullanmasını söyledim. Ona güneş kremi takmasını söyledim. Tom quickly disappeared in the crowd. Tom hızla kalabalıkta kayboldu. Tom hızla kalabalığın içinde kayboldu. Yanni doesn't respect himself. Yanni'nin kendine saygısı yok. Yanni kendine saygı duymuyor. My last hope is gone. Son umudum gitti. Son umudum gitti. Tom knows that I'll call you. Tom seni arayacağımı biliyor. Tom seni arayacağımı biliyor. Why don't we go by car? Arabayla gitsek ya. Neden arabayla gitmiyoruz? I'm sorry, but I can't eat dinner with you. Üzgünüm ama sizinle akşam yemeği yiyemem. Üzgünüm ama seninle akşam yemeği yiyemem. Sami grew up in wealth. Sami zenginlik içinde büyüdü. Sami zenginlik içinde büyüdü. A right without a duty is a privilege. Ödevsiz hak, imtiyazdır. Görevsiz bir hak bir ayrıcalıktır. We just did our job. Biz sadece işimizi yaptık. Biz sadece işimizi yaptık. The vampire is sucking my blood. Vampir, kanımı emiyor. Vampir benim kanımı emiyor. It was freezing! Hava çok soğuktu. Hava buz gibiydi! Tom was punished for not telling the truth. Tom doğruyu söylemediği için cezalandırıldı. Tom doğruyu söylemediği için cezalandırıldı. How can you justify your claim? İddianı nasıl haklı çıkarabilirsin? İddianızı nasıl haklı çıkarabilirsiniz? Not a day goes by that I don't think of him. Onu düşünmediğim bir günüm yok. Onu düşünmediğim bir gün bile geçmiyor. These are our visitors. Bunlar bizim ziyaretçilerimiz. Bunlar bizim ziyaretçilerimiz. What's gotten you so sad? Seni bu kadar üzen şey ne? Seni bu kadar üzen ne? Tom's joking. Tom şaka yapıyor. Tom şaka yapıyor. We just gave up too soon. Sadece çok erken vazgeçtik. Çok erken pes ettik. I think you've got me confused with somebody else. Sanırım beni başka biriyle karıştırdın. Sanırım beni başkasıyla karıştırdın. Tom has already seen it. Tom zaten onu gördü. Tom bunu zaten gördü. Line up in single file. Tek sıra halinde sıralan. Tek bir dosyada sıraya girin. Tom and Mary work together at the same company. Tom ve Mary aynı şirkette çalışıyorlar. Tom ve Mary aynı şirkette birlikte çalışırlar. Consuming figs in excess could cause loose stools. Çok fazla incir tüketmek motoru bozmaya neden olabilir. Fazla miktarda incir tüketmek, gevşek dışkılara neden olabilir. Where are the forks? Çatallar nerede? Çatallar nerede? Emily wants to work in a major company. Emily büyük bir şirkette çalışmak istiyor. Emily büyük bir şirkette çalışmak istiyor. Tom spent days in the archives and wrote articles at night. Tom arşivlerde günlerce vakit geçirdi ve geceleri makaleler yazdı. Tom günlerini arşivlerde geçirdi ve geceleri makaleler yazdı. During the party, alcohol flowed like water. Partide içki su gibi aktı. Parti sırasında alkol su gibi akıyordu. Can we give it ten more minutes? Ona on dakika daha verebilir miyiz? On dakika daha verebilir miyiz? I hope that Tom isn't at the party. Umarım Tom partide değildir. Umarım Tom partide değildir. I think I'm quite brave. Ben oldukça cesur olduğumu düşünüyorum. Bence oldukça cesurum. I like listening to him. Ben onu dinlemekten hoşlanıyorum. Onu dinlemeyi seviyorum. Tom has the sniffles. Tom burnunu çekiyor. Tom'da koklamalar var. What time shall we make it? Onu ne zaman yapalım? Saat kaçta yapalım? What kind of people do you work with? Ne tür insanlarla çalışıyorsun? Ne tür insanlarla çalışıyorsunuz? Tom is probably still cold. Tom muhtemelen hâlâ üşüyor. Tom muhtemelen hala soğuktur. I haven't unleashed my full power. Gerçek gücümü göstermedim. Tüm gücümü serbest bırakmadım. Why are you so obsessed with Tom? Tom'a kafanı neden bu kadar çok takıyorsun? Neden Tom'a bu kadar taktın? It's not a good car, but it's a car. O, iyi bir araba değil fakat o bir araba. İyi bir araba değil ama bir araba. Always keep a bucket of water handy, in case of fire. Yangın olursa diye el altında her zaman bir kova su bulundur. Yangın durumunda bir kova suyu her zaman hazır tutun. The pyramids were built in ancient times. Piramitler antik çağda inşa edildiler. Piramitler antik çağlarda inşa edilmiştir. There's a problem with the engine. Motorla ilgili bir sorun var. Motorda bir sorun var. Tom was brash. Tom atılgandı. Tom küstahtı. Have you decided? Karar verdin mi? Karar verdiniz mi? Tom, I must talk to you. Tom, seninle konuşmalıyım. Tom, seninle konuşmalıyım. Is it OK if I use your phone? Sakıncası yoksa telefonunuzu kullanabilir miyim? Telefonunu kullansam olur mu? The principal called and said you weren't at school today. Müdür aradı ve bugün okulda olmadığını söyledi. Müdür aradı ve bugün okulda olmadığını söyledi. The prosecutor had called for fifteen years' imprisonment. Savcı on beş yıl hapis talebinde bulundu. Savcı 15 yıl hapis cezası istedi. Tom's office door is closed. Tom'un ofis kapısı kapalı. Tom'un ofis kapısı kapalı. We should be helping. Yardım ediyor olmalıyız. Yardım ediyor olmalıydık. They want me to sell the restaurant. Onlar restoranı satmamı istiyorlar. Restoranı satmamı istiyorlar. I have to paint it. Onu boyamak zorundayım. Onu boyamam lazım. Tom told Mary that he couldn't live without her. Tom Mary'ye onsuz yaşayamayacağını söyledi. Tom Mary'ye onsuz yaşayamayacağını söyledi. The fire was burning brightly. Ateş parlak bir şekilde yanıyordu. Ateş parlak bir şekilde yanıyordu. I won't tolerate failure. Başarısızlığa tahammül göstermeyeceğim. Başarısızlığa müsamaha göstermeyeceğim. What you said is right in a sense, but it made her angry. Bir bakıma dediğin doğru, ama onu kızdırdı. Söylediklerin bir anlamda doğru, ama bu onu kızdırdı. I've been singing a lot of folk songs recently. Son zamanlarda birçok halk şarkısı söylüyorum. Son zamanlarda çok fazla halk şarkısı söylüyorum. Tom slept in the living room last night. Tom dün gece oturma odasında uyudu. Tom dün gece oturma odasında uyudu. After a six month period, his leg was healed and is normal again. Altı aylık bir dönemden sonra bacağı iyileşti ve tekrar normale döndü. Altı aylık bir sürenin ardından bacağı iyileşti ve tekrar normale döndü. As suggested, I'll call him. Önerildiği gibi onu arayacağım. Önerdiğim gibi, onu arayacağım. According to this report, Tom was the one who caused the accident. Bu rapora göre, Tom kazaya sebep olan kişiydi. Bu rapora göre, kazaya neden olan kişi Tom'du. There is no choice. Hiçbir seçenek yoktur. Başka seçenek yok. Tom rarely eats with his family. Tom nadiren ailesiyle birlikte yemek yer. Tom nadiren ailesiyle birlikte yemek yer. The girl screamed when she saw the flames. Kız alevleri gördüğünde çığlık attı. Kız alevleri görünce çığlık attı. Don't pretend like nothing's wrong. Hiçbir şey yanlış değilmişçesine davranma. Hiçbir sorun yokmuş gibi davranma. Tom said it was raining in Boston. Tom, Boston'da yağmur yağdığını söyledi. Tom, Boston'da yağmur yağdığını söyledi. I'm too young to apply for the job. İş başvurusu yağmak için çok gencim. İş başvurusu yapmak için çok gencim. Stay the hell away from him! Ondan uzak dur! Ondan uzak dur! Tom was showing Mary how to unclog a drain. Tom, Mary'ye tıkanan lavabonun nasıl açılacağını gösteriyordu. Tom Mary'ye bir drenajın nasıl açılacağını gösteriyordu. I want us to tell the truth to each other. Gerçeği birbirimize söylememizi istiyorum. Birbirimize gerçeği anlatmamızı istiyorum. Tom put his suitcase in the trunk of the car. Tom bavulunu arabanın bagajına koydu. Tom bavulunu arabanın bagajına koydu. If you do that, we'll kill you. Bunu yaparsan seni öldürürüz. Bunu yaparsan seni öldürürüz. Even children know this. Bunu çocuklar bile bilir. Bunu çocuklar bile biliyor. Your theory is wrong. Teorin yanlış. Teorin yanlış. I am drawing a bird. Ben bir kuş çiziyorum. Bir kuş çiziyorum. I'll mention it to Tom. Bundan Tom'a bahsedeceğim. Tom'a bundan bahsedeceğim. Why won't you believe me? Neden bana inanmıyorsun? Neden bana inanmıyorsun? Let's not bother them. Onları rahatsız etmeyelim. Onları rahatsız etmeyelim. He was mortally wounded. O ölümcül bir biçimde yaralıydı. Ölümcül bir şekilde yaralandı. Who said anything about retiring? Kim emeklilik hakkında bir şey söyledi? Emekli olmaktan bahseden kim? Tom had red hair before he went bald. Tom kel kalmadan önce kızıl saçları vardı. Tom kel olmadan önce kızıl saçlıydı. I think Tom likes hanging out with us. Sanırım Tom bizimle takılmaktan hoşlanıyor. Sanırım Tom bizimle takılmayı seviyor. Do you think there will be a coup? Bir darbe olacağını düşünüyor musun? Sizce darbe olur mu? Tom almost laughed. Tom neredeyse güldü. Tom neredeyse gülüyordu. My father calls me Tom. Babam bana Tom der. Babam bana Tom der. I have another friend in China. Çin'de bir arkadaşım daha var. Çin'de bir arkadaşım daha var. Who was it that read my diary while I was out? Ben dışarıdayken günlüğümü okuyan kimdi? Ben dışarıdayken günlüğümü okuyan kimdi? This language sounds beautiful. Bu dil kulağa güzel geliyor. Bu dil kulağa çok güzel geliyor. Yumi will become a teacher. Yumi öğretmen olacak. Yumi öğretmen olacak. Do you think I'm too materialistic? Sizce ben çok materyalist miyim? Fazla materyalist olduğumu mu düşünüyorsun? Puran Polis are made using jaggery. Puran Poli'ler hurma suyu kullanılarak yapılır. Puran Polisi jaggery kullanılarak yapılır. I'm learning Navajo. Ben Navajo öğreniyorum. Navajo öğreniyorum. There are a lot of things that we need to do today. Bugün yapmamız gereken çok iş var. Bugün yapmamız gereken çok şey var. I came here to make you an offer. Sana bir teklifte bulunmak için buraya geldim. Sana bir teklifte bulunmak için geldim. I believed him at first. Başta inanmıştım ona. İlk başta ona inandım. A few of the passengers were seriously injured. Yolcuların birkaçı ağır yaralıydı. Yolculardan birkaçı ağır yaralandı. I gave her a chance. Ona bir şans verdim. Ona bir şans verdim. That's also an option. Bu da bir seçenek. Bu da bir seçenek. We all like to ride bikes. Hepimiz bisiklet sürmeyi severiz. Hepimiz bisiklet sürmeyi severiz. Detective Dan Anderson gave Linda a routine polygraph test. Dedektif Dan Anderson, Linda'yı rutin yalan testine soktu. Dedektif Dan Anderson, Linda'ya rutin bir yalan makinesi testi yaptı. Are you frivolous? Sen uçarı mısın? Dalga mı geçiyorsun? Are you going to be free tomorrow afternoon? Yarın öğleden sonra boş olacak mısınız? Yarın öğleden sonra boş olacak mısın? What is a haiku? Haiku nedir? Haiku nedir? There are misprints on some of the book's pages. Kitabın bazı sayfalarında baskı hatası var. Kitabın bazı sayfalarında yanlış baskılar var. I don't have a fancy car. Benim lüks bir arabam yok. Benim lüks bir arabam yok. We met each other at a classical music concert. Birbirimizle bir klasik müzik konserinde tanıştık. Klasik bir müzik konserinde tanıştık. What did you change? Ne değiştirdin? Neyi değiştirdin? Tom is coming. We'd better go. Tom geliyor. Gitsek iyi olur. Tom geliyor, gitsek iyi olur. Take this medicine three times a day. Bu ilacı günde üç kez alın. Bu ilacı günde üç kez alın. Yanni damaged Skura's windshield. Yanni, Skura'nın ön camına zarar verdi. Yanni, Skura'nın ön camına zarar verdi. Tom and Mary are impatient. Tom ve Mary sabırsız. Tom ve Mary sabırsızdır. Tom lost no time doing that. Tom bunu yaparken hiç vakit kaybetmedi. Tom bunu yaparken hiç vakit kaybetmedi. Please don't ask me that. Lütfen onu bana sormayın. Lütfen bana bunu sorma. We hired a locksmith to open the door. Kapıyı açmak için çilingir çağırdık. Kapıyı açması için bir çilingir tuttuk. Tom wants to do more. Tom daha fazla yapmak istiyor. Tom daha fazlasını yapmak istiyor. Smoking in the restaurant was forbidden. Restoranda sigara içmek yasaklandı. Restoranda sigara içmek yasaktı. Tom is my copilot. Tom benim yardımcı pilotum. Tom benim yardımcı pilotum. I don't think Tom needs much help at all. Tom'un çok yardıma ihtiyacı olduğunu hiç sanmıyorum. Tom'un çok fazla yardıma ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Tom has a bit of a belly. Tom'un hafif göbeği var. Tom'un biraz karnı var. There were a desk and a chair in the room. Odada bir masa ve bir sandalye vardı. Odada bir masa ve bir sandalye vardı. Come on, Finnish isn't that hard. Hadi, Fince o kadar zor değil. Hadi ama, Fince o kadar da zor değil. I left Tom's house at 14:30. Tom'un evinden 14.30'da ayrıldım. Saat 14:30'da Tom'un evinden ayrıldım. He must be an honest man. O, dürüst bir adam olmalı. Dürüst bir adam olmalı. What did God create on the seventh day? Tanrı yedinci günde ne yarattı? Yedinci günde Tanrı ne yarattı? The situation at home is getting more unbearable every day. Evdeki durum her geçen gün daha dayanılmaz hale geliyor. Evdeki durum her geçen gün daha da dayanılmaz hale geliyor. Tom and I enjoyed ourselves at the beach. Tom ve ben sahilde eğlendik. Tom ve ben plajda eğlendik. I'm only going to say this once, so listen carefully. Bunu yalnızca bir kez söyleyeceğim. Bu nedenle dikkatle dinle. Bunu sadece bir kez söyleyeceğim, bu yüzden dikkatli dinle. How do you know that, Tom? Bunu nasıl biliyorsunuz, Tom? Bunu nereden biliyorsun Tom? Tap water is sometimes cleaner than bottled water. Kimi zaman çeşme suyu şişe suyundan daha temizdir. Musluk suyu bazen şişelenmiş sudan daha temizdir. Tom is fast, isn't he? Tom hızlı, değil mi? Tom hızlı, değil mi? Tom has his own private island. Tom'un kendi özel adası var. Tom'un kendi özel adası var. Alcohol doesn't solve any problems. Alkol hiçbir sorunu halletmez. Alkol hiçbir sorunu çözmez. The jury acquitted him of the crime. Juri onu suçtan beraat ettirdi. Jüri onu suçtan beraat ettirdi. Tom died before his time. Tom zamansız gitti. Tom zamanından önce öldü. The sentence is useful. Bu cümle yararlı. Cümle işe yarar. If you want it, keep it. İstiyorsan sende kalsın. Eğer istiyorsan, sende kalsın. People are forever going in and out of university towns. Üniversite şehirlerinin geleni gideni bitmez. İnsanlar sonsuza kadar üniversite şehirlerine girip çıkıyorlar. No controversy is ever over for good. It will always resurface at some point. Hiçbir münakaşa hayrına bitmez, bir noktada illa ki tekrar su yüzüne çıkar. Hiçbir tartışma sonsuza dek bitmez. Bir noktada her zaman yeniden ortaya çıkacaktır. Tom changed the access code. Tom erişim kodunu değiştirdi. Tom erişim kodunu değiştirdi. This is the passage to the sea. Bu denize doğru geçiştir. İşte denize geçiş budur. Tom went to the tattoo parlor. Tom dövme salonuna gitti. Tom dövme salonuna gitti. In comparison to him, I am still older. Onunla kıyaslarsak, ben hâlâ daha büyüğüm. Ona nazaran ben daha yaşlıyım. It's been two years since I saw him last. Onu son gördüğümden beri iki yıl oldu. Onu en son görmeyeli iki yıl oldu. This user hasn't been online for two years. Bu kullanıcı iki yıldır çevrim içi olmamış. Bu kullanıcı iki yıldır çevrimiçi değil. We could always count on Tom. Tom'a her zaman güvenebiliyorduk. Tom'a her zaman güvenebiliriz. Tom is using the saw you gave him right now. Tom şu an ona verdiğin testereyi kullanıyor. Tom şu anda ona verdiğin testereyi kullanıyor. I don't know exactly what I'm going to do. Ne yapacağımı tam olarak bilmiyorum. Tam olarak ne yapacağımı bilmiyorum. Why don't we rent bicycles? Neden bisiklet kiralamıyoruz? Neden bisiklet kiralamıyoruz? How long has Tom been working as a carpenter? Tom ne kadar süredir marangoz olarak çalışıyor? Tom ne zamandır marangoz olarak çalışıyor? Should I fix it then? Öyleyse tamir edeyim mi? O zaman düzelteyim mi? That was a sign, I think. Bence bu bir işaretti. Sanırım bu bir işaretti. I am a citizen of Chiba, but work in Tokyo. Ben Chiba sakiniyim ama Tokyo'da çalışıyorum. Chiba vatandaşıyım ama Tokyo'da çalışıyorum. Tom still owes me some money. Tom'un hala bana biraz para borcu var. Tom'un hala bana borcu var. Who's your favorite classical guitarist? En sevdiğiniz klasik gitarist kim? En sevdiğin klasik gitarist kim? I've had this computer for a long time. Bu bilgisayar bayağıdır bende. Bu bilgisayarı uzun zamandır kullanıyorum. The people who live in the north of Japan enjoy skiing in the winter in the snow. Japonya'nın kuzeyinde yaşayan insanlar kışın karda kayak yapmanın tadını çıkarır. Japonya'nın kuzeyinde yaşayan insanlar kışın karda kayak yapmaktan zevk alırlar. He can't open his mouth without saying a swear-word. Ağzından küfürlü laf çıkmadan konuşamıyor. Yemin etmeden ağzını açamaz. Tom couldn't get the drawer open. Tom çekmeceyi açamadı. Tom çekmeceyi açamadı. Do you talk a lot? Çok konuşur musun? Çok konuşur musun? Were you treated for an infection after your surgery? Ameliyatın ardından enfeksiyon tedavisi gördünüz mü? Ameliyattan sonra enfeksiyon tedavisi gördün mü? Are you interested in buying an encyclopedia? Bir ansiklopedi almakla ilgileniyor musunuz? Ansiklopedi satın almak ister misiniz? The soul of a people lives in its language. Bir halkın ruhu, konuştuğu dildedir. Bir halkın ruhu kendi dilinde yaşar. She kept the letter. O, mektubu sakladı. Mektubu sakladı. There's a very fine line between genius and insanity. Delilik ve dâhilik arasında çok ince bir çizgi vardır. Deha ile delilik arasında çok ince bir çizgi vardır. Why did you invite them? Neden onları davet ettin? Onları neden davet ettin? Are you allergic to any foods? Alerjin olan bir yiyecek var mı? Herhangi bir yiyeceğe alerjiniz var mı? The player swung the bat at a ball. Oyuncu raketi topa salladı. Oyuncu sopayı bir topa fırlattı. At some point, this sentence will be translated in Esperanto. Bir noktada, bu cümle Esperanto'ya tercüme edilecek. Bir noktada, bu cümle Esperanto'da tercüme edilecektir. Tom is very strict, isn't he? Tom çok otoriter, değil mi? Tom çok katı, değil mi? I haven't gotten over my cold yet. Hâlâ soğuk algınlığımı atlatmadım. Henüz soğuğumu atlatamadım. I'd advise you to let her go. Onun gitmesine izin vermenizi tavsiye ederim. Gitmesine izin vermenizi tavsiye ederim. I spend more time sitting than standing. Ayakta durarak geçirdiğimden daha çok oturarak zaman geçiriyorum. Oturup durmaktan daha çok zaman geçiriyorum. Tom doesn't want to buy a new car. Tom yeni bir araba satın almak istemiyor. Tom yeni bir araba almak istemiyor. You've given three copies of the report to Tom already. Raporun üç nüshasını zaten Tom'a verdin. Raporun üç kopyasını zaten Tom'a verdin. Data hoarding is a digital disease. Veri istifçiliği bir dijital hastalıktır. Veri istifleme dijital bir hastalıktır. Is it painful to move like this? Bu hareketi yapmak ağrı veriyor mu? Böyle hareket etmek acı verici mi? Five to the power of four is six hundred and twenty-five. 5 üzeri 4, 625'tir. Beşe dört, altı yüz yirmi beş eder. Peter was fed up with childish girls. Peter çocuksu kızlardan bıkmıştı. Peter çocukça kızlardan bıkmıştı. You should tell Tom not to do that today. Tom'a bunu bugün yapmamasını söylemelisin. Tom'a bugün bunu yapmamasını söylemelisin. The girl resembles her mother. O kız, annesine benziyor. Kız annesine benziyor. Tom hasn't connected to the Internet yet. Tom henüz internet'e bağlı değildi. Tom henüz internete bağlanmadı. The government imposed a new tax on cigarettes. Hükümet sigaraya yeni bir vergi koydu. Hükümet sigaraya yeni bir vergi koydu. Tom wanted me to be something I wasn't. Tom benim olmadığım bir şey olmamı istedi. Tom olmadığım bir şey olmamı istedi. Let's install some spotlights. Hadi biraz spot ışığı takalım. Biraz spot ışığı yerleştirelim. Where's the big guy? Büyük adam nerede? Koca adam nerede? I should've done it already. Bunu çoktan yapmalıydım. Bunu çoktan yapmalıydım. Shylock is greedy, and what is worse, very stingy. Shylock aç gözlü, ve daha kötüsü,çok pintidir. Shylock açgözlüdür ve daha da kötüsü, çok cimridir. She decided to drink water instead of soft drinks in order to lose weight. O, zayıflamak için alkolsüz içecekler yerine su içmeye karar verdi. Kilo vermek için alkolsüz içecekler yerine su içmeye karar verdi. You lied to Tom, didn't you? Tom'a yalan söyledin, değil mi? Tom'a yalan söyledin, değil mi? Let's see what other people think of this. Diğer insanların bunun hakkında ne düşündüğünü görelim. Bakalım diğer insanlar bu konuda ne düşünüyor. Falling in love with Tom was probably the biggest mistake that Mary had ever made. Tom'a aşık olmak muhtemelen Mary'nin yapmış olduğu en büyük hataydı. Tom'a aşık olmak muhtemelen Mary'nin yaptığı en büyük hataydı. Tom hasn't called me. Tom beni aramadı. Tom beni aramadı. We're under attack, guys! Saldırı altındayız millet! Saldırı altındayız çocuklar! How much money do we have left to spend food? Yemeğe harcayacak ne kadar paramız kaldı? Yiyecek harcamak için ne kadar paramız kaldı? Go help Tom as soon as possible. Bir an önce gidip Tom'a yardım et. En kısa zamanda Tom'a yardım et. Some of the book's pages have printing errors. Kitabın bazı sayfalarında baskı hatası var. Kitabın bazı sayfalarında baskı hataları var. Why did you come back from Germany? Neden Almanya'dan döndün? Neden Almanya'dan döndün? I like your language. Dilinizi seviyorum. Dilini sevdim. Tom made fun of us. Tom bizimle kafa buldu. Tom bizimle dalga geçti. Tom is a parasite who lives at the expense of others who earn money through hard work. Tom, sıkı çalışarak para kazananlar pahasına yaşayan bir parazittir. Tom, çok çalışarak para kazanan başkaları pahasına yaşayan bir parazittir. When does the art museum close? Sanat müzesi ne zaman kapanır? Sanat müzesi ne zaman kapanıyor? The man on the porch looked like Tom. Sundurmadaki adam Tom'a benziyordu. Verandadaki adam Tom'a benziyordu. Do you want to go to the hospital? Hastaneye gitmek ister misin? Hastaneye gitmek ister misin? Please stay calm, everyone. Herkes sakin olsun lütfen. Lütfen herkes sakin olsun. Tom spent the whole day at the mall. Tom tüm günü alışveriş merkezinde geçirdi. Tom bütün gününü alışveriş merkezinde geçirdi. I'm inviting you. Seni davet ediyorum. Seni davet ediyorum. I'm sick of this song. Bu şarkıdan gına geldi. Bu şarkıdan sıkıldım. Falafel is a good source of protein. Falafel iyi bir protein kaynağıdır. Falafel iyi bir protein kaynağıdır. Tom and Mary want to know why John did that. Tom ve Mary John'un bunu neden yaptığını bilmek istiyorlar. Tom ve Mary, John'un bunu neden yaptığını bilmek istiyor. Hats aren't allowed to be worn inside the clubhouse. Kulüp binasında şapka giyilmesine izin verilmiyor. Kulüp binasının içinde şapkaların takılmasına izin verilmez. We must get up at dawn. Biz şafakta kalkmalıyız. Şafakta kalkmamız lazım. Tom pulled into the driveway, unfastened his seat belt and got out of the car. Tom arabayı parka çekti, emniyet kemerini açtı ve indi. Tom garaj yoluna girdi, emniyet kemerini açtı ve arabadan indi. I wanted you to have a little fun. Ben senin biraz eğlenmeni istedim. Biraz eğlenmeni istedim. I'm not a conservative. Ben bir muhafazakâr değilim. Ben muhafazakar değilim. Tom is broke and homeless. Tom parasız ve evsizdi. Tom beş parasız ve evsiz. His attitude isn't normal. Tavırları normal değil. Tavırları normal değil. As far as I know, I don't have any relatives in Boston. Bildiğim kadarıyla Boston'da hiç akrabam yok. Bildiğim kadarıyla Boston'da hiç akrabam yok. I'd like another beer. Bir bira daha istiyorum. Bir bira daha istiyorum. Mike went to Kyoto last summer. Mike geçen yaz Kyoto'ya gitti. Mike geçen yaz Kyoto'ya gitti. I didn't tell anyone else. Ben başkasına söylemedim. Başka kimseye söylemedim. We kept still. Sessizliğimizi koruduk. Hareketsiz kaldık. I spent a week at the beach. Plajda bir hafta geçirdim. Sahilde bir hafta geçirdim. One word is sometimes enough. Bazen tek bir kelime yeterlidir. Bazen bir kelime yeterlidir. Why don't we work together? Neden birlikte çalışmıyoruz? Neden birlikte çalışmıyoruz? Do you want this mission to succeed? Bu görevin başarılı olmasını istiyor musun? Bu görevin başarılı olmasını istiyor musunuz? I'm an adult. Ben bir yetişkinim. Ben bir yetişkinim. The street is clogged with traffic. Cadde trafikten tıkandı. Cadde trafikle tıkandı. I wouldn't repeat that. Ben onu tekrar etmezdim. Bunu tekrarlamam. I might be able to figure it out. Onu halledebilirim. Belki bir yolunu bulurum. He is a bad person. O kötü bir kişi. O kötü bir insan. Would you tell me why you don't like doing that? Onu yapmaktan neden hoşlanmıyorsun bana söyler misin? Bunu yapmayı neden sevmediğini söyler misin? What fizzy drinks do you like? Hangi gazlı içecekleri seviyorsun? Hangi gazlı içkileri seversin? Tom missed his friends. Tom arkadaşlarını özledi. Tom arkadaşlarını özlemiştir. I might be the best French speaker here. Burada en iyi Fransızca konuşmacı olabilirim. Buradaki en iyi Fransızca konuşan ben olabilirim. We gotta lose the heat, step on it! Aynasızları atlatmamız lazım, gazla hadi! Isıyı kaybetmeli, üzerine basmalıyız! Tom realized that Mary must be seeing someone else. Tom, Mary'nin başka birini görüyor olması gerektiğini fark etti. Tom, Mary'nin başka biriyle görüştüğünü fark etti. Tom doesn't like to make mistakes. Tom hata yapmaktan hoşlanmaz. Tom hata yapmaktan hoşlanmaz. I never suspected anything. Asla hiçbir şeyden şüphelenmedim. Hiçbir şeyden şüphelenmedim. Since he's busy, he can't meet you. Meşgul olduğundan dolayı, seni karşılayamaz. Meşgul olduğu için seninle görüşemez. I have to peg up the washing. Çamaşırı mandallayarak asmak zorundayım. Çamaşırları yıkamam lazım. She kissed us on the cheek and wished us a good night. O bizi yanağımızdan öptü ve bize iyi bir gece diledi. Bizi yanağından öptü ve iyi geceler diledi. You should just talk to me. Sadece benimle konuşmalısın? Sadece benimle konuşmalısın. We were totally wasted. Tamamen tükendik. Tamamen sarhoştuk. I recognised your voice. Sesini tanıdım. Sesini tanıdım. My language is not on the list! Benim lisanım listede yok. Dilim listede yok! We'll never be complacent. Hiçbir zaman kayıtsız kalmayacağız. Asla rahat olmayacağız. That'll come in handy, I think. Sanırım bu işe yarayacak. İşe yarar, sanırım. A public garden lies in the middle of the city. Şehrin ortasında bir kamu bahçesi var. Şehrin ortasında halka açık bir bahçe bulunmaktadır. It was difficult for you, wasn't it? Senin için zordu, değil mi? Senin için zordu, değil mi? Can I drive, please? Ben sürebilir miyim, lütfen? Ben kullanabilir miyim, lütfen? The enemy is trying to establish a puppet garrison state in the territory they occupied. Düşman ele geçirdiği bölgede kukla bir garnizon devlet kurmaya çalışıyor. Düşman, işgal ettikleri bölgede bir kukla garnizon devleti kurmaya çalışıyor. I never listen to them anyway. Zaten onları asla dinlemem. Zaten onları hiç dinlemem. Do you have to go there by yourself? Oraya tek başına gitmek zorunda mısın? Oraya tek başına gitmek zorunda mısın? We have lobsters only on special occasions. Sadece özel günlerde ıstakoz yeriz. Sadece özel günlerde ıstakozumuz var. Tom isn't still unemployed. He started working yesterday. Tom işsiz değil artık. Dün işe başladı. Tom daha işsiz değil, dün çalışmaya başladı. What triggers your asthma attacks? Astımınızı tetikleyen şeyler neler? Astım ataklarını ne tetikler? Tom has a reservation. Tom'un bir rezervasyonu var. Tom'un rezervasyonu var. I have difficulty swallowing. Yutkunmakta güçlük çekiyorum. Yutmakta zorlanıyorum. We haven't got anything like this. Bunun gibi bir şeyimiz yok. Elimizde böyle bir şey yok. Come on, get up. You're going to be late to school. Hadi kalk artık, okula geç kalacaksın. Hadi kalk, okula geç kalacaksın. When I was little, I had a top. I loved to spin it and watch it, waiting for it to stop. Küçükken topacım vardı. Çevirip durana kadar izlemeyi severdim. Küçükken bir tepem vardı. Çevirmeyi ve izlemeyi, durmasını bekleyerek severdim. If you are going to go to America, you should brush up your English. Eğer Amerika'ya gideceksen, İngilizceni tazelemen gerekir. Amerika'ya gidecekseniz İngilizcenizi fırçalamalısınız. He enters my house. O benim evime girer. Evime giriyor. I have a ton of stuff to do. Yapmam gereken bir ton şey var. Bir sürü işim var. Swollen lymph nodes are usually found near the site of an infection, tumour, or inflammation. Şişmiş lenf düğümleri genellikle enfeksiyon, tümör ya da iltihap barındıran bölgelerin civarında olur. Şişmiş lenf nodları genellikle bir enfeksiyon, tümör veya inflamasyonun olduğu yerin yakınında bulunur. "Has Tom lost his mind?" "Has he ever had it?" "Tom aklını mı kaçırdı?" "Ne zaman aklı başındaydı ki?" "Tom aklını mı kaçırdı?" "Hiç aklına geldi mi?" Tom joined the high school band. Tom lise bandosuna katıldı. Tom lise grubuna katıldı. I find it very cute. Onu çok sevimli buluyorum. Bunu çok şirin buluyorum. We're not going anywhere with this, are we. Biz bununla bir yere gitmiyoruz, değil mi? Bununla hiçbir yere gitmiyoruz, değil mi? You and I will run. Sen ve ben koşacağız. Sen ve ben kaçacağız. Tom was about to be killed, but he didn't know it. Tom öldürülmek üzereydi ama o bunu bilmiyordu. Tom öldürülmek üzereydi ama bunu bilmiyordu. Tom is a lot like you. Tom tıpkı senin gibi. Tom sana çok benziyor. How much money has Tom stolen? Tom ne kadar para çaldı? Tom ne kadar para çaldı? Do you speak Latvian? Letonca konuşabiliyor musunuz? Letonca biliyor musun? Tom flung open the door. Tom kapıyı hızla açtı. Tom kapıyı açtı. The plane was delayed on account of bad weather. Uçak kötü hava nedeniyle gecikti. Uçak kötü hava koşulları nedeniyle ertelendi. What do you think are the perks of being poor, if there are any? Fakir olmanın avantajları eğer varsa nedir sence? Fakir olmanın avantajları nelerdir, eğer varsa? How long have you felt constipated? Ne kadar zamandır kabızlık hissediyorsunuz? Ne kadar zamandır kabızsın? You go to the bazaar not to become a sheep, but to buy sheep. Bir koyun olmamak için, ama bir koyun almak için pazara gidin. Pazara koyun olmak için değil, koyun almak için gidersiniz. Do you still need my assistance? Hâlâ yardımıma ihtiyacınız var mı? Hala yardımıma ihtiyacın var mı? I play football now. And you? What are you doing? Şimdi futbol oynuyorum. Ya sen? Ne yapıyorsun? Şimdi futbol oynuyorum ve sen ne yapıyorsun? I wondered whether Tom told Mary to do that or not. Tom'un Mary'ye bunu yapmasını söyleyip söylemediğini merak ettim. Tom'un Mary'ye bunu yapmasını söyleyip söylemediğini merak ettim. I don't have enough money to buy a new car. Yeni bir araba almak için yeterli param yok. Yeni bir araba alacak kadar param yok. Tom has road rage. Tom trafik magandasıdır. Tom'un yol öfkesi var. Tom wondered how Mary felt. Tom Mary'nin nasıl hissettiğini merak ediyordu. tom mary'nin ne hissettiğini merak etti. He ignored my advice. Tavsiyemi kale almadı. Tavsiyemi görmezden geldi. What sports do you like to play? Hangi sporları yapmayı seversin? Hangi sporları oynamayı seversiniz? I apologize for that. Onun için özür dilerim. Bunun için özür dilerim. I didn't buy everything Sami asked me to buy. Sami'nin satın almamı istediği her şeyi satın almadım. Sami'nin benden satın almamı istediği her şeyi almadım. We can take them. Onları götürebiliriz. Onları alabiliriz. Tom said that he just wanted to spend some time by himself. Tom biraz kendi kendine kalmak istediğini söyledi. Tom sadece kendi başına biraz zaman geçirmek istediğini söyledi. Don't underestimate him. Onu küçümseme. Onu hafife alma. You know I'm right. Haklı olduğumu biliyorsunuz. Haklı olduğumu biliyorsun. I can't decide whether to join that club. O kulübe katılıp katılmayacağıma karar veremiyorum. O kulübe katılıp katılmayacağıma karar veremiyorum. This is a hack job. Üstünkörü bir iş. Bu bir hack işi. I really want you to pay more attention. Gerçekten daha fazla dikkat etmeni istiyorum. Gerçekten daha fazla dikkat etmenizi istiyorum. Have you ever been diagnosed with a seizure disorder? Hiç sara tanısı almış mıydınız? Hiç nöbet bozukluğu teşhisi kondu mu? We have to do our jobs. Biz işimizi yapmak zorundayız. İşlerimizi yapmak zorundayız. I got a driving licence at last. Sonunda ehliyet aldım. Sonunda ehliyet aldım. You people wait here. Siz burada bekleyin. Siz burada bekleyin. Tom likely won't win. Tom muhtemelen kazanmayacak. Tom büyük ihtimalle kazanamayacak. I haven't yet visited Boston. Henüz Boston'u ziyaret etmedim. Henüz Boston'a gitmedim. This thing is not a bear. It is the corpse of a bear. Bu şey bir ayı değil. O ölü bir ayı. Bu şey bir ayı değil, bir ayının cesedi. Tom said he was afraid to fly. Tom, uçmaktan korktuğunu söyledi. Tom uçmaktan korktuğunu söyledi. Bats carry diseases. Yarasalar hastalık taşıyor. Yarasalar hastalık taşır. I don't think they've seen us. Onların bizi gördüğünü sanmıyorum. Bizi gördüklerini sanmıyorum. I have a feeling Tom is lying. Tom'un yalan söylediği içime doğdu. İçimde Tom'un yalan söylediğine dair bir his var. Tom is going to be waiting for me. Tom beni bekliyor olacak. Tom beni bekliyor olacak. He pulled the necklace from his pocket. Cebinden kolyeyi çıkardı. Kolyeyi cebinden çıkardı. He's a used car salesman. O, bir ikinci el araç satıcısı. İkinci el araba satıcısı. So what did you do? Peki sen ne yaptın? Peki sen ne yaptın? I'm turning myself in. Please don't shoot. Teslim oluyorum. Lütfen ateş etmeyin. Teslim oluyorum, lütfen ateş etmeyin. There's a parcel for you on the table. Masada sizin için bir koli var. Masada senin için bir paket var. You will be hungry. Acıkacaksın. Acıkmış olacaksın. What did you think of the book? Kitap hakkında ne düşündün? Kitap hakkında ne düşünüyorsun? That was our first opportunity to spend some time together. Bu, birlikte biraz zaman geçirmek için ilk imkânımızdı. Bu birlikte vakit geçirmek için ilk fırsatımızdı. Many will be skeptical. Birçoğu şüpheci olacak. Birçoğu şüpheci olacaktır. It will be finished in a day or two. Bir ya da iki gün içinde bitirilecek. Bir iki gün içinde bitecek. Yanni was supremely betrayed by his closest collaborators. Yanni en yakınındakilerin çok büyük ihanetine uğradı. Yanni en yakın işbirlikçileri tarafından son derece ihanete uğradı. Tom doesn't have any real friends. Tom'un hiç gerçek arkadaşı yok. Tom'un gerçek bir arkadaşı yok. Tom is your boyfriend, isn't he? Tom erkek arkadaşın, değil mi? Tom senin erkek arkadaşın, değil mi? I prepared for you a surprise. Sana bir sürpriz hazırladım. Sana bir sürpriz hazırladım. These paintings are priceless. Bu resimler paha biçilemez. Bu tablolar paha biçilemez. Where's Tom been? Tom neredeydi? Tom nerede? It's time for us to leave here. Burayı terk etmemizin vakti geldi. Buradan ayrılmamızın zamanı geldi. I can't do this by myself. Bunu tek başıma yapamam. Bunu tek başıma yapamam. Tom asked me if I really wanted to do that today. Tom bugün bunu gerçekten yapmak isteyip istemediğimi sordu. Tom bugün bunu gerçekten yapmak isteyip istemediğimi sordu. If you're not quiet, they'll hear you. Eğer sessiz olmazsan seni duyarlar. Sessiz olmazsan seni duyacaklar. I always get nervous just before a match. Bir maçtan tam önce her zaman sinirlenirim. Maçtan hemen önce hep gergin olurum. I wonder if it's snowing in France. Fransa'da kar yağıp yağmadığını merak ediyorum. Fransa'da kar yağıyor mu merak ediyorum. There was a birch tree in our garden, but it died. Bahçemizde bir huş ağacı vardı ama öldü. Bahçemizde huş ağacı vardı ama öldü. I'll go by plane. Uçakla gideceğim. Uçakla gideceğim. I'll be the one who has to tell Tom, not you. Tom'a söylemek zorunda olan kişi ben olacağım, sen değil. Tom'a söylemek zorunda olan ben olacağım, sen değil. I've drunk three beers already. Zaten üç bira içtim. Zaten üç bira içtim. I'm going to call her later. Onu daha sonra arayacağım. Onu daha sonra arayacağım. Would you mind if I took a break? Bir mola alabilir miyim? Biraz ara versem sorun olur mu? Doesn't Tom ever do that? Tom hiç bunu yapmaz mı? Tom bunu hiç yapmaz mı? Scary, isn't it? Korkunç, değil mi? Korkutucu, değil mi? Tom didn't come to get Mary. Tom Mary'yi almak için gelmedi. Tom Mary'i almaya gelmedi. Tom says he thinks Mary is beautiful. Tom Mary'nin güzel olduğunu düşündüğünü söylüyor. Tom, Mary'nin güzel olduğunu düşündüğünü söyler. We look up to him. Biz ona hayranlık duyarız. Ona saygı duyuyoruz. Tom has spent the last three years in Australia. Tom son üç seneyi Avustralya'da geçirdi. Tom son üç yılını Avustralya'da geçirdi. We were truthful. Biz dürüsttük. Biz doğru söylüyorduk. I hope you know what this is. Bunun ne olduğunu bildiğini umuyorum. Umarım bunun ne olduğunu biliyorsundur. It's a casus belli. Casus belli. Bu bir casus belli. Everything has a beginning and an end. Her şeyin bir başı ve sonu vardır. Her şeyin bir başlangıcı ve sonu vardır. In chess, harmonious coordination of attack and defense forces is of utmost importance. Satrançta, atağın düzenli koordinasyonu ve savunma güçleri son derece önemlidir. Satrançta, saldırı ve savunma kuvvetlerinin uyumlu koordinasyonu son derece önemlidir. Tom isn't going to see me. Tom beni görmeyecek. Tom beni görmeyecek. Stay with us here. Bizimle burada kal. Burada bizimle kal. We're FBI agents. Biz FBI'dan geldik. Biz FBI ajanıyız. I can't afford to buy a used car. İkinci el araba almaya param yetmez. Kullanılmış bir araba almaya gücüm yetmez. Sex is not a trophy. Seks bir ganimet değildir. Seks bir kupa değildir. I took the wrong bus. Ben yanlış bir otobüse bindim. Yanlış otobüse bindim. No one deserves to be treated like that. Kimse böyle bir muameleyi hak etmez. Kimse böyle muamele görmeyi hak etmiyor. The danger has passed. Tehlike geçti. Tehlike geçti. Tom was staring at Mary who was sitting on the school bus that was parked in front of the school. Tom okulun önünde park etmiş otobüste oturan Mary'ye bakıyordu. Tom, okulun önüne park eden okul otobüsünde oturan Mary'ye bakıyordu. Tom didn't have his cell phone with him, so he couldn't call Mary to tell her he'd be late. Tom'un yanında cep telefonu yoktu bu yüzden geç kalacağını ona söylemek için Mary'yi arayamadı. Tom'un yanında cep telefonu yoktu, bu yüzden Mary'yi arayıp geç kalacağını söyleyemedi. Obama is the current president of the USA. Obama ABD'nin şimdiki başkanıdır. Obama, ABD'nin şu anki başkanıdır. Tom seems quite busy, doesn't he? Tom oldukça meşgul görünüyor, değil mi? Tom oldukça meşgul görünüyor, değil mi? You can't buy these anywhere anymore. Bunları artık hiçbir yerden satın alamazsın. Bunları artık hiçbir yerde satın alamazsın. Nobody knows just how many people died in the avalanche. Çığda kaç kişinin öldüğünü hiç kimse bilmiyor. Çığda kaç kişinin öldüğünü kimse bilmiyor. The pain of the compound fracture was almost unbearable. Bileşik kırığın ağrısı neredeyse katlanılmazdı. Bileşik kırılmanın acısı neredeyse dayanılmazdı. I've never seen you smile. Senin güldüğünü hiç görmedim. Seni hiç gülümserken görmedim. How could you tell Tom didn't like his job? Tom'un işini sevmediğini nasıl söyleyebilirsin? Tom'un işini sevmediğini nasıl söylersin? I dream of a society whose wealth is distributed fairly. Servetin adil bir biçimde dağıldığı bir toplum hayal ediyorum. Zenginliği adil bir şekilde dağıtılan bir toplum hayal ediyorum. That's the man I saw yesterday. Dün gördüğüm adam o. Dün gördüğüm adam bu. I'd suggest you be more careful. Daha dikkatli olmanı önerirdim. Daha dikkatli olmanızı öneririm. Tom was never afraid of anyone. Tom hiç kimseden korkmazdı. Tom hiç kimseden korkmadı. I hate American football. Amerikan futbolundan nefret ederim. Amerikan futbolundan nefret ediyorum. I'm untidy. Ben pasaklıyım. Ben untidy'im. A part of me will always love you. Bir parçam seni her zaman sevecek. Bir parçam seni her zaman sevecek. I'm very sorry your father died. Baban öldüğü için çok üzgünüm. Baban öldüğü için çok üzgünüm. Sometimes it's just the opposite. Bazen onun tam tersi olur. Bazen tam tersi oluyor. Tom was the one who thought that we should take a break. Bir mola almamız gerektiğini düşünen kişi Tom'du. Ara vermemiz gerektiğini düşünen Tom'du. Tom said that Mary was back. Tom Mary'nin geri geldiğini söyledi. Tom Mary'nin geri döndüğünü söyledi. How long has it been raining? Yağmur ne zamandan beri yağıyor? Ne zamandır yağmur yağıyor? She was fully clothed. O tamamen giyinikti. Tamamen giyinikti. "Can these windshield chips be repaired?" "Sure." "Bu ön cam çiziklerini tamir edilebilir mi?" "Elbette." "Bu ön cam çipleri tamir edilebilir mi?" "Elbette." I'll be in Boston all summer. Bütün yaz Boston'da olacağım. Bütün yaz Boston'da olacağım. How did you become so rich? Nasıl bu kadar zengin oldunuz? Nasıl bu kadar zengin oldun? Who's the store's owner? Dükkan sahibi kim? Dükkanın sahibi kim? Are you in a good mood? Havanda mısın? Keyfin yerinde mi? The sea looks calm and smooth. Deniz sakin ve yumuşak görünüyor. Deniz sakin ve pürüzsüz görünüyor. Tom has been very kind. Tom çok nazikti. Tom çok nazik davrandı. If I have time, I might go shopping this afternoon. Zamanım olsaydı, öğlenden sonra alışverişe gidebilirdim. Vaktim olursa öğleden sonra alışverişe çıkabilirim. How old were your kids when you moved to Boston? Boston'a taşındığınızda, çocuklarınız kaç yaşındaydı? Boston'a taşındığında çocukların kaç yaşındaydı? The fire must have broken out after the staff had gone home. Yangın personel eve gittikten sonra başlamış olmalı. Personel eve gittikten sonra yangın çıkmış olmalı. Their comments were distorted on social media. Yorumları sosyal medyada çarpıtıldı. Yorumları sosyal medyada çarpıtıldı. My sunburn hurts. Benim güneş yanığım acıyor. Güneş yanığım acıyor. My heart goes out to you. Duygunu paylaşıyorum. Kalbim sana doğru gidiyor. Has she become crazy? O deli mi oldu? Çıldırdı mı? It's a step in the right direction. Bu doğru yönde atılmış bir adım. Doğru yönde atılmış bir adım. I am getting slim! Zayıflıyorum! Zayıflıyorum! Tom helps me a lot. Tom bana çok yardımcı olur. Tom bana çok yardım ediyor. Do it yourself and do it right away. Onu kendiniz yapın ve hemen yapın. Kendin yap ve hemen yap. Sometimes you don't have to speak the same language to understand each other. Bazen birbirimizi anlamak için aynı dili konuşmak zorunda değilsindir. Bazen birbirinizi anlamak için aynı dili konuşmak zorunda değilsiniz. I didn't appear because I was sick. Yoktum, çünkü hastaydım. Hasta olduğum için gelmedim. Thanks to life. Hayat sayesinde. Hayat sayesinde. The main shops are in the city centre. Ana mağazalar şehir merkezinde bulunmaktadır. Ana dükkanlar şehir merkezindedir. Sami was puzzled when Layla didn't pick up the phone. Sami, Leyla telefonu açmadığında şaşırdı. Layla telefonu açmadığında Sami şaşırmıştı. Tom is old enough to be Mary's father. Tom Mary'nin babası olmak için yeterince yaşlı. Tom, Mary'nin babası olacak yaştadır. There are only books on the shelf. Rafta sadece kitaplar var. Rafta sadece kitaplar var. This matter is of great importance. Bu sorun çok önemlidir. Bu konu çok önemli. I don't want to have to listen to Tom sing that song again. Tom'un o şarkıyı tekrar söylemesini dinlemek zorunda olmak istemiyorum. Tom'un o şarkıyı tekrar söylemesini dinlemek zorunda kalmak istemiyorum. Can you quickly describe the thief? Hırsızı hemen tarif edebilir misin? Hırsızı hemen tarif edebilir misiniz? I come from Europe. Ben Avrupalıyım. Avrupa'dan geliyorum. Tom gave a brief talk. Tom kısa bir konuşma yaptı. Tom kısa bir konuşma yaptı. Many directors want to make artistically ambitious and meaningful movies, but the Hollywood system does not allow that. Pek çok yönetmen anlam ve sanatsallığı öne çıkarma arzusu taşıyan filmler çekmek istese de Hollywood'a kök salmış statüko buna izin vermez. Birçok yönetmen sanatsal olarak iddialı ve anlamlı filmler yapmak ister, ancak Hollywood sistemi buna izin vermez. Why did you sign that confession if it wasn't true? Eğer doğru değilse o itirafı neden imzaladın? Eğer doğru değilse neden bu itirafı imzaladın? Tom came to watch. Tom izlemek için geldi. Tom izlemeye geldi. Let's drink one more bottle of wine. Hadi bir şişe şarap daha içelim. Bir şişe daha şarap içelim. Akira plays tennis well. Akira güzel tenis oynar. Akira iyi tenis oynar. He was welcomed wherever he went. Gittiği her yerde karşılandı. Gittiği her yerde karşılandı. Who said I was ashamed? Utandığımı kim söyledi? Utandığımı kim söyledi? They tried to kill me. Onlar beni öldürmeye çalıştı. Beni öldürmeye çalıştılar. Pay close attention to what you eat. Yediklerine dikkat et. Ne yediğinize çok dikkat edin. Whose car were you driving yesterday? Dün kimin arabasını sürüyordun? Dün kimin arabasını kullanıyordun? I'm not used to having people question my decisions. İnsanların kararlarımı sorgulamasına alışkın değilim. İnsanların kararlarımı sorgulamasına alışık değilim. Can I have this donut? Bu çöreği alabilir miyim? Bu donutu alabilir miyim? I am looking for an effective method to get rid of all the weeds in my yard. Bahçemdeki tüm yabancı otlardan kurtulmak için etkili bir yöntem arıyorum. Bahçemdeki tüm yabani otlardan kurtulmak için etkili bir yöntem arıyorum. I wasn't talking about him. Ben onunla ilgili konuşmuyordum. Onun hakkında konuşmuyordum. Are you ready for bed? Yatmaya hazır mısın? Yatmaya hazır mısın? Tom ate all the popcorn. Tom tüm patlamış mısırı yedi. Tom bütün patlamış mısırları yedi. I cannot tell you where Tom went. Tom'un nereye gittiğini söyleyemem. Tom'un nereye gittiğini söyleyemem. Tom has been avoiding Mary. Tom Mary'den kaçınmaktadır. Tom Mary'den kaçıyor. Have you ever laughed at the teacher? Öğretmene güldün mü hiç? Öğretmene hiç güldün mü? Even if you say it, I don't believe you. Öyle desen bile sana inanmam. Sen söylesen bile, sana inanmıyorum. The light dimmed momentarily. Işıkta anlık bir azalma oldu. Işık bir anda sönüyordu. I don't think there was any harm done. Yapılan herhangi bir zarar olduğunu sanmıyorum. Herhangi bir zarar verildiğini sanmıyorum. Maybe I'll call you sometime. Belki bir ara seni arayacağım. Belki bir ara seni ararım. I wish that I'd told Tom not to go. Keşke Tom'a gitmemesini söyleseydim. Keşke Tom'a gitmemesini söyleseydim. Tom promised that it wouldn't happen again. Tom onun tekrar olmayacağına söz verdi. Tom bir daha olmayacağına söz verdi. Cows give their calves milk every morning. İnekler her sabah buzağılarına süt verir. İnekler her sabah buzağılarına süt verirler. Cooking is my secret passion. Aşçılık benim gizli tutkumdur. Yemek yapmak benim gizli tutkumdur. I only slept two hours. Ben sadece iki saat uyudum. Sadece iki saat uyudum. These earphones are louder on one side. Bu kulaklık bir taraftan daha çok ses veriyor. Bu kulaklıklar bir tarafta daha yüksek. I can't wake Tom up no matter how hard I try. Ne kadar zorlamayı denesem de ben Tom'u uyandıramam. Ne kadar uğraşsam da Tom'u uyandıramam. I still go to Boston every summer. Hâlâ her yaz Boston'a gideceğim. Her yaz Boston'a gidiyorum. Does anyone in your close family have cancer? Ailenizde kanserli var mı? Yakın ailenizde kanser olan var mı? I don't want to share my room with Tom. Odamı Tom'la paylaşmak istemiyorum. Odamı Tom'la paylaşmak istemiyorum. Is that genuine? Bu gerçek mi? Bu gerçek mi? Tom gave me a ride to the airport. Tom beni havaalanına götürdü. Tom beni havaalanına bıraktı. Her belongings were undisturbed. Onun eşyaları karıştırılmamıştı. Eşyaları rahatsız edilmemişti. Are you back home now? Şimdi evde misin? Şimdi eve mi döndün? It's not as simple as that. O kadar basit değil. Bu kadar basit değil. You've got to pull yourself together. Duygularına hakim olmalısın. Kendine gelmelisin. Our calculations show that the rocket is off its course. Hesaplamalarımız roketin rotasından saptığını gösteriyor. Hesaplamalarımız roketin rotasının dışında olduğunu gösteriyor. The goal was disallowed. Gol geçersiz sayıldı. Hedefe izin verilmedi. My sister shelled the beans. Kız kardeşim fasulyeleri soydu. Kız kardeşim fasulyeleri kovardı. Tom still does that a lot. Tom hâlâ bunu çok yapıyor. Tom bunu hala çok yapıyor. The fifth graders play against the teachers. Beşinci sınıftakiler öğretmenlere karşı oynayacaklar. Beşinci sınıflar öğretmenlere karşı oynarlar. Tom might have what you need. İhtiyacın olan şey Tom'da vardır belki. Tom ihtiyacın olan şeye sahip olabilir. Can you make sense of what the writer is saying? Yazarın söylediklerine anlam verebiliyor musun? Yazarın söylediklerine bir anlam verebilir misiniz? I hope this isn't the last we see you. Umarım bu seni son görüşümüz değildir. Umarım bu seni son görüşümüz değildir. I finished the book last month. Geçen ay kitabı bitirdim. Kitabı geçen ay bitirdim. Tom is a professor at Harvard. Tom Harvard'da bir profesör. Tom Harvard'da profesördür. I'll pay my debt as soon as possible. Borcumu en kısa sürede ödeyeceğim. En kısa zamanda borcumu ödeyeceğim. Unfortunately I can't find the lyrics for this song. Ne yazık ki bu şarkının güftesini bulamıyorum. Ne yazık ki bu şarkının sözlerini bulamıyorum. Did you sing? Şarkı söyledin mi? Şarkı söylediniz mi? What happened to the bus? Otobüse ne oldu? Otobüse ne oldu? You can't trust what Tom says. Tom'un söylediklerine güvenemezsin. Tom'un söylediklerine güvenemezsin. People would be horrified. İnsanlar dehşete düşecekti. İnsanlar dehşete kapılır. Tom should tell Mary not to do that again. Tom, Mary'ye bunu tekrar yapmamasını söylemeli. Tom, Mary'ye bunu bir daha yapmamasını söylemelidir. You seem to have a lot of money to spend. Harcayacak çokça paran var gibi görünüyorsun. Harcayacak çok paran var gibi görünüyor. Caffeine can temporarily increase your blood pressure. Kafein kan basıncını geçici olarak artırabilir. Kafein geçici olarak kan basıncınızı artırabilir. The pencil case is on the table. Kalem kutusu masanın üstünde. Kalem kutusu masanın üzerinde. I'll go to Boston next year. Gelecek yıl Boston'a gideceğim. Gelecek yıl Boston'a gideceğim. There's nobody left to help us. Bize yardım edecek kimse kalmadı. Bize yardım edecek kimse kalmadı. The reporter criticized the politician. Gazeteci politikacıyı eleştirdi. Gazeteci politikacıyı eleştirdi. Tom almost drowned in his neighbor's swimming pool. Tom neredeyse komşusunun yüzme havuzunda boğuluyordu. Tom neredeyse komşusunun yüzme havuzunda boğuluyordu. I'm considering going with them. Onlarla gitmeyi düşünüyorum. Onlarla gitmeyi düşünüyorum. The intro lasts forever. Giriş bölümü bitmek bilmiyor. Giriş sonsuza kadar sürer. How could you do this to her? Bunu ona nasıl yapabilirsin? Bunu ona nasıl yaparsın? Chapters 1, 5 and 7 are the easiest to understand. Read those first. 1., 5. ve 7. bölümler anlaşılması en kolay bölümler. Önce onları oku. Bölüm 1, 5 ve 7, anlaşılması en kolay bölümlerdir. İlk önce bunları okuyun. Tom will do everything he can. Tom elinden gelen her şeyi yapacak. Tom elinden geleni yapar. Layla's nightmare was only just beginning. Leyla'nın kabusu daha yeni başlıyordu. Layla'nın kabusu daha yeni başlıyordu. Tom was pardoned. Tom affedildi. Tom affedildi. This work is shoddy. Üstünkörü bir iş. Bu iş çok saçma. Doing something with someone else is more fun than doing it alone. Bir şeyi başkasıyla birlikte yapmak tek başına yapmaktan daha eğlencelidir. Başka biriyle bir şey yapmak, yalnız yapmaktan daha eğlencelidir. Tom is a terrible roommate. Tom çok kötü bir oda arkadaşı. Tom berbat bir oda arkadaşıdır. You opened the wrong box. Yanlış kutuyu açtın. Yanlış kutuyu açtın. It's been raining since yesterday morning. Dün sabahtan beri yağmur yağıyor. Dün sabahtan beri yağmur yağıyor. Tom said he thought Mary was going to be able to do that. Tom, Mary'nin bunu yapabileceğini düşündüğünü söyledi. Tom, Mary'nin bunu yapabileceğini düşündüğünü söyledi. Ali didn't show his hand. Ali renk vermedi. Ali elini göstermedi. You can't keep using mine forever. Sonsuza kadar benimkini kullanmaya devam edemezsin. Benimkini sonsuza kadar kullanamazsın. I was about to leave my house when she rang me up. O beni aradığında evden ayrılmak üzereydim. Beni aradığında evimden çıkmak üzereydim. Which vaccine did you get? Hangi aşıyı oldunuz? Hangi aşıyı aldın? The pain in my arm has gotten worse. Kolumdaki ağrı şiddetlendi. Kolumdaki ağrı daha da kötüleşti. It will only take a minute. Bu sadece bir dakika sürecek. Sadece bir dakika sürer. Tom told Mary that he could smell alcohol on John's breath. Tom Mary'ye John'un nefesinde alkol kokusu alacağını söyledi. Tom, Mary'ye John'un nefesinde alkol kokusunu alabileceğini söyledi. Tom lived in Boston three years ago. Tom üç yıl önce Boston'da yaşadı. Tom üç yıl önce Boston'da yaşıyordu. Why don't we wait a bit? Neden biraz beklemiyoruz? Neden biraz beklemiyoruz? A lot of people around here like country music. Bu civarda bir sürü insan Amerikan folk müziğini sever. Buralarda birçok insan country müzikten hoşlanır. He is the baby of the family. O, ailenin bebeğidir. O ailenin bebeği. Please beat this carpet. Lütfen bu halıyı dövün. Lütfen bu halıyı dövün. She is closely associated with the firm. Şirket ile yakından ilişkilidir. Firma ile yakından ilişkilidir. The police are questioning her. Polis onu sorguluyor. Polis onu sorguluyor. Tom gave me more money than I need. Tom bana ihtiyacım olandan daha fazla para verdi. Tom bana ihtiyacım olandan daha fazla para verdi. You should've taken notes. Sen not tutmalıydın. Not almalıydın. Their view of life may appear strange. Onları hayat görüşü acayip görünebilir. Yaşama bakış açıları garip görünebilir. I still hope to visit Australia before I die. Ölmeden önce Avustralya'yı ziyaret etmeyi hâlâ umuyorum. Ölmeden önce Avustralya'yı ziyaret etmeyi umuyorum. Tom pulled Mary out of the mud. Tom, Mary'yi çamurdan çıkardı. Tom Mary'yi çamurdan çıkardı. Not everyone can buy a house. Herkes ev alamıyor. Herkes bir ev satın alamaz. Whoever doesn't take care of themselves will get worse as they age. Herkim kendine bakmazsa yaşlandıkları gibi kötüye gidecekler. Kendine bakmayan kişi yaşlandıkça daha da kötüleşir. I'll be waiting for you at the station tomorrow morning. Yarın sabah seni istasyonda bekliyor olacağım. Yarın sabah istasyonda seni bekliyor olacağım. You smell just like my mother. Sen sadece annem gibi kokuyorsun. Tıpkı annem gibi kokuyorsun. We spent a night at the mountain hut. Dağ kulübesinde bir gece geçirdik. Dağ kulübesinde bir gece geçirdik. Tom is going to take care of Mary's dog while she's away. Tom, o uzakta iken Mary'nin köpeğiyle ilgilenecek. Tom, Mary'nin köpeğiyle o yokken ilgilenecek. I think that would be too much to hope for. Bence bu aşırı umut bağlamak olur. Bence bu çok fazla olur. Sami hired a private investigator to follow Layla. Sami, Leyla'yı takip etmek için bir özel dedektif tuttu. Sami, Layla'yı takip etmesi için özel bir dedektif tuttu. Tell Tom who you met today. Tom'a bugün kimle buluştuğunu söyle. Tom'a bugün kiminle görüştüğünü söyle. It took her four months to recover from her sickness. Hastalığından kurtulması onun dört ayını aldı. Hastalığından kurtulması dört ay sürdü. Maybe Tom can talk Mary out of doing that. Belki Tom Mary'yi bunu yapmaktan caydırmaya çalışabilir. Belki Tom Mary'i bunu yapmaktan vazgeçirebilir. I don't think Tom knows where the post office is. Tom'un postanenin nerede olduğunu bildiğini sanmıyorum. Tom'un postanenin yerini bildiğini sanmıyorum. How was I supposed to know? Nasıl bilmem gerekiyordu? Nereden bilebilirdim ki? He doesn't live in my neighborhood. Benim mahallede yaşamaz. Benim mahallemde yaşamıyor. His heart is full of happiness. Onun kalbi mutluluk dolu. Kalbi mutlulukla dolu. Greece is an old country. Yunanistan eski bir ülkedir. Yunanistan eski bir ülkedir. You're never going to believe this. Buna asla inanmayacaksın. Buna asla inanamayacaksın. Tom said he got back home on Monday. Tom pazartesi günü eve döndüğünü söyledi. Tom pazartesi günü eve döndüğünü söyledi. Have you recently felt any unexplained pain or stiffness in your neck? Yakın zamanda boynunuzda nedensiz bir ağrı ve sertlik yaşadınız mı? Son zamanlarda boynunuzda açıklanamayan bir ağrı veya sertlik hissettiniz mi? Forget it, Tom. It's Tatoeba. Boş ver Tom, burası Tatoeba. Unut gitsin Tom, bu Tatoeba. They are well looked after. Onlara iyi bakılıyor. Çok iyi bakılıyorlar. We just need one shot. Sadece tek atışa ihtiyacımız var. Tek bir atışa ihtiyacımız var. There is a layer of resin here. Burada bir reçine tabakası var. Burada bir reçine tabakası var. Tom seems to be trying to hide something. Tom bir şey saklamaya çalışıyor gibi görünüyor. Tom bir şeyler saklamaya çalışıyor gibi görünüyor. Can't you give me some advice? Bana biraz tavsiye veremez misin? Bana bir tavsiye veremez misin? I've never seen snow before. Daha önce hiç kar görmedim. Daha önce hiç kar görmemiştim. The Armenian genocide was a tragic event. Ermeni soykırımı trajik bir olaydı. Ermeni soykırımı trajik bir olaydı. We need it. Buna ihtiyacımız var. İhtiyacımız var. That subject is not suitable for discussion. O konu tartışma için uygun değil. Bu konu tartışmaya uygun değildir. Please follow my finger without moving your head. Lütfen başınızı oynatmadan parmağımı izleyin. Lütfen başını oynatmadan parmağımı takip et. Which is the sport that you like? Hoşlandığın spor hangisidir? Hangi sporu seviyorsun? I should probably help Tom. Muhtemelen Tom'a yardım etmeliyim. Tom'a yardım etmeliyim. We are living in the age of nuclear power. Nükleer güç çağında yaşıyoruz. Nükleer güç çağında yaşıyoruz. What do you call this drink? Bu içkiye ne diyorsunuz? Bu içkiye ne diyorsun? How may we help? Nasıl yardım edebiliriz? Nasıl yardımcı olabiliriz? Your soup is sweet. Did you mix up the salt and the sugar? Çorban tatlı. Tuz ve şekeri karıştırdın mı? Çorban tatlı, tuzla şekeri karıştırdın mı? I know Tom will hate this. Tom'un bundan nefret edeceğini biliyorum. Tom'un bundan nefret edeceğini biliyorum. This camera is cheap. Bu kamera ucuz. Bu kamera çok ucuz. I watched Tom drawing. Tom'un çizimini seyrettim. Tom'un çizimini izledim. It's fun to watch you dance. Dans etmeni izlemek eğlenceli. Seni dans ederken izlemek çok eğlenceli. Follow me and have no fear. Beni takip et ve korkma. Beni takip edin ve korkmayın. I hope no one sees you like this. Umarım kimse seni böyle görmez. Umarım kimse seni böyle görmez. Tom is such an Internet white knight. Tom tam bir Meriç. Tom tam bir internet beyaz şövalyesi. How long have you been a smoker? Ne kadar zamandır sigara içiyorsun? Ne zamandır sigara içiyorsun? You can pay cash on delivery, by bank transfer or by postal order. Ödemeyi teslimatta nakit olarak ya da banka ve posta havalesi yoluyla yapabilirsiniz. Teslimatta, banka havalesiyle veya posta ile nakit ödeme yapabilirsiniz. How often can you do that? Bunu ne sıklıkla yapabilirsin? Bunu ne sıklıkla yapabilirsin? Tom is popular, isn't he? Tom popüler, değil mi? Tom popüler, değil mi? Tom proved them wrong. Tom onları yanlış kanıtladı. Tom onların yanıldığını kanıtladı. I've never had a boyfriend before. Daha önce hiç erkek arkadaşım olmadı. Daha önce hiç erkek arkadaşım olmadı. Sami will probably always remember that. Sami onu muhtemelen her zaman hatırlayacaktır. Sami muhtemelen bunu hep hatırlayacaktır. Tom noticed Mary was crying. Tom, Mary'nin ağladığını fark etti. Tom Mary'nin ağladığını fark etti. I am complaining to the principal. Ben müdüre şikayet ediyorum. Müdüre şikayet ediyorum. Tom does that sometimes. Tom bazen onu yapar. Tom bazen bunu yapar. Has he returned yet? Daha dönmedi mi? Daha dönmedi mi? Let's try to come up with something better. Daha iyi bir şey bulmaya çalışalım. Daha iyi bir şey bulmaya çalışalım. The vandals smashed all the windows and knocked all the dustbins over. Çapulcular bütün camları kırıp çöp konteynerlerini devirdi. Vandallar bütün pencereleri parçalayıp tozlukları devirdiler. Tom kept the stolen jewels for himself. Tom çalıntı mücevherleri kendisi için tuttu. Tom çalınan mücevherleri kendine saklamış. We couldn't stop. Duramadık. Duramadık. Did you hear Tom's speech? Tom'un konuşmasını duydun mu? Tom'un konuşmasını duydun mu? What happened to me, guys? Bana ne oldu, çocuklar? Bana ne oldu çocuklar? All the workers at this factory are female. Bu fabrikadaki tüm işçiler kadın. Bu fabrikadaki tüm işçiler kadın. You saw it, too. Sen de onu gördün. Sen de gördün. Make sure he doesn't do anything stupid. Onun aptalca bir şey yapmayacağından emin ol. Aptalca bir şey yapmadığından emin ol. Great art makes people feel something. Büyük sanat insana bir şey hissettirir. Büyük sanat insanlara bir şeyler hissettirir. They have to be very careful. Onlar çok dikkatli olmak zorunda. Çok dikkatli olmalılar. My guitar didn't cost very much. Gitarıma çok para vermedim. Gitarım çok pahalı değildi. My life would be so different now if I hadn't done that. Eğer bunu yapmasaydım yaşamım şimdi çok daha başka olurdu. Eğer bunu yapmasaydım hayatım şimdi çok farklı olurdu. Have you guys seen my glasses? I can't find them. Siz benim gözlüklerimi gördünüz mü? Ben onları bulamıyorum. - Gözlüklerimi gördünüz mü? Is that still a thing? Bu olay hâlâ var mı? Bu hala bir şey mi? I saw Tom again. Tom'u tekrar gördüm. Tom'u tekrar gördüm. That isn't very reassuring. Bu çok güven verici değil. Bu pek güven verici değil. I am drinking coffee at a cafe. Bir kafede kahve içiyorum. Bir kafede kahve içiyorum. Is this chair the same as the others? Bu sandalye diğerleriyle aynı mı? Bu sandalye de diğerleri gibi mi? What do you suggest I do? Benim ne yapmamı öneriyorsun? Ne yapmamı öneriyorsun? You're a freshman, aren't you? Sen üniversite birinci sınıf öğrencisisin, değil mi? Birinci sınıf öğrencisisin, değil mi? We are going to stay some weeks, together. Birkaç hafta kalacağız, birlikte. Birkaç hafta birlikte kalacağız. Why didn't you tell Tom this? Tom'a bunu neden söylemedin? Bunu Tom'a neden söylemedin? Tom and I laughed at Mary. Tom ve ben Mary'ye güldük. Tom ve ben Mary'ye güldük. He has access to the American embassy. Onun Amerikan elçiliğine erişimi var. Amerikan elçiliğine giriş izni var. It's hard to sell a fixer-upper nowadays. Günümüzde tadilat gerektiren evleri satmak zor. Bugünlerde bir tamirciyi satmak zor. Why don't you give up? Neden vazgeçmiyorsun? Neden vazgeçmiyorsun? How long has the doctor signed you off for? Doktor ne kadar rapor verdi? Doktor seni ne kadar zamandır imzalıyor? I'll get this to him. Bunu ona götüreceğim. Bunu ona ben götürürüm. Tom told me he was in a hurry. Tom bana acelesi olduğunu söyledi. Tom acelesi olduğunu söyledi. Tom will be here all evening. Tom bütün akşam burada olacak. Tom bütün akşam burada olacak. We need all of them. Onların hepsine ihtiyacımız var. Hepsine ihtiyacımız var. That sounds pretty stupid. O oldukça aptalca görünüyor. Kulağa çok aptalca geliyor. I expected a better explanation. Daha iyi bir açıklama bekliyordum. Daha iyi bir açıklama bekliyordum. Tom will have a plan. Tom'un bir planı olacak. Tom'un bir planı olacak. I haven't found a job. Bir iş bulmadım. Bir iş bulamadım. Update me if anything happens. Bir şey olursa beni haberdar et. Bir şey olursa bana haber ver. I saw her picture. Onun resmini gördüm. Resmini gördüm. We're open 24/7. Yedi gün yirmi dört saat açığız. 7/24 açığız. This time Tom is right. Bu defa Tom haklı. Bu sefer Tom haklı. We have to see Tom. Tom'u görmemiz gerek. Tom'u görmeliyiz. His comments were distorted on social media. Yorumları sosyal medyada çarpıtıldı. Yorumları sosyal medyada çarpıtıldı. The navy defends our seacoast. Donanma bizim deniz kıyımızı savunur. Donanma, deniz kıyımızı savunuyor. Don't you worry about him. Onunla ilgili endişelenme. Onun için endişelenme. Tom hasn't been here for years. Tom yıllardır burada değil. Tom yıllardır burada değil. None of the students have arrived on time. Öğrencilerden hiçbiri zamanında gelmedi. Öğrencilerin hiçbiri zamanında gelmedi. Tom chopped wood for his woodburning cook stove. Tom odunla yanan aşçı sobası için odun yardı. Tom odun yakma fırını için odun kesti. Conditions are unusual. Koşullar alışılmadıktır. Koşullar olağandışıdır. She succeeded in drawing the truth from him. Ona gerçeği söyletmeyi başardı. Ondan gerçeği çizmeyi başardı. All birds come from eggs. Bütün kuşlar yumurtadan çıkar. Bütün kuşlar yumurtadan gelir. We just need to talk to Tom. Sadece Tom'la konuşmamız gerekiyor. Sadece Tom'la konuşmalıyız. Who's your favorite politician? Gözde politikacın kimdir? En sevdiğin politikacı kim? A bank lends us money at interest. Bir banka bize faizle ödünç para verir. Bir banka faizle bize borç veriyor. I told Tom to stay with it. Tom'a öylece devam etmesini söyledim. Tom'a onunla kalmasını söyledim. The dancer in the middle of the room is ready to begin. Odanın ortasındaki dansçı başlamak için hazır. Odanın ortasındaki dansçı başlamaya hazır. We don't have time to listen to your whining. İnlemenizi dinleyecek vaktimiz yok. Sızlanmanı dinleyecek zamanımız yok. I opened the door and got out of the van. Kapıyı açtım ve kamyonetten çıktım. Kapıyı açtım ve minibüsten indim. Tom didn't intend to spend so much time painting the fence. Tom çiti boyamak için çok fazla zaman harcamak niyetinde değildi. Tom çitleri boyamak için bu kadar zaman harcamayı düşünmüyordu. I told Tom that Mary was telling the truth. Tom'a Mary'nin doğruyu söylediğini söyledim. Tom'a Mary'nin doğruyu söylediğini söyledim. Tom hopes he won't be deported. Tom, sınır dışı edilmeyeceğini umuyor. Tom sınır dışı edilmeyeceğini umuyor. She seldom eats breakfast. O, nadiren kahvaltı yapar. Nadiren kahvaltı yapar. Everyone gets it wrong at first. Başta herkes hata yapıyor. İlk başta herkes yanlış anlıyor. I'll ask Tom to give me some money. Tom'dan bana biraz para vermesini isteyeceğim. Tom'dan bana biraz para vermesini isteyeceğim. They started hours ago. Onlar saatler önce başladılar. Saatler önce başlamışlar. Tom is at home. Tom evde. Tom evde. You don't need to pretend you're interested. Numaradan ilgileniyormuş gibi yapmana gerek yok. İlgileniyormuş gibi davranmana gerek yok. That goalkeeper hasn't conceded a goal in the last 10 matches. O kaleci son 10 maçtır kalesini gole kapadı. O kaleci son 10 maçta bir gol bile kabul etmedi. Be careful that they don't suspect you. Dikkat et de senden şüphelenmesinler. Sizden şüphelenmemelerine dikkat edin. It's time for payback. Ödeşme zamanı geldi. Ödeşme zamanı. Why don't we have lunch here? Neden burada öğle yemeği yemiyoruz? Neden burada öğle yemeği yemiyoruz? Tom doesn't have to sing if he doesn't want to. Eğer istemiyorsa Tom şarkı söylemek zorunda değil. Tom istemiyorsa şarkı söylemek zorunda değildir. I'll bet you looked beautiful when you were young. Gençken güzel göründüğüne bahse girerim. Eminim gençken çok güzel görünüyordun. Tom ordered wine. Tom şarap sipariş etti. Tom şarap sipariş etti. I like your optimism. İyimserliğini seviyorum. İyimserliğini sevdim. Tom just barely managed to earn enough money to pay the rent. Tom kirayı ödemek için yeterli parayı zar zor kazanmayı başardı. Tom kirayı ödemek için zar zor para kazanmayı başardı. He is too smart not to know it. Onu bilecek kadar çok zekidir. Bilmeyecek kadar zeki. Tom was just helping me get dressed. Tom sadece giyinmeme yardım ediyordu. Tom sadece giyinmeme yardım ediyordu. I had a wonderful time. Harika bir zaman geçirdim. Harika vakit geçirdim. This game is so nostalgic. Bu oyun çok nostaljik. Bu oyun çok nostaljik. It's time to go to bed, so turn off the radio. Uyku vakti geldi, bu yüzden radyoyu kapat. Yatma vakti geldi, telsizi kapat. I'm used to staying up all night. Bütün gece yatmamaya alışkınım. Bütün gece uyumaya alışığım. Tom is always very nice to me. Tom bana karşı her zaman çok iyi davranır. Tom bana her zaman çok iyi davranır. This is going to take a long time. Bu uzun zaman alacak. Bu çok uzun sürecek. How does the soup taste? Çorbanın tadı nasıl? Çorbanın tadı nasıl? He speaks several languages. O birçok dil konuşuyor. Birkaç dil biliyor. Are you afraid of him? Ondan korkuyor musun? Ondan korkuyor musun? I took it for granted that Tom would be there. Tom'un orada olacağından adım gibi emindim. Tom'un orada olacağını kabul ettim. Doing that seems stupid to me. Bunu yapmak bana aptalca görünüyor. Bunu yapmak bana aptalca geliyor. I've already bought my ticket. Ben zaten biletimi aldım. Biletimi çoktan aldım. Tom spent more money on that painting than he should've. Tom o tabloya harcaması gerektiğinden daha fazla para harcadı. Tom o tabloya olması gerekenden daha fazla para harcadı. The sun was shining in all its splendid beauty. Güneş tüm muhteşem güzelliğiyle parlıyordu. Güneş tüm muhteşem güzelliğiyle parlıyordu. I want to lose a bit of weight. Biraz kilo vermek istiyorum. Biraz kilo vermek istiyorum. I heard you wanted to see me. Beni görmek istediğini duydum. Beni görmek istediğini duydum. Sam, what are you doing? Sam, ne yapıyorsun? Sam, ne yapıyorsun? You are surrounded. Etrafınız sarıldı. Etrafınız sarıldı. Do you have seasonal allergies? Mevsim alerjiniz var mı? Mevsimsel alerjiniz var mı? Thank you for climbing this tree to help me. Bana yardımcı olmak için bu ağaca tırmandığın için teşekkürler. Bana yardım etmek için bu ağaca tırmandığın için teşekkür ederim. You need to be more aggressive. Daha girişken olman gerekiyor. Daha agresif olmalısın. He always seems to be living rent-free in somebody's house. O, her zaman birinin evinde kira vermeden yaşıyor gibi görünüyor. Her zaman birinin evinde kirasız yaşıyormuş gibi görünüyor. There is no God but Allah, and Mohammed is his prophet. Allah'tan başka Tanrı yoktur ve Muhammed onun peygamberidir. Allah'tan başka tanrı yoktur. Muhammed de onun peygamberidir. We don't know what caused the fire. Yangına neyin sebep olduğunu bilmiyoruz. Yangına neyin sebep olduğunu bilmiyoruz. Sami is a Wall Street guy. Sami bir Wall Street adamıdır. Sami bir Wall Street adamıdır. I'll arrange a meeting. Bir görüşme ayarlarım. Bir toplantı ayarlayacağım. What is this store's return policy? Bu mağazanın iade politikası nedir? Bu mağazanın iade politikası nedir? He ignores my problems. O, sorunlarımı görmezden gelir. Sorunlarımı görmezden geliyor. Tom told Mary that she should be ashamed of herself. Tom Mary'ye kendinden utanması gerektiğini söyledi. tom mary'ye kendinden utanması gerektiğini söyledi. I heard that Tom doesn't swim very often. Tom'un çok sık yüzmediğini duydum. Tom'un çok sık yüzmediğini duydum. She is going to drive me crazy! Beni deli edecek! Beni çıldırtacak! What does she think she's doing? O ne yaptığını sanıyor? Ne yaptığını sanıyor? I've already spent all my money. Tüm paramı zaten harcadım. Zaten bütün paramı harcadım. Tom and John punched each other. Tom, John'la yumruklaştı. Tom ve John birbirlerine yumruk attılar. You have to get her help us. Onu bize yardım ettirmek zorundasın. Bize yardım etmesini sağlamalısın. Tom teaches French at a high school. Tom bir lisede Fransızca öğretiyor. Tom bir lisede Fransızca öğretiyor. Eating ice cream always puts me in a happy mood. Dondurma yemek beni her zaman mutlu bir ruh hali içine koyar. Dondurma yemek beni her zaman mutlu eder. He can speak French well. O, Fransızcayı iyi konuşabilir. Fransızcayı iyi konuşabiliyor. That secret can't be kept forever. O sır sonsuza dek saklanamaz. Bu sır sonsuza kadar saklanamaz. I'm seriously considering filing for divorce. Ben boşanma davası açmayı ciddi olarak düşünüyorum. Boşanma davası açmayı düşünüyorum. Anyway, I think I've said enough. Her neyse, ben yeterince söylediğimi düşünüyorum. Her neyse, sanırım yeterince söyledim. The man of wisdom sees the divine substance in everything. Bilge kişi her şeyin özündeki ilahi boyutu görür. Bilge adam her şeyde ilahi maddeyi görür. We're still on our honeymoon. Biz hâlâ balayımızdayız. Hala balayımızdayız. I wish Tom would stop complaining all the time. Keşke Tom sürekli şikayet etmeyi bıraksa. Keşke Tom sürekli şikayet etmeyi bıraksa. I'm just as confused as you are. Benim de senin kadar kafam karıştı. Ben de senin kadar şaşkınım. Thirteen people were killed in the train wreck. Tren kazasında on üç kişi öldü. Tren enkazında 13 kişi öldü. He took off his overcoat. O, paltosunu çıkardı. Paltosunu çıkardı. I heard that Tom has died. Tom'un öldüğünü duydum. Tom'un öldüğünü duydum. He bought this truck in Poland. Bu kamyonu Polonya'da satın aldı. Bu kamyonu Polonya'da satın aldı. She apologized to me for stepping on my foot. O, ayağıma bastığı için benden özür diledi. Ayağıma bastığım için benden özür diledi. What exactly will Tom be doing? Tom tam olarak ne yapıyor olacak? Tom tam olarak ne yapacak? Tom waves to everyone. Tom herkese el sallıyor. Tom herkese el sallıyor. Where is Banja Luka? Banja Luka nerededir? Banja Luka nerede? I hope Tom didn't wait too long. Umarım Tom çok fazla beklememiştir. Umarım Tom fazla beklememiştir. Do you have anyone who you can call if you need to talk? İhtiyaç duymanız halinde arayabileceğiniz birileri var mı? Konuşmak istersen arayabileceğin biri var mı? Do you currently take any medication prescribed to you by a psychiatrist? Şu an psikiyatrist tarafından reçete edilmiş bir ilaç kullanıyor musunuz? Şu anda size bir psikiyatrist tarafından reçete edilen herhangi bir ilaç alıyor musunuz? Do you think Tom will find us? Sence Tom'un bizi bulur mu? Sence Tom bizi bulur mu? It doesn't require you to be a polyglot. Çok dil bilen biri olmanızı gerektirmiyor. Poliglot olmana gerek yok. I'll pray for Tom. Tom için dua edeceğim. Tom için dua edeceğim. Thank you for submitting your work to this journal. Çalışmanızı bu dergiye gönderdiğiniz için teşekkürler. Çalışmalarınızı bu dergiye gönderdiğiniz için teşekkür ederiz. I owe Tom some money. Tom'a bir miktar borcum var. Tom'a biraz borcum var. The fugitive is armed and dangerous. Kaçak, silahlı ve tehlikelidir. Kaçak silahlı ve tehlikeli. I am sick and tired of fast food. Hastayım ve fast food'tan bıktım. Fast food'dan bıktım usandım. The police think Tom might've poisoned Mary. Polis Tom'un Mary'yi zehirlemiş olabileceğini düşünüyor. Polis Tom'un Mary'yi zehirlemiş olabileceğini düşünüyor. She's moving her head in time with the music. Kafasıyla müziğe tempo tutuyor. Müzikle zamanında kafasını hareket ettiriyor. He was asking banal questions. Banal sorular soruyordu. Banal sorular soruyordu. Tom was very busy all day. Tom bütün gün çok meşguldü. Tom bütün gün çok meşguldü. The only one who can stop Tom is me. Tom'u durdurabilecek tek kişi benim. Tom'u durdurabilecek tek kişi benim. He went out the window. O, pencereden çıktı. Pencereden dışarı çıktı. Tom took another shower. Tom bir duş daha aldı. Tom bir duş daha aldı. This isn't legal. Bu yasal değil. Bu yasal değil. Call the doctor right away. Hemen doktoru arayın. Hemen doktoru ara. That will be ten dollars. Bu on dolar olacak. Bu 10 dolar eder. She can't cook well. O, iyi yemek pişiremez. İyi yemek yapamaz. We hope to cover the deficit. Açığı kapatmayı umuyoruz. Bu açığı kapatmayı umuyoruz. Everyone had to learn French. Herkes Fransızca öğrenmek zorundaydı. Herkes Fransızca öğrenmek zorundaydı. Tom isn't conservative. Tom muhafazakâr değil. Tom muhafazakar değil. Something green and slimy was on the rock. Kayanın üzerinde yeşil ve sümüksü bir şey vardı. Kayanın üzerinde yeşil ve sümüklü bir şey vardı. I walked home in the rain without an umbrella. Ben bir şemsiye olmadan yağmurda eve yürüdüm. Şemsiyesiz yağmurda eve yürüdüm. Can I stay with you? Seninle kalabilir miyim? Seninle kalabilir miyim? Are there still some empty seats? Hâlâ birkaç boş koltuk var mı? Hala boş koltuklar var mı? The leader of the separatists is a liar. Bölücübaşı bir yalancı. Ayrılıkçıların lideri yalancıdır. He showed me his stamp collection. Bana pul koleksiyonunu gösterdi. Bana pul koleksiyonunu gösterdi. That's just what he needs. Bu tam onun ihtiyacı olan şey. İhtiyacı olan da bu. Tom sat next to Mary on the bus. Tom otobüste Mary'nin yanına oturdu. Tom otobüste Mary'nin yanına oturdu. I took my revenge. Ben intikamımı aldım. İntikamımı aldım. The king governed the country. Kral ülkeyi yönetti. Kral ülkeyi yönetti. We must try not to be repetitive. Tekrarcı olmamaya çalışmalıyız. Tekrarlamamaya çalışmalıyız. The first snowfall has come today. Bugün ilk kar düştü. İlk kar yağışı bugün geldi. Why don't we wait here? Neden burada beklemiyoruz? Neden burada beklemiyoruz? I get the feeling that you're all just a bunch of yes-men. Bence alayınız dibek dövücünün hınk deyicilerisiniz. Hepinizin sadece bir grup evetçi olduğunuz hissine kapıldım. Who's going to foot the bill? Hesabı kim ödeyecek? Faturaya kim ayak basacak? I don't think Tom knows why Mary is ignoring him. Mary'nin onu neden görmezden geldiğini Tom'un bildiğini sanmıyorum. Tom'un Mary'nin onu neden görmezden geldiğini bildiğini sanmıyorum. She was painfully thin. O, acı verecek şekilde zayıftı. Acı verici bir şekilde zayıflamıştı. Tom surprised Mary by bringing her breakfast in bed. Tom, kahvaltısını yatağa getirerek Mary'yi şaşırttı. Tom, Mary'ye yatakta kahvaltısını getirerek sürpriz yaptı. I'm carrying Sami's baby. Sami'nin bebeğini taşıyorum. Sami'nin bebeğini taşıyorum. There isn't any more money to spend. Harcayacak daha fazla para yok. Harcayacak daha fazla para yok. We won't be able to keep this secret forever. Bu sırrı sonsuza dek koruyamayacağız. Bu sırrı sonsuza kadar saklayamayız. Don't tell me you didn't see it. Bana, onu görmediğini söyleme. Görmediğini söyleme bana. Tom ate popcorn. Tom patlamış mısır yedi. Tom patlamış mısır yedi. Did you vote "yes" or "no"? "Evet" veya "hayır" oyu kullandın mı? "Evet" mi yoksa "hayır" mı dediniz? It's because she loves me. Bu beni sevdiği içindir. Çünkü beni seviyor. Computers have no family. Bilgisayarların ailesi yok. Bilgisayarların ailesi yoktur. How much democracy can a B-52 unleash in a single flight? Bir B-52 tek bir uçuşta ne kadar demokrasi yardırabilir? Bir B-52 tek bir uçuşta ne kadar demokrasiyi serbest bırakabilir? Tom was given a second chance. Tom'a ikinci bir şans verildi. Tom'a ikinci bir şans verildi. All your efforts were in vain. Tüm çabaların boşunaydı. Bütün çabaların boşa gitti. How long does a letter to Mumbai take? Bombay'a bir mektup kaç günde gider? Mumbai'ye bir mektup ne kadar sürer? We understand the necessity of studying. Eğitimin gerekliliğini anlıyoruz. Çalışmanın gerekliliğini anlıyoruz. He is kind at heart. O, aslında naziktir. Yürekten naziktir. Tom is completely reasonable. Tom tamamen makul. Tom tamamen mantıklıdır. Tom told Mary not to sell her car. Tom, Mary'ye arabasını satmamasını söyledi. tom mary'ye arabasını satmamasını söyledi. I'm not in love with anyone. Ben kimseye aşık değilim. Ben kimseye aşık değilim. I ran as fast as possible, but I wasn't in time for the last train. Mümkün olduğunca hızlı koştum, ama son trene yetişemedim. Olabildiğince hızlı koştum ama son trene yetişemedim. It's impossible not to love it. Onu sevmemek imkansızdır. Sevmemek mümkün değil. The president suddenly resigned. Başkan aniden istifa etti. Başkan aniden istifa etti. We're now waiting for the result. Şimdi sonuç için bekliyoruz. Şimdi sonucu bekliyoruz. Why exactly do you need this? Neden tam olarak buna ihtiyacın var? Buna tam olarak neden ihtiyacın var? Somebody will see us. Biri bizi görecek. Biri bizi görecek. Do you think Tom is strong enough? Tom'un yeterince güçlü olduğunu düşünüyor musun? Sence Tom yeterince güçlü mü? We were directly in the path of the storm. Biz doğrudan fırtınanın yolu üzerindeydik. Doğrudan fırtınanın yolundaydık. Airport workers are threatening to strike. Havalimanı çalışanları grevle tehdit ediyorlar. Havaalanı çalışanları grev yapmakla tehdit ediyor. I asked you to leave Tom alone. Sana Tom'u yalnız bırakmanı rica ettim. Tom'u rahat bırakmanı istedim. Tom got huge laughs. Tom yarıla yarıla güldü. Tom çok güldü. The train is past the switch. Tren, makası geçti. Tren şalteri geçti. He isn't a lazy child. Tembel bir çocuk değil. Tembel bir çocuk değil. Tom is going to have surgery. Tom ameliyat olacak. Tom ameliyat olacak. Tom felt sad. Tom üzüldü. Tom üzüldü. Mary said that she would always detest Tom. Mary her zaman Tom'dan nefret edeceğini söyledi. Mary, Tom'dan her zaman nefret edeceğini söyledi. Tom noted in his report that the stock market was a factor in the company's failure. Tom, borsanın şirketin başarısızlığında bir faktör olduğunu raporunda belirtti. Tom raporunda borsanın şirketin başarısızlığında bir faktör olduğunu belirtti. Are you writing the proverbs? Atasözlerini yazıyor musun? Atasözlerini sen mi yazıyorsun? Everyone was fighting. Herkes dövüşüyordu. Herkes kavga ediyordu. It's nice to be a role model for others. Başkaları için bir rol model olmak güzel. Başkaları için rol model olmak güzel bir şey. This error could cost you your life. Bu hata sizin hayatınıza mal olabilirdi. Bu hata hayatınıza mal olabilir. Do you have anyone on your staff who can speak French? Personelinde Fransızca konuşabilen biri var mı? Personelinizde Fransızca konuşabilecek kimse var mı? I want to know the moment Tom calls. Tom'un aradığı anı bilmek istiyorum. Tom'un aradığı anı bilmek istiyorum. We reported him missing. Onun kayıp olduğunu rapor ettik. Kayıp olduğunu bildirdik. Stop beating around the bush and tell us what you really think. Lafı ağzında geveleme ve bize gerçekten ne düşündüğünü söyle. Çalıların etrafında dolaşmayı bırak ve bize gerçekten ne düşündüğünü söyle. Did I say that, I have it? Ona sahip olduğumu sana söyledim mi? Öyle mi dedim, bende mi? Tom is back to normal. Tom yine normale döndü. Tom normale döndü. How about some milk? Biraz süte ne dersin? Biraz süte ne dersin? I couldn't care less if the teacher is mad at me. Öğretmenin bana kızgın olup olmadığı umurumda değil. Öğretmenin bana kızması umurumda bile değil. You yourself should know. Sen kendin bilmelisin. Kendin bilmelisin. I don't think that'll be possible at all. Bunun mümkün olacağını hiç sanmıyorum. Bunun mümkün olacağını hiç sanmıyorum. I did that very carefully. Bunu çok dikkatlice yaptım. Bunu çok dikkatli yaptım. There is another mistake here... Burada bir hata daha var. Burada bir hata daha var... Tom is very big. Tom çok iri kıyım biri. Tom çok büyük. Why does that interest you? O neden seni ilgilendiriyor? Bu seni neden ilgilendiriyor? It's fine with me. Bana uyar. Benim için sorun değil. Dan talked about his relationship with Linda. Dan, Linda ile olan ilişkisi hakkında konuştu. Dan, Linda ile olan ilişkisinden bahsetti. Tom looks a lot like his grandfather. Tom büyükbabasına çok benziyor. Tom büyükbabasına çok benziyor. Tom made rice. Tom pilav yaptı. Tom pirinç yaptı. "I see," said the blind man. "Anlıyorum" dedi kör adam. "Anlıyorum," dedi kör adam. How long have you been awake? Ne kadar süredir uyanıksınız? Ne zamandır uyanıksın? She is talking. O, konuşuyor. Konuşuyor. He stood there with his eyes closed. Gözleri kapalı orada durdu. Gözleri kapalı olarak orada durdu. The keys of the piano are yellow due to age. Piyanonun tuşları yaşı nedeniyle sararmış. Piyanonun anahtarları yaş nedeniyle sarıdır. She is a blonde girl. O, sarışın bir kız. Sarışın bir kız. The old man sitting on the bench over there is my grandfather. Şurada bankta oturan yaşlı adam benim dedem. Oradaki bankta oturan yaşlı adam büyükbabam. I prefer you to call me Tom. Bana Tom demeni tercih ederim. Bana Tom demeni tercih ederim. Careless driving causes accidents. Dikkatsiz araba sürme kazalara neden olmaktadır. Dikkatsiz sürüş kazalara neden olur. Why don't we watch the game? Neden oyunu izlemiyoruz? Neden maçı izlemiyoruz? I'm staying for another three weeks. Üç hafta daha kalıyorum. Üç hafta daha kalacağım. Tom is in trouble with his parents. Tom anne-babasıyla sorun yaşıyor. Tom'un ailesi ile başı dertte. Fadil stopped his meds and the voices were back. Fadıl ilaçlarını kesti ve sesler geri döndü. Fadil ilaçlarını durdurdu ve sesler geri geldi. Please don't touch the windshield. Lütfen ön cama dokunmayın. Lütfen ön cama dokunma. Come near the fire. Ateşin yanına gel. Ateşe yaklaş. Who did Tom think would want to stay for another three hours? Tom'un üç saat daha kalmak isteyeceğini kim düşündü? Tom'un üç saat daha kalmak isteyeceğini kim düşündü? I thought you might actually do it. Ben senin aslında onu yapabileceğini düşündüm. Bunu gerçekten yapabileceğini düşündüm. Be careful that they don't suspect you. Senden şüphelenmemelerine dikkat et. Sizden şüphelenmemelerine dikkat edin. Before we say goodbye, there's something I'd like to ask you. Elveda demeden önce, sana sormak istediğim bir şey var. Vedalaşmadan önce sana sormak istediğim bir şey var. Tom bought his daughter a dress. Tom kızına bir elbise satın aldı. Tom kızına bir elbise aldı. I just want to go back to bed. Sadece geri yatmak istiyorum. Sadece yatağa geri dönmek istiyorum. I want something else to do. Yapacak başka bir şey istiyorum. Başka bir şey yapmak istiyorum. I got pulled over by the police for speeding. Polis tarafından hız sebebiyle kenara çekildim. Hız yaptığım için polis tarafından kenara çekildim. I pass. Pas geçiyorum. Geçerim. Tom was our leader. Tom bizim liderimizdi. Tom bizim liderimizdi. I was born to be made fun of. Dalga geçilmek için doğmuşum. Ben dalga geçilmek için doğdum. If I see you around here again, I'll kill you. Seni bir daha bu çevrede görürsem öldürürüm. Seni bir daha buralarda görürsem öldürürüm. After I returned from Turkey, my Turkish deteriorated. Türkiye'den döndükten sonra Türkçem zayıfladı. Türkiye'den döndükten sonra Türkçem kötüleşti. What brought you to Boston? Sizi Boston'a ne getirdi? Seni Boston'a hangi rüzgar attı? Tom knew more than he was letting on. Tom söylediğinden daha fazlasını biliyordu. Tom izin verdiğinden daha fazlasını biliyordu. Tom and Mary hit it off immediately. Tom'la Mary'nin birbirlerine kanları ısınmıştı hemen. Tom ve Mary hemen işi bitirdiler. Since when do you care about what happens to us? Bize ne olduğunu ne zamandır umursuyorsun? Ne zamandan beri bize ne olacağını önemsiyorsun? Did you like Van? Van'ı beğendin mi? Van'ı sevdin mi? That girl has a lovely doll. O kızın güzel bir bebeği var. O kızın çok güzel bir bebeği var. You'll have to ask Tom. Tom'a sormak zorunda kalacaksın. Tom'a sorman gerekecek. Can this windshield be repaired? Bu ön camı tamir edebilir mi? Bu ön cam tamir edilebilir mi? Tom has a baby face. Tom'un bir bebek yüzü var. Tom'un bir bebek yüzü var. Sami fell to the ground and cut his hand. Sami yere düştü ve elini kesti. Sami yere düştü ve elini kesti. We're not working for them. Biz onlar için çalışmıyoruz. Onlar için çalışmıyoruz. I'm going to blow your head off. Senin kafanı uçuracağım. Kafanı uçuracağım senin. Tom never did what we asked him to do. Tom asla bizim ona yapmasını söylediğimiz şeyi yapmadı. Tom ondan istediğimiz şeyi asla yapmadı. You don't seem very hungry. Çok acıkmış gibi görünmüyorsun. Pek aç görünmüyorsun. For a long time, I stood there pondering what to do. Uzun süre orada dikilip ne yapacağımı düşündüm. Uzun bir süre orada durup ne yapmam gerektiğini düşündüm. I thought you were pregnant. Sizi hamile sanıyordum. Hamile olduğunu sanıyordum. Everyone, out of the water! Herkes sudan çıksın! Herkes sudan çıksın! I ask for your forgiveness. I take my words back. Affınıza sığınıyorum. Sözlerimi geri alıyorum. Senden af diliyorum, sözlerimi geri alıyorum. That's not the main reason Tom should do that. Tom'un bunu yapmasının ana sebebi bu değil. Tom'un bunu yapmasının asıl nedeni bu değil. Tom has an orange tan. Tom'un turuncu bir bronzluğu var. Tom'un turuncu rengi var. Who's Tom talking about? Tom kim hakkında konuşuyor? Tom kimden bahsediyor? Tom is a rather handsome man. Tom oldukça yakışıklı bir adam. Tom oldukça yakışıklı bir adam. Can you lend me your computer? Bana bilgisayarını ödünç verir misin? Bilgisayarını ödünç verebilir misin? What's going on with you, Tom? Sana neler oluyor, Tom? Senin neyin var Tom? Some people say that COVID-19 was created in a lab. Bazı insanlar COVİD-19'un laboratuarda yaratıldığını söylüyorlar. Bazı insanlar COVID-19'un bir laboratuvarda yaratıldığını söylüyor. You may proceed. Devam edebilirsin. Devam edebilirsiniz. I couldn't believe what I was hearing. Duyduklarıma inanamıyordum. Duyduklarıma inanamadım. I'm looking for someone who can speak Portuguese. Portekizce konuşabilen birini arıyorum. Portekizce konuşabilecek birini arıyorum. You have to spend money to make money. Para kazanmak için para harcamalısın. Para kazanmak için para harcamanız gerekir. This river rises in the mountains in Nagano. Bu nehir Nagano dağlarından kaynaklanır. Bu nehir Nagano'daki dağlarda yükselir. Tom isn't as smart as his older brother. Tom abisi kadar akıllı değil. Tom ağabeyi kadar zeki değil. Tom was evicted by his landlord for not paying rent. Tom kirayı ödemediği için ev sahibi tarafından çıkarıldı. Tom kira ödemediği için ev sahibi tarafından tahliye edildi. That's a no. Bu bir ret. Bu bir hayır. This was Layla's first car. Bu, Leyla'nın ilk arabasıydı. Bu Layla'nın ilk arabasıydı. The library is upstairs. Kütüphane üst katta. Kütüphane üst kattadır. A time bomb went off in the airport killing thirteen people. Havaalanında saatli bir bomba patladı, on üç kişi öldü. Havaalanında bir saatli bomba patladı ve 13 kişi öldü. I am interested in listening to music. Müzik dinlemekle ilgileniyorum. Müzik dinlemekle ilgileniyorum. Tom came to see us. Tom bizi görmeye geldi. Tom bizi görmeye geldi. Tom probably doesn't like you. Tom muhtemelen seni sevmiyor. Tom muhtemelen senden hoşlanmıyordur. I'm not doing this for the money. Bunu parası için yapmıyorum. Bunu para için yapmıyorum. I'm used to staying awake late into the night. Gece geç saatlere kadar uyanık kalmaya alışkınım. Gece geç saatlere kadar uyanık kalmaya alışığım. Let me kiss you again. Seni bir daha öpeyim. Seni tekrar öpmeme izin ver. Tom's been so busy lately he doesn't know whether he's coming or going. Tom son zamanlarda çok meşguldü, gelip gelmediğini yada gittiğini bilmiyor. Tom son zamanlarda o kadar meşgul ki gelip gelmeyeceğini bilmiyor. All I can do is work in silence. Bütün yapabildiğim sessizce çalışmak. Tek yapabildiğim sessizlik içinde çalışmak. These books are all Tom's and mine. Bu kitapların hepsi Tom ve benim. Bu kitapların hepsi Tom'un ve benim. I think I will go to London after finishing high school. Liseyi bitirdikten sonra Londra'ya gideceğimi düşünüyorum. Sanırım liseyi bitirdikten sonra Londra'ya gideceğim. Tom's mother's name is Mary. Tom'un annesinin adı Mary'dir. Tom'un annesinin adı Mary. Why can't I have my own room? Neden benim kendime ait bir odam yok? Neden kendi odam yok? When was the last time you broke your glasses? En son ne zaman gözlüğünü kırdın? En son ne zaman gözlüklerini kırdın? I don't want to hear that name ever again. O ismi bir daha asla duymak istemiyorum. Bu ismi bir daha duymak istemiyorum. He can eat an entire lemon without wincing. Çekinmeden bütün bir limonu yiyebilir. Bütün bir limonu hiç yemeden yiyebilir. I wonder how Tom managed to win. Tom'un kazanmayı nasıl başardığını merak ediyorum. Tom'un nasıl kazandığını merak ediyorum. I need to pay this bill by tomorrow. Bu faturayı yarına kadar ödemem gerekiyor. Bu faturayı yarına kadar ödemeliyim. I don't remember much about Boston. Boston'la ilgili pek hatıram yok. Boston hakkında pek bir şey hatırlamıyorum. We saw him do it. Onun onu yaptığını gördük. Onu yaparken gördük. We don't have time to listen to your whining. İnlemeni dinleyecek vaktimiz yok. Sızlanmanı dinleyecek zamanımız yok. I need to check you blood pressure. Tansiyonunuza bakmam gerekiyor. Kan basıncını kontrol etmem gerek. Tom was so busy at work today that he couldn't even take a piss break. Tom'un bugün işleri o kadar yoğundu ki çiş molası bile veremedi. Tom bugün işte o kadar meşguldü ki işemeye bile dayanamadı. We're comedians. Biz komedyeniz. Biz komedyeniz. It's not always so easy to do the right thing. Doğru şeyi yapmak her zaman o kadar kolay değildir. Doğru şeyi yapmak her zaman o kadar kolay değildir. Perhaps you should do that in the morning. Belki de onu sabahleyin yapman gerekir. Belki de bunu sabah yapmalısın. I'd like to meet his father. Ben onun babasıyla tanışmak istiyorum. Babasıyla tanışmak istiyorum. It's a treasure. O bir hazinedir. Bu bir hazine. I called Tom for advice. Tavsiye için Tom'u aradım. Tom'u tavsiye için aradım. Dan had to decide whom to believe. Dan kime inanacağına karar vermek zorundaydı. Dan kime inanacağına karar vermek zorundaydı. Tom showed me his room. Tom bana odasını gösterdi. Tom bana odasını gösterdi. Does anyone in your close family have diabetes? Ailenizde şeker hastası olan var mı? Yakın ailende şeker hastalığı olan var mı? Tom got it for free. Tom bedava aldı. Tom bedavaya aldı. I like damson plums. Mürdüm eriğini severim. Damson eriklerini severim. Apparently there mustn't be anyone registered at a house to which one plans to move, in order for one to be able to change one's address online. İnternet üzerinden ikamet değişikliği yapabilmek için taşınılacak evde kimsenin kayıtlı olmaması gerekiyormuş. Görünüşe göre birinin internet üzerinden adresini değiştirebilmesi için taşınmayı planladığı bir evde kayıtlı kimse olmamalı. We saw Tom smiling. Tom'un gülümsediğini gördük. Tom'un gülümsediğini gördük. That's a good idea. Bu iyi bir fikir. Bu iyi bir fikir. Who did you want to hug? Kime sarılmak istedin? Kime sarılmak istedin? Tom told me he had no money. Tom bana hiç parası olmadığını söyledi. Tom bana hiç parası olmadığını söyledi. There's something I need to know. Bilmem gereken bir şey var. Bilmem gereken bir şey var. Why is my father in the kitchen? Babam neden mutfakta? Babam neden mutfakta? Please take me away from here. Beni buradan götür lütfen. Lütfen beni buradan götür. Many children are yelling, which is annoying. Birçok çocuk bağırıyor, bu can sıkıcı bir durum. Birçok çocuk bağırıyor, bu da sinir bozucu. I don't like any of the babysitters we've interviewed so far. Şimdiye kadar görüştüğümüz bakıcılardan hiç birini sevmiyorum. Şu ana kadar görüştüğümüz bakıcılardan hiç hoşlanmıyorum. Why don't you go play outside? Neden dışarıda oynamaya gitmiyorsun? Neden gidip dışarıda oynamıyorsun? Aren't you ready for more? Daha fazlasına hazır değil misin? Daha fazlası için hazır değil misin? I can't take your whining anymore! Artık sızlanmanı çekemem! Sızlanmana daha fazla katlanamam! Tom is learning to dance the tango. Tom tango dansı yapmayı öğreniyor. Tom tango yapmayı öğreniyor. Tom began to brush his teeth. Tom dişlerini fırçalamaya başladı. Tom dişlerini fırçalamaya başladı. I don't want to hear your complaints. Şikâyetlerinizi duymak istemiyorum. Şikayetlerini duymak istemiyorum. Tom was wearing a straw hat. Tom bir hasır şapka giyiyordu. Tom saman şapka takıyordu. What's this line for? Bu sıra ne için? Bu hat ne için? I don't know exactly yet. Henüz kesin olarak bilmiyorum. Henüz tam olarak bilmiyorum. No one can stand against Tom. Kimse Tom'un karşısında duramaz. Kimse Tom'a karşı duramaz. Get over there. Şuraya geç. Geç şuraya. We will trust you. Size güveneceğiz. Sana güveneceğiz. That'll probably happen soon. Bu muhtemelen gelecekte olacak. Bu muhtemelen yakında olacak. When is checkout time? Ayrılma saati ne zaman? Çıkış zamanı ne zaman? You will have to make do with what we have. Sahip olduklarımızla yetinmek zorunda kalacağız. Elimizdekilerle başa çıkmak zorunda kalacaksın. It was cold yesterday, wasn't it? Dün hava soğuktu, değil mi? Dün hava soğuktu, değil mi? I don't think Tom was pleased. Tom'un memnun olduğunu sanmıyorum. Tom'un bundan memnun olduğunu sanmıyorum. This cheese is from Italy. Bu peynir İtalya'dan. Bu peynir İtalya'dan. I'm getting better at doing that. Bunu yapmada daha iyi oluyorum. Bunu yaparken daha iyi oluyorum. I've dealt with the matter. Meselenin üstesinden geldim. Konuyla ben ilgilendim. This meat is raw. Bu et çiğ. Bu et çiğ. She devoted herself to mission work in Africa. Kendini Afrika'da ki misyon çalışmasına adadı. Kendini Afrika'daki misyon çalışmalarına adadı. These butterflies are rare in our country. Bu kelebekler ülkemizde nadirdir. Bu kelebekler ülkemizde nadir bulunur. That's the person I've been waiting for. O, beklediğim kişidir. Beklediğim kişi buydu. Why don't we get a drink? Neden bir içki içmiyoruz? Neden bir şeyler içmiyoruz? Both of Tom's sisters are married. Tom'un iki kız kardeşi de evli. Tom'un iki kız kardeşi de evlidir. I don't think you need to be worried about that. Onun hakkında endişelenmene gerek olduğunu sanmıyorum. Bence bu konuda endişelenmene gerek yok. Tom could be there. Tom orada olabilirdi. Tom orada olabilir. Tom came racing down the stairs. Tom merdivenleri koşarak indi. Tom merdivenlerden aşağı doğru yarışa geldi. I drink coffee after dinner. Akşam yemeğinden sonra kahve içerim. Yemekten sonra kahve içerim. Tom's car has crank windows. Tom'un arabasının pencere açma kolu vardır. Tom'un arabasının krank pencereleri var. That'll teach 'em. Bu onlara ders olacak! Bu onlara ders olur. I doubt very seriously that Tom will be lonely. Tom'un yalnız kalacağından çok ciddi bir şekilde şüpheliyim. Tom'un yalnız kalacağından çok şüpheliyim. You spend a lot more money on clothes than I do. Sen kıyafetlere benim harcadığımdan çok daha fazla para harcıyorsun. Kıyafetlere benden çok daha fazla para harcıyorsun. It was easy to find his office. Onun ofisini bulmak kolaydı. Ofisini bulmak çok kolaydı. Sami turned off his phone. Sami telefonunu kapattı. Sami telefonunu kapattı. Why don't we surprise Tom? Neden Tom'u şaşırtmıyoruz? Neden Tom'a sürpriz yapmıyoruz? This model is difficult to sell. Bu model satmak için zordur. Bu modeli satmak zordur. The crowd was mostly women and children. Kalabalık, çoğunlukla kadınlar ve çocuklardı. Kalabalık çoğunlukla kadın ve çocuklardı. Do you have any money left? Hiç paran kaldı mı? Hiç paran kaldı mı? I don't buy that. Beni kandıramazsın. Bunu yutmam. Take more money because you never know. Yanına daha fazla para al, ne olacağı hiç belli olmaz. Daha fazla para al çünkü asla bilemezsin. Let's not lose any more time. Daha fazla zaman kaybetmeyelim! Daha fazla zaman kaybetmeyelim. Tom wished to be left alone. Tom yalnız bırakılmak istedi. Tom yalnız kalmak istedi. You look tired, so you should go to bed early. Yorgun görünüyorsun bu yüzden yatmaya erken gitmelisin. Yorgun görünüyorsun, bu yüzden erken yatmalısın. Anyway, I know you must be busy, so let me go. Her neyse, ben sizin meşgul olmak zorunda olduğunuzu biliyorum, bu yüzden gideyim. Her neyse, meşgul olduğunu biliyorum, bırak gideyim. Please tell me why you don't eat meat. Neden et yemediğini söyler misin lütfen? Lütfen bana neden et yemediğini söyle. Tom needs a bigger boat. Tom'un daha büyük bir tekneye ihtiyacı var. Tom'un daha büyük bir tekneye ihtiyacı var. I think it necessary for you to go in person. Sanıyorum şahsen gitmen gerekli. Bence şahsen gitmen gerekli. I'm not used to this heat. Bu ısıya alışık değilim. Bu sıcağa alışık değilim. My findings suggest that that is not the case. Benim bulgularım durumun böyle olmadığını gösteriyor. Bulgularım, durumun böyle olmadığını gösteriyor. Can we expect Tom to do that? Tom'dan onu yapmasını bekleyebilir miyiz? Tom'un bunu yapmasını bekleyebilir miyiz? Gold is more valuable than iron. Altın demirden daha değerlidir. Altın demirden daha değerlidir. The cello is a string instrument. Viyolonsel telli bir çalgıdır. Çello bir yaylı çalgıdır. "Forensic Informatics Engineering" means "Wağungwûîyat Tençmenwûs" in al Bakiyye language. "Adli Bilişim Mühendisliği", al Bakiyye dilinde "Wağungwûîyat Tençmenwûs" demektir. "Forensic Informatics Engineering" el Bakiyyye dilinde "Wağanwöyyat Tençmenwöş" anlamına gelir. I'll never forget you, Tom. Seni asla unutmayacağım, Tom. Seni asla unutmayacağım, Tom. Your logic doesn't follow. Mantığınız uymuyor. Mantığın takip etmiyor. Didn't Tom do that? Tom bunu yapmadı mı? Tom bunu yapmadı mı? I will rest for a few days. Birkaç gün dinleneceğim. Birkaç gün dinleneceğim. Do you wear a kimono? Kimono giyer misin? Kimono giyiyor musun? The first trailer of the movie is out. Filmin ilk fragmanı yayınlandı. Filmin ilk fragmanı yayınlandı. I wonder if Tom is busy. Tom'un meşgul olup olmadığını merak ediyorum. Tom'un meşgul olup olmadığını merak ediyorum. No, it is not a cat. Hayır, o bir kedi değil. Hayır, o bir kedi değil. Why don't we try once more? Neden bir kez daha denemiyoruz? Neden bir kez daha denemiyoruz? I sue all of them. Onların hepsini dava ediyorum. Hepsini dava ediyorum. Fear of death is worse than death itself. Ölüm korkusu ölümün kendisinden daha kötüdür. Ölüm korkusu ölümden daha kötüdür. What are your sources of information? Bilgi kaynakların neler? Bilgi kaynaklarınız nelerdir? I have a solution. Benim bir çözümüm var. Bir çözümüm var. Tom likes to speak French. Tom Fransızca konuşmayı sever. Tom Fransızca konuşmayı sever. I'll never forget seeing you. Seni gördüğümü asla unutmayacağım. Seni görmeyi asla unutmayacağım. Tom is going to keep you informed. Tom sizi bilgilendirecek. Tom seni haberdar edecek. Tom finally managed to do it. Tom nihayet onu yapmayı başardı. Tom sonunda başardı. Tom mistreated his dog. Tom köpeğine kötü davrandı. Tom köpeğine kötü davrandı. Do you brush your teeth after every meal? Her yemekten sonra dişlerini fırçalar mısın? Her yemekten sonra dişlerinizi fırçalar mısınız? This cat is gray. Bu kedi gridir. Bu kedi gri. Do you know much about us? Bizim hakkımızda çok şey biliyor musun? Bizim hakkımızda çok şey biliyor musun? The children are on the left side of the house. Çocuklar evin sol tarafındalar. Çocuklar evin sol tarafında. Tom lent me his bicycle. Tom bana bisikletini verdi. Tom bisikletini ödünç verdi. Tom bought a sweater for thirty dollars. Tom otuz dolara bir kazak aldı. Tom otuz dolara bir kazak aldı. Do you think Tom misses Mary? Tom'un Mary'yi özlediğini düşünüyor musun? Sence Tom Mary'i özlüyor mu? Tom expected Mary to eat lunch with him. Tom Mary'nin onunla birlikte öğle yemeği yemesini bekledi. tom mary'nin onunla öğle yemeği yemesini bekliyordu. They had hardly started when it began to rain. Onlar başlar başlamaz yağmur yağmaya başladı. Yağmur yağmaya başladığında neredeyse hiç başlamamışlardı. I was a little brusque with you before. Daha önce sana karşı biraz haşindim. Seninle daha önce de biraz kaba davrandım. He needed to rest. Onun dinlenmesi gerekiyordu. Dinlenmesi gerekiyordu. Nobody knew Tom was in Boston. Tom'un Boston'da olduğunu kimseler bilmiyordu. Tom'un Boston'da olduğunu kimse bilmiyordu. Tom is the one who talked to Mary about that. Bunun hakkında Mary ile konuşan kişi Tom'dur. tom mary ile bu konuda konuşan kişidir. I'm a housewife and a mother of three. Ben üç çocuk annesi bir ev hanımıyım. Ben bir ev hanımı ve üç çocuk annesiyim. I'm considering taking a speed reading course. Hızlı okuma kursuna gitmeyi düşünüyorum. Hızlı okuma kursu almayı düşünüyorum. Why weren't you at church yesterday? Dün neden kilisede değildin? Dün neden kilisede değildin? Do you mind if I ask you a couple of questions? Sana birkaç soru sormamın bir sakıncası var mı? Sana birkaç soru sormamın sakıncası var mı? I'll speak to Tom about that immediately. Bunu Tom'la derhâl konuşacağım. Tom'la bu konuyu hemen konuşacağım. I didn't do anything special. Ben özel hiçbir şey yapmadım. Özel bir şey yapmadım. Did you complete the prescribed treatment? Reçete edilen ilaçlarınızı bitirdiniz mi? Reçeteli tedaviyi tamamladınız mı? Do you think Tom is still groggy? Tom'un hâlâ halsiz olduğunu düşünüyor musun? Tom'un hala huysuz olduğunu mu düşünüyorsun? I sold my house last month. Ben geçen ay evimi sattım. Geçen ay evimi sattım. The airplanes climbed very high. Uçaklar çok yükseğe tırmandılar. Uçaklar çok yükseğe tırmandı. Tom has never asked me any questions. Tom hiç bana soru sormadı. Tom bana hiç soru sormadı. Please step aboard. The train is about to leave. Lütfen içeri geçin. Tren kalkmak üzere. Lütfen gemiye binin, tren kalkmak üzere. Someone drove by the house yelling "Cocksuckers!" in the middle of the night. Biri gecenin köründe arabayla evin önünden geçerken "Şerefsiz ibneler!" diye bağırdı. Gecenin bir yarısı biri evin önünde "Koksuckers!" diye bağırdı. We ate pancakes for breakfast. Kahvaltı için krep yedik. Kahvaltıda krep yedik. Have you got jeans in my size? Sizde benim bedenimde kot pantolon var mı? Benim boyumda kotun var mı? This is really too much. Bu gerçekten çok fazla. Bu gerçekten çok fazla. Aren't you a high school student? Sen lise öğrencisi değil misin? Sen lise öğrencisi değil misin? Tom told me how to find you. Tom bana seni nasıl bulacağımı söyledi. Tom seni nasıl bulacağımı söyledi. Tom certainly seemed inspired. Tom kesinlikle ilhamlı görünüyordu. Tom kesinlikle ilham verici görünüyordu. Tom is very smart, just like you. Tom tam senin gibi çok akıllı. Tom da senin gibi çok zeki. This has all been a mistake. Bunun tümü bir hataydı. Bunların hepsi bir hataydı. You and I aren't like that. Sen ve ben öyle değiliz. Sen ve ben öyle değiliz. Will money bring you happiness? Para size mutluluk getirir mi? Para mutluluk getirir mi? The bull escaped from the ring. Boğa meydandan kaçtı. Boğa ringden kaçtı. Put your back into it. Canını dişine tak. Sırtını koy içine. I doubt that Tom would ever consider driving such a small car. Tom'un şimdiye kadar böyle küçük bir araba sürmeyi düşüneceğinden şüpheliyim. Tom'un böyle küçük bir araba kullanmayı düşüneceğinden şüpheliyim. You can play all triple-A games flawlessly at ultra high settings for several years with this computer. Bu bilgisayarla bütün büyük bütçeli oyunları en üst ayarlarda kasma donma olmadan üç beş sene oynayabilirsin. Tüm üçlü A oyunlarını bu bilgisayarla birkaç yıl boyunca ultra yüksek ayarlarda kusursuz bir şekilde oynayabilirsiniz. Are humans mortal? İnsanlar ölümlü müdür? İnsanlar ölümlü mü? 2013 is a year I'll never forget. 2013 asla unutmayacağım bir yıl. 2013 hiç unutamayacağım bir yıl. She has a charming face. Onun çekici bir yüzü var. Büyüleyici bir yüzü var. He is no longer the shy boy he was. O artık eski utangaç çocuk değil. O artık utangaç bir çocuk değildi. There are lions in India. Hindistan'da aslanlar var. Hindistan'da aslanlar vardır. Some of the students like to play the guitar. Öğrencilerden bazıları gitar çalmayı severler. Bazı öğrenciler gitar çalmayı sever. We're on our way back to the office. Biz ofise dönüyoruz. Ofise geri dönüyoruz. Tom played the piano for three hours without taking a break. Tom hiç ara vermeden üç saat piyano çaldı. Tom üç saat boyunca hiç mola vermeden piyano çaldı. I bought this book at the bookstore near the station. Bu kitabı istasyonun oradaki kitapçıdan aldım. Bu kitabı istasyonun yakınındaki kitapçıdan aldım. "How did you like that, dear friend," said Tom with a smile, "this checkmate that I gave you with my queen?" - Mary was shocked at first. Would she have missed something? But she soon smiled too and replied, "Well, what would you think if I captured your queen with my knight?" And having moved the knight, she removed the queen from the board. "Nasıl buldun dostum?" dedi Tom gülümseyerek, "vezirimle seni mat etmemi?" Maria önce şok oldu, bu gözünden kaçmazdı. Kısa bir süre sonra gülümseyip "Peki atımla vezirini almama ne dersin?" diye yanıtladı ve atıyla hamlesini yapıp veziri tahtadan attı. "Bunu beğendin mi, sevgili dostum," dedi Tom gülümseyerek, "sana kraliçemle verdiğim bu şah mat?" - Mary ilk başta şok oldu. Bir şey kaçırır mıydı? Ama kısa sürede gülümsedi ve cevap verdi, "Peki, kraliçeni şövalyemle yakalasam ne düşünürdün?" Ve şövalyeyi taşıdıktan sonra, kraliçeyi tahtadan çıkardı. Please tell me what your problem is? Lütfen bana sorununun ne olduğunu söyle. Lütfen bana sorunun ne olduğunu söyle. Here's what I found in the garage. İşte bunu garajda buldum. İşte garajda bulduğum şey. I don't have time to argue with you. Seninle tartışmak için vaktim yok. Seninle tartışacak vaktim yok. Frankly, I don't like him. Açıkçası, ben onu sevmiyorum. Açıkçası, ondan hoşlanmıyorum. Robert likes to chat with his boyfriend. Robert, erkek arkadaşı ile sohbet etmekten hoşlanır. Robert erkek arkadaşıyla sohbet etmeyi sever. I understand that Tom is on a tight schedule, but I'd really appreciate it if I could get an appointment with him. Tom'un yoğun bir programı olduğunu anlıyorum fakat ondan bir randevu alabilsem gerçekten minnettar olurum. Tom'un sıkı bir programı olduğunu anlıyorum ama onunla bir randevu alabilirsem çok memnun olurum. It's an old organization that uses secret rituals. Bu, gizli dinsel törenleri kullanan eski bir örgüt. Gizli ritüelleri kullanan eski bir organizasyondur. Does he know anything? O bir şey bilir mi? Bir şey biliyor mu? Why don't we wait until next year? Neden önümüzdeki yıla kadar beklemiyoruz? Neden gelecek yıla kadar beklemiyoruz? Tom must've been here earlier. Tom daha önce buraya gelmiş olmalı. Tom daha önce gelmiş olmalı. Yanni hates bad people. Yanni kötü insanlardan nefret eder. Yanni kötü insanlardan nefret eder. I like Chinese food better than Mexican food. Çin yemeklerini Meksika yemeklerinden daha çok seviyorum. Çin yemeklerini Meksika yemeklerinden daha çok severim. These terrible events shook his soul. Bu korkunç olaylar onu ruhen sarsmıştı. Bu korkunç olaylar ruhunu sarstı. Politics is dirty. Politika kirlidir. Siyaset kirlidir. Tom isn't paying any attention to me. Tom bana hiç dikkat etmiyor. Tom bana hiç dikkat etmiyor. There is a skeleton in every closet. Bu utanç verici bir sır. Her dolapta bir iskelet vardır. Tom and Mary still aren't ready. Tom ve Mary hâlâ hazır değil. Tom ve Mary hala hazır değil. There's no place like Boston. Boston gibi bir yer yok. Boston gibisi yok. I wasn't that hungry. Karnım o kadar aç değildi. O kadar aç değildim. Tom has a feeling that Mary might show up in a few minutes. Tom'un içinde Mary'nin beş dakika içinde gelebileceğine dair bir his var. Tom, Mary'nin birkaç dakika içinde ortaya çıkabileceğini düşünüyor. Yanni got caught in the flood. Yanni sele yakalandı. Yanni selde yakalandı. Tom was stealing money for the last two years, and Mary knew it all the time. Tom son iki yıldır para çalıyordu ve Mary bunu her zaman biliyordu. Tom son iki yıldır para çalıyordu ve Mary bunu hep biliyordu. Would you like to go get something to eat? Yiyecek bir şey almaya gitmek ister misin? Gidip bir şeyler yemek ister misin? You should have a doctor take a look at it. Onu bir doktora baktırmalısın. Doktora bir göz attırmalısın. The sun is shining, but it's still cold outside. Güneş parlıyor, ama dışarısı hâlâ soğuk. Güneş parlıyor ama dışarısı hala soğuk. I called Tom this morning. Tom'u bu sabah aradım. Bu sabah Tom'u aradım. Tom sells maps and souvenirs to tourists. Tom turistlere harita ve hediyelik eşya satıyor. Tom turistlere harita ve hediyelik eşya satıyor. I haven't eaten the soup and I won't. Çorbayı yemedim ve yemeyeceğim. Çorbayı yemedim ve yemeyeceğim. Sometimes I'd like to know who invented winter and the cold. Bazen kışı ve soğuğu kimin icat ettiğini bilmek istiyorum. Bazen kışı ve soğuğu kimin icat ettiğini bilmek isterim. They started one after another. Onlar art arda başladılar. Birbiri ardına başladılar. I've got something of yours. Why don't you come here to get it back? Bende senin bir şeyin var. Onu geri almak için neden buraya gelmiyorsun? Sana ait bir şeyim var, neden onu geri almak için buraya gelmiyorsun? Tom was a bit desperate. Tom biraz umutsuzdu. Tom biraz çaresizdi. Don't worry. We'll find Tom. Üzülmeyin. Tom'u bulacağız. Merak etme, Tom'u bulacağız. It is dangerous to climb that mountain. O dağa tırmanmak tehlikelidir. O dağa tırmanmak tehlikelidir. Tom said I could come over. Tom uğrayabileceğimi söyledi. Tom buraya gelebileceğimi söyledi. Why don't we play catch? Neden yakalamaca oynamıyoruz? Neden yakalamaca oynamıyoruz? Why are we studying French? Neden Fransızca okuyoruz? Neden Fransızca okuyoruz? He that knows little often repeats it. Az bilen onu sık sık tekrarlar. Çok az şey bilen kişi bunu sık sık tekrarlar. We can't leave Boston until we finish this job. Bu işi bitirinceye kadar Boston'u terk edemeyiz. Bu işi bitirene kadar Boston'dan ayrılamayız. Arson is a criminal act. Kundaklama cezai bir suçtur. Kundaklama suçtur. Well, that's a big surprise. Pekala, bu büyük bir sürpriz. Bu büyük bir sürpriz. I hope you'll put this to good use. Umarım bunu en iyi şekilde değerlendirirsin. Umarım bunu iyi bir şekilde kullanırsın. Tom became calm. Tom sakinleşti. Tom sakinleşti. Tom told me that he would go to Boston in October. Tom bana ekim ayında Boston'a gideceğini söyledi. Tom bana Ekim ayında Boston'a gideceğini söyledi. We're fighting to abolish capital punishment. İdam cezasının kaldırılması için mücadele ediyoruz. İdam cezasını kaldırmak için savaşıyoruz. I had my passport photo taken last week. Pasaport fotoğrafımı geçen hafta çektirdim. Pasaport fotoğrafımı geçen hafta çektirdim. They were injured. Onlar yaralandı. Yaralandılar. Tell me why you're angry. Bana neden kızgın olduğunu söyle. Bana neden kızgın olduğunu söyle. Tom's older than me. Tom benden daha yaşlı. Tom benden büyük. You look gorgeous in that dress. O elbisenin içinde muhteşem görünüyorsun. O elbiseyle muhteşem görünüyorsun. Tom is just like you. Tom tıpkı sizin gibi. Tom da senin gibi. I can't remember where I put my passport. Pasaportumu nereye koyduğumu hatırlamıyorum. Pasaportumu nereye koyduğumu hatırlamıyorum. Tom went to school on foot. Tom okula yayan gitti. Tom yaya olarak okula gitti. I cannot recall Tom smiling. Tom'u yüzü gülerken hiç anımsamıyorum. Tom'un gülümsediğini hatırlamıyorum. Tom asked me not to kiss him in public. Tom onu insan içinde öpmememi istedi. Tom onu herkesin önünde öpmememi istedi. Tom never expected that Mary would fall in love with John. Tom Mary'nin John'a aşık olacağını hiç beklemiyordu. Tom, Mary'nin John'a aşık olacağını hiç beklemiyordu. We outflanked the enemy's right. Düşmanı sağ tarafından kıskaca aldık. Düşmanın hakkını çiğnedik. There wasn't a second to lose. Kaybedecek zaman yoktu. Kaybedecek bir saniye bile yoktu. We need to go home. Eve gitmemiz gerek. Eve gitmemiz gerek. Each exercise should be performed fifty times. Her bir egzersiz elli defa yapılmalı. Her egzersiz elli kez yapılmalıdır. Sami still blames his abusive mother for his actions. Sami istismarcı annesini hareketlerinden dolayı hâlâ suçluyor. Sami yine de tacizci annesini yaptıklarından dolayı suçluyor. I'm trying to cheer you up. Sizi keyiflendirmeye çalışıyorum. Seni neşelendirmeye çalışıyorum. Drug addiction can destroy people's lives. Madde bağımlılığı insanın hayatını mahvedebilir. Uyuşturucu bağımlılığı insanların hayatını mahvedebilir. I bet I can sit here longer without saying a thing than you can. Burada ağzımı açmadan senden daha uzun süre oturabileceğime bahse girerim. Bahse girerim senden daha fazla bir şey söylemeden burada daha uzun süre oturabilirim. I'm very busy right now. Şu anda çok meşgulüm. Şu an çok meşgulüm. Mary may be feeling dizzy. Mary'nin başı dönüyor olabilir. Mary başı dönüyor olabilir. The question was impossible for us to answer. Soruyu cevaplamamız imkansızdı. Soruyu cevaplamamız imkansızdı. The dew is on the leaves of grass. Çiğ çim yaprakları üzerinde. Çiy çimen yapraklarının üzerindedir. These are unisex pyjamas. Bu pijama uniseks. Bunlar unisex pijamaları. Do you think Tom can pull it off? Sence Tom bu işi kıvırabilir mi? Tom'un bunu başarabileceğini düşünüyor musun? I took it for granted that Tom would be there. Tom'un orada olacağına kesin gözüyle bakıyordum. Tom'un orada olacağını kabul ettim. The keys are on the dresser next to my hat. Anahtarlar şapkamın yanındaki konsolda. Anahtarlar şapkamın yanındaki şifonyerde. I did not expect it to be that big. Bunun o kadar büyük olmasını beklemiyordum. Bu kadar büyük olmasını beklemiyordum. Have you forgiven him? Onu affettin mi? Onu affettin mi? Were you working yesterday? Dün çalışıyor muydun? Dün çalışıyor muydun? Why don't we buy some strawberries? Neden biraz çilek almıyoruz? Neden çilek almıyoruz? What is your favorite opening? En sevdiğin açılış hangisi? En sevdiğiniz açılış hangisi? Get out of the way. Yol aç. Çekilin yoldan. Emily is anxious to see him again. Emily onu tekrar görmek için can atıyor. Emily onu tekrar görmek için can atıyor. We all had those moments. Hepimiz böyle zamanlar yaşamışızdır. Hepimiz o anları yaşadık. This feels right. Bu doğru. Bu doğru geliyor. My mom married my dad in the nineties. Annem babamla doksanlı yıllarda evlendi. Annem doksanlı yıllarda babamla evlendi. Tom went out for a walk. Tom bir yürüyüş için dışarı çıktı. Tom yürüyüşe çıktı. She likes what I've done. Benim yaptığımı seviyor. Yaptığım şeyden hoşlandı. Don't you have to be over twenty-one to do that? Bunu yapmak için yirmi birinin üzerinde olman gerekmiyor mu? Bunu yapmak için yirmi birin üzerinde olman gerekmiyor mu? A Canadian teenager has discovered a lost Mayan city. Kanadalı bir genç bir kayıp Maya kentini keşfetti. Kanadalı bir genç kayıp bir Maya şehri keşfetti. Do your gums bleed when you brush your teeth? Dişlerinizi fırçalarken diş etlerinizde kanama oluyor mu? Dişlerinizi fırçalarken diş etleriniz kanıyor mu? This is one of the trees that I want to have cut down. Bu kesilmesini istediğim ağaçlardan biri. Bu, kesmek istediğim ağaçlardan biri. It will probably snow. Muhtemelen kar yağacak. Muhtemelen kar yağacak. When someone talks about big numbers in English, I can't understand whether they are using long scale or short scale. If you want to help me understand, please comment under this sentence. Birisi İngilizce'de büyük sayılardan bahsederken, uzun ölçek mi kısa ölçek mi kullanıyor anlayamıyorum. Bana yardım etmek isterseniz, lütfen bu cümlenin altına yorum bırakın. Birisi İngilizcede büyük sayılar hakkında konuştuğunda, uzun ölçek mi yoksa kısa ölçek mi kullandıklarını anlayamıyorum. Anlamama yardımcı olmak istiyorsanız, lütfen bu cümlenin altında yorum yapın. Tom is very good at virtue signalling. Tom duyar kasmada oldukça iyidir. Tom erdem sinyallemede çok iyidir. I recognized Mr Jones at first glance. İlk bakışta Bay Jones'u tanıdım. Bay Jones'u ilk bakışta tanıdım. Our new restaurant is scheduled to open in October. Yeni restoranımız Ekim ayında açılıyor. Yeni restoranımızın Ekim ayında açılması planlanıyor. I have a lot of friends in Germany. Almanya'da birçok arkadaşım var. Almanya'da çok arkadaşım var. That problem still exists today. O problem bugün hala var. Bu sorun günümüzde de devam etmektedir. Take any books that you want to read. Okumak istediğiniz herhangi bir kitabı alın. Okumak istediğiniz kitapları alın. Why wouldn't you let Tom talk to Mary? Neden Tom'un Mary ile konuşmasına izin vermezdin? Tom'un Mary ile konuşmasına neden izin vermedin? It drives me insane how intolerable my younger brother is. Küçük kardeşimin aksiliği beni çileden çıkarıyor. Küçük kardeşimin bu kadar tahammül edilemez olması beni delirtiyor. You have a meager vocabulary. Kelime haznen güdük. Çok yetersiz bir kelime dağarcığınız var. I wasn't able to rent a car. Bir araba kiralayamadım. Araba kiralayamadım. Yanni wants revenge. Yanni intikam istiyor. Yanni intikam almak istiyor. You don't have to go back home. Eve dönmene gerek yok. Eve dönmek zorunda değilsin. I get sleepy when I'm full. Tokken uykum geliyor. Dolu olduğumda uykum geliyor. Let's go before anyone sees us. Kimsecikler görmeden gidelim. Kimse bizi görmeden gidelim. I guess Tom doesn't know how to swim. Sanırım Tom yüzmeyi bilmiyor. Sanırım Tom yüzmeyi bilmiyor. Sami was hacking. Sami hacklendi. Sami hackliyordu. I will dance on your grave. Ben senin mezarının üzerinde dans edeceğim. Mezarında dans edeceğim. She seems to be involved in that murder case. O cinayet davasına karışmış gibi görünüyor. O cinayet davasına karışmış gibi görünüyor. Why don't we talk in my office where it's quiet? Sakin bir yerde, ofisimde konuşmaya ne dersin? Neden sessiz bir yerde ofisimde konuşmuyoruz? Tell it to the cops. Bunu polislere anlat. Polislere söyle. You should buy yourself a saddle. Kendine bir eyer almalısın Kendine bir eyer almalısın. Do you remember how slow the internet used to be? İnternet eskiden ne kadar ağırdı, hatırlıyor musun? İnternetin ne kadar yavaş olduğunu hatırlıyor musun? Are you going to be free tomorrow afternoon? Yarın öğleden sonra müsait olacak mısın? Yarın öğleden sonra boş olacak mısın? We must believe we can win. Kazanabileceğimize inanmalıyız. Kazanabileceğimize inanmalıyız. Everything will be all right now. Şimdi her şey iyi olacak. Her şey yoluna girecek. Tell your son not to harass my daughter anymore. Oğluna artık kızımı taciz etmemesini söyle. Oğluna kızımı artık taciz etmemesini söyle. I think you ought to listen. Bence dinlemelisin. Bence dinlemen gerek. Finding time to write a book is not easy. Bir kitap yazmak için zaman bulmak kolay değildir. Kitap yazmak için zaman bulmak kolay değildir. I have lots of second-hand books for sale, all at affordable prices. Bir sürü satılık ikinci el kitabım var, hepsi uygun fiyatlarla. Satılık çok sayıda ikinci el kitabım var, hepsi uygun fiyatlarla. How can you say something like that? Öyle bir şeyi nasıl söyleyebilirsin? Böyle bir şeyi nasıl söylersin? Tom and Mary spend a lot of time with each other. Tom ve Mary birbirleriyle çokça zaman geçirir. Tom ve Mary birbirleriyle çok fazla zaman geçirirler. Josh asked me out, but I told him where to go. Josh beni davet etti ama ona nereye gideceğimi söyledim. Josh bana çıkma teklif etti ama ona nereye gideceğini söyledim. Yoshiki was hard up and asked Goro to lend him 20,000 yen. Yoshiki meteliksizdi ve Goro'nun ona 20.000 yen ödünç vermesini istedi. Yoshiki sertleşti ve Goro'dan 20.000 yen borç vermesini istedi. Which one of these is easier to use? Bunların hangisinin kullanımı daha kolay? Bunlardan hangisini kullanmak daha kolay? Where did you buy that tie? Bu kravatı nereden aldın? O kravatı nereden aldın? That was unacceptable. O kabul edilemezdi. Bu kabul edilemezdi. Do you work well under pressure? Baskı altında iyi çalışır mısın? Baskı altında iyi çalışıyor musunuz? French is still spoken here. Burada hâlâ Fransızca konuşuluyor. Fransızca hala burada konuşulmaktadır. Do you have glaucoma? Göz tansiyonunuz var mı? Glokomunuz var mı? It looks like we didn't understand him. Onu anlamamışız gibi görünüyor. Görünüşe göre onu anlamamışız. My weight stays the same no matter what I eat. Ne yersem yiyeyim kilom aynı kalıyor. Ne yersem yiyeyim ağırlığım aynı kalıyor. Let us help Tom. Tom'a yardım edelim. Tom'a yardım edelim. Who else here is a vegetarian? Burada vejetaryen başka kim var? Vejetaryen olan başka kim var? She is gradually recovering. Yavaş yavaş iyileşiyor. Yavaş yavaş iyileşiyor. I like the way you look at things. Olaylara bakma şeklini seviyorum. Olaylara bakışın hoşuma gitti. Give me a glass of water. Bana bir bardak su ver. Bana bir bardak su ver. I opened the windows to let in some fresh air. İçeriye temiz hava girmesi için pencereleri açtım. Biraz temiz hava almak için pencereleri açtım. We don't have enough bombs. Yeterli bombamız yok. Yeterince bombamız yok. Larry Kudlow claims Biden is going to force Americans to drink "plant-based beer." Larry Kudlow'un iddiasına göre Biden, Amerikalıları "tarımsal kökenli içki" içmeye zorlayacak. Larry Kudlow, Biden'ın Amerikalıları "bitki bazlı bira" içmeye zorlayacağını iddia ediyor. You carried your son on your back. Oğlunu sırtında taşıdın. Oğlunu sırtında taşıdın. Most of the leaves have fallen. Yaprakların çoğu döküldü. Yaprakların çoğu düştü. Tom didn't punch me. Tom bana yumruk atmadı. Tom bana yumruk atmadı. How many words can you read per minute? Dakikada kaç kelime okuyabiliyorsun? Dakikada kaç kelime okuyabilirsin? I've just seen her. Az önce onu gördüm. Onu daha yeni gördüm. I thought things would change. Her şey değişecek diye düşünmüştüm. Her şeyin değişeceğini düşündüm. Tom told me he didn't have much time. Tom bana çok zamanı olmadığını söyledi. Tom bana fazla zamanı olmadığını söyledi. Your behaviour was shameful. Senin davranışın ayıptı. Davranışların utanç vericiydi. Yanni was supremely betrayed by his closest collaborators. Yanni en yakın işbirlikçileri tarafından çok pis satışa gelmişti. Yanni en yakın işbirlikçileri tarafından son derece ihanete uğradı. The machine is so delicate that it easily breaks. Makine o kadar hassas ki kolayca bozuluyor. Makine o kadar hassastır ki kolayca kırılır. Tom was livid. Tom mosmor oldu. Tom canlıydı. The defendant was sentenced to death. Davalı idama mahkûm edildi. Sanık idam cezasına çarptırıldı. "Thanks for your help." "Don't mention it." "Yardımın için teşekkürler." "Lafını etmeye değmez." "Yardımın için teşekkürler." "Adını bile anma." I stopped coughing after two days. İki gün sonra öksürüğüm geçti. İki gün sonra öksürmeyi bıraktım. I don't speak any French. Hiç Fransızca konuşmam. Ben Fransızca bilmiyorum. What school do you want to go to? Hangi okula gitmek istiyorsun? Hangi okula gitmek istiyorsun? Your house is on fire. Evin yanıyor. Evin yanıyor. There was a roar of laughter from the audience. İzleyiciler kahkahaya boğulmuştu. Seyircilerden bir kahkaha koptu. It took us days to track down the problem. Sorunu tespit etmek günlerimizi aldı. Sorunun izini sürmek günler sürdü. Tom is not as smart as me. Tom benim kadar akıllı değil. Tom benim kadar zeki değil. Why would Tom come back now? Tom neden şimdi geri dönüyor? Tom neden şimdi geri dönsün ki? How often do you drink alcohol? Ne sıklıkta alkol alıyorsunuz? Ne sıklıkla alkol içiyorsunuz? I don't approve of it. Ben bunu onaylamıyorum. Bunu onaylamıyorum. If I have time, I may do that. Vaktim olursa yapabilirim. Vaktim varsa, bunu yapabilirim. Many typographical errors were found. Birçok dizgi hatası bulundu. Birçok tipografik hata bulundu. The secret got out. İşin sırrı çıktı. Sır ortaya çıktı. Does it hurt when you cough? Öksürürken canınız yanıyor mu? Öksürürken acıyor mu? Without your help, I would have been unable to do it. Yardımın olmasaydı onu yapamazdım. Senin yardımın olmasaydı, bunu yapamazdım. I think that that would be too much to hope for. Bence bu aşırı umut bağlamak olur. Bence bu çok fazla olur. Tom was stupid enough to challenge Mary to a game of chess. Tom satranç oyununda Mary'ye meydan okuyacak kadar aptaldı. Tom, Mary'ye bir satranç oyununa meydan okuyacak kadar aptaldı. I'm very impressed with your quality control. Senin kalite kontrolünden çok etkilendim. Kalite kontrolünüzden çok etkilendim. Who's the woman with the red hat? Kırmızı şapkalı olan bayan kim ? Kırmızı şapkalı kadın kim? Tom bought a collar for his dog. Tom köpeği için bir tasma satın aldı. Tom köpeği için bir tasma aldı. You're up late. Geç saatlere kadar ayaktasın. Geç kaldın. How many pillows do you use when sleeping? Yatarken kaç yastık kullanıyorsunuz? Uyurken kaç yastık kullanırsınız? Sami and Layla met in the summer of 2006. Sami ve Leyla 2006 yazında tanıştılar. Sami ve Layla 2006 yazında bir araya geldiler. I saw her at the party. Onu partide gördüm. Onu partide gördüm. Tom frightened me. Tom beni korkuttu. Tom beni korkuttu. I'm eating my lunch. Öğle yemeği yiyorum. Öğle yemeğimi yiyorum. My husband's been my rock during these last few months. Bu son birkaç aydır tek dayanağım kocam oldu. Kocam son birkaç aydır benim taşımdı. Can't you also use this website sort of like Twitter? Bu web sitesini bir tür Twitter gibi de kullanamaz mısınız? Bu web sitesini Twitter gibi de kullanamaz mısınız? Tom and Mary took turns driving. Tom ve Mary arabayı sırayla sürdü. Tom ve Mary sırayla araba kullanıyorlardı. Why is life so difficult? Neden hayat bu kadar zor? Hayat neden bu kadar zor? I happen to know a lot more about this than you do. Bunun hakkında senden çok daha fazla şey biliyorum. Bu konuda senden daha çok şey biliyorum. Mother told me to clean the room. Annem bana odayı temizlememi söyledi. Annem odayı temizlememi söyledi. She will have no choice but to accept. Onun kabul etmekten başka seçeneği olmayacak. Kabul etmekten başka çaresi kalmayacak. Why did you lend money to someone like her? Neden onun gibi birine borç para verdin? Neden onun gibi birine borç verdin? Please give me a chance. Lütfen bana bir şans ver. Lütfen bana bir şans ver. I'm a bit chubby. Ben biraz tombulum. Biraz tombulum. Do you think you can come up with that kind of money? O tür parayı bulabileceğini düşünüyor musun? Sence bu kadar para bulabilir misin? No one dares order me around! Kimse bana emir vermeye cesaret edemez! Kimse bana emir vermeye cesaret edemez! Tom was sitting on the bed. Tom yatağın üzerinde oturuyordu. Tom yatağın üzerinde oturuyordu. What about Portugal? Portekiz'e ne dersin? Peki ya Portekiz? He is in a coma! O, komada! O komada! His argument is more radical than yours. Onun iddiası seninkinden daha radikal. Onun argümanı seninkinden daha radikal. Who else uses Tatoeba in your office? Ofisinde başka kim Tatoeba kullanır? Ofisinde Tatoeba'yı başka kim kullanıyor? How late did Tom work yesterday? Tom dün ne kadar geç saatlere kadar çalıştı? Tom dün ne kadar geç çalıştı? You could try and be a bit more civilized. Biraz daha medeni olmayı deneyebilirsin. Biraz daha medeni olmayı deneyebilirsin. He's the best in his class in English. İngilizcede kendi sınıfının en iyisidir. Sınıfının İngilizcedeki en iyisi. No one is answering. Kimse cevap vermiyor. Kimse cevap vermiyor. The Suez Canal connects the Mediterranean and Red seas. Süveyş Kanalı, Akdeniz ve Kızıldeniz'i birbirine bağlar. Süveyş Kanalı Akdeniz ve Kızıldeniz'i birbirine bağlar. That isn't our policy. Bu bizim politikamız değil. Bu bizim politikamız değil. How long will you stay in Mongolia? Moğolistan'da ne kadar kalacaksın? Moğolistan'da ne kadar kalacaksınız? I wonder who's responsible for this. Bundan kim sorumlu acaba? Bundan kimin sorumlu olduğunu merak ediyorum. Tom doesn't have much money with him. Tom'un yanında çok parası yok. Tom'un yanında fazla parası yok. Tom heard the gunshot and ran away. Tom silah sesini duydu ve kaçtı. Tom silah sesini duydu ve kaçtı. Tom told Mary he needed to do that. Tom, Mary'ye bunu yapması gerektiğini söyledi. tom mary'ye bunu yapması gerektiğini söyledi. There's something I need to ask you. Sana sormam gereken bir şey var. Sana sormam gereken bir şey var. Tom and Mary both want the same thing. Tom ve Mary ikisi de aynı şeyi istiyorlar. Tom ve Mary de aynı şeyi istiyor. Is Tom a teacher? Tom bir öğretmen mi? Tom öğretmen mi? Tom earned his doctorate in Boston. Tom doktorasını Boston'da kazandı. Tom doktorasını Boston'da kazandı. This didn't cost me very much. Bu bana çok pahalıya mal olmadı. Bu bana çok pahalıya mal olmadı. We should do that together sometime. Bir gün onu birlikte yapmalıyız. Bunu bir ara birlikte yapmalıyız. They're pretty harmless. Onlar oldukça zararsız. Oldukça zararsızlar. You'll never be able to sell that unless you lower the price. Fiyatı indirmeden buna asla alıcı bulamazsın. Fiyatı düşürmediğiniz sürece bunu asla satamazsınız. Tom dropped to his knees. Tom dizlerinin üstüne düştü. Tom dizlerinin üstüne çöktü. Say anything you want to say. Söylemek istediğin bir şeyi söyle. Söylemek istediğin her şeyi söyle. Wait until you see this. Bunu görünceye kadar bekle. Bunu görene kadar bekle. Tom isn't fair. Tom adil değil. Tom adil değil. He's a fantastic person. O harika bir insan. O harika bir insan. Come on. We don't have all day. Hadi. bütün gün seni bekleyemeyiz. Hadi ama, bütün gün bekleyemeyiz. He has just gone inside. Az önce içeri girdi. Az önce içeri girdi. This is the way they capture elephants alive. Bu, filleri canlı yakalamalarının yoludur. Bu şekilde filleri canlı olarak yakalarlar. My father did not know him. Babam onu tanımıyordu. Babam onu tanımıyordu. Greed can destroy people's lives. Açgözlülük insanın hayatını mahvedebilir. Açgözlülük insanların hayatını mahvedebilir. Fadil tried to stop Layla. Fadıl, Leyla'yı durdurmaya çalıştı. Fadil, Layla'yı durdurmaya çalıştı. Tom closed his eyes and shook his head. Tom gözlerini kapadı ve başını salladı. Tom gözlerini kapadı ve başını salladı. My ex-boyfriend just called me out of the blue. Eski erkek arkadaşım aniden beni aradı. Eski erkek arkadaşım beni aniden aradı. I spend a lot of time hanging out with Tom. Tom'la takılarak çok zaman harcarım. Tom'la takılmak için çok zaman harcıyorum. The drunk driver had to spend the night in jail. Sarhoş sürücü geceyi nezarethanede geçirmek zorunda kaldı. Sarhoş sürücü geceyi hapiste geçirmek zorunda kaldı. You were the one who suggested I visit Tom. Tom'u ziyaret etmemi öneren kişi sendin. Tom'u ziyaret etmemi öneren sendin. There's absolutely nothing wrong with this. Bunda kesinlikle yanlış bir şey yok. Bunda kesinlikle yanlış bir şey yok. Tom is exceptional. Tom fevkalade. Tom istisnadır. Tom is very wealthy. Tom çok zengin. Tom çok zengindir. Stop or I'll shoot. Dur yoksa ateş ederim. Dur yoksa ateş ederim. Tom admitted he had taken bribes. Tom rüşvet aldığını itiraf etti. Tom rüşvet aldığını itiraf etti. Tom learned sign language. Tom işaret dilini öğrendi. Tom işaret dilini öğrendi. Tom suddenly became sick. Tom birdenbire hastalandı. Tom aniden hastalandı. Tom will do that for free. Tom bunu ücretsiz yapacak. Tom bunu bedavaya yapacak. You seem pretty nice. Çok hoş görünüyorsun. Oldukça iyi görünüyorsun. I listened. Dinledim. Dinledim. Feeling the house shake, I ran outside. Evin sarsılmasını hissederek dışarıya koştum. Evin sarsıldığını hissedince dışarı koştum. These kinds of mistakes aren't uncommon. Böyle hatalar az olmuyor. Bu tür hatalar nadir değildir. Just give us a couple minutes. Bize sadece birkaç dakika ver. Bize birkaç dakika ver. I hope I haven't caused any trouble. Umarım herhangi bir soruna neden olmamışımdır. Umarım herhangi bir sorun çıkarmamışımdır. Tom said he was feeling thirsty. Tom susadığını söyledi. tom susadığını söyledi. A trial date hasn't yet been set. Duruşma tarihi henüz belli değil. Henüz bir duruşma tarihi belirlenmedi. I don't know when Tom called, but it was either yesterday or the day before. Tom'un ne zaman aradığını bilmiyorum ama ya dündü ya da önceki gündü. Tom'un ne zaman aradığını bilmiyorum ama ya dündü ya da önceki gündü. Sami never said Layla's name. Sami asla Leyla'nın adını söylemedi. Sami asla Layla'nın adını söylemedi. Tom collects sentences. Tom cümle topluyor. Tom cümleleri toplar. Fadil stole some gold figurines and coins from Layla's house. Fadıl, Leyla'nın evinden altın figürinler ve sikkeler çaldı. Fadil, Layla'nın evinden altın heykelcikler ve madeni paralar çaldı. What is the reason for separating male and female chess championships? Kadınlar ve erkekler için ayrı satranç şampiyonası düzenlenmesinin nedeni ne? Erkek ve kadın satranç şampiyonalarını ayırmanın nedeni nedir? Few things are more dangerous than organized ignorance. Pek az şey organize olmuş cehaletten daha tehlikelidir. Çok az şey organize cehaletten daha tehlikelidir. Tom handed Mary a piece of paper. Tom, Mary'e bir parça kağıt verdi. tom mary'ye bir kağıt parçası verdi. Tom doesn't want to be a singer. Tom bir şarkıcı olmak istemiyor. Tom şarkıcı olmak istemiyor. Three hours is a long time to wait. Üç saat, beklemek için uzun bir süre. Üç saat beklemek için uzun bir süre. I'm going to go change my clothes. Kıyafetlerimi değiştirmeye gideceğim. Gidip kıyafetlerimi değiştireceğim. Were there any problems? Hiç sorun var mıydı? Herhangi bir sorun var mıydı? Tom got a little pie. Tom biraz tart aldı. Tom'un küçük bir turtası var. Read it out loud. Sesli oku. Yüksek sesle oku. But Tom started it! Ama Tom başlattı! Ama Tom başlattı! Tom has a nice car. Tom'un güzel bir arabası var. Tom'un güzel bir arabası var. Tom deserves everything that's coming his way. Tom başına gelen her şeyi hak ediyor. Tom yoluna çıkan her şeyi hak ediyor. Tom has a criminal record for theft. Tom'un hırsızlıktan sabıkası var. Tom'un hırsızlıkla ilgili sabıkası var. Do you think there are too many people in the world? Sence dünyada haddinden fazla mı insan var? Dünyada çok fazla insan olduğunu mu düşünüyorsun? Thirty people died in that attack. O saldırıda otuz kişi öldü. Bu saldırıda 30 kişi öldü. Working from home via computer can be lonely. Bilgisayar yoluyla evden çalışmak tuhaf olabilir. Evden bilgisayarla çalışmak yalnız olabilir. You were unconscious. Sen bilinçsizdin. Bilinciniz yerinde değildi. The room commands a fine view of the lake. Oda, güzel bir göl manzarasına hakim. Oda, gölün güzel manzarasını emrediyor. Do not use this product near a bathtub, sink, shower, swimming pool, or anywhere else where water or moisture are present. Bu ürünü küvet, lavabo, duş, yüzme havuzu ya da su ve rutubetin olduğu başka herhangi bir yerin yanında kullanmayınız. Bu ürünü küvet, lavabo, duş, yüzme havuzu veya su veya nemin mevcut olduğu başka bir yerde kullanmayın. I'll meet you in the lobby at 2:30. 2.30'da seni lobide karşılayacağım. Saat 2:30'da lobide buluşuruz. Tom is our frenemy. Tom dost görünümlü düşmanımız. Tom bizim Frenemy'miz. Yanni was bubbly. Yanni şen şakrak biriydi. Yanni bubbly oldu. I need them to sign this. Onların bunu imzalamasını istiyorum. Bunu imzalamalarını istiyorum. Mr. Smith studied Chinese history. Bay Smith Çin tarihi eğitimi aldı. Bay Smith Çin tarihi okudu. This cancer is incurable. Bu kanser tedavi edilemez. Bu kanser tedavi edilemez. Many would envy you. Birçoğu seni kıskanacaktı. Birçok kişi sana imrenir. Mary always greatly enjoyed reading Tom's poetic letters. Mary her zaman Tom'un şiirsel mektuplarını okumaktan büyük zevk aldı. Mary, Tom'un şiirsel mektuplarını okumaktan her zaman büyük zevk almıştır. We can do whatever we want. Ne istersek yapabiliriz. Ne istersek yapabiliriz. Tom shut the door in Mary's face. Tom kapıyı Mary'nin yüzüne kapattı. Tom Mary'nin yüzüne kapıyı kapattı. Will we arrive in time? Zamanında varır mıyız? Zamanında varacak mıyız? I'm sick of this song. Bu şarkı baydı. Bu şarkıdan sıkıldım. The child's behaviour and attitude towards his fellow students was exemplary. Çocuğun okul arkadaşlarına karşı davranışı ve tutumu ibret vericiydi. Çocuğun diğer öğrencilere karşı davranışları ve tutumu örnek oldu. Could you be careful with that? Buna dikkat eder misin? Bu konuda dikkatli olabilir misin? I wonder what's going on here. Burada neler olduğunu merak ediyorum. Burada neler olduğunu merak ediyorum. You look different. Farklı görünüyorsun. Farklı görünüyorsun. I ran as fast as possible. Ben mümkün olduğunca hızlı koştum. Olabildiğince hızlı koştum. I'm lost for words. Diyecek söz bulamıyorum. Kelimeler için kayboldum. Our house is the only one in this area that survived the earthquake. Bu bölgede sadece bizim ev depremde ayakta kalabildi. Bu bölgede depremden kurtulan tek kişi bizim evimiz. Did you tell Tom what you told me? Bana anlattıklarını Tom'a söyledin mi? Bana söylediklerini Tom'a söyledin mi? If you run into Tom, ask him how his mother is doing. Eğer Tom'a rastlarsan, ona annesinin nasıl olduğunu sor. Tom'la karşılaşırsan, ona annesinin nasıl olduğunu sor. This is my big moment. Bu benim beklediğim an. Bu benim büyük anım. I hope you're not too upset. Umarım çok üzgün değilsin. Umarım çok üzgün değilsindir. Tom is doing exceptionally well. Tom son derece iyi yapıyor. Tom son derece iyi yapıyor. Paul was reading a short story last night. Paul dün gece bir kısa hikaye okuyordu. Paul dün gece kısa bir hikaye okuyordu. Tom answered the question. Tom soruyu cevapladı. Tom soruyu yanıtladı. I know someone who plays the accordion. Akordiyon çalan birini biliyorum. Akordeon çalan birini tanıyorum. I never liked being at home alone. Evde yalnız olmayı asla sevmedim. Evde yalnız kalmaktan hiç hoşlanmadım. How can you retire? Nasıl emekli olabilirsiniz? Nasıl emekli olabilirsin? What are your earrings made of? Senin küpelerin neyden yapılmış? Küpelerin neyden yapılmış? More than half of the residents are opposed to the plan. Oturanların yarısından daha fazlası plana karşı çıkıyor. Bölge sakinlerinin yarısından fazlası plana karşı çıkıyor. A day has 86,400 seconds. Bir günde 86.400 saniye vardır. Bir günün 86.400 saniyesi var. This concert exceeded my expectations. Bu konser beklentilerimin üstündeydi. Bu konser beklentilerimi aştı. It really depends on when. O gerçekten ne zaman olacağına bağlı. Gerçekten ne zaman olduğuna bağlı. I can't find my luggage. Bagajımı bulamıyorum. Bagajımı bulamıyorum. Tom can't believe it. Tom buna inanamayacak. Tom buna inanamaz. Let him know. Ona bildirin. Ona haber ver. We're tailors. Terziyiz. Biz terziyiz. Let's go at around five. Yaklaşık beşte gidelim. Beş gibi gidelim. I made up my mind to go to law school. Ben hukuk fakültesine gitmeye karar verdim. Hukuk fakültesine gitmeye karar verdim. Is Tom in love? Tom âşık mı? Tom aşık mı? He took an exhilarating walk along the riverside. Nehir kenarı boyunca canlandırıcı bir yürüyüş yaptı. Nehir kenarında keyifli bir yürüyüş yaptı. She patiently waited for him. O, sabırla onu bekledi. Sabırla onu bekledi. We all have our off days. Hepimizin izin günleri var. Hepimizin tatil günleri vardır. I'd love to spend some time here. Burada biraz zaman geçirmek çok isterim. Burada biraz zaman geçirmeyi çok isterim. Your father really let himself go recently. Baban bu aralar kendini çok saldı. Baban son zamanlarda kendini gerçekten serbest bıraktı. Shall I draw a map for you? Senin için bir harita çizeyim mi? Senin için bir harita çizeyim mi? Do you have any idea who might've kidnapped Tom? Tom'u kimin kaçırmış olabileceğine dair bir fikriniz var mı? Tom'u kimin kaçırdığı hakkında bir fikrin var mı? Tom wanted love. Tom sevgi istiyordu. Tom aşkı istiyordu. I'd like to spend more time with my friends. Arkadaşlarımla daha fazla vakit geçirmek istiyorum. Arkadaşlarımla daha çok vakit geçirmek istiyorum. Tom says he isn't ready to do that. Tom, bunu yapmaya hazır olmadığını söylüyor. Tom bunu yapmaya hazır olmadığını söylüyor. I'm the one who did that. Onu yapan kişi benim. Bunu yapan benim. We elected Tom Jackson to be mayor. Belediye başkanlığına Tom Jackson'u seçtik. Tom Jackson'ı belediye başkanı olarak seçtik. Nobody likes to do laundry. Hiç kimse çamaşır yıkamaktan hoşlanmıyor. Kimse çamaşır yıkamayı sevmez. I'd like to lose a little weight. Biraz kilo vermek istiyorum. Biraz kilo vermek istiyorum. Your hypocrisy is really a big problem. Senin riyakarlığın gerçekten büyük bir problem. İkiyüzlülüğün gerçekten büyük bir sorun. Why is Tom acting so childish? Neden Tom bu kadar çocukça davranıyor? Tom neden bu kadar çocuksu davranıyor? Tom confessed his sins to the priest. Tom papaza günah çıkarttı. Tom günahlarını papaza itiraf etti. Tom is going to take care of me. Tom benimle ilgilenecek. Tom benimle ilgilenecek. Bears often scratch their backs on tree trunks. Ayılar genellikle sırtlarını ağaç gövdelerinde kaşırlar. Ayılar genellikle sırtlarını ağaç gövdelerine çizerler. Tom is now living in Boston. Tom şimdi Boston'da yaşıyor. Tom şu anda Boston'da yaşıyor. You're not going to cry, are you? Sen ağlamayacaksın, değil mi? Ağlamayacaksın, değil mi? Do you regularly experience dry mouth? Sık sık ağız kuruluğu yaşıyor musunuz? Düzenli olarak ağız kuruluğu yaşar mısınız? What could Tom mean? Tom ne demek istedi? Tom ne anlama gelebilir? It used to happen all the time. Eskiden hep olurdu. Eskiden hep böyle olurdu. Check. Şah. Tamam. Tom saw Mary's car in his driveway and wondered why she'd come to visit. Tom, Mary'nin arabasını onun araba yolunda gördü ve neden ziyaret etmeye geleceğini merak etti. Tom, Mary'nin arabasını garaj yolunda gördü ve neden ziyarete geldiğini merak etti. It was a bitter pill to swallow. Yutulacak acı bir haptı. Yutmak için acı bir haptı. Tom tried not to make a sound. Tom bir ses çıkarmamaya çalıştı. Tom ses çıkarmamaya çalıştı. He stood with his legs wide apart. Bacakları ayrık durdu. Bacakları geniş bir şekilde duruyordu. Maybe one day you will realise that you miss me. Belki bir gün sen beni özlediğinin farkına varacaksın. Belki bir gün beni özlediğini anlayacaksın. Let's make love! Hadi sevişelim! Hadi sevişelim! Cameras don't tend to capture reality. Kameraların gerçeği yakalama eğilimi yoktur. Kameralar gerçekliği yakalama eğiliminde değildir. Tom doesn't want to go to Boston with me. Tom benimle Boston'a gitmek istemiyor. Tom benimle Boston'a gitmek istemiyor. Don't listen to me. I'm being crazy. Bana kulak asma, saçmalıyorum. Beni dinleme, çıldırıyorum. Mary was the talk of the town. Meryem ilgi odağı oldu. Mary kasabanın konuşmasıydı. Winners quit fast, quit often, and quit without guilt. Suçluluk duygusuna kapılmadan sık sık ve hızla bir şeylerden vazgeçmesini bilen kazanır. Kazananlar hızlı, sık sık ve suçluluk duymadan bırakırlar. Her mother tried to wean him. Annesi onu memeden kesmeye çalıştı. Annesi onu sütten kesmeye çalıştı. They are the extreme cases. Onlar olağanüstü durumlar. Bunlar aşırı vakalardır. Tom's decision shocked everyone. Tom'un kararı herkesi şaşkınlığa uğrattı. Tom'un kararı herkesi şok etti. I can't tell you the reason why that happened. Bunun olma nedenini size söyleyemem. Bunun neden olduğunu anlatamam. He is almost always home. O neredeyse her zaman evde. Neredeyse her zaman evdedir. That's a very sad situation. Bu çok üzücü bir durum. Bu çok üzücü bir durum. You were getting undressed. Soyunuyordun. Soyunuyordunuz. I agree with you on that point. O hususta size katılıyorum. Bu konuda size katılıyorum. Illness prevented me from calling on you. Hastalık seni aramamı engelledi. Hastalık seni çağırmama engel oldu. That isn't very easy to do. Bunu yapmak çok kolay değil. Bunu yapmak çok kolay değil. The farmer ploughed his field all day. Çiftçi bütün gün tarlasını sürdü. Çiftçi bütün gün tarlasını sürdü. Keep Tom inside. Tom'u içeride tut. Tom'u içeride tut. This device made it possible to turn sea-water into fresh water easily. Bu cihaz deniz suyunu kolaylıkla içme suyuna çevirmeyi mümkün kıldı. Bu cihaz, deniz suyunu tatlı suya kolayca dönüştürmeyi mümkün kıldı. That's one of our rules. O, kurallarımızdan biri. Bu bizim kurallarımızdan biri. Some dreams are a glimpse of the future. Bazı rüyalar geleceğin bir belirtisidir. Bazı rüyalar geleceğe bir bakıştır. This material combusts easily. Bu malzeme kolaylıkla yanar. Bu malzeme kolayca yanar. Why don't Tom and Mary sing together? Tom ve Mary neden birlikte şarkı söylemiyor? Tom ve Mary neden birlikte şarkı söylemiyorlar? Tom had no difficulty finding a job. Tom bir iş bulmakta zorlanmadı. Tom iş bulmakta zorluk çekmedi. Yanni lives half an hour from the supermarket. Yanni markete yarım saat uzaklıkta oturuyor. Yanni süpermarketten yarım saat uzakta yaşıyor. I should have paid more attention to her feelings. Onun duygularına daha fazla dikkat etmem gerekirdi. Onun duygularına daha fazla dikkat etmeliydim. Tom's searching for his biological father. Tom biyolojik babasını arıyor. Tom biyolojik babasını arıyor. Tom wouldn't allow me to help him. Tom ona yardım etmeme izin vermedi. Tom ona yardım etmeme izin vermedi. Why did I do that? Onu niçin yaptım? Bunu neden yaptım? Tom said that Mary seemed happy. Tom Mary'nin mutlu göründüğünü söyledi. tom mary'nin mutlu göründüğünü söyledi. Are you very hungry? Karnın çok mu acıktı? Çok acıktın mı? Tom fell asleep crying. Tom ağlayarak uyudu. Tom ağlayarak uykuya daldı. Be good to everyone who hates you. Senden nefret eden herkese iyi davran. Senden nefret eden herkese iyi davran. Be kind to them. Onlara karşı nazik ol. Onlara karşı nazik ol. Tom isn't as heavy as I am. Tom benim kadar ağır değil. Tom benim kadar ağır değil. One of my major life goals is world domination. En büyük yaşam hedeflerimden biri dünya hakimiyetidir. En büyük yaşam hedeflerimden biri dünya hakimiyetidir. Maybe there's something I missed. Belki kaçırdığım bir şey var. Belki kaçırdığım bir şey vardır. It's amazing that you won the prize. Ödülü kazanman harika. Ödülü kazanman çok şaşırtıcı. Tom will find her. Tom onu bulacak. Tom onu bulur. My life is a soap opera. Hayatım bir pembe dizidir. Benim hayatım bir pembe dizi. They're good principles. Onlar iyi ilkeler. İyi prensipler. I was treated like a child. Çocuk muamelesi gördüm. Bana çocuk muamelesi yapıldı. She wanted to go out. O dışarı çıkmak istedi. Dışarı çıkmak istedi. No one expected this from Tom. Kimse bunu Tom'dan beklemiyordu. Kimse Tom'dan bunu beklemiyordu. His illness defeated all his hopes. Onun hastalığı onun tüm umutlarını boşa çıkardı. Hastalığı tüm umutlarını yendi. Have you already eaten supper? Daha önce akşam yemeğinizi yediniz mi? Akşam yemeğini yedin mi? You look like a wrestler. Bir güreşçiye benziyorsun. Güreşçiye benziyorsun. You deserve a pay raise. Bir maaş zammını hak ediyorsun. Maaş zammı hak ediyorsun. A meter consists of 100 centimetres. 1 metre 100 santimetreden oluşur. Bir metre 100 santimetreden oluşur. Yanni had some jealous bones in his body. Yanni'nin biraz kıskançlık damarı vardı. Yanni'nin vücudunda kıskanç kemikler vardı. Do you use cocaine or crack? Toz ya da taş kokain kullanıyor musunuz? Kokain mi kullanıyorsun, kokain mi kullanıyorsun? We invited our new neighbors over for a drink. Yeni komşularımızı bir içki için eve davet ettik. Yeni komşularımızı bir şeyler içmeye davet ettik. What's a good treatment for insomnia? Uykusuzluk için iyi bir tedavi nedir? Uykusuzluk için iyi bir tedavi nedir? I really think we should be honest with Tom. Gerçekten Tom'a karşı dürüst olmamız gerektiğini düşünüyorum. Bence Tom'a karşı dürüst olmalıyız. Maybe Tom didn't want to bother you. Belki Tom sizi rahatsız etmek istemedi. Belki de Tom seni rahatsız etmek istemedi. Miss Baker knew that the young man would have to leave very soon, so she decided to ask him to move his car a bit, so that she could park hers in the proper place for the night before going to bed. Bayan Baker, genç adamın yakında gitmek zorunda kalacağını biliyordu,böylece yatmadan önce gece arabasını uygun bir yere parkedebilmek için, genç adama arabasını biraz hareket ettirmesi için rica etmeye karar verdi. Bayan Baker, genç adamın çok yakında ayrılmak zorunda kalacağını biliyordu, bu yüzden ondan arabasını biraz hareket ettirmesini istemeye karar verdi, böylece yatmadan önce gece için uygun bir yere park edebilecekti. Joseph is an accomplished artist, whose skills include painting and drawing. Joseph, yetenekleri resim ve çizim içeren başarılı bir sanatçıdır. Joseph, yetenekleri resim ve çizimi içeren başarılı bir sanatçıdır. I have a short-sleeved shirt. Benim kısa kollu bir gömleğim var. Kısa kollu bir gömleğim var. I don't have any money on me now. Şu an üstümde hiç para yok. Şu an üzerimde hiç para yok. Tom stepped into the elevator and pushed the button for the third floor. Tom asansöre bindi ve üçüncü katın düğmesine bastı. Tom asansöre bastı ve üçüncü kat için düğmeye bastı. I can't stand the cold here. Buradaki soğuğa dayanamıyorum. Burada soğuğa dayanamıyorum. Who cares whose fault it is? Bunun kimin hatası olduğu kimin umurunda? Kimin suçu olduğu kimin umurunda? You should assume that we won't have enough money to buy everything we want. İstediğimiz her şeyi satın almak için yeterli paramız olmadığını varsaymalısın. İstediğimiz her şeyi almak için yeterli paramız olmayacağını varsaymalıyız. According to some experts the spoken language uses few subordinate clauses. Bazı uzmanlara göre, konuşulan dil çok az sayıda yan cümleler kullanır. Bazı uzmanlara göre, konuşulan dil az sayıda alt madde kullanır. They sat around the table to play cards. Onlar iskambil oynamak için masanın etrafına oturdular. Kart oynamak için masanın etrafında oturdular. A sexagesimal system was used in Babylonia. Therefore an hour has sixty minutes and a day has twenty-four hours. Altmışlık sayı sistemi Babil devletinde uygulandı, bunun sonucunda bir saatte 60 dakika ve günde 24 saat var. Babil'de bir seksagesimal sistem kullanıldı. Bu nedenle bir saat altmış dakikaya ve bir gün yirmi dört saate sahiptir. You shouldn't have to pay that much to buy one of those. Onlardan birini satın almak için bu kadar çok ödemek zorunda olmamalısın. Bunlardan bir tane almak için bu kadar para ödemek zorunda kalmamalısın. At least being sick gives you the perfect excuse to stay home and watch movies. Hasta olma sana en azından evde kalmak ve film izlemek için mükemmel bir bahane verir. En azından hasta olmak size evde kalıp film izlemek için mükemmel bir bahane verir. Tom's car has tinted windows. Tom'un arabasının camları film kaplı. Tom'un arabası renkli pencerelere sahip. Why is my internet access so slow? İnternet erişimim neden bu kadar yavaş? İnternet erişimim neden bu kadar yavaş? Every time I go out, I forget something. Always! Her zaman dışarı çıkarım, bir şey unuturum. Her zaman! Ne zaman dışarı çıksam bir şeyi unutuyorum. That's a brilliant plan. Bu dâhice bir plan. Bu harika bir plan. It's nice to see you again after so many years. Yıllar sonra seni tekrar görmek çok güzel. Bunca yıldan sonra seni tekrar görmek çok güzel. The windshield is all dry. Ön cam tamamen kuru. Ön cam tamamen kurudu. What language do you speak with your parents? Ailenle hangi dili konuşursun? Ailenle hangi dili konuşuyorsun? He is two inches taller than I am. O, benden iki inç daha uzundur. Benden 5 cm daha uzun. She is around twenty years of age. O yaklaşık yirmi yaşındadır. Yaklaşık yirmi yaşındadır. European scientists have discovered a potentially habitable planet orbiting Proxima Centauri, the closest star to our solar system. Avrupalı ​​bilim adamları, güneş sistemimize en yakın yıldız olan Proxima Centauri'nin çevresinde dolanan potansiyel olarak yaşanabilir bir gezegen keşfettiler. Avrupalı bilim adamları, güneş sistemimize en yakın yıldız olan Proxima Centauri'nin yörüngesinde potansiyel olarak yaşanabilir bir gezegen keşfettiler. Tom told the cop to come back when he had a warrant. Tom, polise bir yetkisi olduğu zaman geri gelmesini söyledi. Tom polise arama emri çıkartınca geri gelmesini söyledi. Tom ought to leave before it rains. Tom yağmur yağmadan önce gitmek zorunda. Tom yağmur yağmadan gitmeli. We'll do everything with Tom. Tom'la her şeyi yapacağız. Tom'la her şeyi yapacağız. The round table was covered by a checkered tablecloth. Yuvarlak masanın üstünde kareli bir masa örtüsü seriliydi. Yuvarlak masa damalı bir masa örtüsü ile kaplıydı. He's at the bank exchanging money. O, bankada para takas ediyor. Bankada para takası yapıyor. Fish live in the water. Balıklar suda yaşar. Balıklar suda yaşar. Perhaps we should contact her. Belki de onunla kontakt kurmamız gerekir. Belki de onunla iletişime geçmeliyiz. Why are you lying to her? Neden ona yalan söylüyorsun? Neden ona yalan söylüyorsun? Light and darkness are two sides of the same coin. Karanlık ve aydınlık bir elmanın iki yarısı gibidir. Işık ve karanlık aynı madalyonun iki yüzüdür. Some people still believe that the world is flat. Bazı insanlar hâlâ dünyanın düz olduğunu düşünüyorlar. Bazı insanlar hala dünyanın düz olduğuna inanıyor. At night, a strong wind was blowing. Gece şiddetli rüzgâr esiyordu. Geceleri kuvvetli bir rüzgar esiyordu. Life is sweet. Hayat tatlıdır. Hayat tatlıdır. Tom's different. Tom farklı. Tom farklı. Call it whatever you want. Ne dersen de. Ne dersen de. Go to the lifeboats! Filikalara geçin! Filikalara gidin! Mr. Cameron forgot his daughter at the pub. Bay Cameron kızını barda unuttu. Bay Cameron kızını barda unutmuş. There are islands in the ocean. Okyanusta adalar var. Okyanusta adalar vardır. Their performance that year was horrible. Bu yılki performansları çok berbattı. O seneki performansları korkunçtu. We're amateurs. Biz amatörüz. Biz amatörüz. I don't know the city very well. Kenti çok iyi bilmiyorum. Şehri çok iyi tanımıyorum. The castle was in dire need of major repairs. Kale, büyük onarımlara çok ihtiyaç duyuyordu. Kalenin büyük onarımlara ihtiyacı vardı. We're conscientious objectors. Vicdani retçiyiz. Biz vicdani retçileriz. I'd like to see them both. Onların ikisini de görmek isterim. İkisini de görmek istiyorum. What can I do to help you right now? Size şu an nasıl yardımcı olabilirim? Şu anda sana yardım etmek için ne yapabilirim? Sometimes I feel sad. Bazen kederleniyorum. Bazen üzülüyorum. He escaped from prison by digging a tunnel. Hapisten tünel kazarak kaçtı. Bir tünel kazarak hapisten kaçtı. Tom hasn't made a decision yet. Tom henüz bir karar almadı. Tom henüz bir karar vermedi. Tom is in cuffs. Tom kelepçeli. Tom kelepçeli. I don't want to tell you anything today. Bugün sana hiçbir şey söylemek istemiyorum. Bugün sana bir şey söylemek istemiyorum. Mary doesn't play with dolls anymore. Mary artık bebeklerle oynamıyor. Mary artık bebeklerle oynamıyor. Even Tom looked annoyed. Tom bile kızgın görünüyordu. Tom bile sinirlenmiş gibiydi. Tom settled down. Tom yerleşti. Tom yerleşti. Tom is a little bit jealous. Tom biraz kıskanç. Tom biraz kıskançtır. You don't have to wait for Tom. He won't come. Tom'u beklemek zorunda değilsin. Gelmeyecek. Tom'u beklemek zorunda değilsin, o gelmeyecek. Tom said that he liked my hair. Tom saçımı beğendiğini söyledi. Tom saçımı beğendiğini söyledi. Tom wants to be a veterinarian. Tom bir veteriner olmak istiyor. Tom veteriner olmak istiyor. Tom was on the bus, too. Tom da otobüsteydi. Tom da otobüsteydi. Tom went to Boston without me. Tom, Boston'a ben olmadan gitti. Tom bensiz Boston'a gitti. Children may imitate you. Çocuklar sizi taklit edebilir. Çocuklar sizi taklit edebilir. Peel the orange. Portakalın kabuğunu soyun. Portakalı soyun. Get up, Mary. Kalk, Mary. Kalk Mary. Do you want me to start again? Tekrar başlamamı istiyor musun? Tekrar başlamamı ister misin? I'm not a frog. Ben bir kurbağa değilim. Ben kurbağa değilim. We're filled with hope again. Umudumuz tazelendi. Yine umutla dolduk. I was forced to submit to my fate. Ben kaderime boyun eğmek için zorlandım. Kaderime boyun eğmek zorunda kaldım. I think your English has improved a lot. İngilizcenin çok geliştiğini düşünüyorum. Bence İngilizcen çok gelişti. This city is 1,600 meters above sea level. Bu şehir, deniz seviyesinden 1.600 metre yukarıdadır. Bu şehir deniz seviyesinden 1.600 metre yüksekliktedir. Even the upper atmosphere is polluted. Üst atmosfer bile kirli. Üst atmosfer bile kirlenmiş durumda. Why don't we buy some donuts? Neden biraz çörek almıyoruz? Neden biraz çörek almıyoruz? It took me several hours to do that. Bunu yapmak birkaç saatimi aldı. Bunu yapmam birkaç saatimi aldı. That's something I need to work on. Bu üzerinde çalışmam gereken bir şey. Bu üzerinde çalışmam gereken bir şey. You seem to understand us. Bizi anlıyor gibi görünüyorsun. Bizi anlıyor gibisin. If you'd spend less time talking and more time working, we could get this done much more quickly. Zamanının daha azını konuşarak ve daha fazlasını çalışarak geçirseydin; bunu daha çabuk bitirebilirdik. Konuşmak için daha az ve çalışmak için daha fazla zaman harcarsanız, bunu çok daha hızlı bir şekilde yapabiliriz. You can't stand it, can you? Buna katlanamazsın, değil mi? Buna dayanamıyorsun, değil mi? She relied on the medicine as a last resort. O, son çare olarak ilaca güvendi. Son çare olarak ilaca güvendi. I'm taking the dog to the vet. Köpeği veterinere götürüyorum. Köpeği veterinere götürüyorum. The police established where he was when the crime occurred. Suç işlendiğinde polis nerede olduğunu belirledi. Polis, olay meydana geldiğinde nerede olduğunu tespit etti. I would very much like to go. Ben gitmeyi çok istiyorum. Ben de gitmeyi çok isterim. I kicked Tom out of my room. Tom'u odamdan kovdum. Tom'u odamdan kovdum. Tom wants us to stay. Tom bizim kalmamızı istiyor. Tom kalmamızı istiyor. Why don't we throw it away? Neden onu atmıyoruz? Neden çöpe atmıyoruz? She married Tom, not me. Benimle değil, Tom'la evlendi. Tom'la evlendi, benimle değil. Tom doesn't want to drink champagne. Tom şampanya içmek istemiyor. Tom şampanya içmek istemiyor. If you eat all of that dessert, you'll be like a nuclear plant at night in bed. O tatlının hepsini yersen gece yatakta nükleer santral gibi olursun. O tatlının hepsini yersen geceleri yatakta nükleer santral gibi olursun. My phone's updating. Telefonum güncelleniyor. Telefonum güncelleniyor. Have you ever seen Tom without his glasses on? Hiç Tom'u gözlüksüz gördün mü? Tom'u hiç gözlüksüz gördün mü? I thought that we wouldn't get there on time, but we did. Oraya zamanında yetişemeyiz sanıyordum, ama yetiştik. Oraya zamanında varamayacağımızı sanıyordum ama vardık. They can interbreed. Onlar melezlenebilirler. Birbirlerine karışabilirler. She went to the Takasu clinic. O, Takasu kliniğine gitti. Takasu kliniğine gitti. Tom could help us. Tom bize yardım edebilir. Tom bize yardım edebilir. Mary felt her face grow hot. Mary yüzünün kızdığını hissetti. Mary yüzünün ısındığını hissetti. Did Tom say why Mary isn't here today? Tom Mary'nin neden bugün burada olmadığını söyledi mi? Tom Mary'nin neden bugün burada olmadığını söyledi mi? I'm saving myself for marriage. Evlilik için başımın çaresine bakıyorum. Kendimi evlilik için saklıyorum. I will have the last word. Son sözü ben alacağım. Son sözü ben söylerim. This is the mildest winter that we have ever experienced. Bu şimdiye kadar yaşadığımız en hafif kış. Bu şimdiye kadar yaşadığımız en hafif kış. Tom is unpredictable, isn't he? Tom öngörülemeyen, değil mi? Tom tahmin edilemez, değil mi? When do you want to meet Tom? Neden Tom'la buluşmamı istiyorsun? Tom'la ne zaman tanışmak istiyorsun? It's a once in a lifetime opportunity. Bu hayat boyu bir kez gelecek bir fırsat. Hayat boyu bir defalık bir fırsat. Our last air raid completely destroyed the enemy's already-crippled air defences. Son hava saldırımız düşmanın zaten can çekişen hava savunmasını tamamen imha etti. Son hava saldırısı, düşmanın zaten sakat olan hava savunmasını tamamen yok etti. We got caught. Yakalandık. Yakalandık. Tom was worried about losing his job. Tom işini kaybetmekten endişe ediyordu. Tom işini kaybetmekten endişe ediyordu. Tom's head is spinning. Tom'un başı dönüyor. Tom'un kafası dönüyor. We sell flowers and seeds. Çiçek ve tohum satıyoruz. Çiçek ve tohum satıyoruz. I didn't expect Tom and Mary to be here. Tom ve Mary'nin burada olmalarını beklemiyordum. Tom ve Mary'nin burada olmasını beklemiyordum. They said they were amused. Eğlendiklerini söylediler. Eğlendiklerini söylediler. We didn't come. Biz gelmedik. Biz gelmedik. She bought three new picks. O üç yeni mızrap satın aldı. Üç tane yeni pick aldı. I would rather starve to death than steal. Çalmaktansa açlıktan ölürüm. Çalmaktansa açlıktan ölmeyi tercih ederim. Give this copy to her. Bu kopyayı ona ver. Bu kopyayı ona ver. We're outcasts. Ayrık otuyuz. Biz dışlanmışız. I have something that I need to tell you. Size söylemem gereken bir şeyler var. Sana söylemem gereken bir şey var. It's great that you're coming. Gelmen harika. Gelmen çok güzel. I knew Tom would be unhappy with the results. Tom'un sonuçlar yüzünden mutsuz olacağını biliyordum. Tom'un sonuçlardan memnun olmayacağını biliyordum. Tom helped Mary escape from jail. Tom Mary'nin hapishaneden kaçmasına yardım etti. Tom Mary'nin hapisten kaçmasına yardım etti. Tom didn't seem to know what Mary needed. Tom Mary'nin neye ihtiyacı olduğunu biiyor gibi görünmüyordu. tom mary'nin neye ihtiyacı olduğunu bilmiyor gibiydi. I don't enjoy skiing. Ben kayak yapmaktan zevk almıyorum. Kayak yapmaktan hoşlanmam. Tom isn't as reliable as he used to be. Tom eskiden olduğu kadar güvenilir değil. Tom eskisi kadar güvenilir değil. While she sat on the cliff and combed her hair, she sang a wonderfully beautiful song. Kayalığa oturmuş saçlarını tararken çok güzel bir şarkı söylüyordu. Uçurumda oturup saçlarını tararken çok güzel bir şarkı söyledi. Tom almost never lies to Mary. Tom neredeyse Mary'ye hiç yalan söylemez. tom mary'ye neredeyse hiç yalan söylemez. Tom and Mary were just awful. Tom ve Mary sadece berbattılar. Tom ve Mary berbattı. We still don't know the results. Hala sonuçları bilmiyoruz. Sonuçları hala bilmiyoruz. When did you get married? Ne zaman evlendin? Ne zaman evlendin? Tom works at a popular hotel. Tom popüler bir otelde çalışıyor. Tom popüler bir otelde çalışıyor. Yanni miscalculated his move. Yanni hamlesini yanlış hesapladı. Yanni hamlesini yanlış hesapladı. I speak French and so does Tom. Ben Fransızca konuşurum ve Tom da öyle. Fransızca biliyorum, Tom da öyle. It's pouring with rain. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. Yağmur yağıyor. Why must everything be personal? Neden her şey kişisel olmalı? Neden her şey kişisel olmak zorunda? I think that now isn't a good time to do that. Bence şu an bunu yapmanın sırası değil. Bence bunu yapmak için iyi bir zaman değil. Are you planning on taking Tom with you? Tom'u yanında götürmeyi planlıyor musun? Tom'u da yanında götürmeyi mi planlıyorsun? He's not an evil man. O kötü bir adam değil. O kötü bir adam değil. Tom seems gullible. Tom saf görünüyor. Tom saf görünüyor. We had to abandon the car. Arabayı terk etmek zorunda kaldık. Arabayı terk etmek zorunda kaldık. I can work anywhere I want. İstediğim herhangi bir yerde çalışabilirim. İstediğim yerde çalışabilirim. I wish you were here. Keşke burada olsan. Keşke burada olsaydın. Tom didn't rest for a moment. Tom bir an dinlenmedi. Tom bir an bile dinlenmedi. Are you lactose intolerant? Laktoz duyarlılığınız var mı? Laktoz intoleransı mısın? He's the Goebbels of the tribe. O, kabilenin Goebbelsi. Kabilenin Goebbel'leri. How can you know if somebody loves you? Birinin sizi sevdiğini nereden anlarsınız? Birinin seni sevdiğini nasıl bilebilirsin? You have information that I need. İhtiyacım olan bilgiye sahipsin. İhtiyacım olan bilgiye sahipsin. The situation was hopeless and time passed brutally quickly. Durum umutsuzdu, zaman da pek çabuk geçmişti. Durum umutsuzdu ve zaman acımasızca hızla geçti. What exactly was your problem with Tom? Tom'la sorunun tam olarak neydi? Tom'la sorunun tam olarak neydi? We were all alone. Hepimiz yalnızdık. Hepimiz yalnızdık. Betty never said a word. Betty asla bir kelime söylemedi. Betty tek kelime etmedi. They are running. Onlar koşuyor. Kaçıyorlar. Red Light Irradiation was a word that was used on a daily basis in the GDR. Red Light Işınlama GDR'de günlük bazda kullanılan bir kelimeydi. Kırmızı Işık Işınlama, GDR'de günlük olarak kullanılan bir kelimeydi. I'm not capable of finishing this work alone. Bu işi tek başıma bitiremem. Bu işi tek başıma bitiremem. When I came back, my car had vanished. Geri döndüğümde arabam yok olmuştu. Geri döndüğümde arabam kaybolmuştu. Yanni sells dried figs. Yanni incir kurusu satıyor. Yanni kuru incir satıyor. Here's Tom's number. İşte Tom'un numarası. İşte Tom'un numarası. I couldn't attend the party on account of illness. Hastalık yüzünden partiye katılamadım. Hastalık yüzünden partiye katılamadım. Hello! My name is Maria. I'm 23 years old and I come from Berlin. Merhaba! Adım Maria. 23 yaşındayım ve Berlin'den geliyorum. Merhaba, benim adım Maria. 23 yaşındayım ve Berlin'den geliyorum. She drowned in a river. Nehirde boğuldu. Bir nehirde boğuldu. It was me who wanted that. Bunu isteyen bendim. Bunu isteyen bendim. After 11 o'clock the guests began to leave by twos and threes. Saat 11'den sonra misafirler ikişer ve üçer ayrılmaya başladı. Saat 11'den sonra konuklar ikişer üçer ayrılmaya başladılar. Even when I was a child, I was able to swim well. Çocukken bile iyi yüzebiliyordum. Çocukken bile iyi yüzebiliyordum. Sacha Baron Cohen's parodies are full of silly stereotypes and antigoyish insinuations, but I still like them in a pure comedic sense. Sacha Baron Cohen'in parodileri salakça stereotipler ve tepeden bakan Yahudi imalarıyla dolu olsa da salt mizahi açıdan yine de hoşuma gidiyor. Sacha Baron Cohen'in parodileri aptalca klişeler ve antigoyik imalarla dolu, ama ben hala onları saf komedi anlamında seviyorum. Come with me. There's something I want to show you. Benimle gel. Sana göstermek istediğim bir şey var. Benimle gel, sana göstermek istediğim bir şey var. It seemed like a fairy tale. O bir peri masalı gibi görünüyordu. Bir peri masalına benziyordu. We've already evacuated close to three hundred people. Şimdiden üç yüze yakın kişiyi tahliye ettik. 300'e yakın kişiyi tahliye ettik. How late will you stay up? Kaça kadar ayaktasın? Ne kadar geç kalkacaksın? What did you do with that money? O parayla ne yaptın? O parayla ne yaptın? Come on, make a move! Haydi, hareketlenin! Hadi, bir hamle yap! Muhammad likes to eat nasi lemak. Muhammet nasi lemak yemeyi sever. Muhammed nasi lemak yemeyi sever. Tom should've done it the way you suggested. Tom'un onu önerdiğin şekilde yapması gerekirdi. Tom bunu senin önerdiğin gibi yapmalıydı. We were miserable. Biz mutsuzduk. Acınacak haldeydik. I don't use Facebook. Ben Facebook kullanmıyorum. Facebook kullanmıyorum. "I saw her five days ago," he said. O "Ben onu beş gün önce gördüm" dedi. "Beş gün önce onu gördüm," dedi. I just want to say thank you. Ben sadece size teşekkür etmek istiyorum. Sadece teşekkür etmek istiyorum. Do you regularly have sinus issues? Sinüslerinizle ilgili sık rahatsızlık yaşıyor musunuz? Düzenli olarak sinüs probleminiz var mı? He was asked to appear on television. Ekrana davet edildi. Televizyona çıkması istendi. What's your favorite symphony? Gözde sanfonin nedir? En sevdiğin senfoni hangisi? Did you see what it was? Onun ne olduğunu gördün mü? Ne olduğunu gördün mü? Look, it's a save point! You know you want it! Bak, bu bir kayıt noktası! Onu istediğini biliyorsun! Bak, bu bir tasarruf noktası, bunu istediğini biliyorsun! Tom asked for a beer. Tom bir bira istedi. Tom bir bira istedi. We queued for the bus. Otobüse binmek için sıra olduk. Otobüs için sıraya girdik. I hoped you would come back home for the holiday. Bayram için eve döneceğini umuyordum. Tatil için eve döneceğini ummuştum. I'm not the one who invited Tom. Tom'u davet eden kişi ben değilim. Tom'u davet eden ben değilim. Why were 14,000 soldiers lost? 14.000 asker neden kayboldu? 14.000 asker neden kaybedildi? Nobody knows the answer. Kimse cevabı bilmiyor. Cevabı kimse bilmiyor. I don't want to stay in Boston. Ben Boston'da kalmak istemiyorum. Boston'da kalmak istemiyorum. He was burning with fever. O ateşle yanıyordu. Ateşi vardı. How much do we have to pay? Ne kadar ödemek zorundayız? Ne kadar ödememiz gerekiyor? Zeynep is my roommate. Zeynep, ev arkadaşım. Zeynep benim oda arkadaşım. Tom suddenly attacked Mary. Tom birden Mary'ye saldırdı. Tom aniden Mary'ye saldırdı. I want to take you with me. Seni benimle götürmek istiyorum. Seni de yanımda götürmek istiyorum. Tom is the youngest one in our class. Tom sınıfımızın en küçüğüdür. Tom sınıfımızdaki en genç kişi. I don't think Tom is overweight. Tom'un fazla kilolu olduğunu sanmıyorum. Tom'un fazla kilolu olduğunu sanmıyorum. Why don't we take turns rowing the boat? Neden teknede sıra ile kürek çekmiyoruz? Neden sırayla tekneyi kürekle gitmiyoruz? There's nothing I like more than spaghetti. Spagettiden daha fazla hoşlandığım bir şey yok. Spagettiden daha çok sevdiğim bir şey yok. Tom pretended to be thinking hard. Tom çok düşünüyor gibi görünüyordu. Tom çok düşünüyormuş gibi yaptı. Tom wants to kill himself. Tom kendini öldürmek istiyor. Tom kendini öldürmek istiyor. A scorpion has a stinger at the end of its tail. Akreplerin kuyruklarının ucunda iğne vardır. Bir akrebin kuyruğunun ucunda bir iğne vardır. A ship is moored at the pier. Bir gemi iskelede demirlemiş. İskelede bir gemi demirlendi. What's another word for 'thesaurus'? 'Thesaurus' için başka kelime nedir? "Thesaurus" için başka bir kelime var mı? He hopes to exhibit his paintings in Japan. Resimlerini Japonya'da sergilemeyi düşünüyor. Resimlerini Japonya'da sergilemeyi umuyor. John works hard. John sıkı çalışır. John çok çalışıyor. Yanni started fixing the windshield. Yanni ön camı tamir etmeye başladı. Yanni ön camı tamir etmeye başladı. Tom performed last night. Tom dün gece sahneye çıktı. Tom dün gece sahneye çıktı. Tom is on medical leave. Tom hastalık izninde. Tom tıbbi izinde. Don't let this get you down. Bunun canını sıkmasına izin verme. Bunun seni hayal kırıklığına uğratmasına izin verme. Tom leaned over to look at the price tag. Tom fiyat etiketine bakmak için eğildi. Tom fiyat etiketine bakmak için eğildi. We must do everything we can to stimulate the economy. Ekonomiyi canlandırmak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Ekonomiyi canlandırmak için elimizden geleni yapmalıyız. Was that not clear? O belli değil miydi? Bu açık değil miydi? Stop complaining so much, and do something constructive! Çok fazla şikayet etmeyi kes ve yapıcı bir şeyler yap! Bu kadar şikayet etmeyi bırakın ve yapıcı bir şeyler yapın! Tom didn't get here until after dark. Tom buraya geldiğinde hava kararmıştı. Tom hava kararana kadar gelmedi. Where is Italy? İtalya nerede? İtalya nerede? I should go talk to her. Onunla konuşmaya gitmeliyim. Gidip onunla konuşmalıyım. They can fish. Onlar balık tutabilirler. Balık avlayabilirler. She made a mess of the work. O, işi berbat etti. İşi berbat etti. She was an athlete in high school. O, lisede bir atletti. Lisede sporcuydu. I can prove that Tom did that. Bunu Tom'un yaptığını kanıtlayabilirim. Bunu Tom'un yaptığını kanıtlayabilirim. I have to go to the police station. Polis karakoluna gitmek zorundayım. Karakola gitmem gerek. Do you know the words to that song? O şarkının sözlerini biliyor musun? O şarkının sözlerini biliyor musun? Does someone here speak Japanese? Burada Japonca konuşan biri var mı? Burada Japonca konuşan var mı? You're tidy. Sen düzenlisin. Çok düzenlisin. The professor makes us clean the piece. Profesör bize parçayı temizletir. Profesör bize parçayı temizlettiriyor. This jacket is too tight for me. Bu ceket bana çok dar. Bu ceket benim için çok dar. I got a flat tire on my way here. Buraya gelirken lastiğim patladı. Buraya gelirken lastiğim patladı. We are friends now. Şimdi arkadaşız. Artık arkadaşız. Kids can't say bad words. Çocuklar küfürlü konuşmaz. Çocuklar kötü sözler söyleyemez. The last word hasn't been spoken yet. Daha son söz söylenmedi. Son söz henüz söylenmedi. Conversion to the metric system was opposed by tool manufacturers. Metrik sisteme dönmeye üreticileri tarafından karşı çıkıldı. Metrik sisteme dönüşüme alet üreticileri karşı çıktı. How long did the doctor sign you off work for? Doktor ne kadar rapor verdi? Doktor seni ne kadar süreyle işten çıkardı? Tom obviously knows that Mary likes him. Tom açıkçası Mary'nin onu sevdiğini biliyor. Tom Mary'nin ondan hoşlandığını biliyor. We're interested only in the facts. Biz sadece gerçeklerle ilgileniyoruz. Sadece gerçeklerle ilgileniyoruz. Why don't we do this somewhere else? Bunu başka bir yerde yapsak ya. Neden bunu başka bir yerde yapmıyoruz? I was taken for a ride. Dolandırıldım. Beni bir gezintiye çıkardılar. I wish you'd both keep quiet. Keşke ikini de sessiz olsanız. Keşke ikiniz de sessiz olsanız. I spent three weeks in the hospital. Hastanede üç hafta geçirdim. Hastanede üç hafta kaldım. Sometimes I get very pessimistic. Bazen çok karamsar oluyorum. Bazen çok karamsar oluyorum. Go away, Tom. Defol, Tom. Git buradan, Tom. She is from Hokkaido, but is now living in Tokyo. O Hokkaidolu ama şimdi Tokyo'da yaşıyor. Hokkaido'lu ama şu anda Tokyo'da yaşıyor. I'll be back next week. Gelecek hafta döneceğim. Haftaya geri döneceğim. Should I go with you to the doctor? Doktora seninle birlikte geleyim mi? Seninle doktora geleyim mi? I wish I could eat steak more often. Keşke daha sık biftek yiyebilsem. Keşke daha sık biftek yiyebilsem. I'm a little busy, Tom. Biraz meşgûlüm, Tom. Biraz meşgulüm, Tom. It'll be different now. O şimdi farklı olacak. Şimdi farklı olacak. Tom admitted that he wears fake glasses because he wants to look smarter. Tom daha şık görünmek istediği için sahte gözlük taktığını kabul etti. Tom, daha akıllı görünmek istediği için sahte gözlük taktığını itiraf etti. Do you know my age? Yaşımı biliyor musun? Yaşımı biliyor musun? We just don't see it often. Biz sadece onu sık sık görmüyoruz. Bunu çok sık görmüyoruz. These gases can lead to global warming. Bu gazlar küresel ısınmaya neden olabilir. Bu gazlar küresel ısınmaya yol açabilir. When Tom gets here, I will already be gone. Tom buraya varınca ben çoktan gitmiş olacağım. Tom buraya geldiğinde ben çoktan gitmiş olacağım. Do you work alone? Yalnız mı çalışıyorsun? Yalnız mı çalışıyorsun? Do not steal my example sentences. Benim örnek cümlelerimi çalma. Örnek cümlelerimi çalma. It's difficult to get the car going on cold mornings. Soğuk sabahlarda arabanın yola çıkması zor. Arabayı soğuk sabahlara götürmek zordur. We want to come back to Boston. Boston'a dönmek istiyoruz. Boston'a geri dönmek istiyoruz. Nobody knew it was you that did that. Bunu senin yaptığından kimsenin haberi yoktu. Bunu yapanın sen olduğunu kimse bilmiyordu. Tom has been studying French for the last three years. Tom son üç yıldır Fransızca eğitimi görüyor. Tom son üç yıldır Fransızca okuyor. Mary had no reason to suspect that Tom was two-timing her. Mary'nin Tom'un onu aldattığından şüphelenmesi için hiçbir sebebi yoktu. Mary'nin Tom'un onu iki kez aldattığından şüphelenmesi için bir sebebi yoktu. Tom tried to tell Mary that he liked her. Tom ondan hoşlandığını Mary'ye söylemeye çalıştı. Tom Mary'ye ondan hoşlandığını söylemeye çalıştı. Thank God it's Friday. Tanrıya şükür bugün Cuma. Şükürler olsun bugün cuma. He called her every other day. O, günaşırı onu aradı. Her gün onu aradı. The team spirit was unbelievable, we were all in this together. Takım ruhu inanılmazdı, hepimiz birlikte bunun içindeydik. Takım ruhu inanılmazdı, hepimiz bu işte birlikteydik. How do we get there? Oraya nasıl gideriz? Oraya nasıl gideceğiz? Tom wanted to die. Tom ölmek istedi. Tom ölmek istedi. Tom is with his girlfriend. Tom kız arkadaşıyla birlikte. Tom kız arkadaşıyla birlikte. She was ill for a long time. O uzun zamandır hastaydı. Uzun süre hastaydı. Everybody knows you're more intelligent than she is. Herkes senin ondan daha zeki olduğunu biliyor. Herkes senin ondan daha zeki olduğunu biliyor. I didn't want to go to Boston. Boston'a gitmek istemedim. Boston'a gitmek istemedim. Both are very important. Her ikisi de çok önemli. İkisi de çok önemli. He is capable of teaching Spanish. İspanyolca öğretebilir. İspanyolca öğretme yeteneğine sahiptir. Why don't we have lunch here? Burada öğle yemeği yesek ya. Neden burada öğle yemeği yemiyoruz? I have more than one hiding place. Benim birden fazla saklanma yerim var. Birden fazla saklanacak yerim var. Tom studied French with Mary. Tom Mary ile Fransızca okudu. tom mary ile fransızca çalıştı. Has she slept? Uyudu mu? Uyudu mu? Tom isn't stupid. He's just lazy. Tom aptal değildir. O sadece tembeldir. Tom aptal değil, sadece tembel. You have a meager vocabulary. Kelime dağarcığın kıt. Çok yetersiz bir kelime dağarcığınız var. Tom's furious. Tom kızgın. Tom çok kızdı. Finding Yanni after all this time won't be easy. Bunca zaman sonra Yanni'yi bulmak kolay olmayacak. Bunca zamandan sonra Yanni'yi bulmak kolay olmayacak. We have a garden in front of our house. Evimizin önünde bir bahçemiz var. Evimizin önünde bir bahçe var. I'll have it by the end of the week. Haftanın sonuna kadar onu sahip olacağım. Hafta sonuna kadar alacağım. School begins at nine. Okul dokuzda başlar. Okul 9'da başlıyor. Tom dreams of Mary from time to time. Tom zaman zaman Mary'yi rüyasında görüyor. Tom zaman zaman Mary'nin hayalini kurar. I'm Hungarian. Ben Macarım. Ben Macarım. How much homework do you have to do tonight? Bu akşam yapman gereken ne kadar ödev var? Bu gece ne kadar ödev yapman gerekiyor? Did you buy the house you were considering? Kafandaki evi aldın mı? Düşündüğün evi satın aldın mı? Nobody speaks to us. Kimse bizimle konuşmuyor. Kimse bizimle konuşmuyor. Tom put his hands over Mary's mouth. Tom ellerini Mary'nin ağzının üstüne koydu. Tom ellerini Mary'nin ağzına koydu. This type of thing seldom happens. Bu tarz şeyler nadiren oluyor. Bu tür şeyler nadiren olur. Could you check this for me? Bunu benim için kontrol edebilir miydiniz? Bunu benim için kontrol eder misin? This old vase is valuable to me. Bu eski vazonun benim için kıymeti büyük. Bu eski vazo benim için değerli. Do you think that dream-catchers work? Düşkapanı işe yarıyor mudur sence? Sence rüya yakalayıcılar işe yarar mı? Give it to them. Onu onlara ver. Ver onlara. Did you lock all the doors? Tüm kapıları kilitledin mi? Bütün kapıları kilitledin mi? Tom was the only eyewitness. Tom tek görgü tanığıydı. Tom tek görgü tanığıydı. Tom spends a lot of time doing stuff like that. Tom bu tarz şeyler yaparak çokça vakit geçirir. Tom böyle şeyler yapmak için çok zaman harcıyor. Are you scared now? Şimdi korkuyor musun? Şimdi korktun mu? That wasn't Tom's choice. O, Tom'un seçimi değildi. Bu Tom'un seçimi değildi. This is all the money that I have now. Bu şu anda sahip olduğum tüm para. Şu an sahip olduğum tüm para bu. I feel a lot better. Çok daha iyi hissediyorum. Kendimi çok daha iyi hissediyorum. I'm sure Tom didn't know he was supposed to do that. Tom'un bunu yapması gerektiğini bilmediğinden eminim. Eminim Tom bunu yapması gerektiğini bilmiyordu. I have an old computer that I don't want anymore. Artık istemediğim eski bir bilgisayarım var. Artık istemediğim eski bir bilgisayarım var. They made many changes in the proposal. Onlar teklifte birçok değişik yaptılar. Teklifte birçok değişiklik yaptılar. I should wait until Tom gets here. Tom buraya gelene kadar beklemeliyim. Tom gelene kadar beklemeliyim. Tom sat down beside Mary on the bench. Tom bankta Mary'nin yanına oturdu. Tom Mary'nin yanına bankta oturdu. Tom and Mary will get married in October. Tom ve Mary ekim'de evlenecek. Tom ve Mary Ekim ayında evlenecek. I know something really fun we can do tomorrow. Yarın yapabileceğimiz gerçekten eğlenceli bir şey biliyorum. Yarın yapabileceğimiz çok eğlenceli bir şey biliyorum. Things got heated. İşler ısıtıldı. İşler kızıştı. I knew that was going to happen. Bunun olacağını biliyordum. Bunun olacağını biliyordum. Tom was carrying a duffel bag. Tom bir silindir spor çanta taşıyordu. Tom bir çanta taşıyordu. If I had known about it, I would have told you. Onun hakkında bilseydim, sana söylerdim. Eğer bunu bilseydim, sana söylerdim. There are very few shops and the cinema is awful. Burada çok az mağaza var ve sinema da korkunç. Çok az dükkan var ve sinema berbat. I miss Tom, too. Ben de Tom'u özledim. Tom'u da özlüyorum. I get kicked around a lot. Çok itilip kakılıyorum. Çok dayak yiyorum. I'm taking the subway to school. Okula metroyla gidiyorum. Metroyu okula götürüyorum. I told Tom to see a doctor. Tom'a bir doktora görünmesini söyledim. Tom'a bir doktora gitmesini söyledim. Tom received a commendation for bravery for rescuing a woman from a burning house. Tom yanan bir evden bir kadını kurtarmak için olan cesareti için bir takdirname aldı. Tom, yanan bir evden bir kadını kurtardığı için bir övgü aldı. Has Tom done it already? Tom zaten yaptı mı? Tom bunu yaptı mı? There is only one truth. Yalnızca bir gerçek var. Tek bir gerçek var. My marks were average. Notlarım ortalamaydı. Notlarım ortalamaydı. Is there anything else you need to know about me? Benimle ilgili bilmek istediğiniz başka şeyler var mı? Benim hakkımda bilmen gereken başka bir şey var mı? I live within spitting distance of the subway station. Metro istasyonuna birkaç adım mesafede yaşıyorum. Metro istasyonuna tükürme mesafesinde yaşıyorum. You think I'm afraid, don't you? Korktuğumu düşünüyorsun, değil mi? Korktuğumu düşünüyorsun, değil mi? Why don't we take a walk for a change? Neden değişiklik için yürüyüşe çıkmıyoruz? Neden bir değişiklik için yürüyüşe çıkmıyoruz? I'm not lucky. Şanslı değilim. Ben şanslı değilim. Tom doesn't seem to care about anything. Tom bir şey hakkında umursuyor gibi görünmüyor. Tom hiçbir şeyi umursamıyor gibi görünüyor. Would you please write with a ballpoint pen? Lütfen tükenmez kalemle yazar mısınız? Lütfen bir tükenmez kalemle yazar mısınız? 2013 is a year that I'll never forget. 2013 asla unutmayacağım bir yıl. 2013 hiç unutamayacağım bir yıl. He dropped the cup. Fincanı düşürdü. Kupayı düşürdü. I'm sorry. I can't do that. Üzgünüm. Bunu yapamam. Üzgünüm, bunu yapamam. I need paper for the printer. Yazıcı için kağıda ihtiyacım var. Yazıcı için kağıda ihtiyacım var. That's not a cat. O bir kedi değil. O bir kedi değil. Were you busy yesterday morning? Dün sabah meşgul müydün? Dün sabah meşgul müydün? The children got presents. Çocukların hediyeleri var. Çocuklar hediye aldı. Tom has had a nervous breakdown. Tom sinir krizi geçirdi. Tom sinir krizi geçirdi. Cain wasn't a good brother. Kabil iyi bir kardeş değildi. Cain iyi bir kardeş değildi. Why haven't you told Tom yet? Neden hâlâ Tom'a söylemedin? Tom'a neden hala söylemedin? Tom and Mary don't know how to do that. Tom ve Mary bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlar. Tom ve Mary bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlar. Tom had dreams of becoming a famous tennis player. Tom'un ünlü bir tenis oyuncusu olma hayalleri vardı. Tom ünlü bir tenisçi olmayı hayal etti. I had no one to talk with. Konuşacak kimsem yoktu. Konuşacak kimsem yoktu. I need to shovel snow off of the roof. Karı çatıdan kürümem gerekiyor. Çatıdan kar küremem lazım. Why don't we take a walk on the beach? Neden plajda yürüyüşe çıkmıyoruz? Neden sahilde yürüyüşe çıkmıyoruz? Are there any ATMs around here? Bu çevrede bir bankamatik var mı? Buralarda ATM var mı? I take full responsibility. Ben tam sorumluluğu alıyorum. Tüm sorumluluğu üstleniyorum. I can't afford to have children. Ben çocuk sahibi olmayı göze alamam. Çocuk sahibi olmayı göze alamam. Sami was going to die. Sami ölecekti. Sami ölecekti. I want to file a complaint. Protesto çekmek istiyorum. Şikayette bulunmak istiyorum. I wish that Tom would visit us more often. Keşke Tom bizi daha sık ziyaret etse. Keşke Tom bizi daha sık ziyaret etse. Life is short, so I use Python. Hayat kısa, bu yüzden ben piton kullanırım. Hayat kısa, bu yüzden Python kullanıyorum. I have to attend a meeting. Bir toplantıya katılmak zorundayım. Bir toplantıya katılmam gerek. Tom spends way too much time at the gym. Tom spor salonunda haddinden fazla vakit geçiriyor. Tom spor salonunda çok fazla zaman geçirir. It will rain in the forest. Ormanda yağmur yağacak. Ormanda yağmur yağacak. I'm already busy. Ben zaten meşgulüm. Zaten meşgulüm. Where do you think Tom wants to live? Tom'un nerede yaşamak istediğini düşünüyorsun? Sence Tom nerede yaşamak istiyor? He's become frail in his old age. O yaşlılığında çelimsiz oldu. Yaşlılığında zayıf bir hale geldi. Tom realized Mary was probably not going to be able to do that. Tom, Mary'nin onu muhtemelen yapamayacağını fark etti. Tom, Mary'nin muhtemelen bunu yapamayacağını fark etti. That made me feel young again. Bu bana kendimi tekrar genç hissettirdi. Bu beni tekrar genç hissettirdi. He decided to have surgery. Ameliyat edilmeye karar verdi. Ameliyat olmaya karar verdi. I'm sure Tom will pick Mary up after school. Tom'un okuldan sonra Mary'yi alacağından eminim. Tom'un Mary'yi okuldan sonra alacağına eminim. She's strong and sexy. O güçlü ve seksi. Güçlü ve seksi. It's a bargain. Bu bir pazarlık. Bu bir pazarlık. Did these vegetables cost a lot? Bu sebzeler çok tuttu mu? Bu sebzeler çok pahalıya mı mal oldu? We talk about it every day. Biz her gün onun hakkında konuşuruz. Bunu her gün konuşuyoruz. I met her on the way to school. Okula giderken ona rastladım. Okula giderken onunla tanıştım. Tom refused to do what I wanted him to do. Tom yapmasını istediğimi yapmayı reddetti. Tom benim yapmamı istediğim şeyi yapmayı reddetti. I looked in as many dictionaries as I could. Bakabildiğim kadar sözlüğe baktım. Elimden geldiğince çok sözlük inceledim. I saw some boys flying kites in the park. Parkta uçurtma uçuran bazı çocuklar gördüm. Parkta uçurtma uçuran birkaç çocuk gördüm. I think differently from you. Ben senden farklı düşünüyorum. Senden farklı düşünüyorum. I left the radio on. Radyoyu açık bıraktım. Radyoyu açık bıraktım. I framed the picture. Resmi çerçevelettim. Resmi çerçeveledim. Tom started to get a little bored. Tom biraz sıkılmaya başladı. Tom biraz sıkılmaya başladı. I know I'll never forget it. Onu asla unutmayacağımı biliyorum. Bunu asla unutmayacağımı biliyorum. Who do you think will win this year's Super Bowl? Bu yılki final karşılaşmasın kimin kazanacağını düşünüyorsun? Sizce bu seneki Süper Kupa'yı kim kazanacak? I wonder if there's more to it than that. Acaba bunun dahası da var mı? Bundan daha fazlası var mı merak ediyorum. I caught a cold last month. Geçen ay soğuk aldım. Geçen ay üşütmüştüm. If you're not more careful with your things, some of them may get broken. Eşyalarına daha fazla dikkat etmezsen bazıları kırılabilir. Eşyalarınıza daha fazla dikkat etmezseniz, bazıları kırılabilir. I've never actually been in love. Aslında hiç aşık olmadım. Aslında hiç aşık olmadım. How nervous were you? Ne kadar sinirliydin? Ne kadar gergindin? Ostriches live in Africa. Devekuşları Afrika'da yaşar. Devekuşları Afrika'da yaşar. Why don't we go ask Tom? Neden gidip Tom'a sormuyoruz? Neden gidip Tom'a sormuyoruz? I like your mirror. Aynanı seviyorum. Aynanı beğendim. Why me? Niye ben? Neden ben? The session will be prolonged again. Oturum tekrar sürdürülecek. Oturum tekrar uzatılacaktır. The doctor was optimistic. Doktor iyimserdi. Doktor iyimserdi. Tom didn't even get into any of his safety schools. Tom banko gireceğini düşündüğü okullara bile giremedi. Tom hiçbir güvenlik okuluna bile girmedi. You seem to like everybody. Herkesi seviyor gibi görünüyorsun. Herkesten hoşlanıyor gibisin. I shifted gears. Vites değiştirdim. Vitesleri değiştirdim. I've spent all morning in line. Bütün sabahı sırada geçirdim. Bütün sabahımı sıra halinde geçirdim. Tom wanted to get his tattoo removed. Tom dövmesini kaldırmak istedi. Tom dövmesinin çıkarılmasını istedi. She shaves her legs. O bacaklarını tıraş eder. Bacaklarını tıraş ediyor. Tom drives a red Camaro. Tom'un kırmızı bir Camaro'su var. Tom kırmızı bir Camaro kullanıyor. Tom has been doing that for a really long time. Tom bunu gerçekten uzun zamandır yapıyor. Tom bunu çok uzun zamandır yapıyor. Are you questioning my character? Karakterimi mi sorguluyorsun? Karakterimi mi sorguluyorsun? I really don't see any advantage. Gerçekten herhangi bir avantaj görmüyorum. Gerçekten bir avantaj görmüyorum. I want to do everything I can to help Tom. Tom'a yardım etmek için elimden gelen her şeyi yapmak istiyorum. Tom'a yardım etmek için elimden geleni yapmak istiyorum. Tom says he has no idea where Mary lives. Tom Mary'nin nerede yaşadığı konusunda fikri olmadığını söylüyor. Tom, Mary'nin nerede yaşadığı hakkında hiçbir fikri olmadığını söylüyor. Honestly, it sounds like a joke. Cidden kulağa şaka gibi geliyor. Dürüst olmak gerekirse, kulağa şaka gibi geliyor. Several of the store owners were shooting at looters. Birkaç mağaza sahibi yağmacılara ateş ediyordu. Mağaza sahiplerinden birkaçı yağmacılara ateş ediyordu. Turks and Kurds are brothers. Türk ve Kürt kardeştir. Türkler ve Kürtler kardeştir. Tom was surprised the police knew his name. Tom polisin onun adını bilmesine şaşırdı. Tom, polisin adını bilmesine şaşırdı. Tom said I looked pretty tired. Tom çok yorgun göründüğümü söyledi. Tom oldukça yorgun göründüğümü söyledi. You could see Tom tomorrow. Tom'u yarın görebilirsin. Yarın Tom'u görebilirsin. I don't think we can win. Kazanabileceğimizi sanmıyorum. Kazanabileceğimizi sanmıyorum. I realized later that the person I was talking to wasn't Tom. Konuştuğum kişinin Tom olmadığını daha sonra farkettim. Daha sonra konuştuğum kişinin Tom olmadığını fark ettim. You should wear a coat. Bir palto giymelisin. Palto giymelisin. I must finish my homework before dinner. Akşam yemeğinden önce ev ödevimi bitirmeliyim. Akşam yemeğinden önce ödevimi bitirmeliyim. Why don't we take a trip to Boston? Neden Boston 'a bir gezi yapmıyoruz? Neden Boston'a bir geziye çıkmıyoruz? What time's your plane? Uçağın ne zaman? Uçağın saat kaçta? Have we been to Paris? Paris'e gittik mi? Paris'e gittik mi? You swept me off my feet. Ayağımı yerden kestin. Beni ayaklarımdan silip süpürdün. The place isn't free. Mekan serbest değil. Burası bedava değil. Do you think I'm made of money? İyi para kazandığımı düşünüyor musunuz? Sence paradan mı yapılmışım? I was amazed at Tom's endurance. Tom'un tahammül gücü beni hayrete düşürmüştü. Tom'un dayanıklılığına hayran kaldım. What do you have to drink? İçki olarak neler var sizde? Ne içersin? We have exams right after summer vacation. Yaz tatilinden hemen sonra sınavlarımız var. Yaz tatilinden hemen sonra sınavlarımız var. I want to talk to the doctor. Ben doktorla konuşmak istiyorum. Doktorla konuşmak istiyorum. The motor is making a strange sound. Motor ses yapıyor. Motor garip bir ses çıkarıyor. Tom wasn't able to finish his dinner. Tom akşam yemeğini bitiremedi. Tom yemeğini bitiremedi. I think we need help. Sanırım yardıma ihtiyacımız var. Sanırım yardıma ihtiyacımız var. We have strawberry and chocolate cookies. Çilekli ve çikolatalı kurabiyelerimiz var. Çilek ve çikolatalı kurabiyelerimiz var. I think Tom wants to do that, even though he says he doesn't. Bence Tom istemediğini söylemesine rağmen bunu yapmak istiyor. Bence Tom bunu yapmak istiyor, her ne kadar öyle olmadığını söylese de. Tom has gotten a lot better. Tom çok daha iyi oldu. Tom çok daha iyiye gitti. I'd die without you. Sensiz ölürdüm. Sensiz ölürüm. He was educated by her grandfather. Büyük babası tarafından eğitilmiştir. Dedesi tarafından eğitildi. I learned to type at the age of nine. Dokuz yaşında daktilo ile yazmayı öğrendim. Yazmayı dokuz yaşında öğrendim. I cannot bring my car. There is no parking. Arabamı getiremiyorum. Otopark yok. Arabamı getiremem, park yeri yok. Mathematics is his strongest subject. Matematik onun en iyi dersidir. Matematik onun en güçlü konusudur. I never give up. Ben asla vazgeçmem. Asla pes etmem. I came to you because I want to help. Yardım etmek istediğim için sana geldim. Yardım etmek istediğim için sana geldim. You have to pay in advance at that hotel. O otelde peşin ödeme yapmak zorundasın. O otelde önceden ödeme yapmanız gerekiyor. Is transparency a bad thing? Şeffaflık kötü bir şey mi? Şeffaflık kötü bir şey mi? I'd better talk to Tom. Tom'la konuşsam iyi olur. Tom'la konuşsam iyi olacak. Is that supposed to be a question? Bunun bir soru olması gerekiyor mu? Bunun bir soru olması mı gerekiyor? Tom will escape. Tom kaçacak. Tom kaçar. I, as an American, admire Lincoln. Ben bir Amerikalı olarak, Lincoln'a hayranım. Bir Amerikalı olarak Lincoln'e hayranım. Tom always dreamed of becoming a race car driver. Tom her zaman bir yarış arabası sürücüsü olmayı hayal etti. Tom her zaman bir yarış arabası sürücüsü olmayı hayal etti. He went to New York by airplane. O, uçakla New York'a gitti. Uçakla New York'a gitti. What do you think of the soup? Çorbayla ilgili ne düşünüyorsun? Çorba hakkında ne düşünüyorsun? Alice has a cat. Alice'in bir kedisi var. Alice'in bir kedisi var. Probe into the cause of the accident. Kaza nedenini iyice soruştur. Kazanın nedenini araştırın. Tom hardly ever speaks to us anymore. Tom artık bizimle neredeyse hiç konuşmuyor. Tom artık bizimle neredeyse hiç konuşmuyor. Shore leave has been canceled. Kara izinleri iptal edildi. Kıyı izni iptal edildi. Are there any solutions? Herhangi bir çözüm var mı? Herhangi bir çözüm var mı? Turn to the left. Sola dön. Sola dön. You'll find a job. Bir iş bulacaksın. Bir iş bulacaksın. The US government declared a state of emergency. ABD hükûmeti acil durum ilan etti. ABD hükümeti olağanüstü hal ilan etti. He's returning to Italy. O, İtalya'ya dönüyor. İtalya'ya dönüyor. Ask a silly question and you'll get a silly answer. Aptalca bir soru sorarsan aptalca bir cevap alırsın. Aptalca bir soru sor ve aptalca bir cevap al. Tom doesn't have any friends. Tom'un hiç arkadaşı yok. Tom'un hiç arkadaşı yok. Please hang your clothes over here. Lütfen giysilerinizi buraya asın. Lütfen kıyafetlerinizi buraya asın. I don't have a problem doing the laundry, but I hate folding the clothes. Çamaşır yıkarken bir sorunum yok ama giysileri katlamaktan nefret ediyorum. Çamaşırları yıkamakta bir sorunum yok ama giysileri katlamaktan nefret ediyorum. Layla was Sami's ex-wife. Leyla, Sami'nin eski karısıydı. Layla, Sami'nin eski karısıydı. She took up his offer. O onun teklifini kabul etti. Teklifini kabul etti. I don't know what I think. Ne düşündüğümü bilmiyorum. Ne düşündüğümü bilmiyorum. Tom has straight hair. Tom'un düz saçı var. Tom'un düz saçları var. There's a lot of big game in that forest. O ormanda birçok büyük av hayvanı var. O ormanda bir sürü büyük oyun var. We've lowered our prices. Fiyatlarımızı düşürdük. Fiyatlarımızı düşürdük. Your letter made me happy. Mektubun beni mutlu etti. Mektubun beni mutlu etti. Tom armed himself with a baseball bat. Tom emanet olarak yanına beyzbol sopası aldı. Tom kendini beyzbol sopasıyla silahlandırdı. I really enjoy speaking to you. Senle konuşmaktan hakikaten zevk alıyorum. Seninle konuşmaktan gerçekten zevk alıyorum. How is what you're doing going to help? Yaptığın şey nasıl işe yarayacak? Yaptığın şey nasıl yardımcı olacak? I was about to jump over the wall. Duvarın üzerinden atlamak üzereydim. Duvarın üzerinden atlamak üzereydim. Someone is openly stealing my example sentences and this has to stop. Birisi bariz şekilde örnek cümlelerimi çalıyor ve bunun bir son bulması şart. Birisi açıkça benim örnek cümlelerimi çalıyor ve bu durmak zorunda. I'll have to do that myself. Bunu kendim yapmam gerekecek. Bunu kendim yapmak zorundayım. I'm still not finished reading this book. Hâlâ kitabı okumayı bitirmedim. Bu kitabı okumayı henüz bitirmedim. I'm not sure Tom should do that again. Tom'un onu bir daha yapması gerektiğinden emin değilim. Tom'un bunu tekrar yapması gerektiğinden emin değilim. The sugar is in the bag. Şeker torbada. Şeker torbanın içinde. Tom fears neither God nor the devil. Tom ne Tanrıdan ne de şeytandan korkar. Tom ne Tanrı'dan ne de şeytandan korkar. I would never do something behind your back. Asla arkandan bir şey yapmam. Asla arkandan bir şey yapmam. We must go without luxuries. Biz lüks olmadan gitmeliyiz. Lüks olmadan gitmeliyiz. He sat down to read a book. Bir kitap okumak için oturdu. Bir kitap okumak için oturdu. Tom told me that he would help us. Tom bana bize yardım edeceğini söyledi. Tom bize yardım edeceğini söyledi. What're you drinking? Ne içiyorsun? Ne içiyorsun? That is my little sister's camera. O benim küçük kız kardeşimin kamerası. O benim küçük kız kardeşimin kamerası. He is absent from school. O, okulda yok. Okuldan uzaktır. You might see them there. Onları orada görebilirsin. Onları orada görebilirsiniz. I can peel an apple. Bir elmayı soyabilirim. Bir elma soyabilirim. Tom's grammar is an absolute rebellion against the English language. Tom resmen İngilizceye tepki olarak doğmuş. Tom'un grameri, İngiliz diline karşı mutlak bir isyandır. I didn't enjoy my last job. That's why I quit. Son işimden hoşlanmadım. Bu yüzden ayrıldım. Son işimden zevk almadım, bu yüzden istifa ettim. We ended up having to sell most of those below cost. Bunların çoğunu maliyetinin altında satmak zorunda kaldık. Maliyeti düşük olanların çoğunu satmak zorunda kaldık. He had worked hard to keep Kansas peaceful. Kansas'ı huzurlu tutmak için çok çalıştı. Kansas'ı huzurlu tutmak için çok çalışmıştı. You need to respect the elderly. Yaşlılara saygı duymalısınız. Yaşlılara saygı göstermelisin. You had been smoking, hadn't you? Sen sigara içiyordun, değil mi? Sigara içiyordun, değil mi? You're starting to sound like my mother. Sen anneme benzemeye başlıyorsun. Annem gibi konuşmaya başladın. Remember your humanity, and forget the rest. İnsanlığını hatırla ve gerisini unut. İnsanlığınızı hatırlayın ve gerisini unutun. Why is Boston such a popular destination for tourists? Neden Boston turistler için böylesine popüler bir yerdir? Boston turistler için neden bu kadar popüler bir yer? Staff members only. Sadece çalışanlar. Sadece personel. Why don't we watch a movie? Neden film izlemiyoruz? Neden film izlemiyoruz? Bright colors don't suit Tom. Parlak renkler Tom'a yakışmıyor. Parlak renkler Tom'a uymaz. We're shooting. Ateş ediyoruz. Ateş ediyoruz. People seek escape from the heat of the town. İnsanlar şehrin sıcağından kaçış arıyorlar. İnsanlar şehrin sıcağından kaçmak ister. Tom knew who the mugger was. Tom soyguncunun kim olduğunu biliyordu. Tom soyguncunun kim olduğunu biliyordu. We're finally on the right track. Biz sonunda doğru yoldayız. Sonunda doğru yoldayız. Tom, I've got to tell you something. Tom, sana bir haberim var. Tom, sana bir şey söylemeliyim. Please give Tom a job. Lütfen Tom'a bir iş ver. Lütfen Tom'a bir iş verin. Put another plate on the table. We have a guest. Masaya bir tabak daha koyun. Misafirimiz var. Masaya bir tabak daha koy, misafirimiz var. Stop pretending that you care. Sanki umursuyormuşsun gibi davranmayı bırak. Umurundaymış gibi davranmayı bırak. They all ordered hamburgers and something to drink. Onların hepsi hamburgerler ve içecek bir şey sipariş etti. Hepsi hamburger ve içecek bir şeyler sipariş etti. I want to find her. Onu bulmak istiyorum. Onu bulmak istiyorum. You must absolutely not lick the floor. Kesinlikle zemini yalamamalısın. Kesinlikle zemini yalamamalısın. Tom didn't want to sell his car, but he had no choice. Tom arabasını satmak istemiyordu ama başka seçeneği yoktu. Tom arabasını satmak istemedi ama başka seçeneği yoktu. You promised me that you would take care of Tom. Bana Tom'a iyi bakacağına söz verdin. Tom'la ilgileneceğine söz vermiştin. Most students study hard. Çoğu öğrenci sıkı çalışır. Çoğu öğrenci çok çalışır. That story turned out to be a hoax. O hikâye kolpa çıktı. O hikâyenin bir aldatmaca olduğu ortaya çıktı. I was very glad to see Tom. Tom'u gördüğüme çok memnun oldum. Tom'u gördüğüme çok sevindim. She died in 1960. O 1960 yılında öldü. 1960 yılında öldü. How dare you accuse me of lying! Beni yalan söylemekle suçlamaya nasıl cüret edersin! Ne cüretle beni yalan söylemekle suçlarsın! Sami and Layla set up a robbery. Sami ve Leyla bir soygun tasarladılar. Sami ve Layla bir soygun düzenlediler. Please buy me the new Shakira CD. Lütfen bana yeni Shakira CD'sini satın al. Lütfen bana yeni Shakira CD'sini al. My work is being reviewed by that man Çalışmam o adam tarafından gözden geçiriliyor. İşim o adam tarafından gözden geçiriliyor. Were you able to convince Tom to help you wash your car? Tom'u arabanı yıkamana yardım etmeye ikna edebildin mi? Tom'u arabanı yıkamana yardım etmesi için ikna edebildin mi? There's a rivalry between our schools. Okullarımız arasında rekabet var. Okullarımız arasında bir rekabet var. Do you have these shoes in my size? Bu ayakkabılardan benim boyutumda olanından sizde var mı? Bu ayakkabılar benim bedenimde mi? Senators made a decision. Senatörler bir karar verdiler. Senatörler bir karar aldı. You were right to go. Gitmekte haklıydın. Gitmekte haklıydın. Tom was a pain. Tom bir sancıydı. Tom tam bir baş belasıydı. Tom stopped and looked around. Tom durup etrafa baktı. Tom durdu ve etrafına baktı. I didn't know that Mary was Tom's daughter. Mary'nin Tom'un kızı olduğunu bilmiyordum. Mary'nin Tom'un kızı olduğunu bilmiyordum. Tom is wearing a new suit. Tom yeni bir takım elbise giyiyor. Tom yeni bir takım elbise giyiyor. I don't feel like going out today at all. I'll stay at home, I'll order pizza, and I'll watch TV. Bugün hiç dışarı çıkmak istemiyorum. Evde kalacağım, pizza sipariş edeceğim ve TV izleyeceğim. Bugün dışarı çıkmak istemiyorum, evde kalacağım, pizza sipariş edeceğim ve televizyon izleyeceğim. He bought this truck in Poland. Bu kamyonu Polonya'dan satın aldı. Bu kamyonu Polonya'da satın aldı. Is Mr. Brown a doctor? Bay Brown bir doktor mu? Bay Brown doktor mu? Well, I have to go now. Eh, artık gitmek zorundayım. Şimdi gitmem gerek. How much money do we have left to spend on food? Yemeğe harcayacak ne kadar paramız kaldı? Yiyeceklere harcayacak ne kadar paramız kaldı? I am going to the post office to buy stamps. Ben pul satın almak için postaneye gidiyorum. Pul almak için postaneye gidiyorum. Tom stopped looking for the treasure and went back home. Tom hazine aramayı durdurdu ve eve gitti. Tom hazineyi aramayı bıraktı ve eve döndü. Are you planning to help him? Ona yardım etmeyi planlıyor musun? Ona yardım etmeyi mi planlıyorsun? I get up early every morning. Her sabah erken uyanırım. Her sabah erken kalkarım. He always values his wife's opinions. O, her zaman karısının görüşlerine değer verir. Karısının görüşlerine her zaman değer verir. To tell the truth, they are not husband and wife. Gerçeği söyle, onlar karı-koca değiller. Doğruyu söylemek gerekirse, onlar karı-koca değildir. I am you. Ben senim. Ben senim. Put the book back in place. Kitabı yerine koyun. Kitabı yerine koy. I think we need more coffee. Daha fazla kahveye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Sanırım daha fazla kahveye ihtiyacımız var. Instead of whispering it quietly, why don't you say it to my face! Sessizce fısıldayacağına neden onu benim yüzüme söylemiyorsun? Sessizce fısıldamak yerine neden yüzüme söylemiyorsun? It all went wrong. Her şey ters gitti. Her şey ters gitti. You can't help being what you are. Kendini değiştiremezsin. Olduğun gibi olmaktan kendini alamazsın. We don't care. Umursamayız. Umurumuzda değil. Tom spent a lot of money on that house. Tom o eve çok para harcadı. Tom o eve çok para harcadı. Words once said can't be taken back. Bir zamanlar söylenmiş sözler geri alınamaz. Bir zamanlar söylenen sözler geri alınamaz. Tom smiled and raised his hat. Tom gülümsedi ve şapkasını kaldırdı. Tom gülümsedi ve şapkasını kaldırdı. Tom told me he had no time to read books. Tom bana kitaplar okuyacak zamanı olmadığını söyledi. Tom bana kitap okumaya vakti olmadığını söyledi. Where do you want us to go? Nereye gitmemizi istiyorsun? Nereye gitmemizi istiyorsun? Tom was very hopeful. Tom çok umutluydu. Tom çok umutluydu. Tom's dog has four legs. Tom'un köpeğinin dört bacağı vardır. Tom'un köpeğinin dört bacağı vardır. I've always known that. Onu her zaman biliyorum. Bunu hep biliyordum. That's what managers are supposed to do. Yöneticilerin yapmaları gereken de budur. Yöneticilerin yapması gereken de budur. Do your parents let you eat candy? Anne ve baban şeker yemene izin veriyor mu? Ailen şeker yemene izin veriyor mu? Tom is fascinated. Tom büyülendi. Tom büyülendi. Wear warm clothes in the winter. Kışın kalın giysiler içinde olun. Kışın sıcak giysiler giyin. I hope that I get a raise. Umarım zam alırım. Umarım zam alırım. We can't help that. Ona yardım edemeyiz. Buna engel olamayız. There isn't anything left to eat. Yiyecek bir şey kalmamış. Yiyecek bir şey kalmadı. It's better to be alone than with some dumbass by your side. Yalnız olmak yanında birkaç aptalla birlikte olmaktan daha iyidir. Yalnız olmak, yanında bir aptalla olmaktan iyidir. I wish you had told me the truth then. Keşke bana o zaman gerçeği söyleseydin. Keşke o zaman bana gerçeği söyleseydin. I'm sick of the hypocrisy. İkiyüzlülükten bıktım. Bu ikiyüzlülükten bıktım. The man suspected of murdering Tom has been arrested by the police. Tom'u öldürdüğünden şüphelenilen adam polis tarafından tutuklandı. Tom'u öldürdüğünden şüphelenilen adam polis tarafından tutuklandı. Tom is getting angry, isn't he? Tom sinirleniyor, değil mi? Tom sinirleniyor, değil mi? It's an energy-efficient appliance. Enerji verimi yüksek bir cihaz. Enerji tasarruflu bir cihaz. What's that on the plate? Tabaktaki ne? O tabakta ne var? The diamond was discovered by a boy in 1873. Elmas 1873 yılında bir çocuk tarafından keşfedildi. Elmas 1873 yılında bir çocuk tarafından keşfedilmiştir. Tom seemed to be making progress. Tom'da ilerleme var gibi görünüyordu. Tom ilerleme kaydediyor gibiydi. Tom is staying with me. Tom benimle kalıyor. Tom benimle kalıyor. I put my arms around his neck. Kollarımı onun boynuna koydum. Kollarımı boynuna doladım. You're a good mom. Siz iyi bir annesiniz. Sen iyi bir annesin. Tom has the best job in the world. Tom dünyadaki en iyi işe sahip. Tom dünyanın en iyi işine sahip. How was your conference? Konferansın nasıldı? Konferansın nasıl geçti? "This is the last time," said Tom. "You always say that," replied Mary. Tom “Bu son kez” dedi. Mary “Sen her zaman öyle dersin” diye yanıtladı . "Bu son kez," dedi Tom. "Bunu hep söylüyorsun," diye cevapladı Mary. I think we should reduce the prices. Bence fiyatları düşürmeliyiz. Bence fiyatları düşürmeliyiz. That isn't the response I was expecting. Beklediğim cevap bu değildi. Beklediğim cevap bu değildi. I don't think so, my friend. Ben öyle düşünmüyorum, dostum. Hiç sanmıyorum dostum. I'm not accusing anyone. Ben kimseyi itham etmiyorum. Kimseyi suçlamıyorum. Get over it. Onun üstesinden gel. Aş bunu. She has bought a new computer. Yeni bir bilgisayar aldı. Yeni bir bilgisayar satın aldı. It seemed like too much trouble. Çok fazla sorun gibi görünüyordu. Çok fazla sorun varmış gibi geldi. Tom will be late again. Tom yine geç kalacak. Tom yine geç kalacak. Vesuvius and Etna are the two most well-known volcanoes in Italy. Vezüv ve Etna, İtalya'nın en bilinen yanardağlarıdır. Vezüv ve Etna, İtalya'nın en çok bilinen iki volkanıdır. Who drew that? Bunu kim çizdi? Bunu kim çizdi? Tom seems upset. Tom üzgün görünüyor. Tom üzgün görünüyor. Tom said Mary is probably still grumpy. Tom, Mary'nin muhtemelen hâlâ huysuz olduğunu söyledi. Tom, Mary'nin hala huysuz olduğunu söyledi. I have an idea I'd like you to consider. Düşünüp taşınmanı istediğim bir fikrim var. Düşünmeni istediğim bir fikrim var. Here's where we disagree. Ayrı düştüğümüz yer bu. Burada aynı fikirde değiliz. We've changed so many things. Pek çok şeyi değiştirdik. O kadar çok şey değiştirdik ki. How many galaxies are there in the universe? Evrende kaç tane galaksi var? Evrende kaç tane galaksi var? Tom has never lived in Australia. Tom hiçbir zaman Avustralya'da yaşamadı. Tom Avustralya'da hiç yaşamadı. Would you like me to open the door for you? Senin için kapıyı açmamı ister misin? Senin için kapıyı açmamı ister misin? The problem seems to have corrected itself. Sorun kendiliğinden düzelmiş gibi görünüyor. Sorun kendini düzeltmiş gibi görünüyor. Is there an elevator in the apartment? Apartmanda asansör var mı? Dairede asansör var mı? Tom told Mary not to worry. Tom Mary'ye endişelenmemesini söyledi. tom mary'ye endişelenmemesini söyledi. She loves Hokkaido. O, Hokkaido'yu sever. Hokkaido'yu seviyor. Let's stay a little bit longer. Biraz daha kalalım. Biraz daha kalalım. I want to send Tom a letter. Tom'a bir mektup göndermek istiyorum. Tom'a bir mektup göndermek istiyorum. Having lived in the town, I'm not a stranger there. Kasabada yaşadığım için orada bir yabancı değilim. Kasabada yaşadıktan sonra, orada yabancı değilim. You are expecting too much of her. Ondan çok şey bekliyorsun. Ondan çok şey bekliyorsun. Don't underestimate your abilities. That's your boss' job. Yeteneklerini küçümseme. Bu senin patronun işi. Yeteneklerini hafife alma, patronunun işi bu. I told Tom I understood his concern. Tom'a endişesini anladığımı söyle. Tom'a endişesini anladığımı söyledim. Why don't we take a breather? Biraz soluklansak ya. Neden biraz soluklanmıyoruz? He changed his forecasts for the worse. Tahminlerini aşağıya çekti. Daha kötüsü için tahminlerini değiştirdi. It's very romantic! Çok romantik! Çok romantik! His object in life was to become a musician. Yaşamdaki amacı bir müzisyen olmaktı. Hayattaki amacı müzisyen olmaktı. I never yell at Tom. Ben asla Tom'a bağırmam. Tom'a asla bağırmam. Tom hopes that he won't be asked to do that. Tom, bunu yapması istenmeyeceğini umuyor. Tom bunu yapmasının istenmeyeceğini umuyor. Tom knew that I was desperate to do that. Tom bunu yapmak için umutsuz olduğumu biliyordu. Tom bunu yapmak için çaresiz olduğumu biliyordu. Tom wants to go swimming. Tom yüzmeye gitmek istiyor. Tom yüzmeye gitmek istiyor. Tom is dancing on the fine line between genius and insanity. Tom delilik ve dâhilik arasındaki ince çizgide dans ediyor. Tom deha ve delilik arasındaki ince çizgide dans ediyor. When should we talk to Tom? Tom'la ne zaman konuşalım? Tom'la ne zaman konuşmalıyız? A falcon is a bird of prey. Doğanlar yırtıcı kuşlardır. Şahin, yırtıcı bir kuştur. Ask him if he speaks Japanese. Onun Japonca konuşup konuşmadığını ona sor. Japonca bilip bilmediğini sor. I'm very conscientious. Ben çok vicdanlıyım. Çok vicdanlıyımdır. When was the last time you used heroin or methadone? En son ne zaman eroin ya da metadon kullandınız? En son ne zaman eroin ya da metadon kullandın? The old method proved to be best after all. Eski metot sonunda en iyi olduğunu kanıtladı. Eski yöntem her şeye rağmen en iyisi olduğunu kanıtladı. So what's your point? Peki amacın nedir? Ne demek istiyorsun? I thought you'd never arrive. Hiç gelmeyeceksin sanmıştım. Hiç gelmeyeceksin sanıyordum. I know that would make me happy. Onun beni mutlu edeceğini biliyorum. Bunun beni mutlu edeceğini biliyorum. Tom fell and injured his knee. Tom düşüp dizini incitti. Tom düştü ve dizini sakatladı. Let's hope all these people brought something to eat and drink. Bütün bu insanların yiyecek ve içecek bir şey getirdiğini umalım. Umalım da bütün bu insanlar yiyecek ve içecek bir şeyler getirsinler. How long would it take to paint the roof? Çatıyı boyamak ne kadar sürer? Çatıyı boyamak ne kadar sürer? You must not go out after dinner. Akşam yemeğinden sonra dışarı çıkmamalısın. Akşam yemeğinden sonra dışarı çıkmamalısınız. Tom aberrant thinking persist. Tom sapkın düşüncesi devam ediyor. Tom Aberrant düşünce devam ediyor. Willingness to take responsibility is a sign of maturity. Sorumluluk alma isteği bir olgunluk işaretidir. Sorumluluk alma isteği olgunluğun bir işaretidir. Sorry for the stupid question. Bu aptalca soru için üzgünüm. Aptalca soru için özür dilerim. He has a high fever. Ateşi var. Yüksek ateşi var. Tom stole my heart. Tom kalbimi çaldı. Tom kalbimi çaldı. I am a colleague of Miss Mary Fischer. Ben bayan Mary Fischer'in bir meslektaşıyım. Ben Bayan Mary Fischer'ın meslektaşıyım. My brother missed the train because he got up too late. Kardeşim geç kalktığı için treni kaçırdı. Abim çok geç kalktığı için treni kaçırdı. The plant sends out a spike on which the flowers grow. Bitki üstünde çiçeklerin büyüdüğü bir başak gönderir. Bitki çiçeklerin yetiştiği bir sivri uç gönderir. Tom's plan failed when it was discovered by the police. Polis tarafından keşfedildiği zaman Tom'un planı başarısız oldu. Tom'un planı polis tarafından keşfedildiğinde başarısız oldu. We're still getting to know each other. Biz hâlâ birbirimizi tanıyoruz. Hala birbirimizi tanımaya çalışıyoruz. Tom couldn't do anything about it. Tom onun hakkında bir şey yapamadı. Tom bu konuda bir şey yapamadı. Tom said I don't have to do that. Tom bunu yapmak zorunda olmadığımı söyledi. Tom bunu yapmak zorunda olmadığımı söyledi. I bought myself several spiral-bound notebooks. Kendime birkaç tane spiralli defter aldım. Kendime birkaç spiral bağlı defter aldım. Tom wants to join our club. Tom kulübümüze katılmak istiyor. Tom kulübümüze katılmak istiyor. You'll have to visit me regularly for a while. Bir müddet beni düzenli olarak ziyaret etmek zorunda kalacaksın. Bir süre beni düzenli olarak ziyaret etmelisin. Not everyone's the same. Herkes aynı değil. Herkes aynı değil. I can't believe people really eat that stuff. İnsanların gerçekten o şeyi yediğine inanamıyorum. İnsanların gerçekten o şeyleri yediğine inanamıyorum. I'm thrilled to see it. Bunu gördüğüme çok sevindim. Bunu gördüğüme çok sevindim. Could you recommend a nice restaurant near here? Buralarda güzel bir restoran tavsiye edebilir misiniz? Yakınlarda güzel bir restoran önerebilir misiniz? I don't like anybody. Ben kimseyi sevmiyorum. Kimseyi sevmiyorum. Could I borrow your car? Arabanı ödünç alabilir miyim? Arabanı ödünç alabilir miyim? Tom is proud of his team. Tom takımıyla gurur duymaktadır. Tom ekibiyle gurur duyuyor. I wanted to stop them. Onları durdurmak istedim. Onları durdurmak istedim. Best of luck to you. İyi şanslar. Size iyi şanslar. Alcohol abuse is a serious problem on campus. Alkolü kötüye kullanma kampüste ciddi bir sorundur. Alkol kullanımı kampüste ciddi bir sorundur. Libraries are one of our most valuable resources. Kütüphaneler bizim en değerli kaynaklarımızdan biridir. Kütüphaneler en değerli kaynaklarımızdan biridir. You should go home now. Şimdi eve gitmelisin. Artık eve gitmelisin. Just start walking. Sadece yürümeye başla. Yürümeye başla. She dusts the furniture every day. Her gün mobilyanın tozunu alır. Her gün mobilyaları tozluyor. How often have you been vomiting? Ne sıklıkta kusuyorsunuz? Ne sıklıkla kusuyorsun? You can't use my scissors. Makasımı kullanamazsın. Makasımı kullanamazsın. This jacket is too tight for me. Bu ceket benim için çok dar. Bu ceket benim için çok dar. We'll go out tomorrow if the weather permits. Hava müsait olursa yarın dışarı çıkacağız. Hava izin verirse yarın dışarı çıkacağız. Tom is extremely disappointed. Tom son derece hayal kırıklığına uğradı. Tom hayal kırıklığına uğradı. How about we bunk off school and go to the beach? Okulu asıp sahile gitsek nasıl olur? Okulu bırakıp sahile gitmeye ne dersin? Leaving the room, he turned off the light. O, odayı terk ederken ışığı kapattı. Odadan çıkarken ışığı kapattı. It was she who made him do it. Ona bunu yaptıran oydu. Ona bunu yaptıran oydu. Please be careful with that one. Lütfen ona dikkat et. Lütfen buna dikkat edin. I walked as far as the station. İstasyona kadar yürüdüm. İstasyona kadar yürüdüm. Are you spending Valentine's Day with Tom? Sevgililer gününü Tom'la birlikte mi geçiriyorsun? Sevgililer Günü'nü Tom'la mı geçiriyorsun? You aren't supposed to swim here. Burada yüzmemen gerekiyor. Burada yüzmemen gerekiyor. Tom washed his hands, but Mary didn't wash hers. Tom ellerini yıkadı, ancak Mary yıkamadı. Tom ellerini yıkadı ama Mary onunkini yıkamadı. I went back to sleep. Uyumaya geri döndüm. Uyumaya geri döndüm. The contract will shortly expire. Mukavele yakında sona erecek. Sözleşme kısa süre içinde sona erecek. The lady is my sister. Hanım benim ablamdır. Bayan benim kız kardeşim. How did you burn yourself? Kendini nasıl yaktın? Kendini nasıl yaktın? You're in luck this time. Bu sefer şanşlısın. Bu sefer şanslısın. Words cannot express it. Sözcükler bunu ifade edemez. Kelimeler bunu ifade edemez. You must go on a diet because you are too fat. Çok şişman olduğun için bir rejime başlamalısın. Diyete gitmelisiniz çünkü çok şişmansınız. I found my high school yearbook. Lise yıllığımı buldum. Lise yıllığımı buldum. We haven't done anything wrong. Yanlış bir şey yapmadık. Biz yanlış bir şey yapmadık. The camera zoomed in on Tom's face. Kamera, Tom'un yüzünü yakınlaştırdı. Kamera Tom'un yüzüne yakınlaştı. People should be warned. İnsanlar uyarılmalı. İnsanlar uyarılmalıdır. The country appealed to the United Nation for help. Ülke yardım için Birleşmiş Milletler'e başvurdu. Ülke yardım için Birleşmiş Milletler'e başvurdu. They say that he is very rich. Onun çok zengin olduğunu söylerler. Çok zengin olduğunu söylüyorlar. Tom pulled out his wallet and took out his driver's license. Tom cüzdanını çıkardı ve sürücü ehliyetini aldı. Tom cüzdanını çıkardı ve ehliyetini çıkardı. Sometimes love is all-consuming. Bazen aşk çok önemlidir. Bazen aşk her şeyi tüketir. The boys built a raft. Çocuklar bir sal yaptı. Çocuklar bir sal yaptılar. She politely declined the invitation. O kibarca daveti reddetti. Nazikçe daveti reddetti. Even if you say it, I don't believe you. Bunu söylesen bile sana inanmıyorum. Sen söylesen bile, sana inanmıyorum. Sindhi is a language of Pakistan spoken by the Sindhi people. Sintçe, Sint halkı tarafından konuşulan bir Pakistan dilidir. Sindhi, Pakistan'ın Sindhi halkı tarafından konuşulan bir dilidir. Has anyone ever told you what really happened? Gerçekten ne olduğunu biri sana söyledi mi? Sana gerçekte ne olduğunu söyleyen oldu mu? You sure eat a lot. Kesinlikle çok yersiniz. Çok yediğine eminim. I'll call Tom tomorrow. Tom'u yarın çağıracağım. Yarın Tom'u ararım. Tom says he sings tenor. Tom tenor söylediğini söylüyor. Tom tenor söylediğini söylüyor. This house is full of spider webs. Bu ev örümcek ağlarıyla dolu. Bu ev örümcek ağıyla dolu. I can't bear living alone. Tek yaşamaya katlanamam. Yalnız yaşamaya dayanamıyorum. Tom was a good loser. Tom iyi bir kaybedendi. Tom iyi bir kaybedendi. I'm getting a lawyer. Ben bir avukat oluyorum. Avukat tutacağım. Tom and Mary don't seem to be happy to see each other. Tom ve Mary birbirlerini gördüklerine memnun olmuş gibi görünmüyorlar. Tom ve Mary birbirlerini gördüğü için mutlu görünmüyorlar. Tom made fun of us. Tom bizimle dalga geçti. Tom bizimle dalga geçti. I was aware of that. Bunun farkındaydım. Bunun farkındaydım. It was really odd. O gerçekten garipti. Gerçekten çok garipti. Tom's father has a limp. Tom'un babası topal. Tom'un babası topallıyor. We should be more talkative. Daha konuşkan olmalıyız. Daha konuşkan olmalıyız. Sometimes it is difficult to find a good job. Bazen iyi bir iş bulmak zordur. Bazen iyi bir iş bulmak zordur. Tom wants to see his son. Tom oğlunu görmek istiyor. Tom oğlunu görmek istiyor. What is your ISP? İnternet sağlayıcın hangisi? ISP'niz nedir? I didn't feel comfortable there. Orada kendimi rahat hissetmiyordum. Orada kendimi rahat hissetmiyordum. Today is the fifth day of Ramadan. Bugün ramazan'ın beşinci günü. Bugün Ramazan'ın beşinci günü. I was three years old at that time. O zaman üç yaşındaydım. O zamanlar üç yaşındaydım. Stop kvetching! Dırdır etmekten vazgeç. Kvetching'i durdurun! When is the next major holiday? Bir sonraki önemli tatil ne zaman? Bir sonraki büyük tatil ne zaman? Do you get heartburn after eating certain foods? Yedikten sonra midenizi yakan yiyecekler var mı? Bazı yiyecekleri yedikten sonra mide ekşimesi olur mu? We have to go on. Devam etmek zorundayız. Devam etmeliyiz. I would like to meet you. Sizinle tanışmak istiyorum. Sizinle tanışmak istiyorum. I'm going south. Güneye gidiyorum. Güneye gidiyorum. Sometimes we meet in the shop. Bazen dükkanda buluşuruz. Bazen dükkanda buluşuruz. Call me Harry, if you don't mind. Sakıncası yoksa bana Harry de. Sakıncası yoksa bana Harry de. That wouldn't be a smart move. Bu akıllıca bir hareket olmaz. Bu akıllıca bir hareket olmaz. We need many other things. Daha birçok şeye ihtiyacımız var. Daha birçok şeye ihtiyacımız var. Mary is a busy mom. Mary meşgul bir annedir. Mary meşgul bir annedir. Tom has been living here since 2013. Tom 2013'ten beri burada yaşıyor. Tom 2013'ten beri burada yaşıyor. The last time we had this problem, things got very messy. Bu sorunla en son karşılaştığımız zaman işler çok karışmıştı. Bu sorunu en son yaşadığımızda işler çok karıştı. What is your house like? Evin nasıl bir şey? Evin nasıl bir yer? I'm not certain. Emin değilim. Emin değilim. Can you snap your fingers? Parmaklarını şıklatabiliyor musun? Parmaklarını şıklatabilir misin? I need some time with Tom. Tom'la biraz zamana ihtiyacım var. Tom'la biraz zamana ihtiyacım var. I don't want him to worry. Onun endişelenmesini istemiyorum. Onun endişelenmesini istemiyorum. I've made some poor choices. Ben bazı kötü seçimler yaptım. Bazı kötü seçimler yaptım. Tom dunked the Oreo in milk for too long and it became soggy. Tom, Oreo'yu çok uzun zaman süte daldırdı ve vıcık vıcık oldu. Tom, Oreo'yu çok uzun süre süte batırdı ve soggy oldu. Paradise on earth is where I am. Dünyadaki cennet benim olduğum yerdedir. Yeryüzündeki cennet benim olduğum yerdir. I still think Tom is hiding something. Hâlâ Tom'un bir şey sakladığını düşünüyorum. Tom'un hala bir şeyler sakladığını düşünüyorum. Tom is the fastest draw in Boston. Boston'un en hızlı silah çekeni Tom'dur. Tom, Boston'daki en hızlı kura çekimidir. Are you retiring soon? Yakında emekli olacak mısın? Yakında emekli olacak mısın? Shrug your shoulders. Omuzunuzu yukarı aşağı hareket ettirin. Omuzlarını silk. Why don't we go sailing? Neden denize açılmıyoruz? Neden yelken açmıyoruz? That's exactly what I would do. Yapacağım tam olarak budur. Ben de öyle yapardım. I had trouble sleeping last night. Dün gece uyumakta sorun yaşadım. Dün gece uyumakta zorlandım. I don't know any of her students. Onun öğrencilerinden hiçbirini tanımıyorum. Hiçbir öğrencisini tanımıyorum. I think you look like Tom. Bence Tom'a benziyorsun. Bence Tom'a benziyorsun. Do you regularly experience dry mouth? Ağzınız çok kuruyor mu? Düzenli olarak ağız kuruluğu yaşar mısınız? He knows US history well. O, ABD tarihini iyi bilir. ABD tarihini iyi biliyor. "How old are you?" "I'm thirty years old." "Kaç yaşındasın? "Otuz yaşındayım." "Kaç yaşındasın?" "Ben otuz yaşındayım." Are you OK, Tom? İyi misin, Tom? İyi misin Tom? There's something you don't seem to understand. Anlıyor gibi görünmediğin bir şey var. Anlamadığın bir şey var. Tom doesn't understand anything of french. Tom Fransızca bir şey anlamıyor. tom fransızcadan anlamaz. The black cat is eating the white mouse. Kara kedi, beyaz fareyi yiyor Siyah kedi beyaz fareyi yiyor. Why are Tom and Mary always fighting? Tom ve Mary neden hep kavga ediyor? Tom ve Mary neden sürekli kavga ediyorlar? That's a very interesting offer. Bu çok ilginç bir teklif. Bu çok ilginç bir teklif. Stop. This is not funny. Dur. Bu komik değil. Bu hiç komik değil. Tom didn't go shopping yesterday, did he? Tom dün alışverişe gitmedi, değil mi? Tom dün alışverişe gitmedi, değil mi? The boy whose dog was hit by a car has not been to school for 3 days. Köpeğine araba çarpan çocuk 3 gündür okula gelmedi. Köpeği araba çarpmış olan çocuk 3 gündür okula gitmiyor. Tom's mother still buys his clothes for him. Onun için elbiselerini hâlâ Tom'un annesi alıyor. Tom'un annesi hala onun için kıyafetlerini alıyor. The youth eat in the garden. Gençler bahçede yerler. Gençler bahçede yemek yer. Dan overheard Linda's conversation with her lover. Dan Linda'nın sevgilisi ile konuşmasına kulak misafiri oldu. Dan, Linda'nın sevgilisiyle yaptığı konuşmaya kulak misafiri oldu. Many of the railroads I see aren't even used anymore. Gördüğüm demiryolu hatlarının çoğu artık faal bile değil. Gördüğüm demiryollarının çoğu artık kullanılmadı bile. Good advice isn't always expensive. İyi nasihat her zaman pahalı değildir. İyi bir tavsiye her zaman pahalı değildir. That's a splendid idea. Bu muhteşem bir fikir. Bu harika bir fikir. Tom wasn't at the hotel. Tom otelde değildi. Tom otelde değildi. Construction started in October. İnşaat ekimde başladı. İnşaat Ekim ayında başladı. I wanted to thank you for helping me out. Bana yardım ettiğiniz için teşekkür etmek istedim. Bana yardım ettiğin için teşekkür etmek istedim. He knew she was having an affair. O, onun bir ilişkisi olduğunu biliyordu. Bir ilişkisi olduğunu biliyordu. We should get to know each other a little better. Birbirimizi biraz daha iyi tanımalıyız. Birbirimizi biraz daha iyi tanımalıyız. He's not as old as my brother. O, benim erkek kardeşim kadar yaşlı değildir. Kardeşim kadar yaşlı değil. Deflation is almost always bad. Deflasyon hemen hemen her zaman kötüdür. Deflasyon neredeyse her zaman kötüdür. I felt guilty. Kendimi suçlu hissettim. Kendimi suçlu hissettim. It was so mystical. O çok gizemliydi. Çok mistikti. The Sahara Desert is a magical place. Sahra Çölü büyülü bir yerdir. Sahra Çölü büyülü bir yerdir. Don't worry. You'll get used to it over time. Merak etme, zamanla alışacaksın. Merak etme, zamanla alışırsın. Tom claims he did this. Tom bunu yaptığını iddia ediyor. Tom bunu yaptığını iddia ediyor. The fortune teller interpreted my dream. Falcı rüyamı tabir etti. Falcı rüyamı yorumladı. Tom is standing outside the door. Tom kapının dışında dikiliyor. Tom kapının önünde duruyor. Who's not wearing gloves? Kim eldiven takmıyor? Kim eldiven giymez ki? Leaves fall in the autumn. Yapraklar sonbaharda dökülür. Yapraklar sonbaharda düşer. Tom keeps a gun in his briefcase. Tom çantasında bir silah bulunduruyor. Tom çantasında bir silah tutuyor. The cello is a string instrument. Viyolonsel bir telli çalgı. Çello bir yaylı çalgıdır. Do you feel like you want to hurt yourself now? Şu an içinizde kendinize zarar verme isteği var mı? Şimdi kendine zarar vermek istiyor musun? I still don't understand why you don't like Tom. Neden Tom'u sevmediğini hâlâ anlamıyorum. Tom'u neden sevmediğini hala anlamıyorum. Don't forget to floss. Diş ipiyle temizlik yapmayı unutma. Diş ipi kullanmayı unutma. Tom may be a little slow, but he isn't stupid. Tom biraz yavaş olabilir ama o aptal değildir. Tom biraz yavaş olabilir ama aptal değil. Dragons are imaginary creatures. Ejderhalar hayali yaratıklardır. Ejderhalar hayali yaratıklardır. I meet her at school now and then. Ara sıra onunla okulda karşılaşırım. Onunla arada sırada okulda karşılaşıyorum. I'll teach you how to do that if you want me to. Eğer istersen, bunu nasıl yapacağını sana öğreteceğim. Eğer istersen sana bunu nasıl yapacağını öğreteceğim. The food is fresh and healthy. Gıda, taze ve sağlıklıdır. Yemekler taze ve sağlıklıdır. I understood everything. Herşeyi anlıyordum. Her şeyi anladım. I know it won't be easy to do that. Onu yapmanın kolay olmayacağını biliyorum. Bunu yapmanın kolay olmayacağını biliyorum. Something they said must have hit a nerve, so he started yelling at them. Söyledikleri bir şey damarına basmış olmalı ki onlara bağırmaya başladı. Söyledikleri bir şey bir sinire çarpmış olmalı, bu yüzden onlara bağırmaya başladı. I guess we found it. Galiba onu bulduk. Sanırım bulduk. He watches PBS. O, PBS izler. PBS'yi izliyor. These earbuds only work on one side. Bu kulaklığın sadece tek tarafından ses geliyor. Bu kulaklıklar sadece bir tarafta çalışır. You're after them. Sen onlardan sonrasın. Onların peşindesin. Tom doesn't want to be a celebrity. Tom bir şöhret olmak istemiyor. Tom ünlü olmak istemiyor. When Tom gets here, I will already be gone. Tom buraya geldiğinde ben çoktan gitmiş olacağım. Tom buraya geldiğinde ben çoktan gitmiş olacağım. Don't you think you're asking too many questions? Sence de çok soru sormuyor musun ? Çok fazla soru sorduğunu düşünmüyor musun? Did Tom really think we would help Mary? Tom gerçekten Mary'ye yardım edeceğimizi düşündü mü? Tom gerçekten Mary'e yardım edeceğimizi mi sanıyordu? I asked why. Sebebini sordum. Nedenini sordum. Why don't you move into my house? Neden benim evime taşınmıyorsun? Neden evime taşınmıyorsun? You are bad! Cockroach! Sen kötüsün! Hamamböceği! Sen kötüsün! There were two Spanish firemen, called José and Josbí. Orada Jose ve Josbi adında iki İspanyol itfaiyeci vardı. Jose ve Josbe adında iki İspanyol itfaiyeci vardı. Here's what really happened. Gerçekten neyin meydana geldiği burada. Asıl olan şu. I left your umbrella on the bus. Şemsiyeni otobüste bıraktım. Şemsiyeni otobüste bıraktım. There is no graver loss than the loss of time. Zaman kaybından daha vahim kayıp yoktur. Zaman kaybından daha ağır bir kayıp yoktur. He appeared unexpectedly after three years of absence. Üç yıllık yokluğun ardından umulmadık bir şekilde ortaya çıktı. Üç yıl aradan sonra beklenmedik bir şekilde ortaya çıktı. The glass was broken to pieces. Bardak parçalara ayrıldı. Cam parçalara ayrıldı. The key is to keep busy. İşin sırrı boş durmamak. Önemli olan meşgul olmak. I think that we should call off this attack. Bence bu saldırıyı durdurmalıyız. Bence bu saldırıyı iptal etmeliyiz. "I think I'm going crazy." "No, you aren't. Crazy people don't think they're going crazy. They think they're getting smarter." "Sanırım deliriyorum." "Hayır, delirmiyorsun. Deliler delirdiklerini düşünmez, daha da akıllandıklarını sanır." "Bence deliriyorum." "Hayır, değilsin. Deli insanlar delirdiklerini düşünmüyorlar. Daha zeki olduklarını düşünüyorlar." Tom says it's OK. Tom onun tamam olduğunu söylüyor. Tom sorun olmadığını söylüyor. Tom scared them. Tom onları ürküttü. Tom onları korkuttu. Are you my doctor? Sen benim doktorum musun? Sen benim doktorum musun? I'm perfectly healthy. Ben tamamen sağlıklıyım. Tamamen sağlıklıyım. Tom is graying fast. Tom hızlı kırlaşıyor. Tom hızla grileşiyor. Did Tom ask you to do that? Tom onu yapmanı istedi mi? Tom bunu yapmanı mı istedi? I'd appreciate it if you didn't mention this to anyone. Bundan birisine bahsetmediysen müteşekkir kalırım. Bundan kimseye bahsetmesen memnun olurum. I don't have time to deal with this letter. Could you deal with it? Bu mektupla ilgilenecek vaktim yok. Onunla ilgilenebilir misiniz? Bu mektupla uğraşacak vaktim yok, ilgilenir misin? He sat there with his arms folded. Kolları katlı orada oturdu. Kolları katlanmış bir şekilde orada oturdu. We don't like these stories, probably you either. Biz bu hikayeleri sevmiyoruz, muhtemelen sen de. Bu hikayeleri sevmiyoruz, muhtemelen siz de. All hands on deck! Herkes güverteye! Herkes güverteye! Is death the only possible escape? Tek çıkar yol ölüm mü? Ölüm tek olası kaçış mıdır? We're relatives by marriage. Biz sıhri hısımız. Biz evlilikle akrabayız. He couldn't keep his anger in check. Öfkesini kontrol altında tutamadı. Öfkesini kontrol altında tutamadı. You must join me. Bana katılmalısın. Bana katılmalısın. Beside you, I'm only a beginner at this game. Senin yanında, Ben bu oyunda sadece bir acemiyim. Senden başka, bu oyunda sadece bir acemiyim. I'm very sexy. Çok seksiyim. Çok seksiyim. I asked Tom what he'd do. Tom'a ne yapacağını sordum. Tom'a ne yapacağını sordum. I, too, am worried about her. Ben de onunla ilgili endişeliyim. Ben de onun için endişeleniyorum. Tom is old enough to know better. Tom daha iyiyi bilmek için yeterince yaşlıdır. Tom daha iyi bilecek kadar yaşlıdır. I'm 24 years old. Yirmi dört yaşındayım. 24 yaşındayım. Have you ever been diagnosed with ulcers? Hiç ülser tanısı aldınız mı? Hiç ülser teşhisi kondu mu? I want you to tell the truth. Gerçeği söylemeni istiyorum. Gerçeği söylemeni istiyorum. We're looking for options. Biz seçenekler arıyoruz. Seçenekler arıyoruz. Where will you go next? Sonra nereye gideceksin? Şimdi nereye gideceksin? I thought you'd like to know who's coming over for dinner. Akşam yemeği için kimin geldiğini bilmek istersiniz diye düşündüm. Akşam yemeğine kimin geleceğini bilmek istersin diye düşündüm. That's good enough for them. O onlar için yeterince iyi. Bu onlar için yeterli. She was late to work because she overslept. Uyuyakaldığı için işe geç kaldı. Uykuya daldığı için işe geç kaldı. That night, we slept out in the open. O gece açık havada uyuduk. O gece açık havada uyuduk. I visit Buddhist temples. Budist tapınaklarını ziyaret ederim. Budist tapınaklarını ziyaret ediyorum. Are we going right? Doğru yolda mıyız? Doğru mu gidiyoruz? Tom has been going out with Mary for about three years. Tom yaklaşık üç yıldır Mary ile çıkıyor. Tom yaklaşık üç yıldır Mary ile çıkıyor. Tom woke up when he heard the dog barking. Tom köpek havlamasını duyunca uyandı. Tom köpeğin havladığını duyunca uyandı. We won't let you pass away. Ölmene izin vermeyeceğiz. Gitmene izin vermeyeceğiz. That's significant. Bu önemli. Bu önemli. Tom and Mary are definitely more than just friends. Tom ve Mary kesinlikle sadece arkadaş değil. Tom ve Mary kesinlikle arkadaştan daha fazlasıdır. Did she sleep? Uyudu mu? Uyudu mu? Didn't you burn yourself? Kendini yakmadın mı? Kendini yakmadın mı? We're just about ready to go. Biz sadece neredeyse gitmeye hazırız. Gitmeye hazır sayılırız. I'm tired of always eating the same thing. Hep aynı şeyi yemekten bıktım. Hep aynı şeyi yemekten yoruldum. I don't eat as much as I used to. Ben eskisi kadar çok yemek yemiyorum. Eskisi kadar yemek yemem. Let's go there today. Bugün oraya gidelim. Bugün oraya gidelim. Here's some money. Don't spend it all in the same place. İşte biraz para. Hepsini bir anda harcama. Al sana biraz para, hepsini aynı yerde harcama. No one ever visits us. Hiç kimse bizi ziyaret etmiyor. Bizi kimse ziyaret etmez. I'm still not finished reading the book. Hâlâ kitabı okumayı bitirmedim. Henüz kitabı okumayı bitirmedim. This study's findings were no surprise. Bu çalışmanın ortaya koyduğu bulgular sürpriz olmadı. Bu çalışmanın bulguları sürpriz değildi. Tom was lying to you. Tom sana yalan söylüyordu. Tom sana yalan söylüyordu. Tom was caught off-guard. Tom hazırlıksız yakalandı. Tom hazırlıksız yakalandı. Why should I consider this? Bunu neden dikkate alayım? Bunu neden düşüneyim ki? No one was injured in the accident. Kazada kimsenin burnu kanamadı. Kazada kimse yaralanmadı. The water from the spring is very pure. Kaynak suyu çok temiz. Kaynaktan gelen su çok saftır. Yanni purchased it. Yanni onu satın aldı. Yanni satın aldı. This is the longest novel that I have ever read. Bu, şimdiye kadar okuduğum en uzun roman. Bu şimdiye kadar okuduğum en uzun roman. I have more than enough to live on. Yaşamak için yeterinden fazlasına sahibim. Yaşayacak çok şeyim var. Axel is my brother. Axel benim kardeşim. Axel benim kardeşim. Tom said they wouldn't let him do that. Tom onların onu yapmalarına izin vermeyeceğini söyledi. Tom bunu yapmasına izin vermeyeceklerini söyledi. You still haven't done everything you're supposed to do. Hala yapman gereken her şeyi yapmadın. Hala yapman gereken her şeyi yapmadın. Everybody around here calls me Tom. Buralarda herkes bana Tom der. Buradaki herkes bana Tom der. The enemy entered the artillery range. Düşman top menziline girdi. Düşman topçu menziline girdi. This site is ideal for our house. Bu yer bizim ev için idealdir. Bu site evimiz için idealdir. Tom is going to get angry if you keep doing what you're doing. Yaptığın şeyi yapmaya devam edersen, Tom sinirlenir. Tom, yaptığın şeyi yapmaya devam edersen sinirlenecek. Call me back on my home phone. Beni ev telefonumdan geri ara. Beni ev telefonumdan ara. You ought to read English aloud. İngilizceyi yüksek sesle okumalısın. Yüksek sesle İngilizce okumalısın. You're very methodical. Sen çok düzenlisin. Çok metodiksin. I've never been a superstitious person. Asla batıl inançlı bir insan olmadım. Ben hiçbir zaman batıl inançlı biri olmadım. Tom aimed his gun at Mary. Tom silahını Mary'ye doğrulttu. Tom silahını Mary'ye doğrulttu. I know I have it here somewhere. Biliyorum, buralarda bir yerde olacaktı. Burada bir yerde olduğunu biliyorum. How much time do you spend shopping every week? Her hafta alışverişe ne kadar zaman harcıyorsunuz? Her hafta ne kadar alışveriş yapıyorsunuz? A chilly wind's blowing. Serin bir rüzgâr esiyor. Soğuk bir rüzgar esiyor. Have you ever been wounded by a bullet? Hiç ateşli silahla yaralandınız mı? Hiç kurşunla yaralandın mı? Tom wants to live in the country after he retires. Tom emekli olduktan sonra ülkede yaşamak istiyor. Tom emekli olduktan sonra ülkede yaşamak ister. The horse was so thin, I could feel its bones through its flanks. At çok zayıftı, böğrüne dokununca kemikleri elime geliyordu. At o kadar inceydi ki, kemiklerini kanatlarından hissedebiliyordum. My name is Maria Sara. Benim adım Maria Sara. Adım Maria Sara. I got stuck in a pothole on my way to work. İşe giderken yolda çukura saplandım. İşe giderken bir çukura sıkıştım. I'm allergic to dust. Toza allerjim var. Toza alerjim var. Do you want to be near Tom? Tom'a yakın olmak istiyor musun? Tom'a yakın olmak ister misin? I'll help you to the best of my ability. Elimden geldiğince size yardım edeceğim. Elimden gelenin en iyisini yapmana yardım edeceğim. This isn't what I paid for. Bunun için para ödemedim. Bunun için para ödemedim. Whenever the boss walks in, everyone pretends to be working. Patron ne zaman içeri girse herkes çalışıyormuş numarası yapıyor. Patron ne zaman içeri girse, herkes çalışıyormuş gibi davranıyor. The blast was very strong. Patlama çok kuvvetliydi. Patlama çok güçlüydü. A pint, please. Bir bardak bira lütfen. Bir bira, lütfen. I don't know what to tell you. Sana ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Sana ne diyeceğimi bilmiyorum. I am certain that he will pass the exam. Ben onun sınavı geçeceğine eminim. Sınavdan geçeceğine eminim. Does Tom have a cat? Tom'un bir kedisi var mı? Tom'un kedisi var mı? Tom often kids me about that. Tom bu konuda bana sık sık takılır. Tom bu konuda beni sık sık eğlendirir. I spent the whole evening talking with Tom. Tüm akşamı Tom'la konuşarak geçirdim. Bütün geceyi Tom'la konuşarak geçirdim. You can't get back the wasted time. Harcanmış zamanı geri alamazsın. Boşa geçen zamanı geri alamazsın. Tom was careful not to leave any evidence. Tom herhangi bir kanıt bırakmamak için dikkatliydi. Tom hiçbir kanıt bırakmamaya dikkat etti. Her way of speaking irritates us. Onun konuşma şekli bizi sinirlendiriyor. Konuşma şekli bizi sinirlendiriyor. The plans have been drawn up. Planlar hazırlandı. Planlar hazırlandı. I guess that works. Sanırım bu işe yarar. Sanırım işe yarıyor. We have to make sure that doesn't happen again. Onun tekrar olmayacağından emin olmak zorundayız. Bunun bir daha olmayacağından emin olmalıyız. What a great invention artificial intelligence is! Yapay zekâ ne harika bir buluş! Yapay zeka ne büyük bir icattır! I left my wallet at home. Cüzdanımı evde bıraktım. Cüzdanımı evde bıraktım. Tom is a short-order cook. Tom eli çabuk bir aşçıdır. Tom kısa süreli bir aşçıdır. Tom doesn't ever listen to me. Tom beni hiç dinlemez. Tom beni hiç dinlemiyor. How much money do you spend a week? Haftada ne kadar para harcarsın? Haftada ne kadar para harcıyorsunuz? I had to defend myself. Kendimi savunmak zorundaydım. Kendimi savunmak zorundaydım. Your dinner is getting cold. Akşam yemeğin soğuyor. Yemeğin soğuyor. I knew I shouldn't have done it, but I did it anyway. Yapmamam gerektiğinin farkındaydım, ama yapmış bulundum. Yapmamam gerektiğini biliyordum ama yine de yaptım. I'm getting better. İyileşiyorum. İyileşiyorum. It's hard to imagine a life without pets. Evcil hayvanın olmadığı bir hayatı düşünmek zor. Evcil hayvansız bir hayat hayal etmek zor. Did Tom really try to commit suicide? Tom gerçekten intihar etmeye çalıştı mı? Tom gerçekten intihar etmeye çalıştı mı? Amharic is not an easy language. Amharca kolay bir dil değildir. Amharca kolay bir dil değildir. Add me on Facebook if you want. My name there is Ryck Vernaut. İstersen beni Facebook'ta ekleyebilirsin. Oradaki adım Ryck Vernaut. İstersen beni Facebook'a ekle. Benim adım Ryck Vernaut. You don't deserve to call yourself a European! Kendine bir Avrupalı ​​demeyi hak etmiyorsun! Kendine Avrupalı demeyi hak etmiyorsun! Have you been vomiting recently? Bu aralar kustuğunuz oluyor mu? Son zamanlarda kusmaya başladın mı? You've abused my trust. Sen benim güvenimi kötüye kullandın. Güvenimi kötüye kullandın. I'm supposed to be in Australia next Monday. Gelecek pazartesi Avustralya’da olmam gerekiyor. Önümüzdeki pazartesi Avustralya'da olmam gerekiyor. Tom isn't very tough. Tom çok sert değil. Tom çok sert değildir. Bring along something to read. Yanında okuyacak bir şey getir. Yanına okuyacak bir şeyler getir. You can't keep doing this to yourself. Bunu kendi başına yapmaya devam edemezsin. Bunu kendine yapmaya devam edemezsin. You write very neatly, don't you? Çok düzgün yazıyorsun, değil mi? Çok düzgün yazıyorsun, değil mi? I want to talk with the manager about the schedule. Ben program hakkında yöneticisi ile konuşmak istiyorum. Program hakkında müdürle konuşmak istiyorum. Stay put. Kımıldama. Olduğun yerde kal. He did not expect to live so long. O kadar uzun yaşamayı beklemiyordu. Bu kadar uzun yaşamayı beklemiyordu. I'm sick of being sick. Hasta olmaktan bıktım. Hasta olmaktan bıktım. Get out your wallet. Cüzdanınızı çıkarın. Cüzdanını çıkar. She denied that she's my mother. O, annem olduğunu reddetti. Annem olduğunu inkar etti. He keeps a dream journal by his bedside so he doesn't forget the dreams he has and can analyze them afterwards. Gördüğü rüyaları unutmamak ve daha sonra analizini yapmak için yatağının yanında bir rüya günlüğü tutuyor. Yatağının yanında bir rüya günlüğü tutar, böylece sahip olduğu rüyaları unutmaz ve daha sonra bunları analiz edebilir. Layla refused to explain herself. Leyla kendini açıklamayı reddetti. Layla kendini açıklamayı reddetti. Your name has been dropped from the list. Adınız listeden silindi. Adınız listeden çıkarıldı. Isaac Newton knew a ton. Isaac Newton bir ton şey biliyordu. Isaac Newton bir ton biliyordu. Tom will probably never know. Tom muhtemelen hiç bilmeyecek. Tom muhtemelen hiç bilmeyecek. Tom drives an imported car I think. Sanırım Tom ithal bir araba sürer. Tom sanırım ithal bir araba kullanıyor. Tom yelled back that he was OK. Tom bağırarak iyi olduğu cevabını verdi. Tom iyi olduğunu haykırdı. I bought this for you. Bunu size aldım. Bunu senin için aldım. Tom didn't tell Mary, did he? Tom Mary'ye söylemedi, değil mi? Tom Mary'ye söylemedi, değil mi? Tom has a large collection of cowboy and Indian toy figures. Tom'un büyük bir kovboy ve Kızılderili oyuncak figür koleksiyonu var. Tom, kovboy ve Hint oyuncak figürlerinden oluşan geniş bir koleksiyona sahiptir. I think I should wait for Tom. Sanırım Tom'u beklemem gerekir. Sanırım Tom'u beklemeliyim. Give your work love. İşine sevgi kat. İşini sevdir. I think you still love Tom. Sanırım Tom'u hâlâ seviyorsun. Tom'u hala sevdiğini düşünüyorum. All the world desires peace. Barışı tüm dünya arzuluyor. Tüm dünya barış istiyor. Tom wanted to know why Mary was late. Tom Mary'nin neden geç kaldığını bilmek istedi. tom mary'nin neden geç kaldığını öğrenmek istedi. I put the leftovers in the refrigerator. Yemekten artanları buzdolabına koydum. Kalanları buzdolabına koydum. Those who know they don't know anything know more than those who don't know they don't know anything. Hiçbir şey bilmediğini bilenler, hiçbir şey bilmediğini bilmeyenlerden daha çok şey biliyordur. Hiçbir şey bilmediklerini bilenler, hiçbir şey bilmediklerini bilmeyenlerden daha fazla şey bilirler. The teacher lets students use a calculator on the exam. Hoca sınavda hesap makinesi kullanmaya izin veriyor. Öğretmen, öğrencilerin sınavda bir hesap makinesi kullanmasına izin verir. We decided not to do that. Onu yapmama kararı aldık. Bunu yapmamaya karar verdik. He's eating Uzbek pilaf at the restaurant now. O, şimdi restoranda Özbek pilavı yiyor. Şu anda restoranda Özbek pilaf yiyor. I don't have to pay rent. Kira ödemek zorunda değilim. Kira ödemek zorunda değilim. I know things. İşleri biliyorum. Bir şeyler biliyorum. I want to ask them something. Onlara bir şey sormak istiyorum. Onlara bir şey sormak istiyorum. Let's meet after work. İşten sonra buluşalım. İşten sonra buluşalım. You need to get in touch with Tom. Tom'la bağlantı kurmalısın. Tom'la bağlantıya geçmelisin. What if you were able to buy the house you've always dreamed of? Devamlı hayâlini kurduğun evi satın alabilseydin, ne olurdu? Ya hep hayalini kurduğun evi satın alabilseydin? Mary told me she didn't feel cold. Mary bana kendini üşümüş hissetmediğini söyledi. Mary üşümediğini söyledi. Homemade fig jam can be stored for up to a year in a refrigerator. Ev yapımı incir reçeli buzdolabında bir yıla kadar saklanabilir. Ev yapımı incir reçeli bir buzdolabında bir yıla kadar saklanabilir. You're hurt, aren't you? Yaralandın, değil mi? Yaralandın, değil mi? I wouldn't do that to anybody. Bunu kimseye yapmazdım. Kimseye böyle bir şey yapmam. Does Tom's house have a basement? Tom'un evinin bodrumu var mı? Tom'un evinin bodrumu var mı? Tom hesitated a moment before speaking. Tom konuşmadan önce bir an tereddüt etti. Tom konuşmadan önce bir an tereddüt etti. Robert broke off in the middle of his phone call. Robert telefon konuşmasının ortasında kırılıp ayrıldı. Robert telefon görüşmesinin ortasında ayrıldı. Sami made inappropriate comments. Sami uygunsuz yorumlar yaptı. Sami uygunsuz yorumlar yaptı. The game was canceled because of heavy rain. Şiddetli yağmur nedeniyle, oyun iptal edildi. Maç şiddetli yağmur nedeniyle iptal edildi. Tommy did not want to run the risk of losing his job. Tommy, işini kaybetme riskini göze almadı. Tommy işini kaybetme riskini göze almak istemedi. I myself don't know what I want. Ne istediğimi ben de bilmiyorum. Ben de ne istediğimi bilmiyorum. Who were you speaking with? Sen kimle konuşuyordun? Kiminle konuşuyordun? Building materials are expensive now. İnşaat malzemeleri şimdi pahalıdır. İnşaat malzemeleri artık pahalıdır. I can't make myself understood in French. Kendimi Fransızca olarak ifade edemiyorum. Kendimi Fransızca olarak anlamlandıramıyorum. We play tennis every day. Biz her gün tenis oynarız. Her gün tenis oynuyoruz. I like green plums. Can eriğini severim. Yeşil erikleri severim. Maybe there's hope for you yet. Belki senin için hâlâ umut vardır. Belki senin için hala umut vardır. A very large field of rice surrounds the city. Çok geniş bir pirinç tarlası kenti çevreler. Çok geniş bir pirinç tarlası şehri çevrelemektedir. I'll be over in a minute. Bir dakikaya oradayım. Bir dakika içinde gelirim. Tom said Mary is frustrated. Tom Mary'nin hayal kırıklığına uğramış olduğunu söyledi. Tom, Mary'nin hayal kırıklığına uğradığını söyledi. I'm not under arrest, am I? Ben tutuklu değilim, değil mi? Tutuklu değilim, değil mi? You're fired. Sen kovuldun. Kovuldun. I have the flu and I'm tired. Grip oldum ve yorgunum. Grip oldum ve yorgunum. It was a commercial flop. Ticari açıdan fiyaskoydu. Ticari bir fiyaskoydu. Tom admitted that he'd taken bribes. Tom rüşvet aldığını itiraf etti. Tom rüşvet aldığını itiraf etti. I've never played golf. Asla golf oynamadım. Ben hiç golf oynamadım. It isn't your turn yet. Sıra daha sana gelmedi. Daha sıra sende değil. It's not looking good. İyi görünmüyor. İyi görünmüyor. Algeria should invest more in infrastructure. Cezayir'in altyapıya daha fazla yatırım yapması gerekir. Cezayir altyapıya daha fazla yatırım yapmalı. Aren't you allowed to go? Gitmene izin verilmiyor mu? Gitmene izin yok mu? Palestinians have the right to visit the al-Aqsa Mosque. Mescid-i Aksa'ya gitmek Filistinlilerin hakkı. Filistinliler, Mescid-i Aksa'yı ziyaret etme hakkına sahiptir. I think it's better that way, too. Ben de böyle daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bence de böylesi daha iyi. I should be at home now. Ben şimdi evde olmalıyım. Artık evde olmalıydım. We should tell everyone what happened. Ne olduğunu herkese söylemeliyiz. Herkese olanları anlatmalıyız. I left my keys on the table. Could you bring them to me? Anahtarlarımı masanın üzerinde bıraktım, onları bana getirebilir misin? Anahtarlarımı masanın üzerinde bıraktım, bana getirebilir misin? I met Tom in Australia. Avustralya'da Tom'la karşılaştım. Tom'la Avustralya'da tanıştım. Tom looks exceptionally bored. Tom son derece sıkılmış görünüyor. Tom son derece sıkılmış görünüyor. We'll announce our decision tomorrow. Kararımızı yarın duyuracağız. Kararımızı yarın açıklayacağız. You aren't listening to what I'm saying. Ne dediğimi dinlemiyorsun. Söylediklerimi dinlemiyorsun bile. There's nothing that can be done. Yapılabilecek bir şey yok. Yapılabilecek bir şey yok. Tom went to bed. Tom yatmaya gitti. Tom yattı. You're an absolute idiot. Sen tam salaksın. Tam bir aptalsın. I haven't paid the bill yet. Faturayı henüz ödemedim. Henüz faturayı ödemedim. Tom didn't even get into any of his safety schools. Tom garanti girerim diye düşündüğü vasat okulların bile hiçbirine giremedi. Tom hiçbir güvenlik okuluna bile girmedi. That's not a smart thing to do. Bu yapılacak akıllıca bir şey değil. Bu akıllıca bir şey değil. Tom is really tall. Tom çok uzun gerçekten. Tom gerçekten uzun boylu. I learned how to spin wool from watching my grandmother. Büyükannemi izleyerek yünü nasıl öreceğimi öğrendim. Büyükannemi izleyerek yün sürmeyi öğrendim. What does Tom need to do? Tom ne yapmalı? Tom'un ne yapması gerekiyor? I just can't help myself. Ne yapayım, elimde değil. Kendime hakim olamıyorum. The water is ice cold! Su buz gibi soğuk! Su buz gibi! The situation might not be as bad as we thought. Durum sandığımız kadar kötü olmayabilir. Durum düşündüğümüz kadar kötü olmayabilir. I swore never to speak to her again. Onunla bir daha konuşmayacağıma yemin etmiştim. Onunla bir daha konuşmamaya yemin ettim. I like everyone here, including Tom. Tom dahil buradaki herkesi beğenirim. Buradaki herkesi seviyorum, Tom da dahil. Emily permitted me to live with her. Emily kendisiyle yaşamama izin verdi. Emily onunla yaşamama izin verdi. I bought an old lamp. Ben eski bir lamba satın aldım. Eski bir lamba aldım. My parents forbid me from seeing Tom again. Ailem Tom'u tekrar görmemi yasakladı. Ailem Tom'u tekrar görmemi yasakladı. You should be talking to me. Benimle konuşuyor olmalısın. Benimle konuşuyor olmalıydın. All birds come from inside an egg. Bütün kuşlar yumurtadan çıkar. Bütün kuşlar bir yumurtanın içinden gelir. In case of a medical emergency, would you like us to contact someone? Tıbbi anlamda acil bir durum olursa iletişim kurmamızı istediğiniz birisi var mı? Acil bir durum olursa, birileriyle bağlantıya geçmemizi ister misiniz? We were planning on going together. Birlikte gitmeyi planlıyorduk. Birlikte gitmeyi planlıyorduk. In many cultures, men and women dress differently. Erkekler ve kadınlar birçok kültürde farklı giyinirler. Birçok kültürde erkekler ve kadınlar farklı giyinirler. How many people do you think live in Thailand? Sence Tayland'ta kaç kişi yaşıyor? Sizce Tayland'da kaç kişi yaşıyor? Tom kept whistling. Tom ıslık çalmaya devam etti. Tom ıslık çalmaya devam etti. Didn't you take precautions? Önlemler almadın mı? Önlem almadın mı? Mary used walking poles to assist her with the uphill and downhill sections of the journey. Meryem, yolculuğun engebeli bölümlerinde destek için yürüyüş batonu kullandı. Mary, yolculuğun yokuş yukarı ve yokuş aşağı bölümlerinde ona yardımcı olmak için yürüyen direkler kullandı. I will not allow myself to be fooled. Ben aptal yerine konulmama izin vermeyeceğim. Kendimi kandırılmasına izin vermeyeceğim. I have trouble swallowing. Yutkunmakta güçlük çekiyorum. Yutmakta zorlanıyorum. I should've done it by myself. Onu yalnız başıma yapmalıydım. Tek başıma yapmalıydım. Tom and Mary enjoy singing together. Tom ve Mary beraber şarkı söylemekten keyif alırlar. Tom ve Mary birlikte şarkı söylemeyi severler. Love is a gift from God. Aşk, Tanrı'nın bir armağanıdır. Aşk Tanrı'nın bir armağanıdır. Tom probably doesn't know that Mary is Canadian. Tom muhtemelen Mary'nin Kanadalı olduğunu bilmiyor. Tom muhtemelen Mary'nin Kanadalı olduğunu bilmiyordur. That wasn't what I expected to happen. O, olmasını beklediğim şey değildi. Böyle olmasını beklemiyordum. I can't believe Fadil did this to me. Fadıl'ın bana bunu yaptığına inanamıyorum. Fadil'in bana bunu yaptığına inanamıyorum. Tom expects to finish the report by next week. Tom raporu gelecek haftaya kadar bitirmeyi umuyor. Tom gelecek haftaya kadar raporu bitirmeyi bekliyor. We are worried about you. Senin hakkında endişeliyiz. Senin için endişeleniyoruz. Do you have the latest version? Sen sonuncu versiyona sahip misin? Son versiyonu var mı? He is a professor of English at Leeds. Kendisi Leeds'te İngilizce hocası. Leeds'de İngilizce profesörüdür. Tom said he doesn't want to do that today. Tom, bugün bunu yapmak istemediğini söyledi. Tom bugün bunu yapmak istemediğini söyledi. Sami learned this in prison. Sami bunu hapishanede öğrendi. Sami bunu hapishanede öğrendi. Unless caught stealing, one is not a thief. Çalarken yakalanmadıkça, biri hırsız değildir. Hırsızlık yaparken yakalanmadıkça, biri hırsız değildir. What's your favorite 90's song? En sevdiğin 90'lar şarkısı hangisi? 90'ların en sevdiğin şarkısı hangisi? That's not the response that I was expecting. Beklediğim cevap bu değildi. Beklediğim cevap bu değildi. He came home at almost midnight. Neredeyse gece yarısı eve geldi. Neredeyse gece yarısı eve geldi. Tom said that Mary would eat lunch with him. Tom, Mary'nin onunla öğle yemeği yyeceğini söyledi. Tom, Mary'nin onunla öğle yemeği yiyeceğini söyledi. You're not the only one who has had problems with Tom. Tom'la sorunları olan tek kişi sen değilsin. Tom'la sorun yaşayan tek kişi sen değilsin. I asked Tom what he was reading. Tom'a ne okuduğunu sordum. Tom'a ne okuduğunu sordum. Could anything be more romantic? Bir şey daha romantik olabilir mi? Daha romantik bir şey olabilir mi? Columbus didn't know where he went or where he was, and he did it using money lent by a woman. Columbus onun nereye gittiğini ya da nerede olduğunu bilmiyordu ve onu bir kadın tarafından ödünç verilen parayı kullanarak yaptı. Columbus nereye gittiğini ya da nerede olduğunu bilmiyordu ve bunu bir kadın tarafından ödünç verilen parayı kullanarak yaptı. The questions were endless. Sorular sonsuzdu. Sorular sonsuzdu. The West watches the elections in Rwanda with suspicion. Batı, Ruanda'daki seçimleri şüpheyle izliyor. Batı, Ruanda'daki seçimleri şüpheyle izliyor. I let my teammates down. Takım arkadaşlarımı hayal kırıklığına uğrattım. Takım arkadaşlarımı hayal kırıklığına uğrattım. You shouldn't lie. Yalan söylememen gerekir. Yalan söylememelisin. Should doctors speak formally or informally with their patients? Doktorlar hastalarıyla konuşurken mesafeli mi yoksa samimi mi olmalı? Doktorlar hastalarıyla resmi veya gayri resmi olarak konuşmalı mı? What did you tell Tom for? Neden Tom'a anlattın? Tom'a ne için söyledin? An IQ score of 100 is considered average. 100 IQ ortalama sayılmaktadır. 100 IQ ortalama olarak kabul edilir. Do you have seasonal allergies? Mevsimsel alerjileriniz var? Mevsimsel alerjiniz var mı? I can't see what the hurry is. Aceleye ne gerek var ki? Acelenin ne olduğunu göremiyorum. Dogs are loyal animals. Köpekler sadık hayvanlardır. Köpekler sadık hayvanlardır. Please write down what I say. Söylediklerimi yazın lütfen. Lütfen dediğimi yazın. You can't do anything right now. Şu anda bir şey yapamazsın. Şu anda hiçbir şey yapamazsın. I'm the weekend nurse. Hafta sonu nöbetindeki hemşire benim. Hafta sonu hemşiresiyim. I didn't talk to Tom about this. Bunun hakkında Tom'la konuşmadım. Tom'la bu konuda konuşmadım. On Sundays, we would get up early and go fishing. Pazar günleri, erken kalkardık ve balık tutmaya giderdik. Pazar günleri erkenden kalkıp balık tutmaya giderdik.